1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Ah Şu Kadınlar ...

Konusu 'Hikayeler / Efsaneler' forumundadır ve Çirkin Kral tarafından 16 Ekim 2006 başlatılmıştır.

  1. Çirkin Kral

    Çirkin Kral Forum Tutkunu

    Katılım:
    4 Eylül 2006
    Mesajlar:
    1.948
    Beğenileri:
    23
    Ödül Puanları:
    1.880
    Meslek:
    Gümrükçü
    Yer:
    istanbul
    Banka:
    62 ÇTL
    Süreyya hanım dul bir kadın. Altı ay önce kocasını kaybetti. Şimdi yalnız yaşıyor. Hali vakti yerinde. İyi de emekli aylığı var. Geçenlerde, oldukça kalabalık bir caddede yürümeye başlar. Canı sıkılmıştır. Sağa sola bakınarak kaldırımları arşınlar. Vitrinlere göz atar. Oyalanmak ister.



    Bu şekilde âheste âheste yürürken önünde yaşlıca bir çiftin münâkaşa edişlerine şahit olur. İstemeyerek kulak kabartır. Elli ellibeş yaşlarında görünen kadın; sinirli bir eda ile, yanında kendi halinde yürüyen beyine verip veriştirmekte, kızıp durmaktadır. Kocasının yolu uzattığından bahsetmekte..Adamı bir güzel haşlamaktadır. Daha fazla sabredemeyen adam, kaşlarını çatıp karısına dönerek:

    “-Biliyorsun hatun! der, bu adrese ilk defa gidiyoruz. Tabii ki sağa sola, ona buna başvuracağız, sora sora bulacağız elbet; merak etme sen! Sabırlı ol biraz! Nasılsa adres var elimizde... Er geç bulacağız...”



    Kadının laf maf dinleyeceği yoktu! Tepesi atmıştı bir kez, hışımla baktı kocasına..Dedi diyeceğini yine:

    “-Sen zaten yolu uzatmaktan çok hoşlanırsın! Olmadık sokaklara dalıp çıkarsın! Bak hâlâ gelemedik bir türlü...” der demez, hanımından beş on yaş daha büyük olduğu anlaşılan ve olgun bir görüntü veren adam:

    “-Hanım der, işte adres! Al, sen ara! Madem ki benim rehberliğimden hoşnut değilsin; bundan sonra adresi sen sor soruştur! Düş önüme! Artık ben seni takip edip arkandan geleceğim! İşte geri kalıyorum! Hadi bakalım, sen bul şu mâhut adresi.”



    Kadının yüz hatlarından kocasına karşı yersiz çıkışlardan ötürü pişman olduğu anlaşılıyordu ama, olan olmuştu bir kere. Durup kala kaldı öylece...



    Bu duruma Süreyya hanım, daha fazla seyirci kalamaz. Hemen girer devreye. Usulca yaklaşır hanıma. İstemeyerek vaziyetlerine şahit olduğunu, birbirlerine söylediklerini duyduğunu belirtir. Mahzur ve sakıncası yoksa bir kaç söz söylemek istiyorum der. Başlar konuşmaya:



    “-Hanımcığım! Belli ki nice gün görmüş bir çiftsiniz. Beyinizin de maşallahı var! Çok efendi, olgun, halim-selim bir insan. Her halde emekli...Benim de sizin gibi çok anlayışlı, çok nazik, iyi bir kocam vardı. Sizlere ömür, altı ay önce kaybettim. Şimdi koca evde yapa yalnızım. Çocuklarım var ama, her biri bir başka yerde..Ha deyince gelemiyorlar yanıma.



    “Halim vaktim yerinde. Param pulum var Elhamdülillah! Çok şükür kimseye de muhtaç değilim. Fakat neylersin ki koca evde, tek başıma, yapayalnızım. O koca ev, bana dar geliyor şimdi. Kendimi sokaklara atıyorum. Avare avare, o sokak senin bu sokak benim dolaşıp duruyorum. Sonra da süklüm püklüm tekrar eve dönüyorum.



    “Saatler bir türlü geçmiyor! Günler say say bitmiyor! Kocamın yeri asla, hiç bir şekilde dolmuyor. Meğer ben, asıl onun sağlığında, asıl o yanımdayken yaşıyormuşum da bundan gâfilmişim...Farkında bile değilmişim..



    “Laf aramızda, rahmetliyi az üzmemiştim hani..Şimdi yaptıklarım, gözümün önüne geliyor da, ne boş; üzüm çekirdeğini bile doldurmayan şeyler için, meğer boş yere, o güzel zamanlarımızı heba etmişiz!



    “Şimdi kocamın yokluğunu çok derinden hissediyorum. Fakat ne çare? O artık yok! Ölenle de ölünmüyorki hanımcığım! Allahdan, az çok inançlıyız da, yine o bizi teselli ediyor. Ancak inancımız bize dayanma gücü veriyor. Fakat hanımcığım yalnızlık Allaha mahsus..



    “Verirsen izin;

    Sana bir kardeş öğüdü,

    Çözer bir çok kördüğümü.

    Üzme sakın kocanı,

    Kırma aman kalbini,

    Etme eyleme münâkaşa,

    Söz ver bana Allah aşkına,

    Değmiyor bu hayat unutma!

    Olmadık şey için kalb kırmaya.

    Bu kısacık ömür,

    Belki bitmez görünür!

    Fakat değil mi ki kalan,

    Sayılı bir kaç gün.

    Hepsini bitmiş farzet bugün!

    Bil kıymetini, beraberken kocanın!

    Sonra bilsen de, yok faydası hayıflanmanın.

    Unutma! Yanındaki hayat arkadaşın.

    İyice bir düşün taşın!

    Onsuz kıymeti yok ekmekle aşın!”



    Der ve müsaade isteyerek ayrılır yanlarından.

    Kocasının yokluğunu hissederek yine ta derinden...
     

Sayfayı Paylaş