1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

09.01.1922 Hatay -Dörtyol'un Kurtuluşu

Konusu 'Tarihte Bugün' forumundadır ve Suskun tarafından 9 Şubat 2012 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL

    [​IMG]


    Millî Mücadele'de İlk Kurşun ve Dörtyol'un Düşman İşgalinden Kurtuluşu
    a. Dünya Savaşı ve Mondros Mütarekesi Öncesinde Dörtyol’un İşgaline Yönelik Bazı Gelişmeler:


    I. Dünya Savaşı Öncesinde, Osmanlı Devleti’ne karşı tertiplenen en önemli Ermeni İsyanları’ndan biri de Adana ve havalisinde cereyan eden 1909 yılı Adana Ermeni Olayları (1909 Adana Ermeni îğtişaşı)’dır. Dörtyol, bu isyan olaylarının merkezi durumuna getirilmiştir. O sıralar, Osmaniye (Cebel-i Bereket Mutasarrıflığı) ve Dörtyol’da Ermeni delegesi (murahhası) olan Episkopos Mrg. Muşeg (Moucheg), isyan hareketlerini başlatmak üzere, maiyyetine aldığı 15-20 kadar Ermeni komitecisi ile Osmaniye ve Dörtyol’dan başlayarak, Adana Vilâyeti’nin bütün sancaklarını dolaşmış, o dönemde, Ermeniler’in en kalabalık olduğu ve en tehlikeli isyancı Ermenilerle meskûn hale getirilmiş olan Dörtyol’da, Osmanlı Hükûmeti’ne bağlı kalmaya çalışan bir kısım Ermeniler’e de nutuklar çekerek, onları da kışkırtmış ve ayaklanmaya teşvik etmiştir. Epikopos Muşeg, Avrupa devletleriyle de işbirliği yaparak, Kıbrıs Adası’nın kuzeyinde ve tam karşı kıyısında yer alan Dörtyol’un iskelesine binlerce silâh ile çok miktarda cephane çıkarmış, Müslümanlar’ın kendilerini kesceğine inandırdığı Ermeniler’i, silâh satın almaları konusunda zorlamıştı. At üzerinde, ellerinde Ermenistan bayrağı taşıyan maiyyeti ile dolaşan Muşeg, Kafkas Ermenileri’nin sembolüne benzer şekilde, üç köşeli belirgin işaret taşıyan, kalpaklı, ayaklan dizlikli, tek tip elbise giyinmiş “postallı “ adı verilen 300’den fazla milis askerini, Amerika ve Rusya’da eğitim almış Ermeni fedaisi subaylar eliyle, dağlarda talîmler verdirerek yetiştirmişti. Muşeg, köylerdeki Dörtyol’daki “beylik” araziyi Ermeni halkı arasında taksim etmiş, her bahçeye hudut işaretleri konuyormuş gibi göstererek, kademe kademe “piyade istihkâmları” kazdırmış, bazı yerlere kilisenin ortasından tüneller açtırmıştı. Dörtyol iskelesinde inşa ettirdiği 400-500 metre uzunluk ve aynı endeki kışlaların etrafını da istihkâmlarla çevirtmişti. Adana Vilâyeti’ne bağlı diğer bazı yerlerde de Ermenitan’ın bağımsızlığını temsil eden piyesler oynatılıyordu.

    Böylece, Kilikya’da başlatacağı isyanın hazırlıklarını yapan Muşeg, Adana’ya giderek, Ermenilerle Türkler’in arasını açmaya yönelik kışkırtıcı hareketlere başladı.

