1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

24 - Erzincan

Konusu 'İl İl Türkiye' forumundadır ve YoRuMSuZ tarafından 2 Şubat 2007 başlatılmıştır.

  1. YoRuMSuZ
    Avare

    YoRuMSuZ Biz işimize bakalım!

    Katılım:
    7 Haziran 2006
    Mesajlar:
    24.427
    Beğenileri:
    7.354
    Ödül Puanları:
    11.330
    Cinsiyet:
    Bay
    Banka:
    8.771 ÇTL
    Yüzölçümü: 11.903 km²
    Nüfus: 299.251 (1990)
    İl Trafik No: 24

    Doğu Anadolu Bölgesi'nde Fırat'ın yukarı kısmında yer alan Erzincan, Anadolu'nun en eski kültür merkezlerinden birisidir. Tarihi ipek yolu güzergahında yer alan kent Hitit, Urartu, Med, Pers, Hellen, Roma egemenliğinde kalmış, Malazgirt Zaferinden sonra Türk ve Osmanlı hakimiyetine geçmiştir. Erzincan kültürel zenginliği kadar doğal güzellikleri, coğrafyası, mutfağı ve alışveriş olanakları ile tam bir turizm cennetidir.

    COĞRAFYA

    Erzincan ili genellikle dağlar ve platolarla kaplıdır. Dağ sıraları arasındaki çukurlarda yer alan ovalar ve düzlükler boğazlarla birbirine bağlanmış durumdadır. Ovalar ile dağ sıraları arasına akarsularca yarılmış, dalgalı platolar yerleşmiştir.

    Erzincan'da ve Tercan çevresinin genel bitki örtüsü steptir. Yüksek dağların üzerinde çalılıklara ve meşeliklere rastlanır. Erzincan'ın batısında yer alan ve özellikle Refahiye'den başlayıp Kemah, Kemaliye çevresine kadar çam korulukları, meşelikler ve çalılıklara geniş ölçüde rastlanmaktadır. İlin en büyük akarsuyu Karasu Irmağıdır.

    Erzincan karasal iklim özelliğine sahiptir. Erzincan çevre illere göre daha uzun ve sıcak yaz mevsimi yaşamaktadır.

    TARİHÇE

    Tarihi İpek Yolu üzerinde yer alan Erzincan, yüzyıllar boyu canlı bir tarihi ve kültürel yaşam sürmüştür. Tunç Çağı'ndan beri bir yerleşim olduğu tespit edilen Erzincan, Urartu, Med, Pers, Helen, Roma ve Bizans egemenliğinde kalmıştır. 1071 den sonra Türklerin eline geçerek Mengücek, Selçuklu ve Eretna dönemlerini yaşamıştır. 1473 yılındaki Oltukbeli Savaşı ile Osmanlı hakimiyetine girdi. I. Dünya Savaşında işgale uğrayan Erzincan 13 Şubat 1918 de Türk Ordusu tarafından kurtarıldı.
     
  2. YoRuMSuZ
    Avare

    YoRuMSuZ Biz işimize bakalım!

    Katılım:
    7 Haziran 2006
    Mesajlar:
    24.427
    Beğenileri:
    7.354
    Ödül Puanları:
    11.330
    Cinsiyet:
    Bay
    Banka:
    8.771 ÇTL
    Erzincan ilinin ilçeleri; Çayırlı, İliç, Kemah, Kemaliye, Otlukbeli, Refatiye, Trecan ve Üzümlü'dür.

    Çayırlı : Erzincan'a 114 km mesafede olan ilçenin hangi tarihte kurulduğu bilinmemektedir. İlçedeki gezip görülecek yerler 1219 tarihinde Karslı Tahir Usta tarafından yapılmış, duvarları yontma taşlarla örülü, tavanı ahşap oymalarla süslenmiş bir konak, keşiş dağı üzerinde bulunan ve bir doğa harikası olan Aygır krater gölü, Büyük Yayla gölü, Yedi Göller ve Kartallı köyü gölüdür.

    İliç : Erzincan'a 153 km uzaklıkta bulunan İlçenin ilk yerleşim tarihi kesin olarak bilinmemektedir. İliç'in köylerinde çok sayıda höyük ve tarihi yapı kalıntıları bulunmaktadır. Bunların çoğunda bilimsel kazı ve araştırmalar yapılmıştır. Altıntaş köyünde, Romalılara ve daha sonraki dönemlere ait olan çok sayıda kalıntılar bulunmaktadır.

