1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Affet Baba

Konusu 'Okunası Yazılar' forumundadır ve wien06 tarafından 12 Mart 2008 başlatılmıştır.

  1. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    Evlendiğinden beri evinde kalan babası yüzünden eşiyle sürekli tartışıyordu. Eşi babasını istemiyor ve onun evde bir fazlalık olduğunu düşünüyordu. Tartışmalar bazen inanılmaz boyutlara ulaşıyordu. Yine böyle bir tartışma anında; eşi, bütün bağları kopardı ve "Ya ben giderim, ya da baban bu evde kalmayacak"diyerek rest çekti... Eşini kaybetmeyi göze alamazdı.

    Babası yüzünden çıkan tartışmalar dışında mutlu bir yuvası, sevdiği ve kendini seven bir eşi ve birde çocukları vardı. Eşi için çok mücadele etmişti evliliği sırasında. Ailesini ikna etmek için çok uğraşmış ve çok sorunlarla karşılaşmıştı. Hâlâ onu ölürcesine seviyordu.


    Çaresizlik içinde ne yapacağını düşündü ve kendince bir çözüm yolu buldu. Yıllar önce avcılık merakı yüzünden kendisi için yaptırdığı kulübe tipi dağ evine götürecekti babasını. Haftada bir uğrayacak ve ihtiyacı neyse karşılayacak, böylelikle eşiyle de bu tür sorunlar yaşamayacaktı.


    Babasına lâzım olacak bütün malzemeleri hazırladıktan sonra yatalak babasını yatağından kaldırdı ve kucakladığı gibi arabaya attı. Oğlu Can, "Baba bende seninle gelmek istiyorum" diye ısrar edince onu da arabaya aldı ve birlikte yola koyuldular.

    Karakışın tam ortalarıydı ve korkunç bir soğuk vardı. Kar ve tipi yüzünden yolu zor seçiyorlardı. Minik Can, sürekli babasına "Baba nereye gidiyoruz ?" diye soruyor ama cevap alamıyordu. Öte yandan; nereye götürüldüğünü anlayan yaşlı adamsa gizli gizli gözyaşı döküyor oğlu ve torununa belli etmemeye çalışıyordu.


    Saatler süren zorlu yolculuktan sonra dağ evine ulaştılar. Epeydir buraya gelmemişti. Baraka tipindeki dağ evi artık çürümeye yüz tutmuş, tavan akıyordu. Barakanın bir köşesini temizledi hazırladı ve arabadan yüklendiği yatağı oraya itina ile serdi. Sonra diğer malzemeleri taşıdı en son da babasını sırtlayarak yatağa yerleştirdi.


    Tipi, adeta barakanın içinde hissediliyordu. Barakanın içinde fırtına vardı adeta. Çaresizlik içinde babasını izledi. Daha şimdiden üşümeye başlamıştı.Yarın yine gelir bir yorgan ve birkaç battaniye getiririm diye düşündü.


    Öyle üzgündü ki, dünya başına göçüyor gibiydi. O, bu duygular içindeyken babası, yüreğine bıçak saplanmış gibiydi. Yıllarca emek verdiği oğlu tarafından bir barakaya terk ediliyordu. Gururu incinmişti, içi yanıyordu ama belli etmemeye çalışıyordu. Minik Can ise olanlara hiçbir anlam veremiyordu. Anlamsızca ama dedesinden ayrılacak olmanın vermiş olduğu üzüntüyle sadece seyrediyordu.


    Artık gitme zamanıydı. Babasının yatağına eğildi, yanaklarını ve ellerini defalarca öptü. Beni affet der gibi sarıldı, kokladı. Artık ikisi de kendine hakim olamıyor ve hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Buna mecburum der gibi baktı babasının yüzüne ve Can ın elini tutup hızla barakayı terketti. Arabaya bindiler.