    Osmaniye Mutasarrıfı Mehmed Asaf Bey, Muşeg’in, İstanbul gazetelerine verdiği yalan ve uydurma haberlerin ne derece gerçek dışı olduğunu ortaya çıkardığından, Muşeg önce Kıbrıs’a, oradan da Mısır’a kaçtı. O sıralarda, bu kez Adana’da, Taşnak liderlerden olup, şiddet hareketlerini kışkırtmakla ün kazanan Gökdereliyan Karabet ve Çallıyan Karabet ortaya çıkarak köyleri ve kazaları dolaşmaya başladılar. Dörtyol’un, Dersak adındaki papazı, daha sonra I. Dünya Savaşı’nda Dörtyol İskelesi’nde Fransızlar’a casusluk yaptığı için idam edilmiş olan Hınçak Karabet İskender ve Bedros Paşa da bu çalışmalara katıldılar. Ermenilerle Meskûn hemen her köyde, evlerin altından birbirine bağlı tüneller açıldı. Gizlenmek için kuyular kazıldı. Her kilisede çeşitli silâhlar yapıldı. Su borularından mükemmel denilebilecek toplar döküldü. Birçok yer silâh deposu ve cephane fabrikası haline getirildi. Adana’nın merkezinde ve havalisinde düzenlenen mitinglerde, islâm Uleması’nın sarıkları başlarından zorla çıkarılarak kirletildi, İskenderun’daki İngiliz Konsolosu Ermeni bozması olan Mösyö Katoni de, Ermeniler’i kışkırtmakta idi. Tam o sıralarda, Adana’da iki Müslüman- Ermeniler tarafından katledildi. Bir başka bilgiye göre de, karısını kaçırdıkları iddiası ile, bir Ermeni tarafından vuruldular. Ayrıca; İslâm cemaatin saydığı bir hocanın tenasül uzvu kesilip, üzerine kendi kanıyla bir haç çizilmiş ve ağzına verilmişti. îşte bu olay ayaklanmaya yol açtı. Olayların baş müsebbibi durumundaki Gökdereliyan Karabet ve çetesi, Hükümet kuvvetlerinin elinden kaçmayı başardılar. Ermeni isyancılar. Vilâyet tarafından gönderilen kuvvetlere, mahallelerinde kurdukları barikatlardan, aynı anda ve topluca ateş açtılar. Çok sayıda jandarma ve polis şehit edildi. Bunun üzerine, silâhlarını kapan Türkler de Ermeni Mahallesi’ne yürüdüler. Bu arada, Süleymanlı (Zeytûn) ve Saimbeyli (Haçin) ile Vilâyetin diğer yerlerinden gelmiş olan Ermeniler, Dörtyol’da toplanmaya ve karşılaştıkları Müslümanlar’ı öldürmeye başladılar. Adana’da başlayan olaylar, Bahçe, Maraş, Tarsus, Payas, Saimbeyli, Erzin, Dörtyol ve bütün bölgeye süratle yayıldı. Bu olaylar, 14-27 Nisan 1909 (1-13 Nisan 1325) tarihleri arasında onüç gün devam etti. Olayların devam ettiği günlerde, Fransız, İngiliz ve Amerikan zırhlıları, İskenderun ve Mersin limanlan önünde gösteri yaparak, Ermeniler’e yardıma başladılar, isyan, İstanbul’a -Dahiliye Nezâreti’ne- haber verilmiş, fakat, 13 Nisan 1909 (31 Mart 1325)’da, Sultan Abdülhamit II. tahttan indirilerek, yerine Sultan Mehmed Reşad tahta oturtulmuş ve böyle önemli bir değişikliğin cereyan ettiği bu günlerde, hemen hiç kimse bu isyan hareketiyle pek ilgilenmemişti. 27 Nisan 1909’da, Osmanlı Hükûmeti’nin gönderdiği birkaç gemi ile, İskenderun ve Mersin’e asker çıkarılarak olaylar bastınlmıştı.

    Bu olayları kışkırtanlar Adana’daki Ermeni kilisesi ve piskopostan idi. Türkler’e gelince; Ermeni çetecilerinin daha önce içtikleri yemin gereğince, Nisan 1909’da Müslümanlar’ın katliâma tâbi tutulacağına inandıklarından, eline silâh geçirebilen her Müslüman, Ermeniler’e karşılık vermeye başlamıştı. Avrupa basını ise, daha önce yaptığı gibi, bu kez de olayları saptırmış, “Türkler’in, Ermeniler’i imha ettikleri yolunda” gerçek dışı yayınlar yapmıştı. Ermenilerle Türkler arasındaki düşmanlıklar I. Dünya Savaşı sırasında da devam etmiş, bunun sonucunda Osmanlı Hükûmeti’nin mecbur kaldığı Emeni tehciri karan üzerine, yörede bulunan çok sayıda Ermeni de, Suriye ve Lübnan’a göç ettirilmişti.