    Kemah : Erzincan'a 52 km uzaklıktaki ilçede gezip görülecek yerler arasında Kemah Kalesi, Gülabibey Çeşme ve Hamamı, Melik Gazi Türbe ve Zaviyesi, Tugay Hatun Kümbeti, Ali Baba Türbesi, Gözcü Baba Türbesi, Hacı Mahmut Bey Çeşmesi, Alaattin Bey Çeşmesi gibi tarihi eserler ile Buz Mağarası ve Soğuksular mesire yeri bulunmaktadır.

    Kemaliye: Erzincan'a 194 km uzaklıktaki, Keban Baraj Gölü kıyısında güzel bir vadi içinde kurulmuştur. İlçede gezilip görülecek yerler arasında Endiçi Kalesi, Roma Mezarlığı gibi tarihi kalıntılar ile Topkapı Camii, Orta Cami bulunmaktadır. Ayrıca İlçenin Ocak köyünde, Selçuklu Osmanlı mimarisinin özelliklerini gösteren Hıdır Abdal Sultan Türbesini sayabiliriz.

    Otlukbeli: 1473'te Fatih Sultan Mehmet ile Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan arasındaki Otlukbeli Savaşı Erzincan'a 142 km uzaklıkta bulunan bu ilçede yapılmıştır. İlçe merkezinin 6 km kuzeybatısında olan traverten şeddi (Maden sularının oluşturduğu traverten şeddi) gölünün oluşumu günümüzde halen devam etmektedir. Otlukbeli Gölü'nün en önemli özelliği, çanağının ve oluşumunun göl türleri içerisinde günümüze kadar bilinenlerin içerisinde dünyada tek tip oluşudur. Göl, bu özelliğinden dolayı, doğal anıt olarak da nitelendirilmektedir.

    Refahiye: Erzincan'a 71 km uzaklıktadır. İlçedeki gezip görülecek yerler arasında Kutlutepe, Kutsal Kaya, Kadıköy Kilisesi, Merkez Cami, Köroğlu Mağarası, Bal kaya, Refahiye Ormanları ve Dumanlı Yaylasını sayabiliriz. Ayrıcı İl merkezine 42. Km. uzaklıkta, Yıldırım Akbulut Kayak Tesisleri hizmet vermektedir.

    Üzümlü: Erzincan'a 23 km. uzaklıktadır. İlçede gezip görülecek yerler arasında Akkoyunlu Cami, Hacı Nutullah Cami gibi tarihi kalıntılar ile Şeyh Karpuz Mağarası, Aygır Gölü, Hıdırellez Gölü, Bayırbağ Değirmenönü Mesire alanı ve karakaya Çermik Mesire alanını sayabiliriz

    Tercan : Erzincan'a 88 km uzaklıktadır. İlçede gezip görülecek yerler arasında Kefrenci Tapınağı, Pekeriç (Çadırkaya kalesi), Kötür Köprüsü ile Orta Çağ Türk mimarisinin en ilginç ve önemli eseri kervansaray, hamam, mescit ve türbeden oluşan Mama Hatun külliyeyi sayabiliriz.
     
  3. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Küllerinden yeniden doğmuş bir kent... Doğanın güzelliklerini esirgemediği bu kent, halkının azmi ve sevgisiyle de hafızalara kazınmış durumda. Kent geçmişteki acı olaylardan Erzincanlıların gayretiyle kurtulmuş, şimdi dimdik ayakta duruyor ve ziyaretçilerini ağırlıyor.

    [​IMG]

    [​IMG]


    Erzincan, birinci derecede deprem kuşağı üzerinde yer aldığından, tarihinde pek çok deprem yaşamış. Bunların içinde en önemlisi kuşkusuz kenti yerle bir eden, 1939 yılında meydana gelen büyük deprem. Bu yıkımın ardından kent merkezi adeta yeniden kurulmuş. Bunun sonucu olarak da, günümüzde Erzincan’ı dolaştığınızda, çok planlı cadde ve sokakları hemen gözünüze çarpıyor. Düzlük bir alana kurulmuş olan bu samimi kentte, nereye gitseniz dört bir yanındaki karla kaplı dağlar ise size eşlik etmeye devam ediyor.

    Kentin daha uzak tarihini de merak ediyor ve ilk zamanlarını araştırıyoruz. Erzincan’ın ilk çağ tarihi hakkında kesin bilgiler mevcut değil. Ancak kent ve civarında M.Ö. 1050-1180 tarihinde Anadolu’da hüküm süren Hititler’in ve M.Ö. 900 yıllarında kurulan Urartular’ın izine rastlanmış olduğunu öğreniyoruz. O dönemde Van’ı (Tuspa) başkent yapan Urartular, kuzeyde Erzurum-Erzincan’a kadar genişlemişler. 1953 yılında Erzincan yakınlarındaki Altıntepe’de, Prof. Dr. Tahsin Özgüç’ün yaptığı kazı çalışmalarında da Urartular’a ait pek çok eser çıkarılmış.