    Can yola çıktıklarında ağlamaya başladı, neden dedemi o soğuk yerde bıraktın diye. Verecek hiçbir cevap bulamıyordu, annen böyle istiyor diyemiyordu. Can:
    "Baba, sen yaşlandığında ben de seni buraya mı getireceğim?"diye sorunca dünyası başına yıkıldı. O sorunun yöneltilmesiyle birlikte deliler gibi geri çevirdi arabayı. Barakaya ulaştığında "Beni affet baba." diyerek babasının boynuna sarıldı. Baba oğul sıkı sıkı sarılmış çocuklar gibi hıçkıra hıçkıra ağlıyorlardı. Oğlu:"Baba beni affet! Sana bu muameleyi yaptığım için beni affet!"diye hatasını belli ediyordu... Babası oğlunun bu sözlerine en anlamlı cevabı veriyordu... "Geri geleceğini biliyordum yavrum. Ben babamı dağ başına atmadım ki, sen beni atasın... Beni bu dağda bırakamayacağını biliyordum."
     
  2. Kassandra

    Kassandra Usta

    Katılım:
    11 Eylül 2007
    Mesajlar:
    645
    Beğenileri:
    3
    Ödül Puanları:
    620
    Meslek:
    sıfatsız zamirsiz zarfsız....
    Yer:
    kendimi arıyorken olmaktan korktuğum yerdeyim evde
    Banka:
    25 ÇTL
    Teşekkürler wien...
    Lisede edebiyat öğretmenimden duymuştum ilk...
    Bununla birlikte bir de şu şiiri okumuştu hocamız:

    BEY

    Son günlerde, bir surat, bir surat ki gelinde,
    Çayımı bile yarım dolduruyor bey.
    Allah'tan kulaklarım ağır işitiyor da
    Duymuyorum ne söylediğini
    Ama yine de hissediyorum bey;
    Beni bu evde galiba istemiyor artık
    Hey gidi günler heeey.
    Oğlunu bilirsin, vur kafasına al lokmayı
    İki ara bir derede ne yapsın ana bu Atsa atılmaz, satsa satılmaz.
    Bana artık gizli gizli sarılıyor bey...
    Dün akşam uyurken öptü beni biliyor musun?
    Nasıl ağırıma gitti nasıl
    Artık akide şekeri de getirmiyor.
    Hani dişlerim yok ya, güya yerken garip sesler çıkarıyormuşum da
    Çocuklar iğreniyormuş benden.
    Yok,vallahi yalan bey, hiç yapar mıyım ben öyle şey?
    Gelin çocuklara masal anlatmamı da yasakladı
    Üstelik seninle konuşuyormuşum diye duvardaki resmini biryere sakladı
    Olsun,
    koynumdaki resminden haberi bile yok!
    Yine de beddua edemem bey,
    Oğlumun karısı, torunlarımın anası o.
    Geçenlerde üst komşular geldi,
    Ne konuştuklarını duymayayım diye kapıyı üstüme kilitledi.
    Duymadım, duymadım, lakin hissettim.
    Düşkünler evine yatıracaklarmış önümüzdeki ay beni
    Ne yalan söyleyeyim epey ağırıma gitti, epey,
    Ha, sen ne diyorsun bey?
    Hani bir görünsen oğluna, ne de olsa babasısın,
    Seni dinler.
    Bu odada oturur, vallahi hiç dışarı çıkmam.
    Akide şekeri de istemem.
    Masal da anlatmam artık çocuklara
    Ne olur ayırmasınlar beni bu evden
    Yaşayamam nefes bile alamam
    Sana ait anılardan uzak ne yaparım ben, ne yaparım?
    Şu camın pervazında hayalin durur, çekmecelerde el izin.
    Bastonun hâlâ duvarda asılı.
    İstemiyorlar beni artık, istemiyorlar hasılı.
    Hey gidi günler hey
    Hani diyorum bir çağırsan
    Yoksa, yoksa sendemi unuttun beni bey
    Sendemi unuttun beni bey?
     

Sayfayı Paylaş