    [​IMG]

    b. Dörtyol’un İşgali ve Millî Mücadele’de İlk Kurşun


    I. Dünya Savaşı’nın sona ermesi ve Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasını takiben, yöreden göçettirilen Ermeniler’in, Fransızlar desteğinde geri döneceği ve yöreyi işgal edeceği söylentilerinin yayılması, yukarıda belirttiğimiz dehşet verici olayları yaşayan ve bu Ermeniler döndüğü takdirde aynı dehşeti bir kere daha yaşayacağının bilincinde olan, Türk halkını endişeye sevketmişti. Bu endişe, ne yazık ki, boşa çıkmamış, olaylar istenmeyen bir biçimde gelişmiştir. I. Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru, Fransa, Ermeni gönüllüleri ile bir mukavele imzalamış, buna göre, vatanları kabul ettiği tehcir bölgelerine ilk olarak girme imtiyazını vermişti. I. Dünya Savaşı sona erince, Fransız Generali Hamelin, Fransız Doğu Lejyonu (Legion d’Orient)’nu bizzat ikiye ayırmış, Suriye’de ikamete mecbur ettiklerine “Suriye Lejyonu” adını vermişti. General Hamelin, Doğu Lejyonu’ndan kalan kuvvetlerden üç Ermeni bataryası meydana getirmişti. Bunlardan biri İskenderun-İslahiye, ikincisi Toprakkale-Dörtyol arasına, üçüncüsü ise, Mersin’e yerleştirilmiş, bölüklere ayrılarak Tarsus, Pozantı ve Adana çevresine dağıtılmıştı. Adana ve çevresindekiler, “Ermeni Lejyonu” adı ile Albay Romieu’nun emrine girmişti. Romieu, 15 Kasım 1918’de, Fransa Harbiye Nezâreti’ne müracaatla, emri altındaki birliğin Kilikya’ya intikalini ve Kıbrıs’ın, ikmal merkezi olmasını resmen istedi. Ayrıca; bu birliği İskenderun limanına çıkaracağını ve buradan Toroslar’a doğru ilerleyerek, Kilikya’yı kontrolü altına alacağını belirtmişti. Bu teklife, Fransa Başbakanı Clemenceau yerine, İngiliz Generali Allenby’den olumlu cevap geldi. Ermeni Lejyonu’nun ilk birlikleri 22 Kasım 1918’de, St. Bricue adındaki Fransız gemisine bindirildi ve İskenderun’a doğru yola çıktı. Romieu’ya bağlı Doğu Lejyonu’nun son birliklerinin de en geç 20 Aralık 1918’de İskenderun limanında olacağı plânlanmıştı. Gerçekten de, o sıralar Adana Vilâyeti’ne bağlı bir kaza merkezi durumundaki Dörtyol, yörenin ilk işgal edilen şehirlerinden biri oldu. Bu arada, 9 Kasım 1918’de, İskenderun on onbeş kişilik bir İngiliz müfrezesi tarafından işgal edilmiş4, 11 Kasım 1918’de, halkın, erzak deposu önünde birikmesini bahane eden, Fransızlar’ın Coutelas Torpidosu Komutanı David Beauregard, Türk memur, polis ve jandarmalarının, İskenderun’dan hemen ayrılmalarını istemişti5. Çok geçmeden, İngilizler, Osmanlı Hükûmeti’nden, yörenin işgaline zemin hazırlayacak yeni taleplerde bulunmuşlar, “Kilis-İslahiye hattının güneyinde ve Misis tren yolu boyunda bulunan Türk askerlerinin, 1 Aralık J918’e kadar, Ceyhan Nehri’nin batısına çekilmesini, her çeşit silâhlarını teslim etmelerini ve bu kuvvetlerin terhisini”6 istemişlerdi. Nihayet, 11 Aralık 1918’de, Dörtyol’u işgal eden Fransızlar, bu işgalde dörtyüz Ermeni’den oluşan bir Fransız taburundan faydalanmışlardı. Bu işgal birliğine bağlı erler, Türkler’e ait oniki evi basarak eşya ve paralarını gaspetmiş, bir kadını boğazından yaralamış ve Osmanlı jandarmasını kasabadan çıkarmışlardı.

