1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

15.04.1918 Ağrı'nın Kurtuluşu

Konusu 'Tarihte Bugün' forumundadır ve Suskun tarafından 15 Nisan 2012 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Yrd. Doç. Dr. Turan Kaya ​



    Ağrı’nın İşgal Yılları ve Ermeni Tehciri

    Anadolu’nun ve Ağrı’nın işgalinin daha net algılanabilmesi açısından, Birinci Dünya Savaşı öncesine de bir bakmak gerekir: Tarih boyu Anadolu’nun giriş kapısı olan Ağrı’nın Ruslar tarafından istilâsı birkaç dönemde ele alınabilir. Emperyalist emellerini gerçekleştirmek için Osmanlı topraklarına Ağustos 1828’de saldıran Rus birlikleri Bayazıt, Diyadin, Kara-köse ve Eleşkirt’i istilâ etti. Yerli halkı yurtlarından sürüp, onların yerine Malakan, Ermeni ve Yezidileri yerleştirdi. Eylül 1829’da Ruslar buralardan temizlenince, göç edenler topraklarına geri geldi. Ancak, 1854’te tekrar Ruslar sınırları geçip, 29 Temmuz’da Iğdır üzerinden Bayazıt’a oradan Karaköse’ye ilerlediler. Dört yıl süren esaret 30 Mart 1856 Paris Antlaşması ile sona erdi. Ruslar işgal ettikleri yerlerden çekildiler. 93 Harbi olarak bilinen 1877-1878 Savaşları ise Balkanlar ve Kafkaslar üzerinden Osmanlı topraklarına yöneltilmiş en büyük saldırılardan birisidir. Ağrı ve çevresinde Rus birliklerinin yanında Ermeni milisleri de halka olmadık eziyetler yapmışlardır. Buralarda yaşayan ahali zulümden kurtulmak düşüncesiyle Anadolu içlerine doğru muhacir olmuşlardır. O günlerin edebiyata yansıyan boyutlarını ağıtlarda ve türkülerde görmekteyiz. (ALPASLAN 1995:64). (Ağıt yansıtılacak) Buna Bayazıt’tan o kara günler için bir örnek verebiliriz: “Rus işgalinden önce, Ermeniler ile iç içe ve komşu olarak yaşıyorduk. Aramızda en küçük bir geçimsizlik ve ihtilâf yoktu. Normal komşuluk münasebetleri içinde birbirimizin dert ve meselelerine ortak olurduk. Biz Müslümanlar, onlara büyük bir hoşgörü gösterirdik, onlar da çok memnun ve minnettar kaldıklarını söylerlerdi. Biz, ailece hayli varlıklı sayılırdık, bin civarında koyunumuz, 30-40 civarında sığırımız vardı.Ruslar sınırlarımızdan içeri girdikten sonra, komşumuz olan Ermeni, babam Mehmet Emin Efendiye gelip, şöyle bir teklifte bulundu: -Efendim, bildiğiniz gibi Ruslar hududu geçti, yarın değilse öbür gün buradalar. Sizin de maşallah epey koyun ve sığırınız var. Onları elinizden alırlar ve sizi perişan ederler. Sizlerin bizlere çok iyiliği dokundu. Bugün bana mukabele etmek fırsatı çıktı. Sizden istirham ediyorum; siz, bütün hayvanlarınızı bize emanet edin, Ruslar sorduğunda, benimdir derim, tehlike geçtikten sonra mallarınızı size iade ederim. Babam bu teklife inandı ve komşunun dediğini yaptı. Fakat, netice ne oldu biliyor musunuz? Sadık komşumuz olan Ermeni, Rusların Bayazıt’ı işgalinden sonra bütün hayvanlarımızı satıp, parasını cebine attı. Kendisine, bu mu vefakârlık, bu mu emanette riayet? diye sorulduğunda, ne yapalım, bunlar savaşın cilveleridir deyip işi pişkinliğe vuruyordu.” Halam Hatice Hanımın bana anlattığına göre : Bir gün Ermeniler kapımızı çaldılar, korka korka açtık, içeriye silahlı üç-dört kişi girdi. Paralar nerede diye kocamı sıkıştırdılar. Döve döve elimizde ne var ne yok aldılar. O da yetmiyormuş gibi, kocamın başına vura vura çocuklarımın gözleri önünde öldürdüler. (ARVASİ 1987).

