1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Ağır kadınlar , ıssız adam ve aşk üzerine

Konusu 'Aşk' forumundadır ve Mavi Gül tarafından 30 Haziran 2009 başlatılmıştır.

  1. Mavi Gül
    Avare

    Mavi Gül ѕση_¢ıqℓıк Özel üye

    Katılım:
    3 Mayıs 2009
    Mesajlar:
    4.647
    Beğenileri:
    375
    Ödül Puanları:
    3.730
    Yer:
    Misafir Sevmez
    Banka:
    677 ÇTL
    Geçtiğimiz cumartesi günü bilgisayarda çalışırken sevgili Efsun’u “msn” de gördüm. Adının başına “Issız Adam, aşk, ayrılık…. bu ne yaa” yazmış. Ben de yetiştirebilecek miyim stresi içinde Çarşamba günü Ege Üniversitesi’nde vereceğim konferansa hazırlanıyorum. Biraz mola verip Efsun’la konuşayım dedim, rahatlarım. Efsun’u (Erkemen) bu gazetedeki yazılarından ve daha bir çok aktivitesinden tanıyanlar bilir. Onun bulunduğu ortam sıkıntıların yok olduğu bir ortamdır, müthiş pozitif enerji verir insana. Derneğimizin yönetim kurulu üyesi olduğundan beri hiçbir yönetim kurulu toplantımız stresli geçmemiştir, gündemde zor konular olsa bile. Bu nedenle birlikte olmaktan çok haz duyduğum, ne zaman canımı sıkan bir şey olsa kendisine koştuğum bir arkadaşımdır. Benim sorunum ona uzak olsa bile o üzerimdeki sıkıntıyı dağıtır, rahatlatır beni.

    Biz bilgisayarda konuşmaya başladık, o “Issız Adam”ın etkisinde, ben “ağrı ve ağrı kesici ilaç araştırmalarında temel bilimsel yöntemler”in. “Hocam ağlamaktan gözlerim şişti, bu salı 5 Ocak’taki yazımı değiştiriyorum, filmi yazacağım” dedi. Filmi ben de izlemiş, beğenmiştim, “ben de mi yazsam acaba” dedim. Gelen cevap tam bir Efsun klasiğiydi: “Siz ağır kadınlarsınız hocam, aşk-meşk… he..he…

    Tabi çok güldürdü bu yanıt beni, konferans stresi filan gitti. Sonra düşündüm… Yazar mıyım yazamaz mıyım? Hani Efsun haksız da değil, bana yakışan konular belli; çocuklar, sokak çocukları, eğitim, göç, madde bağımlılığı…Hep de o konularda yazıyorum. Ama bazen etkilendiğim bir roman, film olduğunda konu dışına çıkmıyor da değilim. En son “Babam ve Oğlum” hakkında yazmıştım. Tesadüfe bakın yine bir Çağan Irmak filmi yazma isteği yaratıyor bende.

    Ben yazar mıyım, yazamaz mıyım diye düşünedurayım, İzmir’de konferans sonunda, Ege Üniversitesi Fizyoloji Anabilim Dalının emekli hocası Prof. Dr. Nuran Hariri bana son yazdığı kitabını imzalayıp hediye etti. Kendi tanımlamasıyla “romanımsı” olan bu kitabın adı neydi biliyor musunuz: AŞK BUNAMAZ. Nasıl sevindim bilemezsiniz. Eee hocaların hocası, Heidelberg Üniversitesinde çalışmalar, Şah zamanında İran’da, daha sonra Amerika’da Berkeley Üniversitesinde radyasyonun beyindeki etkileri üzerine araştırmalar yapmış 77 yaşındaki “ağır kadın” aşk üzerine roman yazıyor, bu cesaretle ben de yazarım film üzerine. Tabi hocayla kendimi kıyaslamıyorum, başka bir yazımda hocanın renkli kişiliğinden ve romanından bahsederim. O, kendi deyimiyle “nevi şahsına münhasır” öncü bir kişilik. Bense sevgili Dr. Hayri (Özbek) arkadaşımdan duyduğum, muhtemelen Walter’a ait ve çok beğendiğim “insanın kontrol edemediği iki duygu vardır, biri ağrı, diğeri aşk” sözünden yola çıkıp ağrı üzerine çalışan biri olarak aşk üzerine de bir şeyler karalayabilirim diye düşündüm.

    Biz gelelim Issız Adam’a. Bir defa Efsun’un yazısı çok güzeldi, o lezzette anlatamam kesin. Ben de romantik izleyicilerin ağlamaktan kaçırdığı başka ayrıntılara gireceğim. Filmde İstanbul fotoğraflarından çok etkilendim. Sinema eleştirmeni değilim, “sinematografi”mi diyorlar bilmiyorum ama tekniği mükemmeldi. Sanki iki saatliğine Adana’dan kalkıp İstanbul’un İstiklal caddesine, dar sokaklarına gittim, sahafları gezdim, eski evlerine girdim, denize karşı oturdum. Film boyunca İstanbul’daydım, film bitince de İstanbul’a gitmek istedim. Türk filmlerinde genellikle dışardan izlersiniz olayları, içine giremezsiniz pek, ama bu filmde doğrudan oyuncuların yanındasınız. Tabi müziklerin de etkisini unutmamak gerekir.

    Filmdeki aşk hikayesi ise sıkça yapılan “alışkanlıklar aşkı yener mi” tartışmasına güzel bir örnekti bence. Bir gecelik, sıra-dışı, paralı ilişkilere alışkın, internetten partner arayıp günübirlik yaşayan adam gerçek aşkı bulduğunda ne yapacağını bilemez. Ne aşkından vazgeçmek ister ne de alışkanlıklarından. İstese de alışkanlıkları onu bırakmaz. Sonunda alışkanlıktan da öte bağımlılık (bunu bir sahnede gayet iyi görüyoruz) düzeyine gelmiş eski yaşamının etkisiyle o güzelim düzgün ilişkiyi bitirir. Bağımlılık deyince, “aşkın nörobiyolojisi” bilim adamlarınca inceleniyor ve gayet ilginç sonuçlar var, bu konuya da ilerde değineceğim.

    Ama film “alışkanlıklar aşkı yener mi” sorusuna tam cevap vermiyor yine de, cevap izleyicide. Bence aşk galip, siz de gidin bakalım sizce hangisi galip?
     

Sayfayı Paylaş