1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

17. Yüzyıl Filozofları

Konusu 'Edebiyat / Kitap' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 19 Aralık 2011 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    17. YÜZYIL FİLOZOFLARI

    René Descartes

    [​IMG]31 Mart 1956′da doğan ve 11 Şubat 1650 yılında vefat eden Descartes, Fransız matematikçi, bilimadamı ve filozoftur. Batı düşüncesinin son yüzyıllardaki en önemli düşünürlerinden biridir. Descartes, 1628′den itibaren, 15 yıl süren geziler, savaşlar ve serüvenlerden sonra yerleştiği Hollanda'da, batı düşüncesini altüst eden bir felsefe sistemi kurmuştur.

    Öğrendiğinin, gördüğünün, duyduğunun, inandığının hepsini birden büsbütün silerek, her şeyden kuşkulanmaya başladı. Yalnız tek bir şeyden emindi, o da düşüncenin varlığı. Buradan hareketle, evrenin açıklamasını yaptı.

    Metot üzerine konuşmada hep karmaıştan basite inerek, gerçeği kuşatmaya yarayacak kuralları bir bir saydı. Felsefeyi, bütün inceleme kitaplarının Latince yazıldığı bir çağda, Fransızca yazarak ve sağduyu dünyada en iyi bölüştürülmüş şeydir diyerek herkesin uzman olmayanların bile anlayabileceği bir duruma indirgedi. Descartes her tür araştırmanın pratik niteliği üzerinde ısrarla durur. Ona göre en önemli bilimlerden mekanik, insanlara yardım edecek makineleri yapma sanatı; tıp, vücudu ve ruhu tedavi etme sanatı, ahlak, mutlu yaşama sanatıdır.


    Descartes, zamanının bilginleriyle, hükümdarlarıyla ve soylularıyla ilişkiler kurmuştur. Ona hayran olan İsveç kraliçesi Cristina, Descartes'i sarayına davet etti. Descartes, elii dört yaşında Stockholm'de öldü. Şüpheciliğe farklı bir yaklaşım getirir. Septik şüphe ve metodik şüphe.

    Ona göre septik şüphe anlamsızdır. Olması gereken metodik şüphedir. Metodik şüpheyi Descartes şu şekilde uygulamıştır; önce tanrıdan, çevreden, kendinden ve başka insanlardan şüphe eder. bunu şüphe edemeyeceği son sınıra kadar götürür. Şüphe etmek düşünmektir. Düşünmek varolmaktır. Düşünüyorum, o halde varım noktasına ulaşır. Her şeyden şüphelenen en önemli sözlerindendir.

    [​IMG]

    Descartes Sözleri

    • Aklın öğütlediği herşeyi tutkuya kapılmaksızın yerine getirmek için sağlam bir kararlılık gerekir. Bence erdem, bu karar sağlamlığıdır.
    • Var olan her seyin yok olandan gelmesi imkansizdir.
    • Sevgi sağlığa yararlı, nefret ise zararlıdır.
    • Eğer gerçeği gerçekten bilmek istiyorsan, yaşamında bir kez olsun bütün şeyler hakkında şüphe et.
      Kesin olan bir şey var. Bir şeyin doğruluğundan şüphe etmek.
      Şüphe etmek düşünmektir.
      Düşünmekse var olmaktır.
      Öyleyse var olduğum şüphesizdir.
      Düşünüyorum, o halde varım.
      İlk bilgim bu sağlam bilgidir.
      Şimdi bütün öteki bilgileri bu bilgiden çıkarabilirim.​


    • Tanrı'nın bilgisinin mükemmel olması ve onun aldanmaz ve aldatmaz olması inancı, vahyin temelini oluşturur.
    • Aldatmaz olduğu için de Tanrı'nın bildirdiği doğrudur.
    • Akıllı olmak da bir şey degil, mühim olan o aklı yerinde kullanmaktır.
    • Düşünüyorum, o halde varım. (Cogito, ergo sum; je pense, donc je suis.)
    • İyi kitaplar okumak, geçmiş yüzyılların en iyi insanlarıyla sohbet etmek gibidir.
    • Felsefe bir bilimdir ve geometrik yöntemi metafiziğe uygulamak gerekir, felsefeyi kesin bir bilim yapmak için.
    • Tanrı'nın varlığı, bir hakikati ifade eden geometrik teorilerden daha hakikidir.
    • Şüpheyi, asla işlerimizi sevk ve idarede kullanmamalıyız.
    • Plansız çalışan kimse,haritasız hazine arayıcısına benzer.
    • Hüzün ve kederin yanında daime kin vardır.
    • Erdem,düşünce ölçüsünü kullanmaktır.İyi sandığımız şeyleri işlemekte gösterdiğimiz karardan ibarettir.
    • Bir kadına bağlanmak diğer bütün kadınları aldatmaktır.

    [​IMG]

    Descartes Eserleri
    • Metot Üzerine Konuşma
    • Aklın Yönetimi için Kurallar
    • Felsefenin ilkeleri
    • Metafizik Düşünceler
    • Ruhun Tutkuları
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 15 Mayıs 2016
  2. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    Arnold Geulincx

    [​IMG]Arnold Geulincx 31 Ocak 1624′te Antwerp'te doğan ve 1969 Kasım'ında vefat eden Descartes sisteminden yola çıkan bir filozoftur. Geulincx öğretisini daha çok mistik yönde geliştirmiştir.

    O da Descartes gibi düşüncesinin varlığını çıkış noktası olarak esas alır. Bilinçte iki türlü hal vardır. Birincisi istemek, duymak, yargılamak gibi kendi yarattıklarımız; ikincisi ise algılarımız sonucunda oluşanlardır. Bu ikincileri biz yaratmayız ve cisimlerin hareketlerinin nasıl meydana geldiğini, bu hareketlerin nedenini veya kim tarafından meydana getirildiğini bilemeyiz. Şu sonuca varılıyor ki, biz sadece bir seyirciyiz, tüm yaşam bizim dışımızda gelişiyor, vücudumuz ruhumuzdaki algının nedeni değil ve ruhumuzdaki bir isteme vücudumuzdaki bir hareketin doğrudan nedeni değildir. Bunlar sadece birer vesiledir asıl neden değildir.

    Asıl neden Tanrı'dır. Tanrı vücuttaki bir uyarma ile ruhumuzda bir düşünme meydana getirir ve bir isteme vesilesiyle vücudumda bir hareket sağlar. Descartes'de ruh ve madde arasındaki ilişki bir problem olarak ortaya çıkmıştı. Ruhun nasıl olup da maddeyi etkilediği kavranılamaz olarak görünüyordu. Böylece Geulincx ruh ve madde arasındaki ilgiyi Tanrı'nın etkilemesi yoluyla açıklamıştır. Tek neden, tek etkileyen Tanrı'dır. Diğer her şey edilgen durumdadır ve Tanrı'nın istemesini birer vesile olarak yaşarlar.


    Ahlak yönünden kendisini gösteren bu sonuç Geulincx'e göre ruh arasında hiçbir bağ bulunmayan madde dünyasından hiçbir şey istememelidir. İnsan sadece bir seyirci olduğundan Tanrı'nın her türlü istemesine uymak zorundadır, hatta kendisi üzerinde bile bir şey istemeye hakkı yoktur. Bu şekilde Descartes'in dine karşı ilgisiz olan sistemi yumuşatılmış ve mistisizme yaklaştırılmış oluyor. ayrıca Genulincx vesilecilik (Occasionalism) diye bilinen görüşü ortaya atmıştır.

