1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Agorafobi Nedir-agorafobi Nasıl Bir Fobidir

Konusu 'Felsefe / Psikoloji' forumundadır ve dderya tarafından 4 Ekim 2015 başlatılmıştır.

Etiketler:
  1. dderya
    Ayyaş

    dderya kOkOşŞ Süper Moderatör

    Katılım:
    29 Temmuz 2013
    Mesajlar:
    11.295
    Beğenileri:
    7.478
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Öğrenci
    Yer:
    izmir :)
    Banka:
    198 ÇTL
    AGORAFOBİ
    Agorafobi terimi, kökü eski Yunanca "agora” ve "phobia" kelimelerinden oluşur. Agora meclis, çarşı, pazar, toplanma yeri, phobia korku anlamında kullanılmış olup günümüzde de aynı anlamda kullanılmaktadır. Webster sözlüğü agorafobi karşılığında şu açıklamayı veriyor: Alanlarda, açık yerlerde bulunmaktan, durmaktan kaynaklanan anormal korku. Mel Green sözlüğü ise agorafobi karşılığı şu açıklamayı veriyor. İnsanı panik nöbetine sürükleme kuşkusu duyulan endişe, kaygı durumundan korkmak.

    Fobiler arasında en sık görüleni agorafobidir. Eskiden sadece açık yerlerden, meydanlardan korkanlar için kullanılan bu terim günümüzde daha geniş anlamda kullanılmaktadır. Genel olarak agorafobi tipinde korku yaratan durumlar ve ortamlar şöyle toplanabilir:

    • İnsanların toplu olarak bulunduğu açık ve kapalı alanlar > Açıkhava gösterileri, maç, miting, park, meydan, cadde, sokak, bakkal, kasap, manav, büyük mağaza, market, lokanta, sinema, tiyatro, cami, kilise, havra.

    • Trafikle ilgili araçlar ve yollar: Araba, otobüs, metro, tramvay, tren, kayık, gemi, vapur, uçak, köprü, tünel, pasa), alt ve üstgeçit.

    • Hareketi kısıtlayan durumlar: Diş hekimi ya da berber koltuğu, hekim muayenesi, sırada bekleme, birisini bekleme, telefonda konuşma, birisiyle uzun konuşma.

    • Çatışma yaratan bütün çevre, ortam ve ilişkiler.

    • Evde yalnız kalma, evden uzak olma.

    • Beden işlevlerinden korkma: Yüz kızarması, terleme, idrar kaçırma, gaz çıkarma vb.

    • Kişilerden korkma: Kalabalıktan, karşı cinsten, toplumda belirli rolü ve yeri olan insanlardan.

    • Nesnelerden korkma: Bıçak, iğne, kalem, şiş, düğme, ilaç, her türlü zararlı-zararsız evcil olan, olmayan hayvanlar* t böcek, akrep, yılan, mikrop, pislik vb.

    • Yükseklik, boşluk, ev, okul, asansör, deniz, kapalı ve hukuki hava, karanlık, gök gürültüsü, yıldırım, şimşek vb.

    DSM’e göre fobik bozukluk tanısı koyabilmek için bir durum, nesne ya da olaya ilişkin ısrarlı, sürekli ve zorlayıcı korkunun bulunması temel belirti olarak kabul edilir. Bu korku güçlü ve zorunlu kaçma, uzaklaşma davranışlarıyla birlikte ortaya çıkar.

    Bilindiği gibi, günlük yaşamda insanlar belirli durumlardan, kişilerden, nesnelerden korkup kaçarlar. Bunlardan uzak durmak isterler. Böylece günlük yaşama uyum sağlamaya çalışırlar, örnek olarak çoğu insan fareden, böcekten, örümcekten, akrepten, yılandan korkar. Ancak bu tür korkuların günlük yaşam üzerinde etkisi olmaz. İnsana huzursuzluk, rahatsızlık vermez. İnsanın çevreye, ortama uyumu, davranışı, tutumu, eylemi bozulmaz. Oysa fobik bozukluk kapsamına giren korkular, hastalarda yarattıkları aşırı endişe, kaygı nedeniyle bir yandan ruh sağlığını bozar, öte yandan bireyin, başkalarıyla ilişkisini, iletişimini olumsuz biçimde etkiler.

