1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

40 Uçurması / Derya Coşkundeniz

Konusu 'ŞAİRLER / YAZARLAR' forumundadır ve Papatya tarafından 7 Nisan 2013 başlatılmıştır.

  1. Papatya
    Meşgul

    Papatya Sözlerimi Geri Alamam.* Süper Moderatör

    Katılım:
    6 Ağustos 2012
    Mesajlar:
    16.261
    Beğenileri:
    5.772
    Ödül Puanları:
    10.980
    Yer:
    Seattle.
    Banka:
    4.919 ÇTL


    [​IMG]

    [​IMG]

    Halk arasında çeşitli isimlerle bilinen “kırk uçurması” ya da “kırkı çıkması” geleneğinin detaylarını bir duysanız, kulaklarınıza inanamazsınız. Hamile kaldığım günden beri, her durumla ilgili bir gelenek, bir varsayım ve garip batıl inanışların neredeyse hepsini duydum. Bazen bunlara güldüm, bazen de sinirlendim. Bebeklerin kırkının çıktığı gün, onları evden ilk kez çıkarıp, hava aldırma fikrine çok gülmüştüm misal. Aslında bu gelenek çok daha detaylı ve uzun bir ritüelmiş. Bana kalırsa çok da gereksiz. Biz zaten ikizleri, doğduktan sonra hastane kontrolleri, havanın güzel olduğu günler bahçe, park gezmelerine zaten götürmüştük. Hem bebeklere hem de bize çok iyi gelmişti bu açık hava gezmeleri. Ama bakın, bu kırk uçurmasının detayları neymiş…

    “Halk arasında kırk çıkarma, kırkı uçurmak ya da kırkı çıkartmak olarak bilinen bebeğin 40. günü yapılacak işlerin başında, önce bebeği güzelce yıkamak gelir. Bebeği kırklama için yıkama suyuna 40 adet fasulye ya da küçük taş atılır. Her fasulye veya taş için dualar okunur. Aynı gün bebeğin annesinin de yıkanması uygun olur. Yıkanma bittiğinde bebeğe en güzel giysileri giydirilir. Adettendir, 40’ı çıkan bebek yakın bir akraba, ahbap, komşu veya arkadaşa götürülür. Bebeğin kırkını uçurmak için götürülecek evin mümkünse yüksek katlı ve ev sahibinin zengin olması önemlidir.

    Bebek ve annesi misafirliğe gittikleri evden ayrılmak üzereyken, ev sahibi bebeğin giysisine veya kundağına bir miktar para sıkıştırır. Adetlere göre ev sahibi parayı koyduğu sırada “Evime fareler girmesin” demelidir. Ayrıca bebeğin boynuna un serpilip, yumurta ve şeker de konulur. Burada amaç bebeğin bereket getirmesidir. Ayrıca çocuğun yumurta gibi gürbüz olması, şeker gibi tatlı dilli, güler yüzlü olması istenir.

    Bu sırada bereket duası okunması ve bebeğin burnuna “nazarlık” denilip kömür lekesi sürülmesi de bebeği nazarlara karşı koruması için alınacak tedbirdir. Bazı yörelerde kırkı çıkan bebek için mevlit de okutulur. Bebeğin kırkını uçurmak için yapılan farklı adetler de vardır. Bu adetler yöreden yöreye değişmektedir. Ancak en çok uygulanan yöntemler, yukarıda anlatıldığı gibidir.” diyor kaynaklar. Halbuki ben bunları ilk kez duyuyorum.

    İşte bu kadar detaylı bir gelenekmiş aslında kırk uçurması. Aman yarabbi ne hazırlık, ne hazırlık… Anne kendini iyi hissettiği vakit, alır bebeklerini, çıkarır dışarı arkadaş.

    Biz ne yaptık?

    Bebeklerin kırkı çıkana kadar, biz zaten epeyce gezip, tozmuştuk. Adet yerini bulsun diye, kızlarımın kırkının çıktığı gün, Anadolu Kavağı’nda güzel bir gün geçirdik hep birlikte. Biz balığımızı yerken, kızlar da dışarıda olmanın huzuruyla mis gibi uyudular bütün gün. Şansımıza, hava şahaneydi. Deniz kenarındaki dalga seslerine, insan sesleri karışırken, hem ikizler, hem de biz, muhteşem bir gün geçirmiştik. Öyle adet yerini bulsun diye bin tane detaya girmeye gerek yok sizin anlayacağınız.

    Sadece bebeklerin değil, annenin de kırkı çıkar. Doktorumla konuştuğumuz zaman bana, yaralarımın kırk günde iyileşeceğini, vücudumun normale kırk gün sonra dönmeye başlayacağını söylemişti. Bu geleneklerin kaynağı da aslında bilimsel. Doğumdan kırk gün sonra hem annenin vücudu toparlanmaya başlıyor, hem de bebeklerin vücudu dünyaya adapte olmaya başlıyor. Bu yüzden dışarı çıkıp bundan keyif alabilecek hale geliyor anne ve bebek. İşte bütün mesele bu.

     

Sayfayı Paylaş