1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Adana'da Biter Taze Arpalar Türkü Hikayesi

Konusu 'Türkü/Hikayeleri' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 26 Nisan 2013 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    Adana'da Biter Taze Arpalar Türkü Hikayesi

    Türkmenler (Oğuz), Adana yöresine Çukurova derler. Burası oldukça verimli topraklara sahiptir. Anadolu insanına önemli yararlar sağlar. 1800' ler, Orta Anadolu'nun en ağır kıtlık günlerini yaşadığı yüzyıldır. Aşağıdaki dörtlük o günlerin ve daha sonraki yılların ağır koşullarını ve halkın çektiği ıztırabı dile getirir:

    Adana'da biter taze arpalar
    Yollarda jandarma bizi hırpalar
    Ekmek diye ağlar küçük körpeler

    Aman Allah rızkımızı kesme ver
    Aman Ağam gurbet elde durma gel

    Ağlayı ağlayı aşar yatırdım
    Gaz kalmadı karanlıkta oturdum
    Ölüm kefenini borca getirdim

    Aman Allah rızkımızı kesme ver
    Aman Ağam gurbet elde durma gel

    Zenginler de edasında süsün de
    Fukara karardı keven isinde
    Gelinler kocasız gurbet yasında

    Aman Allah rızkımızı kesme ver
    Aman Ağam gurbet elde durma gel

    Aç on köy dolaştım evime vardım
    Bir gözer samanı yirmiye aldım
    Yavrular ağlaşır arada kaldım

    Aman Allah rızkımızı kesme ver
    Aman Ağam gurbet elde durma gel


    1835 yılındaki kıtlıkta, halktan toplu kırımlar olmuş, çocuklar ölmüş, sağ kalanlar ise başka yörelere göç etmek zorunda kalmıştır. Kaynaklarda bu kıtlığa ait bir vesikaya ulaşamadık. O günleri yaşayan Âşık Hüseyin, bu kıtlığa söylediği destanında olayın vehametini bize aktarır.

    Elli dört senesi bahar ayları
    Hep kurudu dereleri çayları
    Açlık sardı şehirleri köyleri
    Aman Allah ne olacak halimiz

    (...)

    Çaresiz şu millet tiken ot yiyor
    Aç kaldı sabiler tek tek ölüyor
    Kimisi göçünü aldı gidiyor
    Aman Allah ne olacak halimiz


    1835-1871-74 kıtlığında Orta Anadolu ve Kırşehir halkı çok darlık çekmiştir. Bir çok aile göç etmiş, bazı insanlarda çoluk çocuğunu beslemek için özellikle Çukurova (Adana)'ya çalışmaya gitmiştir. Aşağıdaki türkü o günleri anlatır.

    Bülbül ne yatarsın Çukurova'da
    Eşin seni arar bulmaz yuvada
    Kendim gurbet elde gönlüm sılada
    Ötme garip bülbül gönlüm şen değil

    Bülbül ne yatarsın bahar yaz geldi
    Hayalime oğul geldi kız geldi
    Sılada sevdiğim benden vazgeldi
    Ötme garip bülbül gönlüm şen değil

    Bülbül ne yatarsın bahar erişti
    Hep bülbüller gonca güle kavuştu
    Sılada sevdiğim aklıma düştü
    Ötme garip bülbül gönlüm şen değil

    Bülbülün vatanı bahçeler bağlar
    Garibin yatağı kahveler hanlar
    Gurbet elde ölsem bana kim ağlar
    Ötme garip bülbül gönlüm şen değil

    Bülbül hiç durmayıp figan edersin
    Ben garibin ciğerciğin delersin
    Gurbet elde kalışıma ne dersin
    Ötme garip bülbül gönlüm şen değil

    Gurbet elde deli gönül coşuyor
    Ciğerlerim kebap oldu pişiyor
    Şu hanlarda zaif beden üşüyor
    Ötme garip bülbül gönlüm şen değil

    Bülbül ne yatarsın ilk bahar vakti
    Yıkıldı gönlümün sarayı tahtı
    Yoklukta karardı garibin bahtı
    Ötme garip bülbül gönlüm şen değil


    Kıtlıkta çalışmaya gidenlerden biri de Kırşehir, Kalan kaldı köyünden Arif adlı bir gençtir. Arif, babayiğit, dik kafalı halk tarafından sevilen biraz da korkulan bir delikanlıdır. Gurbet elde bir han köşesinde kalan Arif, hastalanır, bir müddet sonra da yakalandığı hastalıktan kurtulamayarak gurbette ölür. Ürgüplü Refik Başaran'ın üç kıt'asını plağa okuduğu türkünün tamamı şu dörtlüklerden oluşmaktadır.

    Aman Allah gurbet elde alma canımı
    Duyar düşmanlarım şaduman olur
    Yıkıp viran etme fakir hanemi
    Ufacık yavrularım arada perişan olur

    Bu dert benim ile verdi el ele
    Çok çalıştım konamadım bir dala
    Giydirdim kuşattım verdim dellala
    Satılmadı gene dert beni bulur

    Giderim giderim geride kaldım
    Bu dünya yalanmış ben yeni duydum
    Kara toprak imiş vatanım yurdum
    Gurbet eller gayri mezarım olur

    Gurbet ellerinde bir dert tebelleş
    Ne anam var ne babam var ne kardeş
    Çukurova oldu bana yoldaş eş
    Korkarım ki ölüm gurbette kalır

    Bu derdin elinden gayet zaifim
    Oynamaz kollarım tutmuyor elim
    Bir han köşesinde kalmış Arif'im
    Kim arayıp kimler sorar kim bulur
     

Sayfayı Paylaş