    Agorafobi, ağır kaçınma davranışı gösteren panik bozukluğu, panik atak geçirme korkusudur. Agorafobi tanısı koymak için aşağıdaki ölçütler göz önünde bulundurulur:


    * Kişi zorunlu, kaçınılmaz olarak yalnız kalacağı bir ortamda bulunmaktan korkar. Bu ortamdan kaçınır.

    * İnsanın bütün davranışlarında korku ve kaçınmanın etkisi görülür. Günlük yaşantıya giderek artan çekinme, kısıtlama ve sınırlama engel olur.

    Yukarıda söz konusu edilen belirti ve yakınmaların büyük depresyon nöbeti, şizofreninin paranoid tipi ve paranoid kişilik yapısıyla bağlantısı bulunmaz.


    Agorafobi bireyin herhangi bir yerde panik nöbeti geçirme korkusuna bağlı olabilir. Hiç panik nöbeti geçirmemiş bir kişide de bir yerden çıkamama, kurtulamama, bir seçeneği olmaması, zayıf, çaresiz kalarak utanılacak bir durumda kalması korkusuna bağlı olarak da agorafobi gelişebilir. Ağır agorafobikier yaşamın birçok etkinliğinden uzaklaşır. Bir süre sonra yaşamları kısıtlanır.

    Agorafobinin nedenleri, doğası ve oluşum biçimi çok karmaşıktır. Daha önce de belirttiğim gibi, bu nedenle öteki korkulardan ayırmak gereklidir.

    Agorafobili hastaların ruhsal nedenlerini bilimsel olarak ilk araştıran 1953 yılında Webster olmuştur. Araştırıcı kaygı bozukluğu, agorafobi ve histerik duygu dönüşümü olan ve tedavi altında bulunan hastaların çocukluk çağlarını, yaşamöykülerini incelemiş, bunların aile içi ilişkilerini, iletişimlerini gözden geçirmiştir.

    Sonuçta agorafobili hastaların, ötekilere göre daha yüksek oranda aşırı kollayıcı, koruyucu anneleri olduğu ve bu anneden ayrılmanın agorafobiye yol açabileceği gösterilmiştir. Daha sonra yapılan araştırmalar da bu bulguyu doğrulamıştır.

    Agorafobinin ruhsal nedenleri üzerinde duran araştırıcıların çoğu, çocuklarda görülen ayrılma kaygısına önemli yer vermişlerdir. Agorafobisi olan erişkinlerin bir bölümünün öyküsünde çocukluk çağında ayrılma kaygısının yaşanmış olması, ayrılma ,kaygısı olan çocuklarla, agorafobili hastaların aile ortamlarındaki benzerlik ve her iki hastalığın benzer ilaçlarla tedavi edilmesi bu görüşü doğrular niteliktedir.

    1961’de Snath, başta agorafobi olmak üzere değişik korkuları olan hastalarla yaptığı konuşmalar sonunda dengesiz aile yapısının ve yaşantısının yaygın olduğunu saptamıştır.

    1968 yılından son yıllara kadar bu alanda yapılmış önemli araştırmalar gözden geçirildiğinde, bu görüşü destekleyen bulguların, verilerin olduğu görülür.

    1974’te Beck, Hugel, Salyam agorafobiye yatkın olan insanlarda aşın kollayıcı, koruyucu bir annenin önemli rol oynadığını bildirmiştir.

    1977’de Buglass, Clarke, Henderson, Kreitman, Presley, agorafobili hastaların aile yapılarında dengesizlik, düzensizlik, uyumsuzluk ve aşın kollayıcı, koruyucu anne etkinliğinin belirgin olduğunu vurgulamıştır.

    1979’da Parker, agorafobisi ve toplumsal fobisi olan hastalar üzerinde yaptığı araştırmada, agorafobili olan hastaların annelerinin toplumsal fobisi olanlara oranla daha kollayıcı ve koruyucu olmadıkları görüşünü ileri sürmüştür.

