1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

5 önemli ders

Konusu 'Okunası Yazılar' forumundadır ve Çağlayağmur tarafından 21 Haziran 2011 başlatılmıştır.

  1. Çağlayağmur
    Hoşgörülü

    Çağlayağmur ... Süper Moderatör

    Katılım:
    15 Aralık 2010
    Mesajlar:
    15.093
    Beğenileri:
    4.417
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Yer:
    Ankara
    Banka:
    811 ÇTL
    Birinci ve de en önemli ders.
    Okuldaki ikinci ayımda, hocamız test sorularını dağıttı. Ben okulun
    en iyi öğrencilerinden biriydim. Son soruya kadar soluk almadan
    geldim ve orada çakıldım kaldım. Son soru şöyleydi: "Her gün okulu
    temizleyen hademe kadının ilk adı nedir?.." Bu herhalde bir çeşit
    şaka olmalıydı. Kadını yerleri silerken hemen her gün görüyordum.
    Uzun boylu, siyah saçlı bir kadındı. 50'lerinde falan olmalıydı. Ama
    adını nerden bilecektim ki!.. Son soruyu yanıtsız bırakıp kağıdı
    teslim ettim. Süre biterken bir öğrenci, son sorunun test
    sonuçlarına dahil olup olmadığını sordu." Tabii dahil" dedi,
    hocamız.." İş yaşamınız boyunca insanlarla karşılaşacaksınız. Hepsi
    birbirinden farklı insanlar. Ama hepsi sizin ilginiz ve dikkatinizi
    hakkeden insanlar bunlar. Onlara sadece gülümsemeniz ve 'Merhaba'
    demeniz gerekse bile.." Bu dersi hayatım boyunca unutmadım. O
    hademenin adını da.. Dorothy idi.


    İkinci önemli ders.. Yağmurda otostop!..
    Bir gece, vakit gece yarısına doğru Alama otoyolunun kenarında duran
    bir zenci kadın gördüm. bardaktan boşanırcasına yağan yağmura
    rağmen, bozulan arabasının dışında duruyor ve dikkati çekmeye
    çalışıyordu. Gecen her arabaya el sallıyordu. Yanında durdum. 60'lı
    yıllarda bir beyazın bir zenciye hem de Alabama'da yardıma
    kalkışması pek olağan şeylerden değildi. Onu kente kadar götürdüm.
    Bir taksi durağına bıraktım. Ayrılırken ille de adresimi istedi;
    Verdim. Bir hafta sonra kapım çalındı. Muazzam bir konsol televizyon
    indiriyordu adamlar. Bir de not ekliydi, armağanda.. "Geçen gece
    otoyolda bana yardımınıza teşekkür ederim. O korkunç yağmur sadece
    elbiselerimi değil, ruhumu da sırılsıklam etmişti. Kendime güvenimi
    yitirmek üzereydim, siz çıkageldiniz. Sizin sayenizde ölmekte olan
    kocamın yatağının baş ucuna zamanında ulaşmayı başardım. Biraz sonra
    son nefesini verdi. Tanrı bana yardım eden sizi ve başkalarına
    karşılık beklemeksizin yardım eden herkesi affetsin!.. En iyi
    dileklerimle, Bayan Nat King Cole."


    Üçüncü önemli ders.. Size hizmet edenleri hep hatırlayın..
    Bir pastanın üç otuz paraya satıldığı günlerde 10 yaşında bir çocuk
    pastaneye girdi. Garson kız hemen koştu.. Çocuk sordu: "Çikolatalı
    pasta kaç para?" "50 cent!.." Çocuk cebinden çıkardığı bozukları
    saydı. Bir daha sordu: "Peki dondurma ne kadar.." "35 cent" dedi
    garson kız sabırsızlıkla.. Dükkanda yığınla müşteri vardı ve kız
    hepsine tek başına koşuşturuyordu. Bu çocukla daha ne kadar vakit
    geçirebilirdi ki.. Çocuk parasını bir daha saydı ve "Bir dondurma
    alabilir miyim lütfen" dedi. Kız dondurmayı getirdi. Fişi tabağın
    kenarına koydu ve öteki masaya koştu. Çocuk dondurmasını bitirdi.
    Fişi kasaya ödedi. Garson kız masayı temizlemek üzere geldiğinde,
    gözleri doldu birden. Masayı sanki akan yaşlar temizleyecekti. Boş
    dondurma tabağının yanında çocuğun bıraktığı 15 cent duruyordu..


    Dördüncü önemli ders.. Yolumuzdaki engeller..
    Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun üzerine kocaman bir
    kaya koydurmuş, kendisi de pencereye oturmuştu. Bakalım neler
    olacaktı?. Ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervancıları,
    saray görevlileri birer birer geldiler, sabahtan öğlene kadar. Hepsi
    kayanın etrafından dolaşıp saraya girdiler. Pek çoğu kralı yüksek
    sesle eleştirdi. Halkından bu kadar vergi alıyor, ama yolları temiz
    tutamıyordu. Sonunda bir koylu çıkageldi. Saraya meyve ve sebze
    getiriyordu. Sırtındaki küfeyi yere indirdi, iki eli ile kayaya
    sarıldı ve ıkına sıkına itmeye başladı. Sonunda kan ter içinde kaldı
    ama, kayayı da yolun kenarına çekti. Tam küfesini yeniden sırtına
    almak üzereydi ki, kayanın eski yerinde bir kesenin durduğunu gördü.
    Açtı.. Kese altın doluydu. Bir de kralın notu vardı içinde.. "Bu
    altınlar kayayı yoldan çeken kişiye aittir" diyordu kral. Koylu,
    buğun dahi pek çoğumuzun farkında olmadığı bir ders almıştı. "Her
    engel, yasam koşullarınızı daha iyileştirecek bir fırsattır.."


    Beşinci önemli ders.. Önemli olan vermektir..
    Yıllar önce hastanede çalışırken, ağır hasta bir kız getirdiler. Tek
    yasam şansı beş yaşındaki kardeşinden acil kan nakli idi. Küçük
    oğlan ayni hastalıktan mucizevi şekilde kurtulmuş ve kanında o
    hastalığın mikroplarını yok eden bağışıklık oluşmuştu. Doktor durumu
    beş yasındaki oğlana anlattı ve ablasına kan verip vermeyeceğini
    sordu. Küçük çocuk bir an duraksadı. Sonra derin bir nefes aldı ve
    "Eğer kurtulacaksa, veririm kanımı" dedi. Kan nakli ilerlerken,
    ablasının gözlerinin içine bakıyor ve gülümsüyordu. Kızın
    yanaklarına yeniden renk gelmeye başlamıştı, ama küçük çocuğun yüzü
    de giderek soluyordu.. Gülümsemesi de yok oldu. Titreyen bir sesle
    doktora sordu: "Hemen mi öleceğim?.." Küçük doktoru yanlış anlamış,
    ablasına vücudundaki bütün kani verip, öleceğini sanmıştı.
     

Sayfayı Paylaş