    Ermenilerin Ağrı’ya ayrı bir önem vermeleri, “Ararat” adını verip, kutsal gördükleri Ağrı Dağından ötürüdür. Bayraklarında ve paralarında bu dağ yer alır. Geçmiş dönemlerdeki savaşlarda Ruslarla işbirliği içinde yerli halkı her tarafta katlettikleri, yüzlerce belge ile tarihte tescil olunmuştur. Dünya üzerinde hiçbir millet egemenliğinde bulunan bir azınlıktan böylesine ihanet dolu davranışlar görmemiştir. (ALPASLAN 1995:65).

    O dönemde Bayazıt sancağına bağlı olan Karaköse, doğuda stratejik önemi olan bir coğrafyadır. Savaş öncesinde burada II. İhtiyat Süvari Tümeni bulunmaktaydı. Harbin başlangıcında Doğu Cephemizde 80 bin askerimiz, 160 topumuz vardı. Rus kuvvetleri ise 115 bin asker ve 250 toptu. 30 Ekim 1914’te Rus birlikleri Bayazıt’ı işgal edince, Bayazıt -Diyadin hattındaki on bin kişilik 3. Aşiret Süvari Tümeni ve Hudut Taburları Aladağ’a doğru hareket etme emri almışlardır. III. Ordu birliklerinin savaş taktiği gereği geri çekilişi sürerken, 3. Tümen karargâhı Karaköse’ye çekilmiştir. Rus kuvvetleri Kasım sonunda Murat Nehri kıyılarından Ağrı’ya yöneldiklerinde, kanlı çarpışmalar oldu. 9. Alay’dan Bölük komutanı Yüzbaşı Tevfik Bey şehit düştü. Bugün mezarı Toprakkale Camii avlusunda-dır. Sürekli takviye alarak sayıları artan Rus kuvvetleri milis kuvvetleriyle yaptığı çetin çarpışmalarla 1915 sonlarında bütün Ağrı’yı işgal etti. Halk zulüm, kıtlık ve kırgın ile yüz yüze göçe koyuldu, halk dilinde bu günlere “Kaça kaç” denildi. Hele ağır kış şartları ve Ermeni ihanetleri yüzlerce insanı yok ediyordu. İşgal sırasında Ruslar Ağrı’da demiryolunu yenilediler, ancak bölgedeki Ermenilerin işledikleri cinayetler sürdü, köyleri yakıp yıktılar, bu köylerden birisi de Molla Osman köyü olup, orada katledilenler için sonraları bir şehitlik yapılmıştır. (YILDIRIM 2002:110).

    21 Aralık 1914 “Sarıkamış Harekatı” sonrasında toparlanan ve takviye alan Rus birlikleri 16 Şubat 1916da Erzurum’u, Mart başlarında Tercan’ı alıp, Bayburt üzerinden Gümüşhane ve Trabzon’a yöneldiler. Rus birlikleri 25 Temmuz’da Erzincan’ı işgal etti. Bu tarihten itibaren Rus himayesinde Ermeni yağmacılığı, zulüm ve katliam altındaki on binlerce Müslüman’ın kara günleri, yüzlerce acı olayı tarihe miras bıraktı. Peki ama niçin? Bu sorunun cevabını, biraz tarihi kurcalamakla kolayca bulabiliriz.

    Nasıl bir millettir bizi arkadan hançerleyen Ermeniler acaba?


    Tarih boyunca Anadolu’da Pars, Roma, Sasani, Bizans hâkimiyetlerinde çeşitli yörelerde sıradan bir hayat sürdüren Ermeniler, 1071’den sonra Türklerin adil, insanî, hoşgörülü, birleştirici ve barışçı yaklaşımlarıyla, insan onuruna yakışır bir hayata kavuşup, Fatih Sultan Mehmet’in fermanıyla da dinî hoş görünün en geniş imkanlarına erişmişlerdir. Bu gelişmelerin verdiği rahat yaşama imkanlarıyla, devlet hizmetinde önemli mevkilere bile yükselebilmişlerdir. Kendilerine “Millet-i Sadıka” bile denilmiştir. (AYHAN 1975:18) Gerçekler de bunu teyit ediyor mu tarihin aynasında? Şimdi de bu soruya cevap arayalım.

    Anadolu’da Türklerle Ermeniler yüzyıllardan beri bir arada, komşu olarak yaşıyorlardı. Yapılan araştırmalara göre de XIX. yüzyıla kadar ciddî bir sürtüşme yaşanmamıştı. XVIII. Yüzyılda Doğu ticaretinden istifade etmek isteyen Rus Çarı I. Petro, Ermenilerden faydalanmayı düşünmüş ve onları hakimiyetindeki topraklarda yerleşmeye davet ederek, her türlü imtiyaz ve garantiyi vereceğini bildirmiştir. İran ‘dan göç eden Ermeni aileler XIX. yüzyılda Çar’ın hizmetinde oldukça etkili mevkilere yükselmiş bulunuyorlardı. (ÇÖHÇE 2001:3) Ne zaman ki 30 Mart 1856’da Paris Antlaşması imzalandı; Avrupa Devletleri, Osmanlı hakimiyetindeki Hristiyan azınlıkların haklarını koruma gerekçesi ile. devletin iç işlerine karışmaya, baskılarını çeşitli vesilelerle yapmaya başlayarak, Ermenilerin arkasında oldular. Artık Osmanlı topraklarındaki azınlıkların haklarını savunmak üzere çeşitli ülkelere ait ajanlar, değişik isim ve unvanlar altında, önceden planlanmış senaryolarını uygulamak için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlardı. Osmanlı Devletinin sistemli olarak parçalama plânları içinde olan Yunanlılar, Sırplar, Karadağlılar, Bulgarlar ve Romenlerden sonra; Ermeni azınlıklar da silahlanmışlar ve Osmanlıya karşı isyan ederek; çeşitli yerlerde savaşmışlardır. Ermenilerin diğer azınlıklardan farkları, Osmanlı Devletinin herhangi bir bölgesinde hiçbir zaman çoğunlukta bulunmamış olmalarıdır. 1. Dünya Savaşı başlarında Ermenilerin en kalabalık olduğu yerlerde toplam nüfusun ancak % 17’sini teşkil ettikleri güvenilir kaynaklarda verilmektedir. Aslında dünyadaki bütün Ermeniler Doğu Anadolu’ya gelseler yine de orada çoğunluk oluşturamazlardı. I. Dünya Savaşında Osmanlı Devletinden meydana gelen trajik olaylarda ölen Müslüman, Ermeni ve diğer insanların, başlatılan isyan ve tedhişlerle olduğu, teşkilatlanmış çetelerin üstesinden gelmek için yapılan operasyonlar ve karşı tedbirlerle pek çok insan hayatını göç, salgın hastalık, çatışma ve diğer durumlarda kaybetmişlerdir. (URAS1987: 701-738).

    1. Rus Esareti Altında Ermeni Hayalleri

    Gerçek şu ki, Ermeni Müslüman çatışmasının temelinde, Rus Emperyalizminin olduğu açıkça görülmektedir. 16. Yüzyıldan itibaren Rus yayılmacılığı Türk soylu toplulukların bulundukları ülkelerde sürgün ve katliamla acımasızca sürdürülmüş 1790’da Kafkasya Ermenileri Rus desteğiyle isyan edip bölgedeki Müslümanları katlederek sağ kalanları başka yerlere göçe zorlamışlardır. Bu devredeki olayları Kızıl Kitap’tan okumak gerekir. (KARİBİ 1921:25). Rus Yayılmacılığın hedefleri olan sıcak denizlere ulaşma arzusu Osmanlı topraklarına bir kere göz dikmişti. 1877-78 Savaşı Rus-Ermeni İşbirliğinin vahşetleriyle birçok yerde umulmadık katliamlara vesile olmuştur. Osmanlı devletine karşı yapılmış Ermeni ayaklanmaları konunun ayrıntıları olmasına rağmen, 1890 Erzurum, 1891 Erzincan Armudun, Maraş ‘ta Zeytun ve daha pek çok yerdeki isyanlar arşiv kaynaklarına göre incelenmiştir. (GÜRÜN 1983:193-209) Ermeni-Rus işbirliğinin senaryosuna göre, çıkacak bir savaşta Rus birliklerinin ilerlemesine göre Türk Kuvvetleri geri çekilirken, önceden hazırlıklı olan Ermeni kuvvetleri her türlü vasıtalarla ayaklanacaklar ve Türk askerini iki ateş arasında bırakıp, devlet binalarını ve müesseseleri tahrip edeceklerdir. Eğer tersi olur, Türk Ordusu ileri hareketle başarı kazanırsa; Rus kuvvetleriyle birleşip, çeteler halinde çatışmaya katılacaklardır. (ERÇIKAN 1919:21).

    1914 başlarında Tiflis’e gelen Çar 1. Nikola tarafından kabul edilen Eçmiyazin Katogikosu Kevork: “Ermenilerin kurtuluşunun Osmanlı’dan ayrılarak Rusya’nın himayesinde kurulacak bir Ermenistan Devleti ile olabileceğini söylemiş olması”, Ermenilerin Osmanlıya karşı yapacakları mücadelenin hazırlıklarına dair ipuçlarını önceden vermiştir. (KOÇAŞ 1967: 186). Kafkas Cephesi çatışmalarının aşamalarına göre; Rus kuvvetlerinin ilerlemesi üzerine, yıllardan beri hazırlanan Ermeniler yer yer isyana başlayıp, bulundukları yerlerdeki sivil halkı çeşitli bahanelerle katletmeye ve akla gelmedik zulümlere başlamışlardır.

    24 Nisan 1915’te Osmanlı Devleti bütün Ermeni cemaatlerini kapatarak 2345 kişilik yönetici kadroları tutuklatmıştır. Ardından, 14 Mayıs 1915’de Osmanlı Devleti ile bir iç savaş durumuna girmiş olan Ermenilere karşı Devlet kendi iç güvenliği ve insanların emniyeti için “tehcir” kararını almıştır. Bu kanunla isyana katılan çetelerin elebaşları ve mensupları tutuklanıp, saldırıda bulunabilecek Ermenilerin de güvenli bölgelere nakledilmesi kararlaştırılmıştır. Osmanlı arşiv belgeleri tehcir konusunu aydınlatacak en güvenilir kaynaklardır. (GÜRÜN 1983:193-209). Bu konuda Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu’nun çok kıymetli “Ermeni Tehciri” eseri dikkat çekmektedir. (HALAÇOĞLU 2000:1-52). Tarihi olayları eserlerine yanlış geçiren yabancı tarihçiler ve bilhassa gerçek olayları tahrif eden Ermeniler, hiçbir eserlerinde Osmanlı arşivlerini kaynak olarak göstermemişlerdir. I. Dünya Savaşındaki Rus Birlikleri içinde Ermeni asıllı asker miktarı bir kolordu, 2 piyade tümeni, 3 gönüllü süvari tugayı ve her biri 4 bölükten meydana gelen iki alaylı milis kuvvetlerinden meydana geliyordu. Rus birliklerinin ilerleyişini duyan Amerika’daki Ermeniler, Rus ordusuna gönüllü asker olarak katılıp, katliamlara girişmişlerdir. Sayıları on bini geçen Ermeni asker ve subayı önceden yapılmış plânları, işgal altındaki yörelerde uygulamaktaydılar. (KURAT 990: 460).

    2. Rusların Çekilmesi ve Ermeni Mezalimi

    29 Kasım 1916’da İttifak Devletleri savaşı sona erdirmek için itilâf devletlerine sulh teklifinde bulunmuşlarsa da, ilk red cevabını Ruslar vermişti. (YAVUZ 1995:104). Rusya’da 7 Kasım 1917’de bir darbe ile iktidar Bolşeviklerin eline geçmiştir. Gelişen olayların ardından Rusya, 21 Kasım 1917’de yayımladığı bir beyanname ile sulh görüşmeleri için İttifak devletlerine çağrıda bulunmuştur. 30 Kasım’da başlayan müzakereler, 5 Aralık’ta tamamlanmış ve savaşa son veren mütareke hazırlanmıştır. Böylece Rusya, Almanya ve müttefikleriyle Lehistan’da Brest-Litovsk Antlaşmasını imzalayarak, I. Dünya Savaşı’ndan çekilmiştir. Rus hükümeti adına, bu mütareke çerçevesinde 18 Aralık’ta Erzincan’da üç gün süren görüşmeler sonucu 14 maddelik bir Ateşkes Antlaşması imzalanmıştır. (YAVUZ 1995:167). Rus birliklerinin geri çekilişinde Anadolu’da işgal etmiş oldukları bir çok şehir ve kasabının yönetimini de işbirlikçi Ermeni çetelerine bırakmışlardı. Anlaşma gereği Rus birlikleri Osmanlı topraklarını boşaltacaktı. Doğu Anadolu’nun Ermenilere verileceğinin çeşitli yerlerde söylenmesi üzerine, 3. Ordu Kumandanı Mehmet Vehip Paşa, Kolorduların ileri harekâtı için, Kazım Karabekir Paşa ile gerekli stratejileri görüşüp, Ermeni katliamının vahşete dönüşmemesi için hızla hareket etmenin gerektiği kararına varmışlardı. (TANSEL 1978:220-224).

    Ermenilerin Anadolu’daki vahşetlerini kendi şairlerinin eserlerinde de görmek mümkündür. Aşık Ferdi isimli bir Ermeni şairi diyor ki: “Avadis Nabar beg öncümüz oldu, / Matyos pederimiz gücümüz oldu, I Çoban Osmanlıya öcümüz oldu, / Ölüm cebimizde vurun kardeşlerim.” Hele insan kasabı Antranik adlı caninin yaptıklarından, Rus kumandan Miralay Morele ile Kafkas Orduları Baş Kumandanı General Oduse Liyetza’nın itirafları arşivlere geçmiş belgelerdir. Doğu Anadolu’daki Ermeni baskınlarında halkın savunması için kurdurulmuş olan Aşiret kuvvetleri “Hamidiye Alayları” olarak tarih sayfalarında yerini almıştır.

    Ermenilerin Ağrı ‘da ve Anadolu’nun diğer yörelerinde yaptıkları katliamlar, insanlığın utanç belgesi olarak, tarihe kalın çizgilerle kayıt düşülmesine rağmen, alınlarındaki “kara lekeyi” silme gayretleri asla başarılı olamayacaktır. (BANOĞLU 1976: 27, NALBANTOĞLU 1992: 71-74). Milletimizin yüreğinde o günler “düşman yarası” olarak hatırlanacaktır. Ama soylu Türk milletinin her zaman barıştan yana olan insanî yaklaşımları, bugün bile dünyanın pek çok ülkesinde gereğince anlaşılabilmiş değildir. Çünkü Ermenilerin asılsız iddiaları olan “Soy kırım”, parlamentolarda tartışılıp, kararlar alınabilecek boyutlara vardırılmıştır. Belki de ABD Parlamentosu’na 24 Nisanda yeniden görüşme teklifi bile yapılabilecektir.

    3. Kurtuluşa Doğru

    Ekim 1917 Bolşevik ihtilali sonucu Anadolu’da bulunan Rus kuvvetleri geri çekilmeye başladığında, yerlerini alan Ermeni kuvvetleri saldırı ve zulme hız verdiklerinde, 11. Kafkas Fırkası kumandanı Cavit Paşa, Osman Nuri Paşa ve Hamidiye Alayları ile Kuvvayı Aşiret alayları güç birliği yaparak, Ermeniler üzerine hücuma koyuldular.

    3. Ordu’nun Rus çekilmesini yakından takip eden birlik kumandanları; Ermeni zulmünden halkı kurtarabilmek için, doğrudan ileri harekâta geçmeden önce; mahallinde milisler teşkil edip, ileri keşif ve anî baskınlarla stratejik kararlarını 6 Ocak 1918’de vermişlerdir. 16 Ocak’ta işgal altındaki yerlerden gelen istihbarata göre, Ermeni katliamlarının ve zulümlerinin önlenmesi için, daha hızlı hareket edilmesinin gerekli olduğu düşüncesi üzerine, bölgenin kurtarılması için gerekli plânlama değişikliklerinin yapılması sağlanmıştır.

    14 Şubat 1918’de Kolordu Karargâhını Erzincan’a kuran Kazım Karabekir Paşa, emrindeki askerlere bir beyanname ile teşekkürlerini bildirmiştir. 3. Ordu Kumandanı Mehmet Vehip Paşa da Erzincan’a gelerek Ermeni katliamlarını bizzat incelemiştir. Bölgenin tamamen temizlenmesi için ileri hareket devam ettirilmiş, 15 Şubat’ta Halit Paşa komutasındaki 86. Süvari Fırkası Fırat boyundan ilerleyerek Ermenileri takibe koyulmuştur.

    Sansa boğazından kaçan Ermeni birlikleri 16-17 Şubat’ta Tercan’a çekilmişler. 1. Kafkas Kolordusu birlikleri 22 Şubat’ta Tercan’ı, 2. Kafkas Kolordu birlikleri de Bayburt’u Ermenilerden temizlemiştir.

    IV. Kolordu birlikleri Van gölü bölgesindeki ileri harekâtını sürdürmüş, diğer bölgelerde de ileri harekâtlar başarıyla devam ettirilerek, 21 Şubat’ta Bayburt, 24 Şubat’ta Trabzon Kurtuluşa kavuşturulmuştur. 3. Ordunun ileri harekâtı devam ederek ,7 Mart’ta Artvin,12 Mart’ta Erzurum, 2 Nisan ‘da Van, Ermenilerden temizlenmişti.

    Güneyden kuzeye doğru sürdürülen ileri takip harekâtı ile 14 Nisan’da Patnos, Tutak, Hamur, Diyadin, Taşlıçay ve Bayazıt, 15 Nisan ‘da da Ağrı, 16 Nisan’da Eleşkirt üç buçuk yıl süren işgalden kurtarılmıştır. 25 Nisan’da Kars, Ermenilerden geri alınmıştır. İleri harekât daha da sürdürülerek, Eylül ayının ortalarına doğru Baku dahil bütün Güney-Batı Kafkasya ordumuz tarafından yeniden topraklarımıza katılmıştır. Ancak, Ermeni sergerdeler daha evvel işledikleri melanetlerine geçtikleri her yerde devam da etmişler, kadınların ırzına tecavüz, yakma, yıkma,yağmalama ve öldürmeden geri kalmamışlardır. Ermeni vahşeti tüyler ürpertici boyutlara vardırılmıştır. (KARABEKİR 1990:64-32, METEL 2001:87-92, NAL-BANTOĞLU 1992:71-74).

    C. Sonuç

    Yakın tarihimizde yaşadığımız toplum olaylarına, edebiyat ürünleri desteğinde bir yaklaşımda bulunmaya çalıştık. 1. Dünya Savaşı’nın genel çizgileri ile Osmanlı coğrafyasındaki durumu ve Ağrı bağlamında işgal ve Ermeni mezalimini kaynaklara dayanarak tasvir ettik. Edebî ürünlerden örneklerle de tarih olaylarının dile getirilişini vermeye çalıştık. Bilinen Rus emperyalizmi ve Avrupalı devletlerin geçmişteki Haçlı zihniyeti, ülkemizdeki azınlıklar üzerinde dün de etkili olmuştur bugün de başka renk ve tonlarda sürdürülmektedir.

    1071 Malazgirt zaferinden, 29 Ekim’e bu topraklarda bir oluşum söz konusudur. Türk milleti de yakın çağlarda oluşmuş bir mozaik olmayıp, on bin yıllık geçmişinde bayrağı ve kılıcı ile adaletini Peçili körfezinden Avrupa ortalarına, Urallardan Afrika sahralarına kadar hükümran olan çok büyük, çok eski ve şerefli bir millettir .Bu millet kendisini, tarihini ve şerefini asla başkalarının çiğnemesine müsaade etmez, hele bağımsızlığından da asla vazgeçmez. Hak, adalet ve insanlık için, dünya barışı için, gerektiğinde her zaman savaşa da hazırdır. Bunun örneklerini defalarca insanlık alemine göstermiştir. Günümüzde evrende barış ve kardeşlik isteyenler, deniz ötesi ülkelerde yapılan konferanslarla sonuçlar elde etmeyi planlamayı sürdürebilirler. Ama yine de her an tetikte ve hazırlıklı olabilmek en doğru yoldur.

    Yüce ATATÜRK: “En büyük eserim, Türkiye cumhuriyetidir.” derken, güvendiği tek gerçek milletinin sahip olduğu engin kültürüdür. Kendi kültür kodlarını bilemeyecek seviyede kimi gafiller, Anadolu’da elbette ki bir mozaikten bahsederek, sinsi emellerinin gerçekleştirilmesi için taraftar arayışına gireceklerdir. Kendi gerçeğinizi, geçmişi şekillendirmiş olan etkenleri tespit ederek değil, geleceği biçimleyecek oluşumları belirleyerek yakalayabilirsiniz. Gelişen ve değişen dünyada, hayat tarzları ne denli bir birine benzese de köklü değerlere, dil, sanat, tarih ve edebiyata da o denli kıymet veririz. Dış dünyalarımız yeni teknoloji ve buluşlarla ne kadar yakınlaşsa da, iç dünyamıza özgü manevî değerlerimiz ve kendimize has kimlik kodlarımızın değeri artacaktır.

    Bütün insanlık, evrensel bir hayat tarzına yönelmiş; basın, radyo, televizyon, sinema, tiyatro, müzik, edebiyat, turizm, ticaret ve diğer unsurlarla insanlara ortak imajlar iletilmektedir. Şimdi düşünüyorum da yıllardır yapageldiğimiz kurtuluş bayramı törenleri vesilesiyle insanımıza nasıl bir mesaj verebilmekteyiz. Eski düşman bin bir sıkıntılar içinde kovulmuştu. Günümüz düşmanı da acaba süngüyle, tüfekle, topla kovulacak bir konumda mıdır? Her yerde artık düşman karşınızda; gazetede, dergide, kitapta, ekranda, ulusal piyasalarda, internette, uydularda, cep telefonlarında, hangi birini denize dökeceksin, hangisini kovacaksın? Düşman artık eski düşman değil ki. Yapılacak iş, yeni nesilleri motive edecek, onları aşk ve şevke getirecek bir yol bulup; bu cennet vatanın gerçek sahipleri millet olma bilincini hücrelerinde hissederek, Çanakkale’yi, Sarıkamış’ı Yemen’i unutmadan, geleceğe güvenle yönelmelidirler.