    Bu tür araştırmalar günümüze dek yapıla gelmiştir. Yukarıda sözü edilen son araştırma dışında, bunların çoğunda aşırı kollayıcı, koruyucu bir anneden ayrılmanın, çocukluk çağını dengesiz, düzensiz, uyumsuz aile yapısı içinde yaşamanın agorafobiye yol açtığı görüşü ağırlık kazanmıştır.

    Bilişsel-davranışçı yaklaşım agorafobiyi davranış, şema bozukluğu olarak kabul etmiştir.

    Daha önce de belirttiğim gibi, agorafobi kadınlarda erkeklere oranla iki-üç kat fazla görülür. Bunun nedeni henüz yeterince açıklanamamıştır. Bugüne kadar ileri sürülenler arasında bedensel, ruhsal, toplumsal nedenler vardır.

    Bedensel nedenler arasında özellikle içsalgıbezleri üzerinde durulmuştur. Kadınlarda agorafobinin sıklıkla aybaşları sırasında arttığına, gebelik ve doğumdan sonra başladığına dikkat çeken araştırıcılar, kanda ostrojen ve progestoren düzeyinin düşmesinin neden olabileceğini ileri sürmüşlerdir.

    Öte yandan kadının ruhsal yapısı, toplum içindeki durumu, rolü ve yeri işerinde duran araştırıcılar da vardır. Gelişmekle olan ülkelerde ve ülkemizde kadına yakışan, kadını belirleyen nitelikler arasında alçakgönüllülük, çekingenlik, duygusallık, fedakârlık, sevecenlik, sıcaklık, şefkat, yardımseverlik, zarafet ilk sırada yer alır. Bu nitelikler kadının günlük yaşamla, içinde yaşadıkları çevre ve ortamla gerçekçi, doğru ve sağlıklı iletişim kurmasını engeller ve zorlaştırır; kadınların korktukları kişilerin, nesnelerin, olayların sayısını artırır. Bu korkulardan korunmak için kaçmak, saklanmak, sakınmak, sığınmak biçiminde savunma düzenleri kullanırlar. Bu düzenlerin kullanılması agorafobi olasılığım artırır.

    Ayrıca erkeklere oranla daha durgun, silik ve yumuşak olan dişilik yapılarıyla ye gerçeklerden uzak kalırlar ya da uzak kalmaya çalışırlar. Bu da başka bir agorafobi olasılığı olarak karşımıza çıkar.

    Kadının toplum içindeki durumu, rolü ve yeri de agorafobinin ortaya çıkmasında önemli bir etkendir. Toplumda rol ve yer sahibi olmayan, sadece anne, eş ve ev kadım rollerini benimseyen kadınlarda ortaya çıkan kaçma biçimindeki savunma düzenleriyle baş etmeye yönelik savaş verilemez. Evden çıkması, çalışmaya, işe gitmesi, toplumdaki etkinliğini sürdürmesi zorunlu olmayan kadın, ortaya çıkan kısa ve küçük panik nöbetlerini aşmak için yeterli çabayı gösteremez, ya da gösterme gereği duymaz.

    Oysa çalışma ve işe gitme zorunluluğu olan insanlar panik durumunu aşmak için çaba harcarlar. Bu duruma karşı duyarsızlaşırlar. Baş etme yollarını öğrenirler. Panik atağı nöbetlerinin ve agorafobinin gelişmesini engellerler.


    Agorafobi hasta örnekleri


    Bu agorafobi vakasının öyküsü 35 yaşında, ortaokul mezunu, on beş yıldan beri evli ve çocuklu bir ev kadınına ait. Eşi ekonomik düzeyi yüksek, toplumsal saygınlığı iyi olan, lise mezunu, serbest meslek sahibi.

    İlk geldiğinde yakınmalarını şöyle dile getirmişti:

    “Günlük hayatım parmaklıklar arasında geçiyor dersem, inanın doğrudur, ömür boyu hücre cezası almış bir suçlu gibi ¡yaşıyorum. Hayatım çok kısıtlı ve sınırlı. Yalnız başıma evde kalamadığım gibi, yalnız başıma sokağa da çıkamıyorum. Yolda yürüyemiyorum. Arkadaşlara, dostlara, komşulara gidemiyorum. Sevdiklerimle, yakınlarımla bütün ilişkim kesildi. Ben onları aramayınca onlar da beni aramaz oldular.