    işte, Ermeni şiddet hareketlerinin daha önceleri Türkler arasında yol açtığı hoşnutsuzluk, Ermeniler’in, Fransızlar desteğinde, bölgeyi işgal edeceği söylentilerinin yayılması ve gerçekten de, Fransızlar’ın, işgal sırasında, Fransız askerî üniforması giydirdikleri Ermeniler’e, işgal kuvvetleri arasında yer vermeleri ve bunların işgalle birlikte hakaret, gasp ve yaralama olaylarına girişmeleri, Türk ve Müslüman halkın, Ermenilerle birlikte, Dörtyol, Adana ve havalisini işgal eden Fransızlar’a da sert tepkiler göstermesine yol açmıştır. Fransızlar, işgali takiben, daha önce Suriye ve Lübnan’a göç ettirilen Ermenileri, Dörtyol’a ve yörenin diğer şehirlerine naklederek, yerleştirdiler. Az zamanda, Dörtyol’a yerleştirilen Ermenilerin sayısı oniki bin kişiye ulaştı.

    Kısa zaman sonra, Dörtyol ve yakınlarına yerleştirilmiş olan sivil Ermeniler de, Fransız İşgal Kuvvetlerinden cesaret ve destek alarak, Dörtyol civarındaki köylere baskınlar düzenlemeye başladılar. Bunların yaptığı zulümlerden ve işkencelerden bıkan ve endişe içinde sıranın kendilerine geleceği günü bekleyen Dörtyol’a bağlı Özerli Köyü halkı, Hacı Hüseyin Oğulları’ndan Emin Hoca Başkanlığındaki üç kişilik bir heyetle, bölgenin İngiliz Komutanlığı’na müracaat etti. Heyet, köylerinin ve çevrenin, Fransızlar ve özellikle Ermeni zulmünden korunmasını istedi. Bunun üzerine, İngiliz Komutanlığı, Hintli Müslümanlar’dan oluşan bir müfrezeyi, Dörtyol’a gönderdi. Bu müfreze, asayiş ve sükûneti geçici bir zaman için sağlamayı başardı.

    Fakat, bir süre sonra, Fransızlar ve Ermeniler, Özerli Köyü’ne saldırdılar ve halka hakaret ettiler, bazı evleri yağmaladılar. Bu kötü tutum ve hakaretlerine tahammül edemeyerek karşı koyan Özerli Köyü İhtiyar Heyeti’nden Muhtar Şeyhmuszâde (Şeyh Musazâde) Mehmet Ağa ile üye Abdülkadir Ağazâde Yusuf Ağa’yı, elleri bağlı olarak, Fransız İşgal Komutanı’nın kapısı önünde, süngü ile şehit ettiler. Ayrıca, Dörtyol’un güneyinde ve yakınındaki Karakese Köyü’ne güçlü bir müfreze ile taarruz eden Fransızlar ve Ermeniler, Özerli’de işledikeri cinayetleri bu kez gerçekleştirme imkânı bulamadılar. Karakese ve çevre köyler halkı, Fransız ve Ermenilerin zulmüne uğramamak için, Dörtyol ve Özerli’ye giden yolları taştan hazırladıkları siperlerle kapatarak, kendilerini savunmaya karar vermiş ve cereyan eden şiddetli bir muharebeden sonra beş-on erlerini kayıp veren ve şaşkına dönen Fransızlar, Dörtyol’daki karagâhlarına geri çekilmek zorunda kalmışlardır, 19 Aralık 1918. Bu arada, Dörtyol ve çevresindeki köyler halkından, Türkler’e ait hayvanlara zorla el koyarak götürmek isteyen Ermeni kafilesi de, Turunçlu yakınında karşılarına çıkan Koca Ömer Oğlu Mehmet Çavuş (Mehmet Kara), Köse Mehmed ve bazı arkadaşları tarafından imha edilmiş, hayvanlar kurtarılmıştı. Yakın zamana kadar, Millî Mücadele’de düşmana karşı ilk kurşunun, nerede ve hangi tarihte atıldığı konusunda bir görüş birliği yoktu. İzmir’in işgali sırasında Hasan Tahsin Recep (asıl adı Osman Nevres)’in, Yunanlılar’a attığı kurşun, Millî Mücadele’nin ilk kurşunu olarak biliniyordu. Son yıllarda yapılan araştırmalar ve ortaya konan vesikalar, Millî Mücadele’de düşmana karşı atılan “ilk kurşunun -hattâ kurşunların-”, Dörtyol’da, 19 Aralık 1918’de, Mondros Mütarekesi’nde elli gün sonra, yiğit Dörtyollular’ın cesur evlâdı Mehmet Çavuş (Mehmet Kara) ve müfrezesi tarafından atıldığını ortaya çıkarmıştır.

