1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

1915 Olayları ve Soykırım İftirası

Konusu 'Dünya Soykırım Tarihi' forumundadır ve wien06 tarafından 26 Nisan 2010 başlatılmıştır.

  1. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    Türkler dünyanın değişik coğrafyalarında pek çok devlet kurmuş büyük bir millettir. Kurmuş olduğu bu devletlerde birçok değişik unsuru bünyesine alarak din, dil, ırk ayrımı yapmaksızın toplumun refah ve mutluluğu için olağanüstü bir gayret sarf ederek çalışmıştır. Kurulan bu devletler içerisinde en fazla değişik unsuru barındıran şüphesiz Osmanlı’dır. Özellikle gayrimüslimler bu büyük devletin çatısı altında yüzyıllarca huzur ve barış içerisinde yaşadılar. Bu durumun oluşmasındaki temel etken Türk’ün yüksek ahlak ve karakterinde vücuda gelen, insanı merkez alan; adalet, hoşgörü ve barış kültürünün varlığıdır. Buna rağmen Türkler insafsızca iftiralara uğramış milletlerin başında gelir ki bunun en tipik örneği 1915’de meydana gelmiş olaylarla ilgili asılsız iddialardır.

    1915’de Ermenilere karşı yapılan sözde soykırım iddialarında tarihi gerçeklikler bir kenara bırakılarak konu politize edilmiştir. Konunun politize olması insanları bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmaya itmiş ve bu aziz millet hak etmediği ithamlarla yine burun buruna gelmiştir. Şu açıkça bilinmelidir ki Türklerin hiçbir millete karşı sistematik bir soykırım yaptığına tarih tanıklık etmemiştir.

    Türkler Malazgirt’te Anadolu’nun kapılarını araladıklarında Ermeniler, Bizans tarafından dört bir yana dağıtılmış bitkin ve her türlü haktan mahrum bırakılmış bir haldeydiler. Öyle ki bir Ermeni seyyahı olan Siemon, Bizans döneminde İstanbul’da 80 hane kadar Ermeni’nin bulunduğunu, bunların değil şehre yerleşmek kente girmelerine dahi müsaade edilmediğini aktarmaktadır.¹ Yine Ermeniler, Rumlar tarafından nefret edilen, aşağılanan muamelelere tabi tutulmuşlardır.²Devam eden süreç içerisinde Türklerin Anadolu’ya egemen olmasıyla Ermenilerin durumları da iyileşmiştir. Müstakil bir kiliseleri bulunmayan Ermeniler için Fatih Sultan Mehmed tarafından Ermeni Patrikliği kurdurulmuş zamanın şartlarının çok ilerisinde geniş hürriyetler tanınmıştır. Klasik dönem Osmanlı millet sistemi içerisinde kendi eğitimlerini yapabilen, kendi mahkemeleri bulunan, mahalli yönetimlere sahip olarak büyük kitlelerin arasında milli benliklerini korumaları Türkler tarafından sağlanmıştır. Osmanlının hoşgörülü ve adil yönetimi Ermenileri, Türklere yakınlaştırdığı gibi kültürel alanda da etkilenmelerine neden olmuştur. Değişik dönemlerde Anadolu’yu ziyaret eden seyyah ve yabancı temsilciler bu sebepten dolayı Ermenileri, Hıristiyan Türkler olarak nitelendirmişlerdir.³

    Türkler ile Ermeniler yüzyıllardır iyi komşuluk ilişkilerini devam ettirirken; Moskova knezlikten çarlığa, İngiltere ada devletinden üzerinde güneş batmayan imparatorluğa, Fransa daha çok sömürge elde etmeye, Amerika eski kıtalara doğru yelken açmaya, emin adımlarla ilerlemeye başlamışlardı. 1877–1878 Osmanlı-Rus savaşı sonrası imzalanan Berlin Antlaşması Ermenileri, başta Rusya olmak üzere, bölgede emelleri olan Avrupa devletlerinin Osmanlı Devletine baskı aracı olarak kullandıkları bir vasıta haline getirmişti. Bu devletlerin senaryolarının Osmanlı ayağında kendilerine piyon olarak Ermenileri de seçmeleri iki toplum arasında yüzlerce yılda meydana gelmiş güven ortamının bozulup yok olmasına yol açmıştır. Oysa Osmanlı Devleti’nde Ermenilere verilmiş geniş haklar, dünyanın hiçbir yerinde mutlakıyetle yönetilen bir devletin kendi azınlığına tanıyabileceği türden haklar değildi. Buna rağmen emperyal emeller güden bu güçlerin kendilerine biçtikleri misyonu kabul etmede Ermeniler çok cömert davranmışlardır. Bu durum doğal olarak karmaşık ve çok yönlü problemleri de beraberinde getirerek bir Ermeni sorununun ortaya çıkmasına neden olmuştur.

