1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

63 - Şanlıurfa

Konusu 'İl İl Türkiye' forumundadır ve YoRuMSuZ tarafından 9 Ocak 2007 başlatılmıştır.

  1. YoRuMSuZ
    Avare

    YoRuMSuZ Biz işimize bakalım!

    Katılım:
    7 Haziran 2006
    Mesajlar:
    24.430
    Beğenileri:
    7.358
    Ödül Puanları:
    11.330
    Cinsiyet:
    Bay
    Banka:
    8.820 ÇTL

    [Linkleri görebilmek için ÜYE olmalısınız!..]

    ŞANLIURFA
    [​IMG]
    GENEL BİLGİLER

    Yüzölçümü: 18.584 km²

    Nüfus: 1.001.455 (1990)

    İl Trafik No: 63

    Şanlıurfa, tarihi geçmişi 9 bin yıl öncesine dayanan, Hz. İbrahim'in doğduğu, Hz. Eyyüb'ün yaşadığı, Hz. İsa tarafından kutsanan kent adeta bir müze şehir görünümündedir. Harran' ı gezerken 4000 yıl öncesinin solunduğunu hissetmemek, Atatürk Barajının suladığı Harran Ovası'nda ise yaratılan bolluk ve bereketi gözlemlememek mümkün değildir.

    Urfa ilinin ilçeleri; Akçakale, Birecik, Bozova, Ceylanpınar, Halfeti, Harran, Hilvan, Siverek, Suruç ve Viran şehirdir.

    NASIL GİDİLİR

    Karayolu: Şanlıurfa yurdumuzun güneydoğu sınırlarında ve Arap ülkelerine geçişte yer alması ve GAP'ın merkezi oluşu nedeniyle karayolu ulaşımda önemli rol oynamaktadır.

    Havayolu: Kentte havalimanı bulunmaktadır.

    Havaalanı Tel : 247 03 43

    GEZİLECEK YERLER

    Müzeler ve Örenyerleri

    Şanlıurfa Müzesi


    Şanlıurfa Müzesi'nde; Harran'daki kazı çalışmalarından elde edilen eserlerin yanı sıra, yöredeki diğer höyüklerde ve eski iskan yerlerindeki çalışmalar sonucu ortaya çıkarılan kültür varlıkları kronolojik sıralama ile teşhir edilmektedir. Giriş katındaki ilk salon Asur, Babil ve Hitit çağlarına ait eserlere ayrılmıştır.

    Harran


    Şanlı Urfa'nın 44 kilometre güneydoğusundadır. Her yıl binlerce yerli ve yabancı turist tarafından ziyaret edilen tarihi Harran Kenti, kendi adıyla anılan Harran Ovası merkezinde kurulmuştur.

    Tevrat'ta Hârân olarak geçen yerin burası olduğu söylenilir. İslam tarihçileri kentin kuruluşunu Nuh Peygamberin torunlarından Kaynana veya İbrahim Peygamberin kardeşi Aran'a (Haran) bağlarlar. 13.yüzyıl tarihçilerinden İbn Şeddad, Hz. İbrahim'in Filistin'e gitmeden önce bu şehirde oturduğunu yazmaktadır. Bu nedenle Harran'a Hz. İbrahim'in kenti de denildiğini, Harran'da İbrahim Peygamberin evinin, adını taşıyan bir mescidin, onun otururken yaslandığı bir taşın varolduğunu söylemektedir.

    Harran tarihiyle ilgili en doğru bilgiler arkeolojik kazılardan elde edilen buluntulara dayanmaktadır. Harran adına ilk defa, Kültepe ve Mari'de bulunan M.Ö. II. bin başlarına ait çivi yazılı tabletlerde "Har-ra-na" veya "Ha-ra-na" şeklinde rastlanılmaktadır. Kuzey Suriye'de bulunan Ebla tabletlerinde ise Harran'dan "Ha-ra-na" olarak bahsedilmektedir. M.Ö. II. binin ortalarına ait Hitit Tabletlerinde, Hitit'lerle Mitanni'ler arasında yapılan bir anlaşmaya Harran'daki Ay Tanrısının (Sin) ve Güneş Tanrısının şahit tutulduğu belirtilmektedir.

    Harran, Kuzey Mezopotamya'dan gelerek batı ve kuzeybatıya bağlanan önemli ticaret yollarının kesiştiği bir noktada bulunmaktadır. Bu özelliğinden dolayı Harran, Anadolu ile sıkı ticaret ilişkileri bulunan Asurlu tüccarların da önemli uğrak yerlerinden biri idi. Anadolu'dan Mezopotamya'ya Mezopotamya'dan da Anadolu'ya olan ticaret binlerce yıl Harran üzerinden yapılmıştır. Bu da burada zengin ve köklü bir kültür birikiminin oluşmasına neden olmuştur.

    Harran; Ay, Güneş ve gezegenlerin kutsal sayıldığı eski Mezopotamya putperestliğinin (Sabiizm) önemli merkezi olması yönüyle ünlü idi. Bu nedenledir ki Harran'da Astronomi ilmi çok ilerlemiştir.

    Urfa'nın Hıristiyanlığın en önemli merkezlerinden biri haline gelmesine karşılık, Asur, Babil ve Hitit devirlerinden beri Harran'da süre gelen Sabiizm varlığını M.S. 11. yüzyıla kadar sürdürebilmiştir. Dünyadaki üç büyük felsefe ekolünden birisi "Harran ekolü"dür.

    Bugün Cüllab ve Deysan ırmakları kurumuş olduğundan, Harran sudan ve yeşilden mahrum bir ovanın ortasında 5000 yıllık tarihi ile ayakta durmaktadır. Tipik evleri, höyüğü, kalesi, şehir surları ve çeşitli mimari kalıntıları, geceleyin gök yüzünde pırıl pırıl yıldızları ile turistlerin büyük ilgisini çekmektedir. Atatürk Barajı ve Urfa Tünelleri vasıtasıyla Harran Ovasına akıtılacak olan Fırat Nehri, Harran'ı tarihteki yeşil ve verimli günlerine kavuşturacaktır.

    Şuayb Şehri

    Şanlıurfa'dan 88 km uzaklıktaki Özkent köyü adıyla anılan tarihi harabelerdir. Geniş bir alana yayılan ören yerinin surlarla çevrili olduğu ve Roma devrinde inşa edildiği anlaşılmaktadır. Halk arasında Şuayb Peygamberin bu kentte yaşadığına inanılır. Burada Peygamber Makamı olarak ziyaret edilen bir de mağara bulunmaktadır.