    Bu çarpışmaları takiben, Dörtyol’a dönen Fansız askerleri, Jandarma Komutanı Teğmen Hasan’ı, sebepsiz olarak, ağır şekilde yaraladılar. Dörtyol civarındaki Çaylı Köyü’nden Osman Oğlu Mustafa da12, Kurtkulağı Mevkii’nde şehit edildi. Bu ve benzeri haksız davranışların devamı Türk halkını direnişe şevketti. Yöre halkı, canını ve namusunu kurtarmak için, her türlü imkânını kullanarak silâh satın almaya başladı. Kara Hasan da, Fransızlar’dan, kardeşinin intikamını almak için, Kuzuculu Köyü’nde bir teşkilât kurarak direnişe geçti. Mal ve hayvanlarını satarak silâhlanan yöre gençleri de Kara Hasan’a katıldılar. Böylece, zamanla sayısı 300-400’e varan bir millî teşkilât ortaya çıktı13. 1919 yılı başlarında harekete geçen Kara Hasan (Hasan Paşa14) ve çetesi de, Türkiye’de, işgal güçlerine karşı, millî direnişi ilk baştan teşkilât olmuştur.

    c. Dörtyol’un Düşman İşgalinden Kurtuluşu

    Bu şekilde başlayan millî direniş sonunda, yörede cereyan eden çarpışmalarda, 1921 yılı başına kadar, çoğu kez Fransızlar’ı yenilgiye uğratan Millî Kuvvetler, Feke, Kadirli, Karaisalı, Pozantı, Bahçe, Kozan ve Saimbeyli’yi düşman işgalinden kurtarmış, işgalci Fransız ve Ermeniler’in, Türkler’e karşı giriştiği, gasp, zulüm, işkence, yaralama, öldürme ve benzeri, insanlık dışı uygulamaları yanında, Fransızlar’ın sömürgeci emellerine, Ermeniler’in ise yörede devlet kurma hayallerine son vermişlerdir. Yöredeki mücadelenin son zamanlarında, kendi kuvvetlerinin basan kazanamadığını gören, Dörtyol ve Adana çevresinde tutunamayacağını anlayan Fransa Hükümeti, bu gelişmeler sonunda, Ankara Hükümeti ile uzlaşmanın çıkarlarına daha uygun düşeceğini anlamış ve barış görüşmelerine başlanmasını istemişti.

    Paris Görüşmesi ve Londra Konferansı’nı takiben, T.B.M.M.’nin, Misâk-ı Millî şartlarına uymadığı için, Bekar Sami-Aristide Briand arasındaki anlaşmaya karşı çıkması ve reddetmesi ilişkileri gerginleştirdi. Öte yandan, II. İnönü Zaferi’ni takiben, Fransa kamuoyu, kendi kuvvetlerinin Kilikya’da kesin bir basan kazanamayacağına iyice inanmış, savaştan bıkmış, artık, asker ve para savurganlığının önüne geçilmesini istemeye başlamıştı. Fransa Hükümeti de, her şeye rağmen, düşmanlığın devamına taraftar görünmüyor, anlaşma zemini arıyordu.

