1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

24 Mart Dünya Tüberküloz'la Mücadele Günü

Konusu 'Tarihte Bugün' forumundadır ve Suskun tarafından 24 Mart 2011 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    [​IMG]
    Verem veya tüberküloz, ana etkeni Mycobacterium tuberculosis (Koch basili) olan enfeksiyon hastalığıdır.

    Hastalığa halk arasında ince hastalık da denilmektedir. Verem, asıl olarak akciğerlerde yerleşen, fakat kan ve lenf yoluyla tüm vücuda dağılabilen bakteriyel, bulaşıcı, süreğen bir hastalıktır.

    Bacille Calmette ve Guérin adlı iki araştırmacı, 1920’lerin sonunda vereme karşı bir aşı geliştirmişlerdir. Bu iki araştırmacının adına atfen bu aşıya BCG adı verilmiştir.



    24 Mart Dünya Tüberküloz Günü
    Türkiye'de Verem Savaşı Dairesi Başkanlığının 2010 Türkiye Tüberküloz Raporuna Göre 2008 Yılında Dispanserlere Kayıtlı Tüm Tüberküloz Olgu Sayısı 18.452 Olduğu Belirlendi.

    24 Mart Dünya Tüberküloz Günü nedeniyle yapılan açıklamada, "İnsanlık tarihinin bilinen en eski hastalıklarından birisi olan Verem (Tüberküloz) hastalığı, her yedi kişiden birinin tüberkülozdan kaybedildiği 1882 yılında Robert Koch'un tüberküloz basilini bulmasıyla önem kazanmıştır.

    Koch'un bu önemli keşfini Berlin'de bir tıp kongresinde bildirdiği 24 Mart tarihi "Dünya Tüberküloz Günü" olarak anılmakta, dünyanın birçok ülkesinde her yıl milyonlarca insanın ölümünden sorumlu önemli bir bulaşıcı hastalık olma özelliğini günümüzde de sürdüren tüberküloza karşı toplumun farkındalığını arttırmak amaçlanmaktadır.

    Hastaların senatoryumlarda izolasyonu, sosyo-ekonomik gelişme, BCG ile aşılama çalışmaları ve 1950'lerde etkili antibiyotiklerin tedaviye girmesi ile başlayan ve yıllarca yürütülen mücadeleler sonucunda bir dereceye kadar kontrol edilebilmiş ve "veremin artık kontrol altına alındığı" şeklindeki açıklamalar ile konuya ilgi giderek azalmıştır. Ancak 1980'li yıllarda ortaya çıkan AIDS hastalığı ile birlikte tekrar gündeme gelerek gelişmiş ülkelerin bile en önemli sağlık sorunlarından birisi haline gelmiştir. Tedavi edilebilir bir hastalık olmasına rağmen son yıllarda çoklu ilaç direncinin ortaya çıkması ve toplumda giderek yayılması bu hastalığa farklı bir boyut kazandırmış ve tedavisinde başarısızlıklar ortaya çıkmıştır. Bu yüzden, dünyanın birçok ülkesinde her yıl milyonlarca insanın ölümünden sorumlu önemli bir bulaşıcı hastalık olma özelliğini günümüzde de sürdürmektedir.

    Günümüzde dünya nüfusunun yaklaşık üçte biri tüberküloz basili ile infektedir. Bu insanların % 10'unun yaşamlarının bir döneminde vereme yakalanma ihtimali bulunmaktadır. Dünyada her yıl 9 milyondan fazla yeni tüberküloz olgusu ortaya çıkmakta ve her yıl 1,7 milyon insan bu hastalıktan ölmektedir.

    1950'li yıllarda ülkemizde tüm ölüm nedenleri arasında ilk sırayı alan tüberküloz bugün 10'cu sırada yerini korumaktadır. Türkiye'de 1965 yılında vereme yakalanma oranı yüzbinde 172 iken bugün yüzbinde 25.8'e düşmüştür.

    Verem Savaşı Dairesi Başkanlığının 2010 Türkiye Tüberküloz raporuna göre 2008 yılında dispanserlere kayıtlı tüm tüberküloz olgu sayısı 18.452 olup bu olguların yaklaşık üçte biri İstanbul'dadır. İstanbul'da tüberküloz olgu hızı ise yüz binde 48.6'dır. İstanbul'da 2010 sonu itibariyle toplam 5.479 hasta tespit edilmiştir.

    Verem hastalığına yol açan "Mycobacterium tuberculosis" basili, hasta insanlardan öksürme ve hapşırma ile ortama yayılan ve havada asılı kalan damlacıklar içersinde solunum yolu ile diğer kişilere bulaşır. Tedavi olmayan her hasta yılda 10-15 kişiye hastalığı bulaştırmaktadır. Ancak, bağışıklık sisteminin engel olması sayesinde mikrobu alan kişilerin sadece %10'u hastalanır. Kişi eğer aşısız ve vücut direnci düşükse hastalığa yakalanma olasılığı yüksektir. Bağışıklık sisteminin bozulduğu durumlarda (yorgunluk, stres, iyi beslenememe, kötü yaşam koşulları, kötü alışkanlıklar, AİDS, kanser hastaları vb.) hastalığa yakalanma riski çok yüksektir.
    Tüberküloz basili, akciğerlere yerleşip çoğalarak hastalığa sebep olur. Hastalık %70 olguda akciğerlerde ortaya çıkar. Akciğer tüberkülozunu takiben diğer organlarda da (omurga, böbrek, kalça, kemikler, lenf düğümleri) görülebilir. Hastalık oluştuğunda; halsizlik, iştahsızlık, kilo kaybı, gece terlemesi gibi genel yakınmaların yanında öksürük, balgam, öksürükle kan tükürme, göğüs-sırt-yan ağrısı, nefes darlığı gibi akciğer şikayetleri ortaya çıkar. İki-üç haftadan uzun süren öksürükte veremden şüphelenmek gerekir. Bu tür şikayetleri olan kişilerin en yakın Verem Savaşı Dispanserlerine başvurmaları gerekmektedir. Dispansere başvuran hastaların balgamının mikroskopta incelenmesi, balgamın kültüre gönderilmesi, akciğer filmlerinin değerlendirilmesi, PPD (deri) testlerinin yapılması, klinik muayenelerinin yapılması ile verem hastalığının tanısı konulur. Tanı konduktan sonra en az 6 – 9 aylık bir tedavi gerektirmektedir ve Verem Savaşı Dispanserleri tarafından tedavi süresince hastalara ilaçları ücretsiz olarak verilmektedir.