    Sogmatar

    Şanlıurfa'ya 73 km uzaklıktaki kent bugün Yağmurlu köyü adıyla anılmaktadır. M.S.1 ve 2'nci yüzyıllarda Süryaniler tarafından iskan edilmiştir. Kökü Harran Sin Kültürüne dayanan Sabiizm ve Baş tanrı Marilaha'nın kültür merkezi olduğu bilinen Sogmatar ören yerinin Baş tanrıya ve gezegenlere ibadet edilen ve kurban kesilen açık hava mabedi en önemli kalıntılarından biridir. Mabedin duvarlarında Süryanice yazılar ve gezegenleri tasvir eden insan rölyefleri işlenmiştir. Ayrıca Kalenin batısında bulunan tepedeki kayalara da tanrıları tasvir eden rölyefler ve Süryanice yazılar işlenmiştir.

    Nevali Çori


    Nevali Çori adıyla tanınan antik yerleşme yeri, Şanlıurfa ili Hilvan ilçesine bağlı Kantara köyünün sınırları içerisinde Fırat nehrinin sağ tarafında ve onun bir kolu olan Katara Deresinin yanında yer almaktadır.

    Kazane

    Şanlıurfa merkeze bağlı Kazane (Uğurcuk) yerleşim alanının tarihi MÖ 5000-3000'e dayanmaktadır. Çalışmalar sırasında mimari buluntular, evler, sokaklar ve bu döneme ait eserler bulunmuştur. Bu yerleşim alanında höyüğün tepesinde su deposu inşa edilmiştir. Ayrıca Sümerce'yi Akadça'ya çeviren bir alfabe bulunmuştur.

    Balıklı Göl

    (Aynzeliha Ve Halil-Ür Rahman Gölleri ) Urfa şehir merkezinin güneybatısında yer alan ve İbrahim Peygamberin ateşe atıldığında düştüğü yer olarak bilinen bu iki göl, kutsal balıkları ve çevrelerindeki tarihi eserler ile Urfa'nın en çok ziyaretçi çeken yerleridir.

    İbrahim Peygamber, devrin zalim hükümdarı Nemrut ve halkının taptığı putlarla mücadele etmeye, tek tanrı fikrini savunmaya başlayınca, Nemrut tarafından bugünkü kalenin bulunduğu tepeden ateşe atılır. Bu sırada Allah tarafından ateşe "Ey ateş, İbrahim'e karşı serin ve selamet ol" emri verilir. Bu emir üzerine, ateş suya odunlar da balığa dönüşür. Hz. İbrahim bir gül bahçesinin içersine sağ olarak düşer. Hz. İbrahim'in düştüğü yer Halil-ür Rahman gölüdür. Rivayete göre Nemrut'un kızı Zeliha da İbrahim'e inandığından kendisini onun peşinden ateşe atar. Zeliha'nın düştüğü yerde de Aynzeliha Gölü oluşmuştur. Her iki göldeki balıklar halk tarafından kutsal kabul edilerek yenilmemekte ve korunmaktadır.
     
  2. Mc_ÖRGE

    Mc_ÖRGE HalaMadrid

    Katılım:
    15 Eylül 2009
    Mesajlar:
    1.648
    Beğenileri:
    83
    Ödül Puanları:
    1.330
    Cinsiyet:
    Bay
    Meslek:
    Kaptan
    Yer:
    İzmir
    Banka:
    714 ÇTL
    URFA`NIN ADLARI

    Arkeolojik kazılardan elde edilen buluntulardan Urfa bölgesinin tarihi
    Yontmataş Devrine kadar uzadığı tespit edilmiştir.Tarih boyunca çeşidli
    uygarlıklara sahne olan Urfa`ya Araplar Urhai ve El-Ruha,Selevkoslar
    Edessa adını vermişlerdir. M.Ö II. yıllarında Hitit tabletlerinde Ursu, Asur
    tabletlerinde Ruhua olarak geçen bölge Türklerin burayı elegeçirmeyle
    Urfa biçimine dönüştürülmüştür.Urfa Halkının Kurtuluş Savaşında göster
    diği kahramanlıklar göz önüne alınarak 1984 yılında ilin adı Şanlıurfa
    olarak değiştirilmiştir.



    İSLAMİYET ÖNCESİ URFA

    Urfa bölgesi İÖ. 2000 yıllarında Hurri-Mitanni devletini kuran Hurri
    lerin elinde bulunuyordu. Bunlar Asur`ların egemenlikleri altına alınmış
    lardı.Anadolu`da ilk siyasi birliğini kuran Hititler bu bölgeye kadar uzana
    madılar. Zamanla eski Babil devleti, Asurlular buraya kadar yayıldılar.
    Urfa İÖ. 7 yy İranlı Medler tarafından zaptedildi ve İÖ. 13 yy kadar
    Medlerin elinde kaldı.Bu yıllarda Makedonya imparatoru Büyük
    İskender bütün Anadolu ve İran`ı aldı. Bu arada Urfa bölgeside
    Makedonyalılara geçti. İskenderin ölümünden sonra burada İskenderin
    generallerinden Selevkos`un kurduğu egemenlik sürdü.Selevkos kurduğu
    bu şehre Makedonyanın başkenti olan Edessa`nın adı verdi.
    Roma imparatorluğu buralara ulaşmadan önce bölge Osroene krallığı
    nınelindeydi.Önceleri Roma himayesinde olan Urfa imparator Caracalla
    dönemindeİS. 216 yılında Roma imparatorluğu topraklarına katıldı.
    Sasaniler`in kralı I. Sapur tarafından 260 yılında kuşatıldıysa da zapt
    edilemedi. Urfa cevresinde ki manastır ve kiliseleri 396 yılında Hunlar
    506 yılındada Gotlar yağma etti.
    Roma imparatorluğu 395 yılında Doğu ve Batı diye ikiye ayrıldığı zaman
    Urfa Doğu Roma (Bizans)`ın payına düşmüstü. Bizans kralları şehri büyük
    ölçüde onardılar.Hamamlar, hastaneler ve stadyumlar yaptılar.Müslüman
    lığın doğuşdan kısa bir süre sonra 639 yılında İyaz Bin Ganem kumutanlı
    ğındaki Araplar şehri savaşmadan ele geçirdiler.Birkaçdefa şehre saldıran
    Bizanslılar 1030-1087 tarihleri arasında Urfa`ya egemen oldular.
    1087 yılından sonra Selçuklu Türkleri Urfa ve çevresini aldılar.