    Arnold Geulincx Okkasyonalizmin Malebranche'le birlikte kuruculuğunu yapan ünlü fransız Descartesçi düşünürdür. Descartes'in büyük bir varlık alanının madde ve ruh, beden ve zihin olarak kesin çizgilerle ikiye ayırmasından, birlikli, bütünlüklü tek bir töz olan insandan, aralarında ortak hiçbir nokta bulunmayan iki töz çıkartıp, iki töz arasında mantıksal bakımdan olanaksız olan ilişkiyi, biraz da yapay bir biçimde etkileşimcilikle açıklamasından sonra, Descartesçi filozoflar için iki alternatif söz konusu olmuştur.

    - Etkileşim olgusunu kabul etmek ve daha sonra Descartesçi bu etkileşimin nasıl ortaya çıktığını açıklama güçlüğü içinde bırakan kuramları, kozalaksı bez anlayışını yeniden ele almak,

    - Descartes'in düalist bakış açısını benimsemekle birlikte, etkileşimi yadsıman. Bunlardan ikinci alternatifi seçen Geulinecx, bu bağlamda, her türlü faaliyet ya da gerçek nedensellikte, eylemi başlatan, eyleme neden olan güç ya da öznenin, eylemde bulunduğunu ve nasıl eylediğini bilmek zorunda olduğu tezini, kendisini öncül yapmıştır.
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 15 Mayıs 2016
  3. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    Thomas Hobbes

    [​IMG]5 Nisan 1588′de doğan Hobbes, 4 Aralık 1679 yılında vefat etmiştir. İngiliz felsefeci olan hobbes 1651 yılında Leviathan adlı çalışması, batı siyaset felsefesinin izleyeceği yolu çizmiş ve başucu eseri yapmıştır. Bugün bir siyaset felsefecisi olarak tanınsa da, tarih, geometri, etik, genel felsefe gibi pek çok alanla ilgilenmiştir.

    Hobbes Felsefesi
    Thomas hobbes, var olan her şeyin fizik madde olduğunu ve her şeyin maddenin hareketiyle açıklanabileceğini öne sürmüştür. Belli bir sınıfa alınması güç olan bir filozof thomas Hobbes, Locke, Berkeley ve hume gibi bir empiriktir ve onlara benzemeksizin matematik yöntemin hayranıdır. Yalnız matematikte değil, onun uygulamalarıyla da ilgilenmiştir. Genelde Bacon'dan çok, Galilei'den esinlenmiştir.

    Hobbes, 15 yaşındayken Oxford'a gitmiş ve orada skolastik mantık ve Aristoteles felsefesi öğrenmiştir. 22 yaşındayken Lord Hardwick'in eğiticisi olmuş ve 1610 yılında onunla büyük bir gezi yapmıştır. Çok etkilendiği Galilei ve Kepler üzerinde çalışmaya başlaması da bu tarihlere denk gelmektedir. İtalya'da, Galilei'yi ziyaret etmiş, sonra İngiltere'ye dönmüştür. Uzun parlamento 1640′da toplandığı ve Laud'la Strafford Londra Kulesi'ne hapsedildiğinde Hobbes dehşete kapılıp Fransa'ya kaçmış ve 11 yıl boyunca dönmemiştir.


    Bir süreliğine Hobbes, geleceğin II. Charles'ına matematik öğretmiştir. Bununla birlikte Leviathan'ı yayımlanınca, kitabın etkisi ani ve büyük olmuştur. II. Charles'ın 1660′da tahta geçerek monarşiyi yeniden kurması Hobbes'a bir kez daha öne çıkma olanağı sağlamıştır. Piskoposlar ve adalet bakanı saraya alınmasına tepki gösterdilerse de, Hobbes'un kıvrak zekasından ve nüktelerinden hoşlanan kral ona yılda 100 sterlin maaş bağlamış ve portresini saraydaki galeriye astırmıştır.

    Avam Kamarası'nın 1666′da dine saygısızlığa ve ateizme karşı hazırladığı yasa tasarısı ise Hobbes'u güç duruma düşürmüştür. Yasa tasarısının gönderildiği komiteye Leviathan'ı da incelemeye alma talimatının verilmesi üzerine 80′ine yaklaşan Hobbes tehlikeli gördüğü yazılarını yakmıştır. Leviathan adlı yapıtın rasyonalist ve seküler ruhu mültecilerin çoğunun canını sıkmış ve hem Anglikanları hem de Fransız Katoliklerini sinirlendirmiştir. bu yüzden başka tercihi olmayan Hobbes gizlice Londra'ya kaçmış ve korunma için İngiliz Hükümetine başvurmuştur. Orada Cromwell'e boyun eğmiş ve her türlü siyasal çalışmadan kaçınmıştır.

    Boş zamanlarını doldurmak için, 84 yaşında Latince ve nazım olarak kendi yaşam öyküsünü kaleme almıştır. 87 yaşındayken Homeros çevirisi yayınlanmıştır. Thomas Hobbes felsefede materyalizmi, etikte haz ahlakını, siyasette monarşiyi benimseyen İngiliz filozoftur. En tanınmış eseri, Leviathan'dır. Leviathan, Tevrat'ta geçen bir canavarın adıdır ve Hobbes'ta her şeye egemen olan devletin simgesidir.

    Francis Bacon'un ampriziminden etkilenen Hobbes'a göre dünya mekanik hareket yasaları tarafından yönetilen cisimlerin bütünüdür. İnsan ve hayvan bu bütünün bir parçasıdır. Onların fiziksel ve ruhsal yaşamları da tümüyle mekanik hareket yasalarına bağlıdır. Bu bakımdan dünyada ruh, melek, tanrı diye bir şey yoktur. Bunlar imgelerin ürünüdür. Hobbes'a göre evrende töz olarak yalnızca madde vardır. Felsefenin konusunu bu madde ve maddenin biçim almış bir durumu olan cisimler oluşturur. Cisimler de ancak gözlem ve deney yoluyla incelenir. Maddenin dışında kalanlar tanrı, ruh gibi ise, ilahiyata ait inanç konularıdır.

    [​IMG]

    Hobbes Sözleri

    “İnsan insanın kurdudur.”

    “(Devlet olmadan) insanın yaşamı yalnız, fakir, mutsuz ve kısadır.”

    “(Devletin olmadığı bir yerde) … bir mülkiyet söz konusu olmayacaktır, benim-senin ayırımı olamayacaktır; sadece gücü olan insan istediğini alabilecektir.”

    “Bilgi, kudrettir.”

    “Görünmeyen şeylere duyulan korku, herkesin kendi içinde din diye bellediğinin doğal tohumudur.”

    “Eğer bir insan size tanrı ineği konusturdu derse ve siz de ona inanmazsanız aslında bu sizin tanrıya inanmadığınızı değil o lafı konusan kişiye inanmadığınızı gösterir”

    “Kendinize yapılmasını istemediğiniz bir şeyi bir başkasına da yapmayınız.”

    “Her suçun kökeni, ya algıdaki bir sorun; ya sebeplendirmedeki bir sorun; ya da ani bir tutku nöbetidir.”

    “Bilim sonuçlar bilgisi ve bir gerçeğin bir diğerine bağımlılığıdır.”

    “Niye arılar ve karıncalar gibi işbirliğine gidemiyoruz?”
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 15 Mayıs 2016
  4. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    Gottfried Leibniz

    [​IMG]Leibniz, Gottfried Wilhelm 1646 – 1716 yılları arasında yaşamış ünlü bir Alman filozofudur. Bilim dünyasının en önemli sistemci düşünürlerinden biridir. Matematik, metafizik ve mantık alanlarında ileri sürdüğü yeni düşünce ve görüşleriyle tanınır.

    Leibniz, Leipzig'de doğdu. Babası buradaki üniversitede ahlak felsefesi dersleri veriyordu. Leibniz babasının ölümünden sonra okuldan çıkarak kendi kendini yetiştirmeye başladı. Tarihe karşı büyük bir ilgi duyuyordu. Sekiz yaşına geldiği zaman Latince'yi öğrenmişti. 12 yaşında ise Yunanca öğrenmeye başladı. Bir yandan da mantık bilimiyle ilgili kitaplar okudu. 15 yaşında Leipgiz Üniversitesi'ne girdi. Almanya'da felsefe tarihinin kurucusu sayılan Jakob Thomasius'tan felsefe okudu. 1663′te Jena'ya giderek buradaki ünlü matematik bilginlerinden ders aldı.

    Leibniz, 25 yaşına geldiği sırada yayınlanmış birçok önemli eseri vardı. Bir süre politikayla ilgilendi ve bu konuda da bazı eserler verdi. Politika çalışmaları hiçbir zaman Leibniz'in felsefe ve matematik alanlarındaki çalışmalarına engel olmadı. Leibniz 1672 yılında, 26 yaşındayken ileri modern matematik çalışmalarına başladı. Bundan 3 yıl sonra Isaac Newton'dan bağımsız olarak Calculus'un temel teoremini keşfetti. Pek çok yıl Leibniz ve Isaac Newton taraftarları arasında kimin Calculus'u keşfettiğine dair bir tartışma olsa da şuan Leibniz ve Isaac Nweton Calculus'un babaları olarak kabul edilmektedir.

    1700′de görevini bırakarak Viyana'ya gitti. 1714 yılına kadar bu şehirde yaşadı. 1700′de gelen bir davet üzerine Berlin'e gitti. Berlin Üniversitesi'nin kurulmasını sağlayarak üniversitenin ilk müdürü oldu. 1712′de Leibniz'e baron payesi verildiyse de dört yıl sonra Hannover'de öldüğü zaman fakir bir adam gibi gömüldü. Onun arkasından ağlayan tek adam, arkadaşı J.G von Erckhart oldu. Sonradan yazdığı hatıralarında bu cenazeyi ‘ülkesinin şerefini temsil eden bu adam, bir dilenci gibi toprağa verildi.' cümlesiyle anlatmıştır.

    [​IMG]

    Leibniz Felsefesi
    Leibniz, 17. yüzyıl filozoflarının çoğu gibi, felsefesinde Descartes'in töz kavramından hareket eder. Leibniz'e göre dünyanın, varlıkların temelinde monadlar vardır. Monadlar kendi kendilerine hareket edebilen, algılayabilen temel varlıklardır. Yalnız monadların özü kuvvet olduğu için, ne bir şekli ne hacmi ne de parçaları vardır. Monadları özü edim olan ruhsal noktalar gibi düşünmek gerekir. bundan dolayı monadlar, kendi kendilerine harekete geçerler. Onları, Demokritos'un, maddecilerin atomlarından ayıran husus, maddesel olmamaları, kendi kendine hareket edebilmeleridir. Monadların her birinin edimi, geçmişin sonucu geleceğin belirleyicisidir.

    Leibniz'e göre monadlar önceden belirlenmiş bir düzen içinde bulunurlar. Buna önceden düzen kuramı denir. Leibniz düşünce sistemine göre düşünce ilkeleri, genel fikirler, insan zihninde bir istihdat olarak bulunur ve tecrübeyle gelişir. Leibniz ‘Theodizee' adındaki eserinde, içinde yaşadığımız dünyanın, dünyaların en düzenlisi, en mükemmeli olduğunu söylemiştir. Leibniz'in bu görüşü Voltaire'in Candide adındaki uzun hikayesinde gülünç hale getirilmek istenmiştir.

    [​IMG]

    Leibniz Sözleri
    “Gerçekte doğru olanı algılamaktır. Felsefe göklerden yere inerek, beş duyuyla kavranan konularla ilgilenmelidir.”

    “Düşünce,içimizdeki şeye yöneldiğimiz dikkattir.”

    “Erdem bir zorunluluktur,şu halde erdemsizlik mümkün değildir.”

    “Hakikatin ölçütü,apaçıklık ve çelimsizliktir.”

    “Bana mükemmel bir lisan ver,sana büyük bir millet kurayım.”
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 15 Mayıs 2016
  5. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    Nicola Malebranche

    [​IMG]Malebranche, 17. yüzyıl felsefesinde Descartes'ten sonra Fransa'daki en büyük filozoflardan birisi olarak kabul edilmektedir. Bu yüzyıl filozoflarının genelinde olduğu gibi Malebranche'nin felsefi çıkış noktası da Descartes felsefesinde temellendirilen ‘töz' kavramı olmuştur. Occasionalizm olarak adlandırılan Descartesçi felsefe eğilimini en son mantıksal sınırlarına kadar götürmüştür. Malebranche, maddi ile ruhsal olanı birbirinden ayırır ve bunları birbirleriyle ilişkili kılanın Tanrı olduğun söyler.

    Her türlü etkinliğin temel nedeni sonsuz töz, yani Tanrı'dır. Gerçek bir felsefe bu tek nedenin geçerliliğini kabul eder ve buna göre çalışır. Buna göre insan bilgisi ne öznenin kendisiyle ilgilidir ne de nesnenin kendisiyle, doğrudan bilgiyi ruha yerleştiren Tanrı'dır. Bilginin temeli bu bakımdan kendi bilincimizi yani Tanrı'yı bilmektir. Açık ve seçik olan yegane tasarım Tanrı'dır. Dolayısıyla kendi var oluşumuzu açık ve seçik olarak bilmemiz, kendimizi sonsuz tözün bir parçası olarak bilmemizden ileri gelir.

    Böylece her tür bilgi Tanrı'nın bizdeki ışığı olarak açıklanabilir. Malebranche'nin metafizik görüşü, hem bilgi teorisini hem de etik anlayışını temellendirir. bu etik anlayışına göre, her tür istemimizin sonul ereği Tanrı olmalıdır. İstemlerimiz tanrı sevgisinin bir parçasıdır. Mutluluk ve erdem bu dünyayı unutmak ve sonsuz tözü bulmak, bilmek ve istemektir. Descartes felsefesinin yanı sıra Malebranche'de Augustinus etkisi görmek mümkündür. Tanrı bilgisi ile insan bilgisinin bir tür kaynaştırımı olan bu düşüncelerde, hem rasyonalizme hem de mistisizme varmak mümkündür. Malebranche iki yolu da birleştirerek bir senteze ulaşmaya çalışır.


    Malebranche genç yaşta kendisini düşünmeye ve yalnızlığa vermiştir. Oratorium adındaki bir tarikatta çalışırken Descartes'in felsefesiyle tanışır ve çok etkilenir. Kısa süre sonra da bu öğretiyi geliştirmeye çalışacaktır. O da Descartes'in ruh ve madde kavramı arasındaki bağı Geulincx gibi Tanrı'nın bir vesilesinin sağladığına inanır. Bu ikisi birbirini etkileyemez. sonlu yapılar birbirini etkileyemezler der. Buradan çıkan sonuç cisimler ruhları etkileyemediği gibi birbirlerini de etkileyemezler. Cisimlerdeki hareket Tanrı'nın bir istemesidir. Evrende tek etkiyen kuvvet Tanrı'dır. Tanrının istemesi olmadan insan ruhu ne algılayabilir ne de isteyebilir. Tek neden Tanrı'dır. Ayrıca Tanrı ruha her türlü bilgiyi koyar, hiçbir bilgiyi biz kendimiz yaratamayız.

    İnsanın ruhuna tüm bilgiyi koyan Tanrı'dır. Malebranche şöyle söyler; “Biz her şeyi Tanrı'da görürüz.” Tanrı cisimleri yaratmıştır; fakat bunu yaparken kendisinde bulunan cisimlerin ideallerine, örnek bilgilerine göre yaratmıştır. Bizim cisimler üzerine bilgimiz de yaratılmış reel cisimlerin bilgileri olmayıp Tanrı'daki bu örnekleri, idealleridir. Tek tek ruhlar da Tanrı'dan pay almış birer parçadır. Ruhlarda cisimlerde bağımsız değillerdir. Tanrı onların nedenidir. Tanrı ruhların, uzay da cisimlerin yeridir.

    Bizdeki tüm isteme Tanrı'nın bir vesilesidir. Yani Tanrı'nın bir istemesidir. Ancak ruh Tanrı'dan pay almış eksik bir parça olduğu için bu isteme tek tek nesnelere yönelir. Doğru olan bütünü istemektir. En tümel olan, en yetkin olan varlık Tanrı olduğu içinde doğru isteme Tanrı'yı istemedir. İnsan tek cisimlerle olan ilgisini kesmeli ve sadece Tanrı'yı istemelidir. Aslında bu da Tanrı'nın kendi kendisini istemesi ve sevmesidir. Çünkü isteyen ruh Tanrı'nın bir parçası gibidir.
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 15 Mayıs 2016
  6. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    Blaise Pascal

    [​IMG]1623-1662 yılları arasında yaşamış olan Fransız düşünürü ve matematikçisidir. Aynı zamanda büyük bir matematikçi olan Pascal, Toricelli deneyi üzerine eserler yazmıştır ve bir hesap makinesi icat etmiştir. Temel eseri ölümünden sonra yayınlanmış olan Düşünceler'dir. 1654 yılında dini bir tecrübe yaşamış, hayatının bundan sonraki dönemine, bilimsel çalışmalarından çok, din ve Tanrı konusundaki görüş ve tartışmaları damgasını vurmuştur. Başka bir deyişle Pascal deist bir hümanizm, rasyonel bir kuşkuculuğun ve özgür düşüncenin egemen olduğu bir çağda ve toplumda, Tanrı'nın ve tanrısal kayranın gerekliliğine egemen olduğu bir çağda ve toplumda, Tanrı'nın ve tanrısal kayranın gerekliliğini ve gücünü gösterme çabası içinde olmuştur.

    Büyük Fransız matematikçisi kısa süren yaşamına rağmen, matematik tarihinde vazgeçilmezler arasına adını yazdıracak kadar önemlidir. 1623 yılında Clermont'da doğmuştur. Çok genç yaşlardan itibaren matematiğe olan ilgisi ve yeteneği sayesinde, hızlı bir ilerleme göstererek, yaşıtlarının çok ilerisindeki matematik konularıyla ilgilenmeye başlamıştır.

    Descartes ve Fermat gibi çok ünlü ve Fransız matematiğine çok şeyler katan iki büyük bilginle aynı zamanı paylaşmak şansını bulabilmiştir. Onlarla tanışmak, görüşmek ve bazen de mektuplaşmak fırsatını bulmuştur. Bu arada, bu gibi buluşmalarda ya da tanıştırmalarda yine Fransız Mersenne'in rolü de unutulmamalıdır. Babası bir amatör matematikçiydi. Denilebilir ki, Pascal, matematik sevgisini ve ilk bilgileri ondan almış olmalıdır. Belli bir olgunluk yaşına gelince, babasıyla birlikte Paris'te bulunan Mersenne Akademisi'ne kabul edileceklerdir.

    Onun çalışmalarında zaman zaman fizikçi yönü de öne çıkmaktadır. Nitekim Toriçelli tarafından yapılan deneylerin bir kısmını da yakından izlemiştir. Kendisi de konuya dahil olarak, barometre deneyini farklı yükseklikler için, özellikle 1648′de Puy de Döme'da yinelemiştir. Bu deneylerine ve bulgularına Traite du vide adındaki eserinde yer veriyordu. O ayrıca sıvılardaki denge üzerine ve havanın ağırlığı ile ilgili olarak bazı çalışmalar yapıyor ve bunlara ait vardığı sonuçları çeşitli makalelerinde bilim dünyasına sunuyordu. Fizik ile çalışmaları bu gibi konularla oldukça sınırlıdır. Onun esas çalışmaları, matematik ile ilgili olanlardır.

    Matematiğe ilişkin çalışmalarını değişik alanlara yönlendirmiştir. Q bir yandan olasılık ile ilgileniyor, bir yandan da kendi adını verdiği hesap makinesi için çalışıyordu. Bir taraftan da analizin bazı konularıyla ilgileniyordu. 16 yaşındayken koniklerle ilgili yaptığı çalışma dikkat çekiciydi. 1642-1643 yılı, onun hesap makinasını icat ettiği yıllardır. Bu tamamen mekanik düzenekli ve sadece toplama ve çıkarma işlemlerini yapabilen basit bir düzenek olsa da, türü itibariyle bir ilkti.

    Babası 1651 yılında vefat etti ve kızkardeşi Port-Royal'e giderek rahibe oldu. Pascal bir bakıma yalnızdı artık. Zengin ve kibar çevrelere katılıyor, orada özel insanlarla tanışıyordu. Örneğin Roannez Dükü ve talih oyunları üzerine dikkatini yoğunlaştırmış Mere şövalyesi bunlardan ikisiydi. Pascal bu konudaki fikrini, rastlantı geometriye dökülebilir şeklinde açıklayarak ve bir anda bu gibi kimselerin ilgi odağı olacaktır. Böyelikle, çevresindeki bu kumarbazlar ve talih oyuncularının yüzünden olasılık hesabına yönelecektir. İşte bu aşamada O'nun imdadına, O'nun adıyla anılan ünlü Pascal üçgeni yetişir. Bu üçgen bilindiği gibi bir aritmetik dizgedir, (a+b)n binom açılımındaki katsayıların oluşturduğu düzeneğe verilmiş bir addır.

    Katsayıların varlığı ve oluşum kuralı yüzyıllar boyu bilinmektedir. M.Ö'sinde Çin'lilerden başlayarak Türk ve İslam matematikçileri tarafından bulunmuş ve kullanılmıştır. bu kadar bilinen bir şeyin Pascal adına tescil edilmesi yanlışlığı, ya yukarıda sözü edildiği gibi bilim dışı ortamlarda bunu kullanarak işini görmesinden ya da Avrupa'nın kendine özgü anlayışından kaynaklanmaktadır.

    (a+b)n açılımının katsayıları: n=0 için 1n=1 için 11n= 2için 121 n =3 için 1331n=4 için 14641n=5 için 1 5 10 10 5 1
    şeklinde düzenlenmiş olacaktır. İşte bu şekilde oluşan bu dizge Pascal üçgeni adımı almaktadır. Pascal bir ara yeni çalışmalara yönelmiştir. Burada sikloit üzerine çalıştığı görülecektir. Daha sonra Leibniz'in de yararlanacağı, Traite des sinüs du auart du cercle Çeyrek çemberin sitüsleri üzerine bir inceleme adlı eserinde bu çalışmalarından söz etmektedir. Bu eserinde sözünü ettiği en önemli buluşu ise karakteristik üçgen olmuştur. 31 yaşına girdiği 1654 yılında bu gibi çalışmalardan, tam da anlaşılamayan bir nedenle elini çekiyor ve 23 Kasım 1654 günü, daha önce kızkardeşinin girmiş olduğu Port-Royal'e girerek, kendini tamamen dine adıyordu. Bu farklı yaşamında da bilimsel çalışmalarına devam ediyordu. bu çalışmaların sonunda, gerçekten söz edilmeye değecek düzeyde önemli bir eser ortaya çıkarmıştır. Bu eserin adı Pensees'ti, yani Düşünceler.

    Bu kitabında yine matematikten ve özellikle olasılıktan söz eder. Burada açıkladığı bazı kavramlar ileride de bu konuyla ilgileneni matematikçiler tarafından aynen kullanılacaktır. Bir oyunda, matematik ümit, fiyatın değerinin onu kazanmak olasılığıyla çarpımıdır şeklindeki yargısı o gün için çok çarpıcı kabul edilmelidir.

    Pascal için ebedi saadetin kıymeti sonsuzdur. Bu konuda şöyle düşünmektedir, ‘Tam bir dini yaşam sürerek ebedi saadeti kazanmak ihtimali çok az olsa bile matematik ümit sonsuz olduğundan bir yaşamın bu şekli mükafatlandırılacaktır.' Bu gibi görüşler içinde kaleme aldığı Pensees'de yaşam ile olasılığı bir arada tartıştığı görülmektedir. Ancak bu yapıtıyla birlikte artık sağlıklı bilgiler ürettiği kuşkulu görülmeye başlanmıştır.

    1658 yılında, bir hastalığa yakalandı. Uyku saatleri haricinde şiddetli baş ağrılarından şikayet etmeye başlamıştı. Böylece gittikçe artan şiddetli ağrılara katlanarak dört yıl geçirdi. 1662 yılının Haziran ayında, evini bir fakir aileye bağışlayarak, kızkardeşinin yanına giderek ona sığınacak ve kısa bir süre sonunda da ızdıraplar içinde kıvranarak ölecektir. 39 gibi genç bir yaştayken vefat etmiştir.
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 15 Mayıs 2016
  7. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    Baruch Spinoza

    [​IMG]24 Kasım 1632′de Amsterdam'da doğan Spinoza 21 Şubat 1677′de Lahey'de vefat etmiştir. Benedictius de Spinoza veya Bento d'Espinoza olarak da bilinmektedir. René Descartes ve Gottfried Leibniz'le birlikte 17. yüzyıl felsefesinin en önde gelen rasyonalistlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Zamanında anlaşılmayan pek çok filozof gibi Spinoza'da yanlış anlaşılmanın muhatabı olmuş, tuhaf bir çelişkiyle hem en büyük din düşmanlarından biri sayılmış hem de eserinin temel kaynağının Tanrı sevgisi olduğu söylenmiştir. bunlarla birlikte Spinoza'nın tam bir bilge yaşamı yaşadığı belirtilebilir. en büyük eseri Ethica isimli kitaptır.

    Spinoza, Hollanda'da ticaretle uğraşan bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Ailesi Yahudi'yi ve Portekiz'den engizisyonunun baskıları dolayısıyla kaçıp önce Nantes'a sonra da Amsterdam'a gelmişlerdi. Bilimsel buluşların, dinsel bölünme ve çatışmaların, siyasal değişikliklerin ve felsefi gelişmelerin yoğun olduğu bir sırada Hollanda'da yaşadı. Spinoza'nın babası ticaretin yanı sıra sosyal alanda da gelişme kaydetmiş ve amsterdam'daki Sinagog'un ve Yahudi okulunun müdürü olmuştu. Ailesi spinoza'nın Yahudi hahamı olarak yetişmesini istemiş ve bu yönde gelişmesi için her türlü eğitim olanaklarını sağlamıştı. Spinoza bu sebeple erken yaşta gittiği Yahudi okullarında ve Sinagoglarda İbranice öğrenmiş, Yahudi ve Arap teologların çalışmalarını öğrenme imkanı bulmuştur.

    Spinoza'nın laik ve sorgulayıcı düşünceyle güçlü bağlantısının başlangıcında eğitim sürecinin başlarında yer alan öğretmeni liberal haham olarak bilinen Manasseh ben Israel'in atkisi olduğu söylenebilir.


    1650 yılında Franciscus van den Enden'in okulunda Latince, doğa bilimleri ve felsefe okumaya başalmıştır. 1651′de spinoza'nın Descartes'in eserlerini okumaya başladığı söyleniyor. 1652′de babasının tüm karşı çıkışına rağmen Spinoza mercek yontma işine başlar. 1653′de Jan de Witt Hollanda bölgesi konsey yönetimine atanır. 1654′de Spinoza'nın babası Micheal vefat eder. 1655′de Spinoza, Cemaat Mahkemesi tarafından din dışılıkla suçlanır. Bu sorgulamada Tanrı'nın bir bedene sahip olduğunu savunan Spinoza, sonunda hahamlar tarafından din düşmanı olmakla suçlanır ve pişman olması için zorlanır. bu yıl içinde spinoza Tanrı, İnsan ve İnsanın Refahı Üzerine Kısa Bir İnceleme adındaki eserini tamamlar. bu kitap çok güçlü olmakla birlikte spinoza'nın felsefesini tüm temel tezlerini barındıran bir yapıt olarak değerlendirilir.

    1656′da 24 yaşındaki genç Spinoza amsterdam Sinagog'u tarafından, her ikisi de Dekartçılığın bir formuna dayanan, Tanrı'nın evren ve doğanın işleyişi olduğu, bir kişiliği olmadığı ve İncil'in Tanrı'nın doğasını öğretmek için mecazi ve simgesel bir kitap olduğu iddialarını savunduğu için Yahudi cemaatinden kovulur. Kovulmasının ardından, ismini Benedictus'a çevirdi. Cherem'in şartları çok kesindi, ceza asla geri alınmazdı. 1660′da Amsterdam Sinagog'u yerel yetkililere Spinoza için her türlü din ve ahlak için bir tehdit diyerek şikayette bulunur.

    1661′de spinoza Amsterdam'ı terk eder, yakınlarındaki Rjinsburg'a yerleşir. Etika'sını yazmaya başlar ve hayatının sonuna kadar mektuplaşacağı Henry Oldenburg ile tanışır. 1662′de Tractatus de intellectus emendatione isimli eserini bitirdiği tahmin edilmektedir. 1663′de Lahey yakınlarındaki Voorburg'a ressam Daniel Tydemann ile birlikte yerleşir. 1664 yılında Lahey'de Descartes Felsefesi'nin İlkeleri isimli kitabını yayınlar. Bu kitabın Metafizik Düşünceler adlı çalışması yer almaktadır. Aralık 1664′den Haziran 1665′e kadar amatör bir Kalvinist teolog olan ve spinoza'ya şeytan konusunda sorular soran Blyenbergh ile mektuplaşır. 1665′in son aylarında Oldenburg'a, 1670′te basılacak olan yeni kitabı Teolojik Politik İnceleme'ye çalışmaya başladığını yazar.

    Bazı arkadaşları nedeniyle politik kamplaşmalarda taraf olmak durumunda kalmış, yazdığı ve isimsiz olarak yayınladığı Teolojik- Politik İncelemeler kitabı bu kamplaşmalar dolayısıyla tepkiyle karşılanmıştır. Spinoza bu kitabından sonra yazmamaya karar verir. 1670′de Teolojik-Politik İncelemeler amsterdam Kilise Konseyi tarafından dininden dönen bir Yahudi ve Şeytan tarafından cehennemde uydurlmuş ve sayın jan de witt'in bilgisi dahilinde yayınlanmıştır ifadesiyle eleştirilmiştir. Spinoza Lahey'de Stille Veerkade'de yaşamaya başlar.

    1671′de Leibniz ona Notita opticae promoteae isimli eserini oda Leibniz'e Teolojik-Politik İncelemeler eserini yollar. 1673′te kendisine teklif edilen Heidelberg Üniversitesi'ndeki felsefe kürsüsünü de reddeder, çünkü din adamlarını rahatsız etmeme koşulu vardır bu önerinin. Etika isimli eserini 1675′te tamamlar. Bu eser belirli bir çevrede dolaşır, tartışılıp, değerlendirilir; fakat Spinoza yaşadığı sırada izin vermediğinden basılmaz. Ölümünden bir yıl önce 1676′da Leibniz ile görüşür. Aynı yıl Lahey Sinodu Teolojik-Politik İncelemeler'in yazarı hakkında takip kararı alır. 21 Şubat 1677′de ölen Spinoza'nın eserleri, Amsterdam'da, arkadaşları tarafından Opera Posthuma politicus, Tractatus de intellectus emendatione, Epistoale, Compendium Grammatices Linguae Hebrae adıyla yayınlanır. 1678′de Spinoza'nın eserleri Flemenkçe, yani kendi dilinde yayınlanır.

    [​IMG]

    Spinoza Metafizik
    Spinoza'nın felsefi çalışmalarının anlaşılmak ve değerlendirilmek bakımından özel zorlukları olduğu bilinen bir gerçektir. Kullandığı kavramlar, bunlara getirdiği tanım ve açıklamalar birçok farklı yollardan yeniden sorgulanabilir ya da değerlendirilebilir. Bu yalnızca Spinoza'nın bir yanda Tanrı sarhoşu, diğer yanda din ve tanrı düşmanı olarak değerlendirilmesi meselesinde ortaya çıkmaz, bir bütün felsefi sisteminin anlaşılmasında özel bir sorun yaratır. Felsefenin bildik terimlerini kullanmakla birlikte, Spinoza'nın kendi metafiziğini kurarken bu terimlere sağladığı anlam katmanları ve terimleri birbiriyle ilintilendirme tarzı onun sisteminin anlaşılmasını güçleştirmiş ve bunun yanı sıra pek çok farklı şekillerde yorumlanmasına yol açmıştır.

    Temel yapıtı Etika ilginç özelliklere sahiptir. İlkin burada Spinoza'nın felsefi çalışmasına bilimsel bir konum kazandırmaya çalıştığı söylenebilir. Rasyonalist filozofların matematikten etkilenmeleri ya da onu model almaları spinoza içinde geçerlidir, ancak spinoza matematikten çok geometriyi benimser ve yapıtlarında geometri yöntemi kullanır. Etika'nın altbaşlığı bu bakımdan örnektir. Geometrik yönteme göre kanıtlanmış olan ahlak. Yorumcuları, çalışmanın ağır yapısının buradan kaynaklandığında hemfikirdirler. Etika'nın hem biçimsel yapısını hem de içeriğini geometrik yöntem şekillendirir.

    Etika'nın temel kavramları olan töz, nitelik, görünüm, nedensellik bunlara örnek olarak verilebilir. spinozacı metafiziğin nasıl bir ontolojiye sahip olduğu, Tanrı ya da doğa dediğinde ne demek istediği, insanın doğadaki yerinin nasıl ele alındığı, özgürlük ve zorunluluk ilişkisinin nasıl değerlendirildiği önemli boyutlar ve sorunlar içerir. Spinoza bu bakımdan etkisi geç anlaşılmış ve anlaşıldığı andan itibaren sürekli yeniden değerlendirilir bir filozof olmuştur.

    Spinoza Tanrı ya da Doğa
    Spinoza'nın yazılarından her yere tanrı yerine tabiat kelimesi konulabilir. Bu konuda kendisi bile sarih olarak yol gösteriyor. Tanrı mefhumundan şahsi, irade ve hatta şuurla ilgili her şeyi çıkarmak suretiyle, Spinoza, bu iki mefhumu birbirine yaklaştırır.


    Spinoza'nın panteist bir düşünce yönünde uçlara vardığı ve monist bir tanrı-doğa düşüncesine ulaştığı ilk olarak belirtilmesi gereken noktadır. Bununla birlikte Spinoza'nın felsefi sisteminde Tanrı kavramının merkezi bir yeri olduğunu söylemek gerekir. Tanrı, bu felsefi sistemin hem başlangıç noktası hem de son noktasıdır. Var olan her şey Tanrı içinde vardır ve Tanrı olmaksızın hiçbir şey ne varolabilir ne de kavranabilir.

    Ancak yine de açık olmayan spinoza'nın Tanrı'sının felsefesi açısından nasıl bir şey olduğudur. Kendinde bir neden, nedeni kendinde olmak anlamında Tanrı ve özellikle bu alıntıda kullanılan içinde terimi spinoza üzerine yapılan sonu gelmez yorum denemelerinde sürekli bir tartışma konusudur. Bilimsel bir düşünceye de dinsel bir düşünceye de bağlantılandıran spinozacı felsefenin Tanrı kavramı, hem ontolojik kanıtlamanın hem de bilgi bilimsel yapının anahtarı olarak görünmektedir. Çünkü tanrının varlığı için öne sürülen ontolojik veri, bir gerçekliğin varlığını o gerçekliğin kavranışından hareketle kanıtlamaya yönelen yaklaşımdan hareket eder görünmektedir.

    Aynı zamanda Spinoza'nın monist bir dizgiye yöneldiği söylenebilir; onun hem bir ateist hem de bir pantesit olarak görünmesini sağlayan ise bu monist tutumun özgüllüğüdür. Ünlü sav sözünde Spinoza ‘Tanrı ya da doğa' demektedir. İlk alıntı ile bu sav söz karşılaştırıldığında Spinoza'nın güç anlaşılır tezleri belirginleşmektedir. Bu formülasyonda Spinoza, bir yanda fiziksel dünyanın özünde teolojik olmasını ve öte yandan teolojinin kişisel olmaması sağlamaya çalışır. Burada varsayım sonradan üzerinde çok konuşulacak olan, gerçeklik ile kavrayışın örtüşmesi, daha düşünce dünyasındaki bağıntıların birebir gerçeklikteki bağıntılara tekabül etmesidir.

    Bu yaklaşımları geliştirmekte nedensellik kavramı da ayrı bir öneme sahiptir. Spinoza'nın gizli varsayımının kuramsal dayanağı bir anlamda bu nedensellik fikridir; fakat spinoza'nın nedensellik fikri amprizim felsefesi için kabul edilemez bir nedensellik yaklaşımıdır. Spinoza burada rasyonalist yönelime uygun bir yol izler ve nedenselliği bir bakıma dünyadan kopartarak zihnimize, yani dünyayı kendi kavrayışımıza bağlar. Çünkü ona göre, eğer aklı mümkün kılan çıkış noktaları ya da öncüller gerçeklik için bir güvence sağlayamıyorsa başka hiçbir şey sağlayamaz. Böylece apaçık gerçeklik, düşünceden gerçekliğe geçişin sağladığı bir gerçeklik olarak belirir. Buna göre, fiziksel dünyanın, düşüncenin onu temsil ettiği gibi olduğunu, bizzat bu düşüncenin kendisinden anlarız ki, spinoza bu yolla argümanlarında kavrayış nosyonunu özel bir ilgiyle kullanmakta ve bunun aracılığıyla dünyaya bir tanım getirmektedir.

    Spinoza Töz, Nitelik ve Görünüm
    Bu noktada Spinozacı töz, nitelik ve görünüm kavramlarına bakmak gerekir. Töz, kısacası, nedeni kendi içinde olan, kendisi kendi aracılığıyla kavranandır. Görünüm ise kendi aracılığıyla ve kendinde kavranan değil, aksine tözün görünümü olarak tanımlanır. Bizim ya da başka bireysel şeylerin varoluşlarının açıklanması kendimiz dışındaki başka bir şeye dayanır. Hepimiz kutsal ve mutlak bir tözün görünümleriyiz. Bu anlamda Tanrı bir tözdür, yani kendinde bir nedenle ve zorunlu olarak Tanrı vardır. Ancak böyle ise, töz aynı zamanda herhangi bir şeydirde, yani varolduğu ontolojik bir veri tarafından kanıtlanan herhangi bir şey töz olabilir. Ancak Spinozacı sistem böyle bir çıkarsamaya olanak vermemektedir. Spinoza, birci anlayışıyla ve düşündüğü metafizik sisteme varabilmek için bunu kabul edemez ve rasyonalizmin örtük varsayımlarından yararlanarak Tanrı dışında bir tözün olabilirliğini yadsır.

    Nitelik, Tanrı'yı özünde ne ise o olarak gösteren şeydir. Düşünce ve uzam Spinoza'ya göre, Tanrı'nın iki temel niteliğidir. Böylece o, Kartezyen felsefedeki soruna kendince bir çözüm getirir. Düşüncelerin ve fizik nesnelerin tek bir tözün değişimleri olduğunu öne sürer ve Tanrı'yı her biri ebedi ve sonsuz özü ifade eden sonsuz nitelilerden oluşan bir töz olarak tanımlar.

    Bütün bunlar Spinoza felsefesinin metafizik gücünü ve anlaşılmaktaki zorluklarını göstermektedir. Spinoza felsefesinin gücü de güçsüzlüğü de başlangıç öncüllerinde ve kavramlara kattığı özel içeriklerdedir. Spinoza felsefesinde çıkan sonuç ise daha da çarpıcıdır. Tanrı ile doğa özdeştir. Bu sonuç, mantıksal neden ile gerçek nedenin özdeş sayılmasına paraleldir. Dolayısıyla da Tanrı bilgisi ya da Tanrı'yı bilmek, entelektüel Tanrı sevgisi Spinozacı metafiziğin çıkış noktası ve varış noktasıdır.

    Spinoza İnsan
    Spinoza'daki insan anlayışının felsefi sistemiyle, kurduğu geometrik metafizik bütünlükle doğrudan bağlantılı zorunlu bağlamları vardır. Töz anlayışı, evreni bir zorunlu bağlantılar sistemi olarak tekçi anlayışla açıklamak üzere kurulur ve bütün varlıklar Tanrı'dan başka bir şey olmayan bu tözün zorunlu görünümleri olarak açıklanır. Tanrı, sonsuzluk boyutunda her şeyin özüdür. İnsan ise zaman ya da süre boyutunda kendinin kendinde nedeni ve bu temelde her şeyin varoluşunun nedeni olan Tanrı, Spinoza'nın beden-ruh ikilemini çözmesinde de yardım eder.

    Bu çözümü şu şekilde ifade etmek mümkündür. Beden ve ruh, Tanrı'nın sonsuz özünden gelen görünümlerdedirler ve dolayısıyla gerçek dünyanın düzeniyle ruhun düzeni birlik oluşturur. Böylece geleneksel anlamda bilinen birey-özne ve dolayısıyla insan Spinozacı sistemde ortadan kaldırılmıştır. Bu sistemde bireysel anlamda akıl ve irade sahibi, kendi kararlarını veren ve verdiği kararlarda özgür olan bir insan anlayışına yer kalmaz; aksine ruh ve madde, zihin ve gerçeklik tek ve sonsuz bir özün görünümleri olarak aynı derecede zorunlulukla belirlenen varlıklar olarak belirirler. İnsan iradesini irade olarak tanımayan Spinozacı metafizik, ilginç bir etik anlayışına yol açar, ilginçlik etik bilinen anlamda irade ve insan kararları üzerine kurulu olmasından kaynaklanır. Varlığı ve varoluşu bütünlükle nedensellikler içinde açıklayan bir felsefe sistemi, aynıksal sistemin içine zorunlu olarak etiği oturtmak durumundadır. Spinoza, buna bağlı olarak, insan ruhuna yönelik doğalcı ve maknist kabul edilen bir düşünce şekillendirir.

    Spinoza için soyut etik yasaların ve değer yargıları belirlemenin hiçbir anlamı yoktur. Önemli olan gerçeği tanımaktır, ki bunun nasıl bir şey olduğunu sistem dahilinde açıklar. Güç ve erden insanı açıklamakta önemlidir, ancak her ikisi de Tanrı bilgisinde temellenir. Spinoza'nın felsefi sistemi Tanrı düşüncesiyle başlayıp Tanrı düşüncesiyle sonlandığı için insanın doğru konumlanışı bu sistemin belirlediği gereklere göre bilgiye yönelmesi ve kendi zorunluluklarını kavramasıdır. Spinoza insan-toplum-devlet düşüncelerini bu felsefi düşünüş doğrultusunda temellendirmekte, insan tanımlamasını teolojik-politik düşüncesinde oluşturmaktadır. Ona göre geometri önemlidir.

    Spinoza Özgürlük
    Spinoza, her türlü tasarım ve iradeye dayalı kararın zorunlulukla kendisinden önce gelen bir olaya dayandığı fikrinden hareket eder. Bu şekilde yaklaşılınca istenç ve irade özgürlüğü olarak adlandırılan özgürlüğün reddedilmesi ortaya çıkar. Felsefe tarihi içinde Spinoza kadar katı bir kuramsal yargıyla bu anlamdaki özgürlüğün reddedilmesi sözkonusu değildir. Daha sonra yapısalcılık'ın belirli bir yorumunda, örneğin Althusser'in özneyi yapının bir türevi olarak ortaya koyan çalışmalarında bu tür bir yaklaşım görülür. Spinoza özgürlüğü bir yanılsama dahası bir fantazi sayar. Buna sebep olanın, eylemlerimizin ve etkinliklerimizin nedenlerini bilmememiz olduğunu söyler.

    Spinoza'ya göre, eğer aşağı doğru akan bir su düşünebilen bir varlık olsaydı, kendi özgür istenci ve iradesiyle aşağı doğru akmakta olduğunu düşünürdü. Karar verme durumumuzu başka bir açıdanda özgürlük olarak kabul edemeyiz, çünkü kararlarımızı çoğunluk hafıza denilen yapının etkileriyle oluşur ve Spinoza'ya göre hafızaya hakim olabildiğimiz söylenemez.

    Sonuç olarak Spinoza'nın elbette bir özgürlük anlayışı sözkonusudur ve bu anlayış şaşırtıcı olmayacak kadar kesin bir nitelikle onun mantıksal sistemine derinden bağlıdır. Spinoza için özgürlük, insanın kendi doğasında mevcut olan zorunluluklara uyması durumudur. Özgürlük, zorunluluğun tanınmasıdır. Bu argüman, zorunlu olarak her tür özneyi ve öznelliği dışta bırakan Spinozacı sistemden ileri gelmektedir. İnsan teki, Tanrı'nın görünümlerinden biri olduğu için, her şeyi yöneten yasalar bu insan tekini de yönetir ve onun kararı bu durumda olsa olsa bu yasalara uymak durumudur ki, burada bir özgürlükten söz edilemez.

    Spinoza'nın tüm sistemini kurarken saf ve tarafsız bir mantıkçının konumuna çekilmeye çalıştığını söyleyebiliriz ve tutumu özellikle özgürlük konusunda belirgindir. eylemleri yalnızca kendisi tarafından belirlenen şey özgürdür ve bu insan olamaz, olsa olsa Tanrı olabilir. İnsan eylemliliği ise zorunlu olarak belirlenmiştir. Buna bağlı olarak özgür insan, Spinoza'ya göre, içinde bulunduğu ve kendisini belirleyen zorunlulukların farkında olan, bunların bilgisine sahip olan insandır. Bu anlamıyla felsefi sisteminde Spinoza daha yüksek bir algı düzeyine çıkmış, duygularını denetim altına alabilen, kendisinin ve dünyanın kavrayışına sahip olmayı özgür insan olarak tanımlar.

    Spinoza'nın Etkileri
    Spinoza'nın güçlü mantıksal metafizik sistemi, gerek Leibniz'in eleştirileri gerekse diğer ampirik felsefenin gelişmesiyle kısmen unutulur. Kant'a gelindiğinde ise önemli bir kuramsal müdahele ile karşılaşır. Kant bu sistemin örtük ve açık varsayımlarını sorunsallaştıran bir yol izler, ontolojik alan ile epistemolojik alanı kategorik bir ayrıma tabi tutarak, gerçekliğin bizim düşüncelerimize tekabül ettiği ya da edebileceği varsayımını geçersizleştirmeye çalışır. Saf aklın perspektifine ulaşılamaz, sonsuzluk boyutuna dair bir bakışa ya da bilgiye erişilemez. Ateist ya da Tanrı sevdalısı filozof şeklindeki kısır ya da tek yönlü değerlendirmelerin dışında spinoza 18. yüzyıldan itibaren birçok filozofu müttefik ya da rakip olarak etkilemiştir.

    Novalis, Sckleirmacher, Jacobi, Mandelssohn, Goethe, Schelling, Hegel bu etki alanının içindeki önemli isimler olarak belirtilebilir. Hegel'in spinozacı felsefi sistemi dönüştürerek kullandığı söylenebilir. Spinoza'daki töz Hegel'de Mutlak idea olarak anılır bir anlamda. Ayrıca Marx'ın Hegel'i ayakları üzerine oturtma girişiminde de Spinoza etkisi olduğu öne sürülmektedir. Çünkü, marksist felsefe, insanın etkinliklerini onun maddi koşullarından bağımsız görmemekte, özgürlüğün zorunluluklarını bilinci olduğu tezini olumlamakta, bunlara bağlı olarak doğa yasalarının belirleyiciliğini öne sürmektedir ki, Spinozacı sistemle bunlar arasında paralellikler kurmak kaçınılmazdır.

    Nietzsche ise tam bir Spinoza karşıtı olarak konuşur, çünkü Spinoza'nın temel savlarını kabul edilemez bulunur. Örneğin, gerçeğin ona yönelik yaklaşımlardan koparılabileceği yönündeki düşünce kabul edilemez bir yanlıştır. Nietzsche, Spinoza'nın matematiksel hokus pokuslarla felsefi sistemini kurduğunu söyler ve onu hasta münzevi olarak tanımlar. Nietzscheci düşünceyle önemli ilgileri olan postmodern felsefenin önemli isimlerinden Gilles Deleuze ise Spinoza'ya çok önem veren düşünürlerden biridir. spinoza üzerine dersler ve konferanslar vermiş olan Deleuze, daha sonra bu notlarını Spinoza/Pratik felsefe başlığında yayınlamıştır. Bu kitap Etika üzerine bir tür sözlük ve açımlama metnidir. Özgürlüğün zorunlulukların bilgisine ulaşma olarak tanımlayan Etika'yı, bir özgürleşme etiği olarak değerlendirir Deleuze. Deleuze'dan önce Louis Althusser'in ismini de anmak gerekir. Yapısalcılık'ın ve kuramsal Marksizmin önemli ismi Althusser, öznenin yokluğu ve yapının belirleyiciliği konularında Spinozacı sistemden referanslar bulmuş ve onun üzerinde önemle durmuş bir düşünürdür.

    [​IMG]

    Spinoza Felsefesi
    Spinoza'nın düşünce kaynaklarında farklı etkilerin olduğu söylenebilir. Onun zor anlaşılan ya da tamamen zıt yönlerde anlaşılan felsefesinin oluşumunda bir yanda Yahudi mistiklerini, İslam düşünürlerini, skolastikleri, 17. yüzyılda çok önemli gelişmeler kaydeden doğabilimlerini, Girdano Bruno ve özellikle onu panteizmini ve bütün bunların ötesinde Descartes'i ve Kartezyen felsefeyi buluruz. Bir anlamda bunlara bağlı olarak onun felsefi sorununun töz sorunu olduğunu, bu eksende varlık problemine yöneldiğini söyleyebiliriz.

    Beden ve ruhun birbirlerine olan üstünlükleri yerine paralelliklerini savunan Spinoza ereksel bir nedenselliğe de karşı çıkmıştır. Bununla birlikte aşkın bir tanrı anlayışı yerine içkin bir doğa anlayışı getirmiştir. Böylece ruhun bedeni yönettiği insanbiçimli tanrı fikri yerine bütün çeşitlilikleri barındıran ereksel olmayan bir tek doğadan bahsetmekle beraber insandaki temel üç yanılsamayı tasfir etmiştir. Ereklilik çerçevesinde, Bilinç, özgürlük ve tanrıbilimsel yanılsama.

    Spinoza'nın misalinde, yeni materyalist felsefenin yahudiliğin bağrında veya yahudi ananesinin kaynaklarında doğuşu gayet iyi takip edebilirler. Bu ananede dini öz, milli, siyasi ve dünyevi muhtevaya nispeten çok ince sığ kalıyor, yani Hristiyanlığa tamamen ters bir durum.

    [​IMG]

    Spinoza Eserleri
    • Ethica
    • Tanrı, İnsan ve İnsanın Mutluluğu Üzerine Kısa İnceleme
    • Politik İncelemeler, (Tractatus Politicus)
    • Kavrayış Gücünün Gelişimi
    • Descartes Felsefesinin İlkelerinin I. ve II. Bölümlerinin Benedictus Spinoza Tarafından Geometrik Yöntemle Tanımlanması.
    • Teolojik-Politik İncelemeler

    [​IMG]

    Spinoza Sözleri
    “Felsefe, genelleştirilmiş bir matematiktir.”

    “İnsan tutkuları yenerek tanrıya yaklaşır.”

    “Kalpler silahla değil, sevgi ve yüksek gönüllülükle yenilirler.”

    “Sevginin ölçüsü, ölçüsüz sevmektir.”

    “Özgür insanın ölümden daha az düşündüğü bir şey yoktur.”

    “Doğada “kötü” olarak nitelenebilecek hiç bir olay olmaz.”

    “Bilgisizlik bahane edilemez.”

    “Herkesin hakkı gücü kadardır.”

    “Töz,bir kavramın meydana gelmesi için başka bir kavrama ihtiyaç yoktur.”
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 15 Mayıs 2016

Sayfayı Paylaş