    Ankara Hükümeti de, Dörtyol dahil olmak üzere, Adana ve çevresinin tahliyesini bekliyor, bütün gücüyle batıdaki Yunan Cephesi’ne yüklenmek istiyordu. Nihayet, iki tarafın olumlu yaklaşımı görüşmelerin yeniden başlaması ile sonuçlandı. 13 Haziran 1921’de, ilk toplantıda Mustafa Kemal - Franklin Bouillon görüşmesi gerçekleşti. Franklin Bouillon, Türkiye’nin tam bağımsızlığı, kapitülasyonların kaldırılması ve diğer bazı konularda daha esaslı bir inceleme yapmak ve Hükûmeti’ne görüşmelerle ilgili bilgi vermek üzere Paris’e döndü. Aslında Türk-Yunan mücadelesinin sonucunu bekleyip, gelişmelere göre karar vermek düşüncesinde idi. Nitekim, Fransızlar’ın, sonucunu merakla bekledikleri Sakarya Meydan Savaşı’nı, Türk Ordusu kazanınca, Fransa Hükümeti, Ankara Hükümeti ve ordusunun Anadolu’da hesaba katılması gerekli bir güç olduğuna inandı. Franklin Bouillon’a, Ankara Hükümeti ile yeniden görüşme ve Kilikya’nın Fransız kuvvetleri tarafından boşaltılması konusunda yetki verildi. Böylece, 20 Ekim 1921’de, Ankara İtilâfnâmesi (Andlaşması) imzalandı.

    Bu andlaşma gereğince, yörenin tahliyesi için, bir Türk-Fransız Karma Komisyonu kurulmuş, Adana ve çevresinin tahliyesi için bir protokol imzalanmıştır. Tahliye Komisyonu, Fransızlar’ın, Yenice’yi 19 Aralık 1921, Adana’yı 20 Aralık 1921, Tarsus ve Hacıtalip’i 27 Aralık 1921’de, Mersin’i 4 Ocak 1922’de, Mamure’yi 18 Aralık 1921, Misis’i 23 Aralık, Ceyhan ve Kozan taraflarını 24 Aralık, Osmaniye’yi 29 Aralık 1921’de, Toprakkale ve Erzin’i de 4 Ocak 1922’de tahliye etmesi ve işgalin tamamen sona ermesini kararlaştırmıştı19. Tahliye Komisyonu’nun bu kararına rağmen, Fransızlar’ın, erken tahliye düşüncesi ve çekilme istekleri dolayısiyle, Toprakkale 29 Aralık 1337 (1921)’de, ordumuzun 59/1 Alay, 3. Tabur ve 32/2 Alay kuvvetleri tarafından, olaysız bir şekilde istirdâd edilmiştir (kurtarılmıştır). Fransızlar’ın erken çekilme isteği, Erzin ve Dörtyol için de geçerli olmuş, Toprakkale’ye giren kuvvetlerimiz, aynı gün (29 Aralık 1921) akşam saatlerinde Erzin’e doğru harekete geçmiş, 31 Aralık 1921’de Fransızlar’ın tahliyesini takiben, 1 Ocak 1922’de, Ankara Hükûmeti’nin sivil yöneticileri ve jandarma birlikleri Dörtyol Kasabası’nı girmişlerdir. Hemen hemen tamamen boş durumdaki Dörtyol’a giren Cebel-i Bereket Mıntıka Kumandanlığı birlikleri daha sonra Osmaniye’ye geri dönmüşlerdir. Böylece, düşman işgaline en baştan beri karşı olan ve Millî Mücadele’de düşmana ilk kurşunu atma şerefini taşımış olan Dörtyol İlçesi halkı, bir daha karşılaşmamak üzere işgalden kurtulmuştur.
     

Sayfayı Paylaş