    İLÇELER, DOĞAL VE TARİHİ GÜZELLİKLER
    Erzincan dendiğinde akla ilk gelenlerden biri kuşkusuz Girlevik Şelalesidir. Şelale, merkeze yaklaşık 30 km. uzaklıkta bulunan, Çağlayan mevkiindeki Girlevik Köyü’nde yer alıyor. Sarp kayaların arasından ilerleyen su, civarda da bitki örtüsünü canlandırmış ve buranın önemli bir mesire yeri haline gelmesini sağlamış. 30-40 metre yükseklikten dökülen şelalenin suları, uzaktan adeta bir tül gibi gözüküyor. Kışın donan sular ise bambaşka bir doğa harikasını gözler önüne seriyor. Şelalenin çevresinde bulunan Keşiş ve Kılıçkaya dağları ise yörenin güzelliğini bir kat daha arttırıyor.

    Kent merkezine yaklaşık 11 km. uzaklıkta bulunan Ekşi Su ise bölgede çıkan doğal maden suyu ile ünlü. Bir çok hastalığa iyi geldiği söylenen bu su, sağlık açısından oldukça önem taşıyor. Hemen ilerisinde yer alan Üzümlü ilçesi ise üzümüyle nam salmış. Bölgeye has simsiyah üzümler, dağların yamaçlarındaki eğimli arazilerde yetiştiriliyor.

    [​IMG]



    YAŞAM KAYNAĞI FIRAT
    Erzincan’ı bir baştan bir başa geçen Fırat Nehri, kentin merkezinden uzakta da yerleşimler kurulmasını sağlamış en önemli yaşam kaynağı. Fırat kıyısına kurulmuş güzel Kemaliye ilçesi de bunlardan biri. Suyun kıyısında bir yamaç üzerinde kurulmuş olan ilçenin eski adı olan Eğin, “Güzel/Cennet Bahçe” anlamına geliyor.

    Tepeden görüldüğü ilk anda da kocaman bir bahçeye baktığınızı düşünüyorsunuz. Yemyeşil bahçeler içinde, birbirinden güzel ahşap evlerle donatılmış Kemaliye, günümüzde koruma altında bulunuyor. 2002 yılında Kemaliye temsilciliğini açan ÇEKÜL, yörede çalışmalarına devam ediyor. İlçenin en önemli doğal güzelliği Karanlık Kanyon son derece etkileyici. Hem sudan hem de karadan ulaşılarak gezilebilen kanyon, her yıl bir çok ziyaretçiyi kendisine çekiyor.

    [​IMG]


    FIRAT’LA DOĞAN İLÇELER
    Tarihte Mengücekliler’in önemli eserler bıraktığı Kemah’ın arkasında muhteşem Munzur dağları yükseliyor. İlçedeki Kemah Kalesi ülkemizdeki en önemli doğal kalelerden birisi konumunda. Erzincan’a yaklaşık 50 km. mesafede bulunan Kemah, dağlardan inen derin Tenasur Vadisine de ev sahipliği yapıyor.

    Fırat kıyısına kurulmuş yeni ilçelerden bahsetmeden geçemeyeceğimiz bir diğeri de İliç. Hayvancılığın çok geliştiği yöre, lezzetli Erzincan tulum peynirinin yoğun biçimde üretildiği yerlerden biri. Erzurum yönüne doğru gidildiğinde ulaşılan Tercan ilçesi de, kültür ve iklim olarak Erzurum’a biraz daha yakın. Tarihi açıdan çok önemli olan, taş işçiliğinin doruğa çıktığı Mamahatun Kervansarayı ve Türbesi ilçede mutlaka ziyaret edilmeli.

    [​IMG]


    OTLUKBELİ
    Geçmişte Otlukbeli savaşının yapıldığı alana kurulan Otlukbeli, Erzincan için bir başka önemli ilçe. İlçe ve çevresinde bulunan Koç Başlı mezar taşları oldukça ilginç. Bu taşların bir kısmı Erzincan Kültür Müdürlüğü’nün bahçesinde sergileniyor. Üzerinde çeşitli resim ve şekillerin yer aldığı bu mezar taşları, ait olduğu insanla ilgili önemli bilgiler veriyor. Örneğin mezar taşında bir saz resmi varsa o kişinin ozan olduğunu, at resmi varsa savaşçı olduğunu gösteriyor. Bölgede yer alan Otlukbeli gölü ise çanağı ve oluşumu bakımından uzmanlarca dünyada tek tip olarak görülüyor. Denizden 1855 metre yükseklikteki bu traverten gölü ve çevresindeki toprak kırmızı tonunda. Etrafındaki dağlarla muhteşem bir görünüm sergiliyor.

    Erzincan ve civarındaki ilçeler farklı farklı güzellikleri, değerleri barındırıyor. Bu bölgede doğa adeta ihtişamını sergilemiş. Dağlar, vadiler, kanyonlar başınızı döndürürken, suyun getirdiği kültür içinize işliyor. Fırat’ın değdiği her yer sanki büyülenmiş. Gezinin sonunda, sıcak ve dostane tavırlı Erzincan insanlarının burayı bu kadar sevme ve sahiplenmekte, ne kadar haklı olduklarını düşünmeden edemiyoruz. Kent geride, gördüklerimizin tadı ise damağımızda kalıyor...

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]
     
  4. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Eğin Manileri

    Ağam yolladığım yazmayı yaktım
    Tükettim ömrümü yoluna baktım
    Kömür gözlerini sevdiğim ağam
    Ya senin kaderin ya benim bahtım

    Akşam olur tren kalkar garından
    Yandım Allah ayrılığın zarından
    Kimi yavrusundan kimi yarından
    Yine bugün ayrılığın günüdür


    Bahçeye endimde kokmuyor gülüm
    Ah çeksem semayı doldurur ünüm
    Ela gözlerini sevdiğim ağam
    Seni anmadıkça geçmiyor günüm

    Beyazmıdır eteğimde püskülleri
    Kahırdan solmuştur gksümde güller
    Nice kırmızıyı kara eyledi
    Dalımı budayan o gurbet eller


    Bir mektup yazdırdım karakuşlara
    Ağam beni kattın başıboşlara
    Nasip ola dolanada gelesin
    Bende garışayım gönlü hoşlara

    Çıkıp yüce dağlara karlar düşürem
    Bağrım ataş olmuş kahve pişirem
    Merhamete gelde bir sile eyle
    Bende eller gibi kahkül düşürem

    Gökte isan merdivenler kurayım
    Yerde isan arayıpta bulayım
    Ela gözlerini sevdiğim ağam
    Bir canım varsa sana kurban vereyim

    Gurbetin yolları demir çakmaktan
    Hun oldu yüreğim yola bakmaktan
    Kara gözlerini sevdiğim ağam
    Gel bir sila eye kurtul günahtan


    İstanbul’da taze bitmiş navun var
    Ne imansız merhametsiz yarim var
    Hey imansız merhametsiz nazlı yar
    Ben el kızı isem taze yavrum var

    İstanbul içinde aynalı Çeşme
    Gözümün yaşıdır eğilip içme
    Kara gözlerini sevdiğim ağam
    Elleri görüpte benden vazgeçme


    İstanbul’da derler Balıkpazarı
    Değmesin ağama elin nazarı
    Sen gurbet ildesin bende Eğin’de
    Böylemi seninle ettik pazarı

    İstanbul içinde kireçli çeşme
    Kireçli çeşmenin suyunu içme
    Elagözlerini sevdiğim ağam
    Mevlayi seversen bizden vazgeçme


    İstanbul içinde öter bir keklik
    Sana vatan oldu bize gurbetlik
    Kömürgözlerini sevdiğim ağam
    Bizi kavuşturan olur cennetlik

    İstanbul yollarını demir çakmaktan
    Hun oldu yüreğim yola bakmaktan
    Elagözlerini sevdiğim ağam
    Gel bir sıla eyle kurtul günahtan


    İstanbul postası banamı haram
    Bağladı yüreğim dert ile verem
    Yokmuki orada mürekep kalem
    Yaza yollayasın bir kuru selam

    İstanbuldan gelir hassa bezleri
    Karadır kaşları Ela gözleri
    Akşam olur odasına dönünce
    Hatırlarmı acep bizleri


    Issız hanelere giremiyorum
    Derdimi ellere diyemiyorum
    Bende nazlıyardan ayrı düşeli
    Karışıp ellere gülemiyorum

    İreyhan ekmişim gül ekmişim
    Unutmuş dibine su serpmişim
    Elagözlerini sevdiğim ağam
    Böyle hasretliği hiç çekmemişim



    İreyhan incedir mordur tohumu
    Efkarlı olunca almam uykumu
    Elagözlerini sevdiğim ağam
    Hasretlik bulut tuttu ufkumu

    İğde ağacına diledim dilek
    Birimiz huriyiz birimiz melek
    Kadirmevlam senden bir isteğim var
    Mezara yarimle beraber girek

    İki Turnam gelir yolda yorulmuş
    Şahin kanatları kırılmış
    Sevgililer birbirinden ayrılmış
    Akan sular fizahından kurumuş

    İki turna gökyüzünde buluşur
    Yüreğime ateş düşmüş tutuşur
    Kömürgözlerini sevdiğim ağam
    Sevişen insanlar çetin kavuşur


    İkiyan üstüne kaşlar kıvrılmış
    Deligönlüm bir yiğite vurulmuş
    Elleri koynunda bir gelinağlar
    Oda benim gibi yardan ayrılmış

    İlkbaharda çiçek açar dağımız
    Yaz gelince meyve verir bağımız
    Yine gurbet ile düştü yolumuz
    Ya suyumuz çekti ya toprağımız


    İnci midir sedef midir dişlerin
    Kalemlemi çizilmiştir kaşların
    Üçbiryana beş biryana saçların
    Tarayıpta muradımı almadım

    İnip hasbahçeye hayal kuramam
    Cevahir dökseler elim vuramam
    Kömürgözlerini sevdiğim ağam
    Sensiz bu illerde daha duramam


    Hasbahçede kırmızı gül
    Ben olmuşum nazlı yarın hastası
    İnem bakam yar kokusu gelirmi
    Şimdi gelir İstanbul postası


    Hasbahçeye indim gülün duruyor
    İllerin ki açmış benim kuruyor
    Karagözlüm acep neden ağlamış
    Gözünün yaşını silip duruyor

    Hasbahçenin divarını yol sandım
    Ayağıma diken battı gül sandım
    Elagözlerini sevdiğim ağam
    Hasiretlik çeke çeke usandım

    Hasbahçede kırmızıgül elvansız
    Bir onulmaz derde düştüm dermansız
    Gözlerimden yaş yerine kan akar
    Seni merhametsiz dinsiz İmansız


    Hasbahçede kırmızı gül duruyor
    Biri açılmadan biri kuruyor
    Güzel gelin nazlı yardan ayrılmış
    Gözünün yaşını silip duruyor

    Hasbahçede kırmızı gül haraben
    Netmiş idim şu muhannet yara ben
    On parmağın kandil diye yandırdı
    El yaradı yaramadım yara ben


    Hasbahçenin gülü solana kadar
    Yaprağı dibine dolana kadar
    Vallahi nazlı yar unutmam seni
    Azrail göksüme konana kadar

    Hasbahçede erik kırdım kayısı
    Benim ağam yiğitlerin iyisi
    Gece gündüz yalvarırım Mevlaya
    Engel öle bana kala kendisi


    Hasbahçeye kırmızı gül dikesin
    Ben cahilim beni kimler eğlesin
    Sabahın erinden uçan turnalar
    Efkarımı nazlı yare söylesin

    Hasbahçenin gülü naz ile açar
    Güzellik igreti gelirde geçer
    Elagözlerini sevdiğim ağam
    Senden ayrı günüm ah ile geçer


    Hasbahçenin süsü kırmızı güldür
    Bülbül ahvalimi yarime bildir
    Görün müyon dünya malı gözüme
    Yarimi gönder de yüzümü güldür


    Hasbahçeye kazdırmışım bir havuz
    Etrafına diktim gül ile nevruz
    Kömürgözlerini sevdiğim ağam
    Gittin gurbet ile kaldım yalanız


    Hasbahçede yine güller sararmış
    Kırmızıgül çevre yanın har almış
    Bana derler niye böyle şaşkınsın
    Aklımı başımdan nazlı yar almış

    Hasbahçede güller solduda gitti
    Ağlamadı gözü doldu da gitti
    Ne ben yardan doydum nede yar benden
    Altı ay olmadan koydu da gitti


    Halimi arz edem nazlı yar sana
    Çok cefa çektirme yazıktır bana
    Elagözlerini sevdiğim ağam
    Senden ayrı hergün azaptır bana

    Halimi yazarken doldu gözlerim
    Çoktur ama yazmadım sözlerim
    Elagözlerini sevdiğim ağam
    Derdim çoktur derunumda gizlerim


    Hasretinle çok akıttım yaşımı
    Nere alıp gidem garip başımı
    Kadirmevlam acep o gün olurmu
    Yar ile yastığa koyam başımı

    Her doktora ben yaramı açamam
    Kuş olupta kanatlanıp uçamam
    Elagözlerini sevdiğm ağam
    Ölürüm bende senden geçemem

    Her sabah her sabah gelip geçersin
    Kanımı kadehe koymuş içersin
    Elagözlerimi sevdiğim ağam
    Ne candan seversin ne vazgeçersin

    Her sabah her sabah çıkarım dama
    Nazlıyar uzakta görünmez bana
    Öt ki şaki bülbül yarim uyana
    Can gerek ki bu sevdaya dayana


    Her posta gelince olurum sersem
    Bu dert iflah etmez kimlere sorsam
    Elagözlerini sevdiğim ağam
    Bana da yazıktır hasret ölürsem

    Huma kuşu yüksek uçar havadan
    Bülbül gibi ayrılmışım yuvadan
    Gece gündüz budur arzum dileğim
    Biraraya cem eylesin yaradan


    Gemürgap taşında atılan taşlar
    Dökülmüş dibine elmalar armutla
    Dozerlerin geçiverdiği yerde
    Ne ağaç kalıyor ne dahi otlar

    Görünmüyor karşı bağın taşları
    Ötüşmüyor bülbülleri, kuşları
    Kendi vatanımda kalmışım garip
    Şu kahpe feleğin kahpe işleri

    Gemim teknesini vurmuş karaya
    Merhem yok mu sinemdeki yaraya
    Ne sen benden doydun ne de ben senden
    Değer vermem kazandığın paraya

    Gidemeyim duman almış yolumu
    Felek kırmış kanadımı molumu
    Bir gün olur dolanırda gelirim
    Kesme ümidini bekle yolumu


    Katırcı katırın gala miriye
    Götürme yarimi gönder geriye
    Kara kaşlarına ela gözüne
    Vermişim gönlümü almam geriye

    Sabahın erinde yolcu ettiler
    Aklımı başımdan aldı gittiler
    Götüren katırcı görmesin cennet
    Beni nazlı yardan ayırt ettiler

    Su değilem oluklardan atılam
    Mal değilem pazarlarda satılam
    Kara gözlerini sevdiğim ağam
    Vadem yetmeyiki ölem kurtulam

    Yollarına yağan kar mıdır yine
    Güller ağlatan harmıdır yine
    Ben ölüpte tenim toprak olanda
    Çiğne geç üstümden hasretim yine


    İstanbul dedikleri
    Şekerdir yedikleri
    Hiç aklımdan gitmiyor
    Ağamın dedikleri

    Ee diyem uyuyasın
    Uyu ki büyüyesin
    Yalvarırım Mevlâ'ya
    Babalı büyüyesin


    Eyler diyem yatasın
    Kan uykuya batasın
    Eğer uykun yok ise
    Satın alam yatasın

    Ee diyem eyler edem
    Büyüdüm beyler edem
    Katam bey sürüsüne
    Ardından seyran edem


    Ee diyem eda ile
    Sen uyu seda ile
    Ben sana eyler diyem
    Sen uyu safa ile

    Karanfil oylum oylum
    Geliyor selvi boylum
    Selvi boylum gelince
    Şad olur benim gönlüm


    Karanfilim budama
    Safa geldin odama
    Gelirse güzel gelsin
    Çirkin koymam odama

    Karanfil oymak oymak
    Olur mu yardan doymak
    Yardan doydum diyenin
    Caizdir boynun vurmak


    Karanfilsin tarçınsın
    Neden böyle hırçınsın
    Ne büyüksün ne küçük
    Tamam benim harcımsın

    Karanfil olacaksın
    Saranp solacaksın
    Ben müftüye danıştım
    Sen benim olacaksın


    Karanfil usta beni
    Sen ettin hasta benî
    Garip bülbüller gibi
    Kafeste besle beni

    Karanfilim desteyim
    Bülbülle kafesteyim
    Söyleyin nazlı yare
    İylenmemiş hastayım


    Aklım yara bağlıdır
    Başım kara bağlıdır
    Yarama dokunmayın
    Yar eliyle bağlıdır

    Bu dağda maral gezer
    Zilfin bağnmı ezer
    Bu dağlar bizim dağlar
    Burda yâdlar ne gezer


    Bülbülüm bağ gezerim
    Aşıkım dağ gezerim
    Yüz yerde yüz yaram var
    Yâr bilir sağ gezerim

    Bu dağlar tazelensin
    Çiçekle bezelensin
    Ne gözüm yari görsün
    Ne yaram tazelensin


    Bu iller karıştı gel
    Dost düşman barıştı gel
    İyi günde gelmeyen
    Kötü gün erişti gel

    Kekliğin sürüsünü,
    Av ettim birisini,
    Ben yiğit ona derim,
    Getire gerisini.

    Karanfil haşlanır mı
    Saksısı taşlanır mı
    Küçükken bir yar sevdim
    Ele bağışlanır mı?