    Türk – Ermeni anlaşmazlığına yol açan olaylarda ilk ivmeyi, emperyalist yayılma girişimleri olan Rusya oluşturmuştur. II. Katerina’nın, Ermeni Başpiskoposu Josef Argotyan’la yaptığı görüşmede bağımsız bir Ararat Krallığı projesine onay vermesi Rus – Ermeni ilişkilerinde bir dönüm noktası oldu. Bu doğrultuda kaos ortamı oluşturarak binlerce Türk ve Ermeni, komitacı Ermenilerce katledildi. 1900’lere kadar Anadolu’dan, Kafkasya’ya 150 bin Ermeni, Kafkasya’dan, Anadolu’ya 1 500 000 Müslüman göç etmek zorunda kaldı. Devam eden süreçte Hınçak ve Taşnak komitacılarının İstanbul’da ve Anadolu’da meydana getirdiği terör eylemleri Avrupa kamuoyunun dikkatinin Osmanlı’ya çevrilmesine neden oldu. Bu terör örgütlerinin amacı özellikle Hıristiyanları katlederek Avrupa’da “Türkler Hıristiyanları kesiyor” propagandası yaparak, Rusların Osmanlı topraklarına müdahale etmesini sağlamaktı.

    Sorunun dallanıp budaklanması için komitecilere her türlü imkânı sunan İngiltere şüphesiz kendi milli menfaatleri doğrultusunda hareket ediyordu. İngiliz görüşüne göre Osmanlının dağılmasında Ermeniler kilit rol oynuyorlardı. Ermeniler Osmanlı topraklarında kendi müstakil devletlerini kurabilirse Türklerin dışındaki Müslüman unsurları Osmanlı Devletin den koparmak hiçte zor olmayacaktı. İngilizlere göre Ortadoğu’da keşfedilen petrol bölgelerinin egemenliğini sağlamanın en kolay yolu buydu. Bu sebeple Ermeni komiteciler eğitilip, desteklenerek daha çok terör olayı meydana getirilmesi sağlanacaktı. Böylece Avrupa’da “Centilmen Türk” imajı yıkılıp “Barbar Türk” deyimi zihinlerde yer edinecek, Ermenilerin başarıya ulaşması halinde ise Osmanlı kendiliğinden çözülecekti. İngiliz Dışişleri Bakanlığı arşivindeki belgelerde bu bilgileri doğrulamaktadır.4

    Fransa ve Amerika’nın temel amacı kapitülasyonlardan daha fazla faydalanabilmek için daha çok Ermeni’yi himaye etmekti. Bunu gerçekleştirebilmek amacıyla Anadolu’nun bir çok yerinde misyonlar oluşturup okullar açmışlardır. Esasında bu okullar Ermeni ve Rum komitecilerin yetiştirildiği, insanların kalplerine nefret ve kin tohumlarının ekildiği yerlerdi.5

    Büyük devletlerin oyun alanı içinde, Ermeni komitecilerin temeldeki amacı müstakil Ermenistan’ı kurmaktı. Bu amacı gerçekleştirebilmek için Avrupa’da 1848 ihtilallerinden etkilenen Rusya Ermenileri Hınçak Partisini oluşturdu. Bu örgütün memnun edemediği Ermeniler ise Taşnaksutyun Partisini kurdular. Kısaca Taşnak diye bilinen bu parti siyasi bir teşekkülden ziyade bir terör örgütü niteliğindeydi. Bu örgüt Ermeni terör örgütleri içerisinde en uzun ömürlüsüdür. Günümüzde dahi bu partinin değişmeyen temel özelliği, gerek Ermeniler arasında gerekse dünyada Türk düşmanlığı yaratmak, Ermeni katliamı propogandası yapmak olmuştur.

    1892’de ilk kongrelerinde kabul ettikleri programlarında, Osmanlı Devleti ile yapacakları mücadele metotları ve amaçları şu şekildeydi:6

    – Çeteler kurmak ve bunları örgütlemek;

    – Ermenileri silahlandırmak için her yola başvurmak;

    – Resmi görevlilere karşı terör uygulamak;

    – İnsan ve silah sevki için ulaşım şebekeleri kurmak;

    – Hükümete ait binaları basmak ve tahrip etmek;

    – Aşiretleri de taraflarına alarak isyan çıkarmak;

    – Büyük devletlerin müdahalesini sağlamak;

    – Müslümanların kovulacağı ve öldürülecekleri altı Anadolu vilayetinde sosyalist bir Ermeni Cumhuriyeti gerçekleştirmek.


    Taşnaklar programlarını hiç vakit kaybetmeden uygulamaya koyuldular. Yapılan hazırlıklar sonunda birçok vilayette ayaklanmalar ve suikastlar oldu. Haziran 1896’da Van, Temmuz 1897’de Sason ayaklanmaları sonucu kan döküldü. 26 Ağustos 1896 tarihinde Osmanlı Bankası baskını gerçekleştirildi ve meydan yavaş yavaş Taşnaklara kaldı. 1914’e kadar 40’tan fazla isyan çıkarıldı. Taşnaklar bir taraftan Müslümanları vahşice katlederken diğer taraftan kendi tabanını genişletebilmek adına Müslüman kılığında Ermeni köylerini bastılar. Ayrıca örgüte destek vermeyen Ermenileri de birer birer ortadan kaldırdılar. Silah ithalatına büyük önem veren Taşnaklar, en ufak köylere kadar şubelerini genişletip, üyelerinin silahlanmasına bütün gayretleriyle çalışıyorlardı.7

    II. Meşrutiyetin ilanıyla komitacıların bir kısmı, yeni tabirle düz ovaya inerek, Osmanlı Mebusu olmuşlardır. Aram Manukyan, Viramyan Onnik Dersakyan gibi elleri kana bulaşmış mebular, komitacılar içerisinde en acımasızlarıydı. Bunlar I. Dünya savaşı sırasında tertip ettikleri çetelerle katliamlarına durmaksızın devam ettiler. Sadece Van’da 55 000 Türk’ün katledilmesi olaylarında bu iki mebusun büyük payı olduğu bilinmektedir.

    Dünya savaşının başlaması ve Osmanlının İtilaf devletlerinin karşısında yer alması Ermeni milliyetçileri tarafından kaçırılmayacak bir fırsat olarak görülmüştür. Ermeniler Savaş başlar başlamaz İtilaf devletleriyle işbirliği içine girdiler. Gönüllü birlikler oluşturarak Rus ordusuna katılmış vatandaşı oldukları Osmanlıya karşı savaşmışlardır. Osmanlı, Kafkas cephesinde iki ateş arasında kaldığı gibi geride kalan Müslüman ahalide tamamen savunmasız bir haldeydi. Yöneticiler ortaya çıkan bu krizi yerel tedbirlerle aşmaya çalıştılarsa da Rusların Muş ve Bitlis’e kadar ilerlemelerine paralel olarak İngiliz ve Fransız donanmalarının Çanakkale’ye saldırması üzerine Ermeniler topyekûn bir ayaklanma hareketi başlattılar. 20 yıldır silahlanan Ermeniler yüz binlerce Türk’ü katlettiler. Bunun üzerine Hükümet aldığı sevk ve iskan kararıyla Ermenileri kendileri içinde emniyetli olacağını düşündüğü güney bölgelerine göç ettirmeye başladı.