    “Kaybım sadece arkadaşlarım, dostlarım, yakınlarım olsa katlanabilirim. Ama evim, eşim, çocuklarım için gerekli olan işleri de yapmamı engelliyor durumum. Çarşıya, pazara gidemiyorum. Bakkala, kasaba giremiyorum. Otobüse, taksiye binemiyorum. Bu nedenle alışveriş yapamıyorum. Evin bütün alışverişini eşim yapıyor.

    “Akşamları, hafta sonları eşimle bile dışarı çıkmaktan korkuyorum. Arabada trafik sıkışınca soluğum daralıyor. Lokantaya gidince boğazım düğümleniyor. Sinemada tiyatroda oturamıyorum.

    “Her an ölüm korkusunu yaşıyorum. Bu korkuyu kafamdan söküp atmak istiyorum, beceremiyorum. Kocaman bir temel çivisi gibi aklıma çakılmış bu korku. Adım atsam ölecekmiş gibi oluyorum. Evde yalnız kaldığımı ya da sokakta olduğumu düşündüğümde bile boğazım düğümleniyor, soluğum daralıyor, kalbim çarpıyor, ellerim titriyor, bedenim uyuşuyor, bacaklarımın dermanı kalmıyor, başım dönüyor, midem bulanıyor. Bayılacak, ölecek gibi oluyorum. Paniğe kapılıyorum. Her an ölümü yaşıyorum.

    “Ben bu duruma ölümü yaşamak diyorum.

    “Eşim bu durumdan bıktı. Üstelik istersem düzelebileceğim kanısında. Çocuklar bu durumu görünce dehşete kapılıyor. Düzelmem, iyi olmam, ölmemem için dua ediyorlar. Benimle birlikte onların bu paniği yaşamalarını, görmelerini istemiyorum. Elimden geldiğince kendimi tutmak istiyorum, beceremiyorum.

    “İlk kez üç yıl önce hekime gittim. Bir yatıştırıcı verdi. Uzun süre kullandım. Yarar sağlamadı. Agorafobi tanısı kondu. Bu ilaçları alın, evde yalnız kalmayın ve sokağa çıkmayın önerisinde bulundu.

    “Daha sonra bir psikologa götürdü beni eşim. O da ilaçları kesip benimle konuşmaya başladı. Sürekli biçimde geçmişimi sorgulayıp günlük yaşantımı anlattırdı. Sonuçta siz cinsel yaşamdan korkuyorsunuz deyip çıktı işin içinden. Oysa cinsel yaşantımda önemli bir sorun yoktu. Yaşamımın tek normal ve sorunsuz yönü cinsel yaşamım olmasına karşın bu açıklamaların etkisinde kaldım. Şimdi o da bozuldu.”




    U. Ç. 28 yaşında erkek. Bekâr, bir bankada çalışıyor. Annesi ve babasıyla birlikte oturuyor.

    Yakınması dört aydır sürüp gelen bitkinlik, halsizlik, durgunluk, ilgisizlik, isteksizlik, iştahsızlık, zayıflama, uykusuzluk. Bunlara ek olarak sindirim sistemi yakınmaları, midede ekşime ve yanma, kabızlık var. Hasta yaşamöyküsünü ve hastalığın başlangıcını şöyle anlatıyor:

    “Anne babadan oluşan çekirdek ailenin tek çocuğuyum. Çocukluk çağım rahat ve sağlıklı geçmiş. Dört yaşından sonra geçmişimi epey ayrıntılı ve doğru biçimde hatırladığımı sanıyorum.

    “Annem küçüklüğümde çok üstüme düşerdi. Bu durum hâlâ sürüyor. Çok meraklı, aşın kaygılı bir kadın. Aynca öfkeli ve sinirli. Kızdığı zaman makineli tüfek gibi durmadan konuşuyor, bağırıp çağırıyor. Dayak attığı da oluyordu. Dayak olayı on dört-on beş yaşıma kadar sürdü. Karşı çıkmasam belki de hâlâ sürüp giderdi.