    OSMANLI DÖNEMİNDE URFA
    Haçlı seferleri sırasında Hıristiyanlar 1098 yılında Urfa`yı alıp Edessa
    Kontluğunu kurdular.Urfa bu dönemde yakılıp yıkıldı.1144`te Musul
    hükümdarı İmadeddin Zengi şehri zaptetti.Urfa 1182`de Selahattin Eyyüpi
    tarafından alındı.1244`te Moğollar Urfa`yı yağma etti. Şehir 1393`te Timur
    ordularına Teslim oldu.
    Urfa 1516 yılında Yavuz Sultan Selim`in padişahlığı döneminde Osmanlı
    İmparatorluğu topraklarına katıldı ve Rakka eyaletine merkez oldu.19 yy.
    ikinci yarısında vilayetler kurulunca Halep Vilayetine bağlı bir sancağa
    merkez yapıldı.Osmanlı imparatorluğu`nun gerileme dönemlerinde Urfa
    ve çevresi alabildiğinde başıboşluklar yaratılmış,çöl kanunları ile yönetil
    meye başlanmıştı.Burada yaşayan insanlar bu tür eşkiyalıklara son vermek
    için Milli Aşireti öncülüğünde birleştiler.Bu aşiretler Urfa ve bölgesinde ki
    soygunculara karşı hayvan ve topraklarını koruma yoluna gitmişlerdir.
    1890 yılına kadar devam eden bu yaşam biçimi ,Sultan II. Abdülhamit`in
    tahta geçmesiyle birlikte yeni bölgede yeni oluşumlara gidildi.Sultan II.
    Abülhamit Viranşehir`de Hamidiye Alaylarını kurarak Urfa ve bölgesinin
    güvenliğini Milli Aşireti Reisi İbrahim Paşa`ya bıraktı. IV. Ordu kumutanı
    Maraşel Zeki Paşa , Sultan II.Abdülhamit ve Aşiret reislerleri arasında yapı
    lan anlaşmalarla Hamidiye Alaylarının Kuruluş nedenleri belirlendi.

    Hamidiye Alaylarının Kuruluş Nedenleri;

    * Merkezi otoriteyi tesis etmek,
    * Doğu Anadoluda devletin etkin olabileceği yeni bir sosyo-politik
    denge kurmak
    * Aşiretlerden askeri güç olarak faydalanmak,
    * Ermenilerin faaliyetlerine engel olmak ve müslüman halkla
    Ermeniler arasında güç dengesini temin etmek,
    * Rusların saldırısından ve ingiliz politikasından,Doğu Anadolu
    yu korumak,
    * Pan-İslamizm politikasını yaymak ve yürütmek



    KURTULUŞ SAVAŞINDA URFA

    Birinci Dünya savaşından sonra 7 Mart 1918 İngilizler Urfa`yı işgal etti.
    Bir süre sonra yerlerini Fransız kuvetlerine bıraktılar.10 Ağustos 1920
    ìmzalanan Sevr Anlaşması`na göre Urfa Fransa`nın yönetimi aldına giren
    Suriye`ye verildi.Fakat bu karar uygulanmadan Urfa`lılar 9 Şubat 1920`de
    Fransızlara karşı ayaklandılar.Fransızlar önceleri Türkiye`den kaçmak
    zorunda kalan Ermenileri yanlarında getirderek onlara soygunlar cinayetler
    işleterek yerli halkın bölgeden kaçmalarını sağlamaya çalışıyorlardı.
    Mustafa Kemal, dağınık vur kaç taktiki ile çalışan çeteleri bir birlik aldına
    toplamak için Ali Saip Ursavaşı Jandarma komutanı olarak Viranşehir`e
    gönderdi.Ali Saip Milli Aşireti reisi İbrahim Paşa`nın desteğini de alarak
    bölgede büyük bir milis kurmayı başardı.Bölgede ki tüm aşiretlerin
    katıldığı bu milis örgütü Fransızlar için tehlike olmaya başladı.1920
    yılının başlarında Fransız kumutanlığına bir ultimatom verdiler ve
    belirli bir tarih içinde bölgeyi terk etmeleri istendi.İstekleri yerine
    getirlmeyince 9 Şubat 1920`de Viranşehir`den Milli Aşireti,
    Suruç`tan Anze aşireti aynı anda Urfa`ya dogru hareket ettiler.
    Yapılan kanlı çarpışmalar sonucu Fransızlar 10 Nisan 1920 de Urfa`dan
    kaçmaya başladılar.11 Nisan 1920`de Urfa Düşmanlardan tamamen temiz
    lendi. 21 Ekim 1921`de Fransızlarla imzalanan Ankara Anlaşmasıyla Urfa
    anavatan topraklarına kaldı.



    [​IMG]
     
  3. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Urfa Balıklı Göl ve Balıklı Göl Resimleri-Urfa Balıklı Göl ve Balıklı Göl Resimleri

    [​IMG]

    Balıklı Göl
    Urfa’da anlatılan efsanelerin içinde en özel yere sahip olan, kuşkusuz ki Hz. İbrahim’in ateşe atılma öyküsü. Tektanrıcı üç din olan İslamiyet, Musevilik ve Hıristiyanlık tarafından tanınan ve bu dinlerin kutsal kitaplarında adı geçen Hz. İbrahim’in Urfa’da doğduğu rivayet edilir. Öykü bu doğumun olduğu bölgenin Kralı Nemrut ile Hz. İbrahim arasında geçer.
    Söylenceye göre Kral Nemrut, yıldızlarda, bir adamın ona ve putperestliğine savaş açacağını haber veren bir işaret görür. Bu adam Hz. İbrahim’dir. Ancak sadece Nemrut’un putperestliğine başkaldırmamış, aynı zamanda kızı Zeliha’ya da gönlünü kaptırmıştır. Kral Nemrut bu durum karşısında Hz. İbrahim’in yakılması emrini verir. Bugün Balıklı Göl’ün bulunduğu yere, kentin her yerinden görülebilecek büyüklükte bir ateş yakılır. Ateşin karşısına denk düşen tepeye yaptırılan iki büyük sütun arasındaki mancınıkla İbrahim ateşe fırlatılır. Ancak ateş göle, odunlar ise balıklara dönüşür. O gün bugündür buradaki göl kutsal sayılır. Tıpkı göl gibi içindeki balıklar da kutsaldır; her kim bu balıklardan yerse onun kör olacağına inanılır.
    O günden sonra gölün adı Halil-ür Rahman olur. “Allahın Dostu” anlamına gelen bu isim Hz. İbrahim’in kutsallığını yansıtır. Bugün göl hem Halil-ür Rahman, hem de Balıklı Göl olarak anılıyor.
    İbrahim için ağlayan Nemrut’un kızı Zeliha’nın gözyaşlarından ise Balıklı Göl’ün hemen yanında küçük bir göl daha oluşur, bu gölün adı ise “Zeliha’nın gözü” anlamına gelen “Ayn-Zeliha”dır.
    Bugün her iki gölün karşısındaki tepenin üzerinde mancınık olarak kullanıldığına inanılan iki sütun hâlâ ayakta. İnanışa göre bu sütunların birinin altında “bitmeyen su”, diğerinin altında ise “bitmeyen altın” bulunuyor; biri yıkılırsa Urfa altına, diğeri yıkılırsa Urfa için altın kadar değerli olan suya gömülecek kent. Balıklı Göl’ün hemen yanı başında yer alan ve Eyyubiler Devleti’nin kurucusu Salahaddin Eyyubi’nin yeğeni Melik Eşref tarafından 1211 yılında yaptırılan Halil-ür Rahman Cami ise, gölün doğal güzelliğine mimari estetik katıyor.

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]
     
  4. patik

    patik Özel Üye Özel üye

    Katılım:
    24 Aralık 2009
    Mesajlar:
    2.343
    Beğenileri:
    374
    Ödül Puanları:
    3.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Hemşire
    Yer:
    Kayseri
    Banka:
    524 ÇTL
    SIRNAK

    ÖRF-ADET-GELENEK-GÖRENEKLERİ


    DÜĞÜN

    Şırnak taki evlenmelerin çoğunluğu görücü usulü ile yapılır. Ancak bazıları da ya düğünlerde veya bir sokakta birbirlerini görüp beğenenlerde olmaktadır. Erkek, beğendiği kızı istemek üzere durumu annesine bildirir. Annede uygun bir zamanını seçip, durumu babaya açıklar. Kızın ailesi kendileri için uygun görürlerse, kızı isteme kararını birlikte alırlar. Genellikle kendileri için zararlı olmayan ihtiyar bir kadını veya erkeği aracı olarak gönderirler. Kadın ise durumu kızın annesine, erkek ise durumu babasına açıklar. Genelde aracı kadın olur. Bu kadın kızı ve ailesini, dilinin döndüğünce ikna etmeye başlar. Kızın annesi durumu beyine anlatır.Bu arada aracıya bir süre verilir.Kız babası da çoğunlukla erkek kardeşlerine danışır, birlikte karar alırlar. İkinci kez gelen aracıya, uygun görülmüşse Allah nasip etti ise olur diye söylenir. Eğer uygun görülmediyse, ya Kızımız daha küçüktür veya onu amcasının oğluna verdik veya annesi yalnızdır,evde çalışacak başka birimiz yok,ağabeyi de henüz evlenmedi, gibi uygun bahane ile reddedilir.Eğer kızın ailesi erkek evini ve ailesini uygun görmüşlerse aracıya,falan gün gelip istesinler diye cevap verirler.Bundan sonra yol açma safhası başlamıştır.Yol açmada,erkek ailesi,kendilerine yakın buldukları kişileri,kızın evine gitmek için çağırırlar.Kız evine haber verilir ve akşam hep birlikte giderler.
    Önce erkeğin annesi durumuna uygun olarak aldığı ya bir çift veya bir tek bileziği veya başka bir takıyı, gelini olacakları kızın eline takar, daha sonra erkeğin diğer yakınları beraberlerinde getirdikleri takı ve paraları kıza takarlar.

    Bundan sonra getirilen şekerler Fatiha ve salavatlar eşliğinde dağıtılır. Böylece artık kız resmen bağlanmış ve nişanlanmış olur. Bundan sonra başlık kesme safhası başlamıştır. Erkeğin babası en yakın süre içerisinde hazırlığını tamamlayarak, kızın babasına haber göndererek, başlık kesme ziyaretine izin alır. Kızın babası bir gece belirler ve bildirir. Başlık kesme gecesi için çoğunlukla 2 çuval şeker,10-15 kg çikolata, 10-15 kg lokum alıp hazırlanır. Erkeğin babası, dost ve tanıdıklardan 10-15 kişiye çağırtır. Birini, başlık kesme pazarlığı için tayin eder ve başlık için hazırladığı paraları ona teslim eder. Kızın babası da kendisine yakın bulduğu 5-10 kişiyi çağırır. Kız babası da bir pazarlıkçı tayin eder ve asgari sınırı ona söyler. Bu şekilde erkek tarafı kızın babasının evine gelir.Bir iki latifeden sonra pazarlık başlar.Nihayet ortak bir sınır belinlenir ve Fatiha ile pazarlık biter ve şekerler dağıtılır. Erkek tarafının pazarlıkçısı kendisine teslim edilen parayı karşı tarafa verir. Bu pazarlığın haricinde, erkek tarafı durum ve itibarına uygun bulduğu bir miktar parayı anne sütü karşılığında kızın annesine verilmek üzere karşı tarafa verir.

    Bundan sonra çeyiz hazırlama safhası başlar. Genellikle çeyizin tamamını kız tarafı hazırlar. Çeyiz tamamlanınca, erkek tarafı kızın babasından düğün için gün ister. Kız tarafı gün verir. Belirlenen günden bir hafta önce nişan takma merasimi olur. Yine iki torba şeker, çikolata, lokum ve aile yine durumuna uygun bir takıyı götürüp, kıza takarlar. Ertesi hafta belirlenen düğün gününden iki gün önce erkek tarafı bütün dost ve tanıdıklara bir elçi göndererek, düğünün olacağını haber verir ve ertesi gün düğün başlar. Genellikle Cumartesi günü başlar, Pazar gecesi kına götürülüp, gelinin ellerine sürülür. Ve yine bir altın takılır.
    Pazar günü ikindi namazına kadar düğün yapılır, halaylar çekilir. Halaylarda ve oynanan oyunlarda kadın ve erkekler bir arada oynarlar.İkindi namazından sonra ,düğün alayı kızın evinin önüne gider.Gelin süslenmiş bir vaziyette bir odaya kapatılır.Erkek tarafından tespit edilen bir yetkili, Pışder (kapı arkası) pazarlığı yapar.Varlığına uygun düşen bir parayı tekrar kız tarafına verir ve piresar (Tecrübeli mihmandar) gelinin kollarından tutup,ya arabaya veya ata bindirirler.Gelin alayı büyük bir konvoyla büyük cadde ve yollardan geçirilir.Bu arada zılgıtlar çekilir.Erkek tarafı da bu ara hazırlık yapmıştır.Damat damın üzerine çıkar,damadın her yanında sağdıçlar bulunur.Gelin damat hizasına geldiğinde damadın ayakları önünde bulunan para karıştırılmış toprağı gelinin kafasına döker.İlk ders manasına gelir.Ondan sonra,daha önce damat yakını olan bir aile,damadı misafir eder.O gece sabaha kadar o evde çeşitli eğlenceler düzenlenir.Damadın dost ve akrabaları damadın selamlığına gelirler.Yani ilk gece damat kendi evinde yatmaz.Ertesi günün sabahı damat kendi evine getirilir.Öğleye kadar düğün devam eder ve biter.Bundan sonra gelinle damadın dini nikahı kıyılır.Bundan sonraki günlerde,yardım maksadı ile selamlık olur.Damat tarafından dost ve yakınları durumlarına uygun düşen bir parayı gelinin selamlığına getirirler. Böylece damat tarafının üstlendiği yük bir nebze hafifler.

    ÖLÜM
    Şırnak ve ilçelerinin hepsinde herhangi bir evde ölü olduğu duyulduğu an, öncelikle yakın komşular, akraba ve tanıdıklar ile oradan geçen bütün erkekler işlerini bırakıp, ölünün olduğu evin kapısında beklerler. Şırnak ta birçok işte olduğu gibi özellikle ölümlerde iyi bir yardımlaşma ve dayanışma olmaktadır. Herkes kendisine göre bir görev üstlenir. Kimi tabut yaptırmaya koşarken, kimi kefen ve pamuk almaya gider. Kimi imamı çağırmaya gitmektedir.

    Kimileri mezarı kazmaya gider, kapının önünde bekleyenler veya mezarlıkta bekleyenlerden kur an okumasını bilenlerin her biri bir cüz alarak okurlar. Böylece ölü ruhuna, sevabına bir hatimi-şerif indirilmiş olur. Bu sırada ölü yıkanır ve kefenlenir. Bekleyen cemaatte başka hoca varsa, ki çoğunlukla olur, ölüm ve sabır üzerine vaizler verir. Bunun dışında bekleyenler çok az konuşurlar. Yıkanıp kefenlenen ölü tabuta sağ yanı üzerinde bırakılarak tabutun kapağı kapatılır. Tabut, ya kur an ayetlerinin işlenmiş olduğu bir örtü ile örtülür yada halı ve benzeri bir örtü ile örtülerek omuzlar üzerinde taşınarak, ya mezarlığa götürülür veya en yakın camiye götürülür. Bu arada cenaze götürülürken, daha önce gelmemiş olan insanlarda cenaze merasimine katılırlar. Böylece hem cenazeyi taşıma sevabı kazanılmış, hem de daha fazla insanın cenaze namazı kılması sağlanmıştır. Cenaze namazı kılındıktan sonra,derhal kabrine konulur. Üzerine latih taşı konulduktan sonra, delikler, ince taş parçaları ve çalılar ile kapatılır. Böylece toprağın, toprağın tabut üzerine dökülmesi önlenir. Bu arada bir imam veya bilen bir kişi 7 kez Kadr suresini okuyarak toprağı mezara döker. Mezar kapatma safhası bittikten sonra, imam telkini okumak üzere ölünün başucuna gelir. Bu sırada halk ayağa kalkarak önünde elini bağlar ve bekler. Telkin bittikten sonra hep beraber ölü ruhuna Fatiha okunur. Fatiha bittikten sonra, İmam yüksek sesle Ey cemaat bu merhum hakkında ne dersiniz der, herkes Allah rahmet eylesin der. Bundan sonra cemaat dağılır, ölüye en yakın olan kişiler, ölünün başucunda 5-10 dakika bekler, daha sonra eve dönerler. Onlar ile birlikte kendilerine en yakın olan kişiler onları yalnız bırakmamak için ve onları teselli etmek için birlikte taziye ziyaretine giderler. eğer ölü varlıklı bir aileye mensup ise, ya mezara çadır kurdurularak veya ölü evinde kendilerine bir oda tahsis edilerek bir grup imama Kur an okutulur. Bundan sonra taziye başlar, genellikle taziye cemaatinde vaiz vermek ve sabır tesellisi vermek üzere bir imam oturur. Taziyeye gelenler Fatiha okurlar ve Allah affetsin, Allah imanınızı kamil etsin, Allah sabırlar versin, kalanların başı sağ olsun gibi dilekler ile teselli ederler. Çoğunlukla taziye üç gün sürer. Ancak taziyeye yetişilmez ise daha sonraki günlerde de taziyeye gidilebilinir.


    DİNİ BAYRAMLAR
    Şırnak halkının çok önem verdiği değerlerden biridir.Bayrama daha 10 gün kala hazırlıklar yapılar,hatta 1.5 ay kala elbiseler diktirilir,evlerde bayram hazırlığına yavaş yavaş başlanır.Bayramdan üç gün önce eğer Ramazan Bayramı ise fitreler verilmeye başlanır,bayramda pişecek yemeğin hazırlığı ve alışveriş yapılar.Bayram sabahı erkeklerin büyük çoğunluğu camiye gider,bayram hutbesini kılarlar.Daha sonra eve geldiklerinde çocuklar önce baba ve anneden başlayarak büyüklerin elini öperek bayramlarını kutlarlar.Sabah kahvaltısında akşamdan beri hazırlığı yapılan yemekler yenir.Bu yemekler pilav,türlü,içli köfte,sarma-dolma,hoşaf,zerde gibi yemeklerdir.Kahvaltı yapıldıktan sonra,önce komşulardan başlamak üzere,bayramlaşmaya başlanır.Daha sonra akrabalar,dost ve tanıdıklara gidilerek bayramları kutlanır.Ancak,bayramlaşma adeta borç gibi kabul edilip,bayram ziyaretleri karşılıklı olur. Bayramlaşma üç gün sürer.Çocuklar için,özellikle Cizre ilçemizde,çarkıfelek,dönme dolap, salıncak ve arabalarla tur eğlenceleri tertiplenmekte ve bu turlar çok eğlenceli geçmektedir.


    YÖRESEL YEMEKLER:

    1-KUTLIK : Ufak bulgur ve ufak yarma (Çigköftelik) birbirine karıştırılır,hamur haline getirilir.Kızartılmış soğanlı kıyma içine doldurulur.Kaynar suya atılıp pişirilir.Sudan çıkarılıp yumurtaya bulandırılır.Yağda kızartılıp servis yapılır.
    2-SERBIDEV: Yarma iyice pişirilir,büyük bir tabağa konulur.İçi açıldıktan sonra .bu çukura kurut(Keşk-çortan) suyu ve yağ dökülür.Yarma üzerine kavurma parçaları dizilir ve servis yapılır.
    3-PERDEPİLAV: Dibi yuvarlak tencereye yumurta ve yağla yoğrulmuş yufka haline getirilmiş hamur yerleştiririz.Az pişirilen pilava tavuk eti,baharat ve badem karıştırılır ve bu hazırlanan yufka haline getirilmiş hamurun içine konulur.Ağzı tekrar yağlı ve yumurtalı ince hamurla kapatılır.Üstü ve altı ateşte veya fırında pişirilir.Sonra servis yapılır.
    4-KİPE : Koyunun bağırsakları iyice yıkanır,bezleri koparılır.Ters çevrilir yıkanır ve temizlenir.Pirinç ve kıyma pişirilmeden içine doldurulur.Sıcak suya atılıp kaynatılır.Piştikten sonra servis yapılır.
    5-HEKEHEŞANDİ: Pilav yağsız olarak yapılır.İçine kıyma katılır ve yoğurulur.Yumurta dibi şekil verilerek yağda yumurtaya bulanmış şekilde kızartılır.Servis yapılır,
    6-ŞIMŞIPE : Günümüzde dolma diye anılan yemeğin yöremizdeki adıdır.Soğan,patlıcan,
    domates,kabaklar açılır ve oyulur.Pancar veya asma yaprakları hazırlanır.Pirinç ile kıyma yıkanıp karıştırılır, baharatlanır.Adı geçen sebzelere doldurulur.Tencereye dizilip,pişirilir.Servis yapılır.
    7-MEYRE(Mehir): Ayran ve dövme ateşe bırakılır.Yumurta çırpılır içine bırakılır.
    Devamlı bir şekilde karıştırılır.Kaynayıncaya kadar devam edilir.Parçalanmış kabaklar ve
    Pancar yaprakları içine katılır.Bir parça pişince ateşten indirilir.Soğuk servis yapılır.
    8-BIRINZER : Şeker ile su karıştırılıp şerbet yapılır.Ateşe konulup kaynatılır.İçine pirinç atılıp pişirilir.Biraz tarçın ve sarı boya katılır.Ateşten indirilip soğuk olarak servis yapılır.
    9-MAHMILATIK: İnce bulgur küpe bırakılır.Şalgam kaynadıktan sonra,soğutulur ve süzülerek küpe bırakılır.Biraz su ve biraz hamur üzerine katılır.(Mayalı hamur olmalıdır)Ağzını kapatıp örttükten sonra çamurla kapatılır.Kırk gün bekletildikten sonra açılır ve turşu gibi kullanılır.
    10-FIREYDİN: Saç ekmeği ince açılır.Dövülmüş ceviz ile toz şeker karıştırılıp ekmek olacak hamurun üzerine serilir.Güzelce kıvrıldıktan sonra,simit gibi yuvarlak yapılıp,dolanır.Fıreydin kızgın yağda kızartılır ve şıra dökülür.Soğuyunca servis yapılır.
    11-SURYAZ : Suryaz otu kıyılır ve yıkanır.Suda kaynatılır.Sonra süzülüp sıkılır.Kızgın yağda ufaltılmış soğan kızdırılır.Üzerine suryaz otu eklenerek karıştırılır.İçine kavurma atılır.Karıştırılıp servis yapılır.

    YÖRESEL GİYİM:
    Şırnak ve ilçelerinde genel olarak erkeklerin giysisi Şal-Şepik,kadınlarınki ise fistan (Entari) dir.Ancak gün geçtikçe bu giysilerin yerini,takım elbiseler ile diğer kadın giysileri almaktadır.Yaşlı erkekler ile orta yaşlılar daha çok şalvar ve ceket giyerler.Fakat yeni de Şırnaklıların vazgeçemediği giysi Şal-Şepik tir.Şal-Şepik,çok ince tiftik ipliğinden,Şırnak ve çevresindeki ustalarca dokunmakta ve özel bir stilde diktirilip giyilmektedir.Şal-Şepik,yelek ve şelema olmak üzere dört parçadan oluşur.Ancak altta giyilen ve fanila yerine geçen kırasta giyilip bunun kol ucuna iliştirilmiş levendi denilen bir parçası daha bulunmaktadır.
    Şal,geniş boru paçalı olup,pantolon yerine giyilir.Gömleğin üstüne şapik denilen parça giyilip,bele şeleme denilen geniş ve kalın bir kuşak bağlanır.Daha sonra yelek giyilerek kıras (Fanila) nın kol ucuna bağlı levendi (Bilek Kuşağı) bilek üzerine sarılır,başa da ya kefi veya şapka giyilir.
    Kadının genel giysisi ise fistan (Entari) olup,paçası ayak bileklerine kadar uzanır.Genel olarak kadife,çemçem denilen kumaş veya diğer değerli ithal kumaşlardan dikilir.Göğüs kısmı hafif açık olup,alta giyilen ön kapama kısmı fistolu ve ucu nohut büyüklüğünde bağlanmış rengarenk kumaş parçaları ile bezenmiş bir yelek giyilir.Yine alta giyilen ve kıras denilen uzun alt eteğin koluna iliştirilmiş levendiler,fistan üzerinden kol bileklerine sarılır.Bele ise ince kumaş bağlanır.Kadınlar başlarına kıtan denilen uzunca bir tülbent bağlarlar.Kıtan denilen tülbentte boncuk ve fistolarla süslenir.Bundan başka göğüs üzerine çeşitli altın çerçeveli süs taşları takarlar.Kulaklarına bergahar denilen,boğazdan birbirine bağlı küpeler, tetreme veya semek denilen gerdanlık ve diğer ziynet eşyalarını takarlar.Burunlarına ise hızma takarlar.Kadınların kullandığı hicol,serkezi,hırhal gibi diğer takılar da vardır.

    HALK OYUNLARI VE FOLKLOR:
    Şırnak ve ilçelerinde oynanan oyunlar,genellikle davul zurna eşliğinde oynanır.Son yıllarda ise bağlama,cümbüş ve darbuka da çalınıp,eşliğinde yöresel oyunlar oynanmaktadır.

    YÖREDE OYNANAN BAŞLICA OYUNLAR:
    1- İkiayak,
    2- Üçayak,
    3- Yerinde,
    4- Şıhani,
    5- Bablekan,
    6- Sınvan,
    7- Kulungi,
    8- Ağır,
    9- Berite.

    1-İKİAYAK: Davul-Zurna eşliğinde,eller serçe parmakları ile tutulur.Önce sağ ayak öne vurulup,yana atılır,sol ayak yanında devam eder ve tekrar sağ atılır,sol ayak sağ ayağın yanına gelip birleşir.Sonra sol ayak bir geriye atılıp sağ yapıştırılır.
    2-ÜÇAYAK:Eller serçe parmakları ile tutulur.Oyuna sağ ayakla başlanır ve sağ ayak yere vurulur.Üç adım,sağ,sol,sağ,sol,sağ adımlar atılır ve sol ayak sağın yanına getirilip yanaştırılır.Sol ayak geriye atılırken.sağ ayak yanına getirilir.
    3-YERİNDE: Hareketli bir oyun olup,büyük adımlar atılmadan oynanır.Kollar birbirine geçirilipel parmakları ile arkadan tutulur.Eller kalçaya yakındır.Omuzlar birbirine değmiştir.Sağ kol,daima yandakinin sol kolu üzerine binmiştir.Oyun,yine önce sağ dizin hafif kıvrılması ile başlar,dizler kırılarak müzik ritmine göre sık sık dizlerin kırılması ve omuzların titrek hareketleri ile devam eder.Müzik hareketlendikçe,diz kırılması ve omuz hareketleride hızlandırılır.Adımlar arada bir hafif atılır.
    4-ŞİHANİ:Genellikle 8-10 kişi ile oynanır.Kollar el parmaklarının birbirine geçirilmesi ile tutulur.Önce sağ ayak yana atılır.Sağ ayağı sol ayak,sağ ve sol olmak üzere üç adım yana atılır.Ani bir hareketle kavis çizilerek öne bakılın ve sol ayak atılarak,ayaklar önde yanaştırılır.Solla önde başlanır.Sağ ve yine sağ ayak atılar.Sonra sol ayak atılarak hep beraber öne doğru eğilirler.
    5-BABLEKAN: Önde serçe parmakları tutulur.Önce sol ileri olmak üzere,sağ ve sol ayaklar atılır.Tümü öne olmak üzere üç adım atılır.Sonra sol,sağ ve sol ayaklar olmak üzere bu sefer geriye doğru üç ayak atılır.Böylece beraber geriye ve ileriye bu hareketler seri olarak devam eder.Çalgı hızlandıkça bu hareketler daha atak ve seri devam eder.
    6-SINVAN: Eller yine serçe parmakları ile tutulur.Sol ayak yana açılır ve üç kere yere vurulur.Ani hareketle sağa dönülür.Sonra sağ açılır ve sağ ayak,sol ayak ve sağ ayak olmak üzere üç kere yere vurulur.Bu arada eller ve omuzlar yapışık olur.Sağa dönerken eller yapışık olur,ancak omuzlar oldukça birbirinden ayrılarak açılır.Oyunun önemli bir özelliği şudur;ikinci kez tekrarlandığında eller,belli aralıklarla çırpılır ve tekrar tutuşulur.Diğer bir özelliği de üçüncü tekrarda eller bele dayandırılır ve ani bir hareketle tekrar bele dayandırılır ve ani bir hareketle tekrar eller tutuşulur.Yani,birinci safhada eller
    birbirine yapışık,ikinci safhada eller çırpılır,üçüncü safhada eller bele tutulur ve biter.
    7-KULUNGİ: Şırnak ve ilçelerinde oturan göçebelerin bir oyununur.Bir kişi ortada oynarken,etrafındaki halkı,kollarını turnalar gibi açarak oynarlar.Daha sonra ani bir hareketle,turnalar gibi ötüşerek ortadakini döverler.Bu oyunun verdiği mesaj şudur; sürüden ayrılanın cezalandırılmasıdır.
    8-AĞIR: Genellikle yaşlı ve orta yaşlıların oynadığı bir oyundur.Eller omuzlar üzerinde tutulur.Çalgı ağır bir şekilde çalınır.Oyun ritmi çalgıya uyarak.sağ ayak üzerine hafif meyil edilerek yaylanır,daha sonra geriye doğru tekrar doğrularak öne adım atılır.Arada bir nara atılır.
    9-BERİTE :Eskiden beylikler arasında çıkan savaşlardan önce ve sonra oynanırdı.Çalgı içli ve ağır çalmaya başladığından eller yanda tutulur ve bir nara ile başlar.Önce geriye doğru gerinilir,sonra dizler üzerine yaylanarak hafif bir adım atılır,akabinde birbirlerinin yüzüne bakarak nara atarlar.
    NELERİ İLE ÜNLÜ:
    Cudi Dağı, Kasrik Boğazı, Habur Sınır Kapısı, Mem-u Zin Türbe
    İL İSMİ NEREDEN GELİYOR?
    Şırnak, Nuhun Gemisi kalıntılarının olduğu öne sürülen Cudi Dağının Kuzeyinde Şehr-i Nuh adıyla kurulmuş, önceleri Şerneh, daha sonraki yıllarda ise Şırnak adını almıştır.
     
  5. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Şanlıurfa'da Amazon Kraliçesi mozaiği
    Haleplibahçe'de park çalışmaları sırasında tesadüfen bulunan ve 4. yüzyıldan kaldığı tahmin edilen mozaikler, Amazon Kraliçesi Penthesileia'nın av partisini resmediyor



    [​IMG]

    Şanlıurfa ili, Balıklıgöl, Harran ve Göbeklitepe'den sonra Amazonlar Kraliçesi ile ün salacak. Şehir merkezindeki Haleplibahçe'de park çalışmaları sırasında tesadüfen bulunan mozaik, Amazon Kraliçesi Penthesileia'nın av partisini resmediyor. Şanlıurfa'ya yeni bir çehre kazandıracak mozaik, sır gibi saklanıyor.
    24 Nisan'da Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç'un basın toplantısıyla bulunduğu duyurulacak olan mozaiğin 4. yüzyıldan bir eser olduğu tahmin ediliyor. Uzmanlar Güneydoğu'da Amazonların yaşamadığını ancak zaman zaman savaşlar için geldiklerini, Truva Savaşı'nda da Truvalılara yardım ettiklerini belirtiyorlar.


    Sadece uzmanlar gördü
    14 Mayıs 2005'tee Başbakan Tayyip Erdoğan tarafından Şanlıurfa Haleplibahçe'de temeli atılan Temalı Park projesi kazı çalışmaları sırasında Bizans dönemine ait olduğu tahmin edilen mozaikler çıktı.
    Yaklaşık 4 ay önce bulunan mozaikler o tarihten itibaren basından sır gibi saklandı. Üzeri brandayla örtülen mozaikleri sadece çalışmaları yapan uzmanların görmesine izin verildi.
    Amazon Kraliçesi Penthesileia'nın av partisinin resmedildiği mozaik üzerinde keklik, göğsü açıkta av yapan kız, Kraliçe'nin aslanın kalbine mızrağı sapladığı an ve aslanın ağzından akan kanlar ile ceylan ve at resmediliyor. Yaklaşık 14 metrekare olan mozaiği oluşturan tesseraların Fırat Nehri'nden toplandığı ve ince bir işçiliği bulunduğu belirtiliyor.
    Ayrıca yeni mozaiklerin de bulunacağı düşünülen alanda kazılar yapılabilmesi için üniversitelerden bir bilim heyeti oluşturulması planlanıyor.
     
  6. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Urfa Sıra Gecesi nedir, ne değildir?


    Urfa'nın meşhur sıra Geceleri'nin tarihi kökeni nedir sorusuna cevap arayan Yaşar Duru, yaptığı araştırmalar sonucu bu geleneğin köklerini bakın nerede bulmuş:"Çocuklarımın annesine ve ehli dilin cümlesine..." ithaf ibaresi düşülmüş bir kitap tanıtacağız bugün sizlere... İthaftan da anlaşılacağı üzere kitap, bir kalem erbabı ve gönül insanının elinden kağıda dökülmüş metinlerden mürekkep...

    Halen Gaziantep Şahinbey Belediyesi Başkan Yardımcılığı görevini yapan Yaşar Duru, Hergün, Ortadoğu Tercüman ve Yeni Sayfa gazeteleri ile TGRT ve Kanal 7 ekranlarından tanıan bir isim. Onun; şehir, zaman, mekan ve insan yazılarından oluşan Sıra Geceleri adlı kitabı doğal olarak Urfa'yı ve Urfalıları anlatıyor....
    Urfa'da yaşadığı mahallenin adeta Birleşmiş Milletler örgütü gibi etnik zenginliğe sahip olduğunu belirtiyor yazar: Arap Reşit, Mersavi Mahmut, Sazende Circo, Dermençi Vanes, Kemançı Bagos, Gürcü İbram, Macır (Muhacir) Yusuf, Çerkez Ayşe Nuri Baba Çil Arif, Acem Halil, Hıllıheram Sabri, Bakkal Kör Mıhe, Dişçi Memed, Sünnetçi Fahri, Kasap Kelo, Nalbant Ahmet, Kalaycı Sabri, Cülhacı Kemalve Çulcu Rüstem mahalle sakinlerinden akla gelen bazı isimler...

    "Şehirler ve insanlar bulundukları coğrafyanın, tabiatın, zamanın, inancın, kültürün ve siyasetin karşılıklı etkileşimi ile şekillenerek, bu güçlerin ortak ürünğ olarak vücut bulurlar" diyen Yaşar Duru'ya göre, "insan bir yönüyle dili dini, kokusu, rengi, tarzı ve tavrıyla içinde bulunduğu sosyal ve fiziksel çevrenin çocuğudur. Bir yönüyle de yaşadığı şehri şekillendiren, onaran, çeşitlendiren, zamanın istek, düşünce ve duygularını mekanın bütün dokularına yansıtan büyük ustadır"

    Urfanın özel bir şehir oduğunu ve coğrafyasında bulunan diğer şehirlere benzemediğini belirten yazar, "Bu şehri yazmak, insanlarımızı anlatmak elbette kolay değil. Şehrimi ve hemşehrilerimi bir kaç yüz sayfaya sığdırmaksa zor olmaktan öte imkansız gibidir" dese de acı bir kahve tadında öyle bir Sıra Gecesi hazırlamış...


    SIRA GECESİ NEDİR?

    Bir özel televizyon ekranındaki Sıra Gecelerini konu edinen eğlence programını eleştirerek başlıyor işe yazar ve soruyor: Bu nasıl Sıra Gecesi? İçki alemini andıran ve Türkçe'nin alenen katledildiği bir Sıra Gecesi ne kadar aslına uygun?
    Yazar bu programı yapanların Sıra Geceleri ile Asbap Gecelerini karıştırdığını savunuyor: "Yok efendim vakti zamanında Urfa'ya bir vali gelmişmiş.... Eşrafın uzun kış gecelerinde bir araya gelip sohbet ettiği bu tür toplantılara katılmışmış... Ve gecenin birinde kendisini ağırlayan eşrafa, "böyle olmuyor, bu işi sıraya koyalım, bundan sonraki gece sıra bende" demişmiş de o günden bu yana bu gecelerin adı Sıra Gecesi olmuşmuş...

    "Yok devenin nalı, daha neler..." diye sitem eden Yazar Duru, Aruz vezninin bütün inceliklerini, şiir sanatının tüm hünerlerini yansıtan gazellerin ve türkülerin katledilişine de sitem ediyor: "Sıra gecesi bu olamaz. Böylesine ölçüsüz eğlenceye Sıra Gecesi denemez. Asla ve kat'a..."


    SIRA GECESİ GELENEĞİ NEREDEN GELİYOR?

    Daha sonraki sayfalarda yazar, Kanal 7 için hazırladıkları Sıra Geceleri adlı programın hazırlıkları safhasında bu konuda yapılmış araştırmaların azlığı ve kitapların yetersizliğine dikkat çekiyor. Eldeki mevcut kitaplardan derlenen bilgilerle ortaya çıkanı, "ortada beden vardı ama ruh yoktu" diye tanımlayan Yaşar Duru, Sıra Gecelerinin tarihi köklerini -körebe oyunuymuş gibi- din dışı zeminlerde aramanın doğru bir yaklaşım olmadığınına inandığını söylüyor. Ona göre Sıra Geceleri Sema Semah ve Devran gibi mistik kökeni vardı.

    Duru yaptığı araştırma sonucu elde ettiği bilgileri şöyle aktarıyor. İnancının gereğini ibadet şevkiyle müzik eşliğinde dile getiren Anadolu Alevi Bektaşi toplumunun sazlı-sözlü semah meclisleri veya zikkirde ritmi ön plana çıkaran Kadirilik, Rufailik ve Mevlevilik gibi tasavvauf kollarından bir etkileşimden söz edilebilir. Fakat Urfa'nın inanç tarihi içinde adı geçen tasavvuf kollarından çok, musikiyi hiç bir şekilde tasvip etmeyen Nakşiliğin etkili olduğu dikkate alındığında, Sıra Gecesi'nin tarihi kökenlerini farklı bir tasavvufi yapı içinde aramak gerekiyordu.

    Sıra Gecesi'ni inanç yapımız içinde şeikillenmiş bir ritüel olarak araştırdığımızda karşımız; Anafdolu'yu yurt edinmeye çalışan işi,aşı, ve eşi denk insanları mezhep ve meşrep farkı gözetmeksizin bir araya getirmeye çalışan Ahilik çıkar.
    Eline diline beline sahip ol!...
    Gerek Ahilerin el kitabı niteliğindeki Fütüvvetnamelerde gerekse Osmanlı rtarihini konu alan yerli ve yabancı bir çok eserde; Anadolu'da dünyanın ilk melek birliklerini örgütleyen Ahilerin, haftanının belirli günlerinde Sıra Gecesi'ni çağrıştıran motiflerle bezeli toplantılarda bir araya gelerek sohbet ettikleri zikredilmektedir....
    Şu farkla ki, bu tür toplantıların nedei ve ağırlıklı gündem maddesi; günümğzde düzenlenen Sıra Gecesi gibi sadece müzik, ikram ve sohbet değildir. Öncelik; esnaf ve sanatkarın iş, işçi sorunları ile diğer sosoyal, siyasal ve ekonomik konulara verilirdi. Bölgenin tabitaına ve kültürüne uygun ikramlar ve müzik bir çeşni olarak ikinci-üçüncü planda yer alırdı..."


    DİĞER İLLERDE DE VAR

    Yazar yaşar Duru vardığı sonucu Kütahya ve Afyon civarında yaptıpğı araştırmalarda, bu tür toplantıların "Sıra Gecesi" adıyla az da olsa yapılmasını da dayanak olarak gösteriyor ve ekliyor: " Aynı şekilde Çankırı'nın Yaren Sohbetleri ile Adana'nın Gezek'i de Ahi kültüründen mülhem renkler taşımaktadır"...

    SIRA GECELERİNDE NELER VARDI?

    1950'lerden 1963'lere dek büyükbabası, babası ve amcasının ev sahipliğini yaptığı Sıra Geceleri'nde onlara yardım eden Yaşar Duru, "Büyükbabamın katıldığı Sıra Gecesi'nde dini konularda yapılan sohbetlere kulak verdim. Nakşi hatmesinde oturdum. Babamın arkadaşları daha çok Hz. Ali Cenkleri, Kerem ile Aslı ve bunun gibi halk kitapları okurlardı.
    Amcamın sıra Gecesi grubunda sohbetin yanı sıra satranç, yüzük-fincan ve benzeri küçük zeka oyunları ve müzik yer alırdı... 1950'lerin Urfasında tanık olduğum bu üç ayrı Sıra Gecesi'nde yer alan motifler de bu geleneğin Ahi Kültürünün bir parçası olduğunu göstermektedir" diyor...
    Yazarın tezlerine katılırsınız, katılmazsınız o ayrı bir konu. Ama bir Urfalının kaleminden çıkan ilginç tespitleri kaçırmamanızı öneririz...
    Sıra Gecesi
    Yaşar Duru
     

Sayfayı Paylaş