    Karanfil kater oldu
    Ayrılık yeter oldu
    Uzun boy güzel fidan
    Gözümde tüter oldu


    Çayda balık yan gider
    Deşme yarem kan gider
    Bana doktor neylesin
    Ecel gelmiş can gider

    Eğin yolu düz olsun
    İçi dolu kız olsun
    Doksan dokuz yarem var
    Bir de sen vur yüz olsun


    Ekin ektim yerlere
    Su topladım göllere
    Allah beni nasip et
    Kaynanasız evlere


    Fidan diktim söküldü
    Yapraklan döküldü
    Ellerin yari geldi
    Benim boynum büküldü


    Gül düğümü
    Karşıda güldüğümü
    Yarim burdan gideli
    Kim görmüş güldüğümü

    Karanfil başlı gerek
    Bir hilal kaşlı gerek
    Nideyim taze yari
    Yar orta yaşlı gerek


    Acır yaram acır yaram
    Ok değmiş acır yaram
    Çekmesem yara benim
    Çekersem acır yaram

    Dilen gez dilen gez
    Yoksul isen dilen gez
    Gurbette bay olmadan
    Gel yurdunda dilen gez


    Almayanı almayanı
    Almazlar almayanı
    Nasıl kabre koyarlar
    Muradın almayanı

    Kaynaklardan Derleyen: Aytül Erdaloğlu
     
  5. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    ERZİNCAN

    ÖRF-ADET-GELENEK-GÖRENEKLERİ
    Selçuklu hükümdârı Alparslan�ın kumandanlarından Mengücek Bey Bizanslıları yenerek Erzincan, Kemah ve civar bölgeyi fethedince, Bayat, Kayı, Alkaevli ve Karnevli gibi Tükmen aşîretleri bu bölgeye yerleşmiş ve az miktarda bulunan Hıristiyan halk İstanbul ve civârına göç etmişlerdir. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Türkleşen bu bölgede Türk-İslâm kültürü hâkimdir. Yakın zamâna kadar evler kerpiçten yapılmış, şiddetli soğuktan korunmak için tezek yakılmıştır. Mahallî kıyâfette kadınlar üst üste iki astarlı entari, üç etek, şalvar, keten gömlek, bele takılan şal ve kemer, başa peştemal ve yazma sarılması giyerler. Bâzı yerlerde ise ihram ve çarşaf giyilir. Erkekler ise bol paçalı pantolon, kenarları işli yakasız avcı yeleği, bele sarılan yün kuşak ile ayağa giyilen sivri uçlu yemeni kullanırlar.


    DÜĞÜN
    Evlenme çağına gelen genç erkeklerin anaları, kız aramaya başlar. İstenilecek kız belirlendiğinde, anası ile yakınlarından bir kaçı kızı görmeye gider. Kızı beğenirlerse, ertesi gün yeniden giderek kızı isterler. Kızı vereceklerse söz kesimi yapılır ve alınacaklar kararlaştırılır. Kız evinde yapılan nişanda yüzükler takılır. Köylerimizde düğün yapma adeti canlı olarak devam etmektedir. Düğünden birkaç gün önce kız ve oğlan tarafının ileri gelenleri bir araya gelerek, alışveriş yapmaya çıkılır. Buna düğün masrafı denir. Düğün masrafının tamamını oğlan tarafı karşılar.
    Düğünden önce, oğlan evinden kız evine, "tohum davarı" adı verilen esya (yatak, yorgan, halı, sandık gibi) göndererek, kız evinde sergilenecek ceyiz ile birlikte sergilenir. Ayrıca kız ve bir miktar da kuru yemiş gönderilir. Geleneksel düğün aşamalarından biri de gelin hamamıdır. Kız ve oğlan evinin yakınları hamama çağrılır. Kına gecesinde erkekler ve kadınlar, ayrı ayrı yerlerde eğlenirler. Kına türküleri söyleyerek, eğlenilir. Gelinin alınacağı günden birkaç gün önce, kız evinde ceyiz toplanarak değer biçilir.
    YÖRESEL YEMEKLER:
    Dut pekmezi yanısıra eşgili (ekşili), kelecoş, lapa, kırdo ve gah yahnisi meşhûrdur. Evlerde reçel, pekmez ve pestil yapılır. Yörede geleneksel beslenme düzeni etkinliğini sürdürmektedir. Beslenmenin temelini buğday ve buğday ürünleri ile hayvansal gıdalar oluşturur. Bulgur, yarma, tarhana, erişte, dövme en çok tüketilenlerdir. Özellikle bulgur, çok sayıda yemek türünde kullanılır.

    Kışlık, besin maddeleri hazırlanmasının yöre halkının yaşamında önemli bir yeri vardır. Bulgur, gendime (aşurelik buğday), tarhana, yarma, erişte kış için hazırlanan ürünlerin başlıcalarıdır. Ayrıca çeşitli sebzeler ve meyveler kurutularak, reçel yapılarak değerlendirilmektedir. Yöre mutfağı yemek türleri bakımından zengindir. Bunların çoğunluğunu hamur yemekleri oluşturur. Eşgili, kesme çorba (un çorbası), yaprak sarma başlıca yemek türleridir. Ayrıca su böreği ve özellikle kete ve tatlılar çokça tüketilen hamur işlerindendir.

    YÖRESEL GİYİM:
    Toplumsal değişmeye paralel olarak yerel giysilerin yerini, çağdaş giysiler almıştır. Kadın giyiminde yerel özelliklere kentlerde de rastlanır. Yerel giysilerle, çağdaş giysilerin birlikte kullanımı bir giyim-kuşam özelliği olarak belirmektedir.


    Bayanlarda Giyim:
    Entari: Biraz bolca olan, düz elbisedir. Kollar uzun ve yaka düzdür. Günlük olarak giyilen bu entari, belbağı denilen bir bağla bağlanır.
    Üçetek: Vücuda iyice oturan, hakim yakalı bir giysidir. Ön boydan, yanlar ise bel kısmında açık olduğu için meydana gelen bu üç parçadan ismini almıştır. tahtalı, kutnu ve kadife kumaşlardan yapılır. Üzerinde krma gümüş kemer takılır.
    Şalvar: Pantolonvari şalvardır. Ağ kısmı paçadan olmadığından pantolonvari denilmektedir. Üçetekle birlikte giyilir.
    Başörtüleri
    Ehram (İhram): İnce yün ipekten dokunur. Renkleri beyaz kahverengi ve siyahtır. üzerinde çeşitli motifler vardır.
    Hindi (Yazma): Kağıtlar arasında satılan desenli ince tülbenttir. Yaşmak , fitos ve düz örtü şeklinde kullanılır, kenarları oyalıdır.
    Tülbent: Beyaz ince bir örtüdür. Kenarları oyalı olup, yazma gibi kullanılır.
    Namaz Örtüsü: Buyüklü ve küçüklü olmak üzere iki kısımdır. Düz olarak başa alınır, daha ziyade yaşlı kadınlar kullanır.
    Pırpırlı: Kırmızı tülden yapılan bir başörtüsüdür. Kenarları boncuk oyalıdır. Üzeri pırpır denilen pul boncukla işlenir.
    Ayakkabı: Yemeni ve kundura giyilir.
    Aksesuarlar: Tepelik, saçlık,bilezik,kemer ve küpedir.
    Erkeklerde Giyim:
    Erkekler şalvar ve yelek giyerler. Yeleğin altında işlik vardır. Bele ise kuşak takılır.
    İşlik: Yelek altında giyilen yakasız mintandır. Genellikle çizgili kumaşlar tercih edilir.
    Fes ve Ebaniye: Kırmızı renkten püsküllü fes kullanılır. Ortasından sarkan püskül, siyah
    ibrişimden yapılmıştır. Fes üzerine ebaniye sarılır. Ebaniye, sarı renkli, ipekli bir kumaştır. Üzeri motif işlemelidir.
    Poçcikli Yemeni : Bildiğimiz bir çesit ayakkabıdır.
    Aksesuarlar: Saat, köstek ve hançerdir.
    Kullanılan Kumaşlar: Kadife, çuha kumaş ve tamamen yün olan mahalli kumaştır.
    HALK OYUNLARI VE FOLKLOR:
    Kahramanlık, yiğitlik, ağır başlılık ve sabrın sembolü olan "bar" en önemli Erzincan halk oyunudur. Oyunların tümü önce ağır olarak başlar, sonra gitgide hızlanır. En az altı kişi olarak kız ve erkeklerin ayrı ayrı oynadığı oyunlarda çökme, el vurma ve dönmeler ana figürler olup, elde mendil, bıçak, kaşık gibi araçlar bulunur. Barların yarım daire şeklinde oluşması, Erzincan ovasını tanımlamaktadır.

    Ayrıca çiftetelli, kaşık oyunları, horon, halay, tek oyunlar oynanan diğer halk oyunlandır. Biçimlerine göre oyunlar ise; üçayak, dörtayak, ikiayak, ağırbar, koçeri, sıklama, sarhoş ban, timurağa, hoş bilezik, dello, sarıkız, tamzara, çayırın ten yüzünde, tavuk barıdır, Dut ağacı , Erzincan'ın dağları ,Hayriye ,Horoz ,Koçeri , Temurağa ,Sarhoş barı, Sıklama Bebek , Kızardı kayalar ,Melik Şerif , Sinanlı , Tırnanadır.

    Komedi mahiyetinde oynanan elek oyunu, yılbaşında oynanan arap oyunu orta oyunlardandır.
    NELERİ İLE ÜNLÜ:
    Girlevik Şelalesi, Ekşisu Kaplıcası, Tulum Peyniri, Bakır İşlemeciliği, Aygır Gölü, Buz Mağaraları, Eğinin ( Kemaliye ) folklörü

    İL İSMİ NEREDEN GELİYOR?
    Erzincan ovasından adını alır. Ezirgan diye halk tarafından söylenir. Buranın eski adı Eriza'dır
     

Sayfayı Paylaş