    Verem hastalığı tedavi edilebilir bir hastalıktır. Ancak tedavinin başarısı verilen ilaçların önerilen sürede ve aksatılmadan kullanılmasına bağlıdır. İlaçlar düzenli olarak içilmediği ve tedavi yarım bırakıldığı takdirde iyileşme olmamakta ve hasta toplum içinde bulaştırıcılığını sürdürmektedir. Üstelik, mikrop ilaçlara direnç kazanmakta ve "dirençli tüberküloz" yayılmaktadır. Bu yüzden, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) hastanın ilaçlarını içtiğinden emin olmak için Doğrudan Gözetimli Tedavi Stratejisi (DGTS) olarak adlandırılan her doz ilacı bir sağlık personelinin gözetiminde içirtme yöntemini önermektedir. Günümüzün bu yeni tedavi anlayışı, 2006 yılından itibaren ülkemizde ve ilimizde uygulanmaya başlamıştır. İstanbul'da tedavi gören hastaların %99'una DGT uygulanmaktadır. Bu hastaların %83'ü ilaçlarını bir sağlık çalışanı gözetiminde almaktadır. İstanbul'da en önemli hedeflerimizden biri DGTS tedavisinde ulaştığımız bu tedavi oranını korumak ve sağlık çalışanı gözetiminde verilen DGT oranını yükseltmektir.

    Hastalığın gerçek anlamda kontrol altına alınabilmesi, akciğer tüberkülozlu hastaların erken tespiti ve etkili bir şekilde tedavi edilmesiyle mümkün olacaktır. Bunun için de tüm bireylerin verem hastalığı konusunda duyarlı olması, hastalık belirtileri olan kişilerin tanı için en kısa sürede Verem Savaşı Dispanserlerine başvurması, hastalık tespit edilenlerin tedavilerini aksatmadan hekim önerisine göre tamamlamaları, DGT yönteminin daha etkili yürütülmesi ve bu konuda tüm toplumun bilinçlendirilmesi önem kazanmaktadır.

    İstanbul Sağlık Müdürlüğü olarak; İstanbul'da tüberküloz kontrolü ve sorunların çözümü yönünde son bir yıldır ciddi bir çalışma yürütülmektedir. 2009 yılı sonundan itibaren "Tüberküloz Kontrolü" yakın mercek altına alınmış, öncelikle durum değerlendirmesi yapılmış, sorunlar tespit edilmiş ve bu sorunların çözümüne yönelik faaliyetler 2010 yılı içersinde uygulanmaya başlamıştır. Bunların bir kısmı tamamlanmış, bir kısmı planlama aşamasındadır. Hasta sayısına ve mesafesine göre ihtiyaç duyulan ilçelerimizde yeni Verem Savaş Dispanserleri açılması ve mevcut dispanserlerin fiziki yapı ve radyolojik cihazları yönünden güçlendirilmesi için çalışmalarımız sürdürülmektedir. İki ay önce hizmete açılan Tuzla Verem Savaş Dispanserimizle beraber halen 32 dispanser İstanbul'da hizmet vermektedir.

    Verem Savaş Dispanserlerinde 2010 yılında 458.876 poliklinik muayenesi yapılmış, radyolojik tetkik sayısı 367.290 ve mikroskobik tetkik sayısı 39.503 olarak gerçekleşmiştir. İstanbul'da tüberküloz hastalarında tedavi başarısı %91.2 olarak tespit edilmiştir. Ölüm oranı ise tüm hastalarda %1,7'dir.
    İstanbul Sağlık Müdürlüğü olarak ülkemizdeki tüberküloz hastalarının üçte birine sağlık hizmeti vermenin sorumluluk bilinciyle, Tüberküloz kontrolünün sekteye uğrayabileceği endişesinin duyulduğu "Aile Hekimliği" sürecinde de Veremle Mücadeleye hız kesmeden devam edilmektedir. Yıllardır sürdürülen Veremle Mücadelenin en önemli unsurlarından olan Verem Savaş Dispanserleri bu yeni sağlık sistemi içersinde daha modern donanım ve anlayışla hizmetlerini sürdürecek ve Aile Hekimleriyle koordinasyon içersinde hastaların tanı, tedavi ve izlemlerini üstlenecektir. Aile Hekimi tüberkülozdan şüphelendiği hastasını inceleme için Verem Savaş Dispanserine yönlendirecek; tedavi alan hastasının DGT uygulamasından sorumlu olacaktır. Verem Savaş Hekimi de şüpheli hastaların tetkiklerini yaparak tanısının konması, tedavisinin planlanması, Aile hekimi ile iletişim içersinde tedavinin denetimi, hastanın kontrolü ve tedavi sonlandırma kararının verilmesinden sorumlu olacaktır.
     

Sayfayı Paylaş