    Tarih, yakıştırma, “sempati” ve “ antipati” yaklaşımları çerçevesi içinde kaldığı zaman, geçmişin hafızası ve toplumun vicdanı olmaktan çıkar. Özellikle de A.B. sürecinde ve küreselleşmenin açmazları gündemde iken; millet olarak, etnik tuzaklara çekilmek istendiğimizin işaretlerinin hissedilir derecede verildiği günümüzde, birlik ve beraberlik içinde, yurttaşlık görevlerimizin gereklerini yerine getirmekte kararlı olmalıyız. Unutmayalım ki Sevr paçavrasını yırtan ve Türk bağımsızlığını dünyaya yeniden tescil ettiren Kurtuluş Savaşımız da yukarıda anlattığımız gerçeklerin bir devamıdır. Lozan’dan günümüze, ülkemizde yaşayan azılıklar içinde Ermenilerin durumu ayrı bir konumdadır. 24 Nisan’larda tekrar tekrar gündeme getirilen “Soy kırım” iddiaları üzerine Ağrı’da, Erzurum’da, Van’da, Erzincan’da ve katliama uğramış bütün Türklük, âleminde konferanslar, paneller ve açık oturumlar düzenlenip, gerçekler vurgulanarak, dünya kamuoyu doğru bilgilendirilmelidir. Türkiye, sürekli yeniden millî mücadele şuuruyla kendi varlığını, kültürünü ve bağımsızlığını korumakla karşı karşıyadır.

    Sözde bir tarih âlimi olan J. P. Roux “Türklerin Tarihi” adlı eserinde diyor ki: “Türklerin, hak ettikleri yere gelmeleri çılgınlık olur. Ama milletimizin kurtarıcısı büyük önderin şu vecizesi ona ne güzel cevaptır:” Ey Türk Milleti!.. Sen yalnız, kahramanlık ve cengâverlikte değil, fikir ve medeniyette de insanlığın şerefisin. Tarih, kurduğun medeniyetlerin sena ve sitayişleriyle doludur. Mevcudiyetine kast eden siyasî ve içtimaî amiller, birkaç asırdır yolunu kesmiş, yürüyüşünü ağırlaştırmış olsa da, onbin yıllık fikir ve hars mirası, ruhunda bakir ve tükenmez bir kudret halinde yaşıyor. Hafızasında binlerce ve binlerce yılın hatırasını taşıyan tarih, medeniyet safında layık olduğun mevkii sana parmağı ile gösteriyor. Oraya yürü ve yüksel! Bu senin için hem bir hak hem de bir vazifedir. (M. K. ATATÜRK).

    Bu eşsiz vatan coğrafyasında asırlardır tam bir beraberlik ve kardeşlik içinde birlikte yaşamış, yurdu ve bağımsızlığı için omuz omuza cephelerde savaşmış; bu uğurda sayısız şehit ve binlerce gazi çıkartmış olan yüce bir milletin evlatları olarak, ülkemiz için bugün de her zamankinden daha çok fedakârlıklara katlanmak mecburiyeti ile karşı karşıyayız. Milletimizin çağdaş uygarlık seviyesinin üzerine çıkartılması ülküsünde gösterilecek her türlü gayrette birlik ve bütünlüğümüzün temel öğelerinin ahenkle dengelenmesi sağlanmalıdır. Bilgi toplumunun hedef insan gücü; her türlü bilgisizliğin, fakirliğin ve fikir ayrılıklarının giderilmesinde etkili kılınacak güç, çağdaş kültür değerleri ve millî birlik ve beraberlik anlayışıdır.
     

Sayfayı Paylaş