    Sevk sırasında Ermenilerin can ve mal güvenliğinin sağlanması amacıyla birçok önlem alınmış bu durum talimatnamelerle de mahalli yöneticilere bildirilmiştir. Bu kadarıyla da yetinilmeyerek Ermenilerin sevk edileceği yerlerde gerekli tedbirlerin alınması amacıyla Osmanlı Hükümeti 15 maddelik bir talimatname yayınlamıştır. Talimatnamede özetle;

    – Sevk edilen Ermenilerin, taşınabilir bütün mal ve hayvanlarını yanlarında götürebilecekleri;

    – Sevk edilen Ermenilerin can ve mallarının korunacağı;

    – Ermenilerin; tarıma ve gelişmeye uygun yerlere yerleştirileceği;

    – İskân yerlerine varan Ermenilerin çeşitli ihtiyaçlarının karşılanması için muhacirin tahsisatından para verileceği;

    – Sevk edilen her aileye önceki iktisadi durumu göz önüne alınarak uygun miktarda arazi ve sermaye verileceği…8


    Alınan bütün tedbirlere rağmen zamanın ulaşım koşulları, salgın hastalıklar kayıplara neden olmuştur. Yine istenmeyen bazı olayların önüne de geçilememiştir.9 Hükümet ülke çapında durumu incelemek ve sorumluları cezalandırmak için harekete geçmiştir. Sorumlu görülen 1673 kişi Divanı Harp’te yargılanarak, idam da dahil, çeşitli cezalara çarptırıldı.10 Gerek yabancı devletlerin gerekse Osmanlının arşivleri, sevk ve iskân sırasında alınan önlemler, harcanan meblağlarla ilgili binlerce belgeyle doludur.

    Osmanlı içinde bulunduğu zor şartlara rağmen Ermeni sevkiyatının düzenli ve güvenli bir şekilde yapılması can ve mal güvenliğinin korunmasına özen göstermiştir. Bu durum birçok yabancı gözlemci tarafından da takdirle karşılanmıştır.11 Savaş sonrasında İngilizler tarafından tutuklanarak Malta adasına götürülen Türk Mebusları konuyla ilgili yapılan yargılama sonucunda beraat etmişlerdir. Durum böyle iken günümüzde pervasızca soykırım naraları atılmaya devam edilmektedir. Ermeniler de dahil olmak üzere bu naraları atanların bir çoğu soykırımın nasıl yapıldığını birçok defa bizzat tecrübe etmişlerdir.

    Bugün Ermeniler 1915 olayları üzerine kurgulayıp, titizlikle hazırladıkları 3T planını uygulamak istiyorlar. Planın aşamaları kısaca Türkiye’nin önce soykırımı tanıması, sonra soykırım yaptığı için tazminat ödemesi ve son aşamada ise Türkiye’nin, Ermenistan’a toprak vermesini içeriyor ( Tanınma – Tazminat – Toprak). Bu planı gerçekleştirmek adına tarihi gerçekleri çarpıtarak kendilerini, Türklerin, Ermenilere soykırım yaptığına inandırdılar. Şimdi ise sırada dünya kamuoyu var. Amerika ve Avrupa ise kendi iç siyasetlerinde sıkıştıklarında veya Türkiye’den bir şeyler arzuladıklarında, Ermeni diasporasını da kullanarak konuyu gündeme getirmektedirler. Türklerin, Ermenilere soykırım yaptığı iddiası gören gözler, işiten kulaklar için büyük bir iftiradır. Dünya döndükçe de tarih buna tanıklık etmeye devam edecektir.

    DIPNOTLAR
    1 Siemon, Tarihte Ermeniler 1608-1619,(İstanbul, 1999) s. 32, 141
    2 age s.142
    3 Moltke, Moltke’nin Türkiye Mektupları, (İstanbul 1999) s. 43
    4 FO 371/3404/162647/w/44
    5 Ali İhsan Gencer – Sabahattin Özel, Türk İnkılap Tarihi, (İstanbul, 2001), s.82.
    6 Enver Ziya Karal, Armenian Question, 1878-1923, (Ankara, 1975), s. 13
    7 Erdal İlter, Türkiye’de Sosyalist Ermeniler ve Silahlanma Faaliyetleri (1890-1923), (İstanbul, 1995), s.49-50.
    8 Arşiv Belgeleriyle Ermeni Faaliyetleri, Cilt I. S.430-431.
    9 Ayrıntılı bilgi için bkz. Kamuran Gürün, Ermeni Dosyası.
    10 BOA HR. SYS. Nr. 2882/29.
    11 Hikmet Özdemir vd, Ermeniler: Sürgün ve Göç, ( Ankara, 2004), s.70-88.



    Öztürk ÇANKAYA
     

Sayfayı Paylaş