    “Babam aşın baskıcı, sert ve sinirli. Evde annemle ve benimle konuşmaları hep bağırarak, yüksek sesle, kına ve küfürlü. O da fırsat buldukça bana dayak atardı. Bu yaşta bile kızınca üstüme yürüyor.

    “Benim yükseköğrenim döneminde başlayan bilgisayar merakım var. Biriktirdiğim paralarla kendime bir bilgisayar aldım. Annem ve babam bu ilgime karşı çıktılar. Hâlâ da karşı çıkıyorlar. Onlara göre, paramı ve zamanımı boşa harcıyormuşum.

    “Annem bu yaşta bile başta beslenmem, sağlığım, giyimim, gezmem olmak üzere her şeyime karışıyor. Odamda bile rahat bırakmıyor. Bilgisayarla ilgilenirken başıma dikilip söyleniyor.

    Odamı kendine göre derleyip toparlamak istiyor. Kitaplarımı, mektuplarımı, notlarımı karıştırıyor. Babam da beni aşağılayan kırıcı konuşmaları ve bağırıp çağırmalarıyla anneme katılıyor. Evde dilediğim gibi yaşamam olanaksız.

    “Odamda oturup bilgisayarla ilgilendiğimde ya da kitap okuyup müzik dinlediğimde gezip dolaşmadığım, gençliğimi yaşamadığım için bana kızıyorlar. Gezip dolaştığım zaman da eve geç geldiğim için azar işitiyorum. Bu durum on yıl önce de böyleydi, bugün de böyle.

    “Ben çocuk, genç, erişkin oldum. Büyüdüm, değiştim, geliştim. Ama anne ve babamın bana karşı davranışları hiç değişmedi. Dayak dışında her şey olduğu gibi sürüp gidiyor. Bu nedenle kendimi hâlâ çocuk gibi görüyorum. Evden kaçıp kurtulmak istiyorum. Ancak bunu yapacak gücü kendimde bulamıyorum. Üstelik bankadan aldığım ücretle ayrı bir ev açmam, yaşamımı sürdürmem bana olanak dışı geliyor.

    “öte yandan evdekilerin davranışlarına boyun eğmek, bunlan kabullenmek de bu yaştan sonra çok zor. Ben odama kaçıp kendi dünyama çekildikçe onlar üzerime geliyor. Ben kaçıyorum onlar kovalıyor. Bakalım bu durum ne kadar sürecek.

    “İşte bu çatışma, çelişme, çaresizlik beni hastalandırdı. Annem babamla ilişkimi azaltmak için yaptığım kaçışlar alışkanlık haline geldi. Sokağa çıkmaktan, başkalarıyla birlikte olmaktan korkuyorum. Evde kalmak istemiyorum. Benim çatışmam, çelişkim bu.

    “Dört aydan beri başkalarıyla birlikte olmak istemiyorum. Bilgisayarla bile ilgilenmek istemiyorum. Yaşama gücümü ve sevincimi yitirdim. Yaşamdan haz duymuyorum. Gelecekten umudum kalmadı. Odamdan çıkmak, işe gitmek, çalışmak, konuşmak, yemek yemek işkence gibi geliyor bana. Bu işkence ne kadar sürecek bilemiyorum, Bildiğim tek şey yaşamaya değer hiç bir şeyin kalmadığı.


    “Annem, babam, arkadaşlarım, yalanlarım bu durumumu kabul etmiyor. Gezip dolaşmam, yiyip içmem için beni zorluyorlar. Onlar zorladıkça sıkıntım daha da artıyor. Sıkıntım arttıkça insanlardan, çevreden, dünyadan uzaklaşmak, kaçıp kurtulmak istiyorum, ölüm bir çözüm gibi geliyor. İntiharı düşündüğüm zamanlar oluyor. Kurtulması güç bir kısırdöngünün içindeyim. Çıkış yolu bulamıyorum.”



    Özcan Köknel, Kaygıdan Korkuya
     
    Papatya bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş