1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Ahmet ALTAN

Konusu 'Şairlerden' forumundadır ve cırcırböcee tarafından 23 Eylül 2006 başlatılmıştır.

  1. cırcırböcee

    cırcırböcee V.I.P V.I.P

    Katılım:
    13 Haziran 2006
    Mesajlar:
    3.525
    Beğenileri:
    66
    Ödül Puanları:
    2.880
    Banka:
    335 ÇTL
    Birden özleyiveriyorsunuz...
    Çoktan unuttuğunuzu sandığınız
    ya da yalnızca bir kere karşılaştığınız
    ve özlemek için yeteri kadar tanımadığınız birini
    bir sabah çılgınca özleyerek uyanıyorsunuz.

    Rüyalarınız, içinizdeki o gizli, esrarını ele vermez büyücü,
    siz çarşaflarınızın arasında,
    bütün tehlikelerden uzak,
    güvenle yattığınızı sandığınız bir anda,
    usulca ruhunuza sokulup,
    sizden habersiz oralara yığılmış cephanelikleri
    birer birer ateşleyiveriyor.
    İnfilaklarla sarsılarak uyanıyorsunuz.
    Hayatınızda olmayan birini hayatınıza almak,
    ona dokunmak,
    onun sesini duymak için kıvranırken buluveriyorsunuz kendinizi...

    Özlemek, o yakıcı istek,
    bilinen herşeyi ve önem sırasını değiştiriveriyor.
    Özlediğiniz ise çok uzaklarda...
    Yanında olmasını istediğiniz halde
    yanınızda olmayan bir tek kişi,
    yanınıza bile yaklaşmadan,
    hatta onu özlediğinizden
    ve onu istediğinizden haberdar bile olmadan,
    bütün hayatı,
    bütün görüntüleri eritip
    başka kılıklara sokuyor...


    Ahmet Altan
     
  2. cırcırböcee

    cırcırböcee V.I.P V.I.P

    Katılım:
    13 Haziran 2006
    Mesajlar:
    3.525
    Beğenileri:
    66
    Ödül Puanları:
    2.880
    Banka:
    335 ÇTL
    Yalnızlık bir uçurumsa eğer beni en dipte bulabilirsin.
    Gelmek istersen eğer çekinme sen de gelebilirsin.
    Nasıl olsa
    Bu uçsuz bucaksız gönül tarlalarının sonunda
    Hayata küsmüşlerin yeşerttiği
    Suya kavuşmuş toprak gibi canlı
    Sevgi çiçekleri açan bahçelerden çok var.

    Çekinme gel
    Burada her yalnıza yer var.

    Yalnız,
    Sakın buradaki yalnızlara imrenme.
    Bütün bu güzelliklerin içinde yaşayan
    Yaşıyormuş gibi görünen biz yalnızların ulaşamadığı
    Güzellikler çok daha fazla acı veriyor bana
    Bakıp da görememek nedir bilir misin?
    isteyip de alamamak, sevip de okşayamamak.

    Bu yüzden ne olur
    Sen yukarıda kal.Fırsat bulursam
    Ben sana gelirim.


    Ahmet Altan
     
  3. YoRuMSuZ
    Avare

    YoRuMSuZ Biz işimize bakalım!

    Katılım:
    7 Haziran 2006
    Mesajlar:
    24.415
    Beğenileri:
    7.324
    Ödül Puanları:
    11.330
    Cinsiyet:
    Bay
    Banka:
    8.714 ÇTL

    Bu adam iyi anlatıyor anlatmak istdiini. Teşekkürler. Maziden esintiler...​
     
  4. Melek

    Melek Usta

    Katılım:
    7 Haziran 2006
    Mesajlar:
    597
    Beğenileri:
    11
    Ödül Puanları:
    630
    Banka:
    45 ÇTL
    bende çok seviyorum ahmet altanı ellerine sağlık
     
  5. e-PaCk

    e-PaCk Forum Gururu

    Katılım:
    12 Ekim 2008
    Mesajlar:
    2.481
    Beğenileri:
    44
    Ödül Puanları:
    1.880
    Banka:
    331 ÇTL
    Duracaksın

    Acı,
    ağulu dikenler gibi ruhuna dolandığında,
    öfke,
    kızıl bir küheylan gibi koşturduğunda,
    keder,
    yaşlı bir ağaç gibi üstüne yıkıldığında,
    duracaksın,
    durup, gümüş bir su gibi akan sabahın tazeliğine
    bakacaksın,
    sana iki yüz yıl önceden haberler taşıyan
    alaycı kargaların sesini
    dinleyeceksin,
    çiçeklerini koklayıp derin bir soluk
    alacaksın.

    Ölüm seni kuşattığında, tam o sırada, hayatı
    düşüneceksin.
    Acıyı, öfkeyi, kederi ulu bir gölgeliğe yatıracaksın
    bir zaman, ?dinlenin biraz? diyeceksin.

    Bir inci avcısı gibi, ta derinlere dalıp tek tek bütün
    istiridyeleri açarak,
    bir sevinç arayacaksın.
    Hayaller kuracaksın.
    Hatıralarını bir daha gözden geçireceksin.
    Sevdiklerini düşüneceksin ve seni sevenleri.
    Özlediklerini düşüneceksin ve seni özleyenleri.
    Teninde iz bırakanları ve senin izini taşıyan
    tenleri.
    Seni şakalarıyla güldürenleri ve senin şakalarına
    gülenleri.
    Sevinçlerini, hayallerini, hatıralarını,
    sevdalarını, sevişmelerini,
    özlemlerini, şakalarını bir bir yerleştireceksin içine,
    hayat denilen mucizenin sana verdiği armağanları
    sıkıca kucaklayacaksın.

    Ölüm her yandan üstüne saldırıp seni kuşattığında,
    tam da o zaman, hayatı düşüneceksin.

    Güzel bir haber gelecek belki yarın sabah.
    Belki bir mektup alacaksın.
    Sana gülümsemesini çok istediğin gülümseyecek belki sana.
    Serüvenci gemiciler gibi meçhul denizlerde
    kaybolduğunda,
    tam da o zaman, karanın bir gün görüneceğini düşüneceksin.
    Gözcünün ?kara göründü? diye bağırdığını hayal
    edeceksin.
    Kara, hiç görünmese bile,
    hiç olmazsa neyi aradığını ve neyi kaybettiğini
    bileceksin,
    çektiğin onca fırtınanın, varmayı umduğun o umutlu
    hedefle mana kazandığını anlayacaksın.

    Her şeyini kaybetsen de hayallerini
    kaybetmeyeceksin.
    Neyi aradığını hiç unutmayacaksın.
    Sevinçleri ne kadar hatırlarsan, acının derinliğini
    o kadar kavrayacaksın.
    Yaşadığın ve yaşayabileceğin güzel şeyleri ne kadar
    çok düşünürsen
    öfken o kadar keskinleşecek.
    Karanlık inerken ışığa daha dikkatli bakacaksın.
    Geleceğinle arana, dibinde canavarların dolaştığı
    bir uçurum koyduklarında,
    nasıl biteceğini bilmediğin atlayışını yapmadan önce,
    geçmişine, sevinçlerine, hayallerine yaslanıp güç alacaksın.

    Sevdiğin bir türküyü mırıldanmaktan hiç vazgeçmeyeceksin.
    Bir çiçek iliştireceksin yakana.
    Ölüm seni kuşattığında, tam da o zaman, hayatı düşüneceksin.
    En azgın, en ihtiraslı sevişmelerini...
    En çılgın hayallerini...
    En çağıltılı kahkahalarını...

     
  6. e-PaCk

    e-PaCk Forum Gururu

    Katılım:
    12 Ekim 2008
    Mesajlar:
    2.481
    Beğenileri:
    44
    Ödül Puanları:
    1.880
    Banka:
    331 ÇTL
    Kırkıncı Oda / Ahmet Altan

    Ne kadarınız gerçek sizin,
    kırk odalı şatonuzun kırkıncı odasındaki
    kilitler altında sakladığınız gerçek
    duygularınızla,
    gerçek düşüncelerinizin ne kadarı yansıyor
    hayatınıza,
    söylenmeyen neler var kuytularda,
    hani kendinizden bile sakladığınız,
    bir sinir kriziyle ya da büyük bir acıyla
    yahut da muhteşem bir sevinçle kabuğunu çatlatıp da
    ortalara dökülecek neler biriktiriyorsunuz
    içinizde...???
    Ne kadarınız kendi sahtekarlığınızın esiri?
    Sevip de söyleyemediğiniz,
    özleyip de açıklayamadığınız
    ya da sevmeyip de sevginizin eksikliğini içinize
    gömdüğünüz oluyor mu,
    korkaklıklar var mı,
    kalleşlikler var mı,
    yoksa diplerde saklanan cesaretiniz bir işaret mi
    bekliyor...???

    Göründüğünüz insan mısınız siz,
    yoksa bir define arayıcısı hazineler mi bulur
    içinizde
    ya da yıkılmış bir kentin harabelerini mi
    taşıyorsunuz?
    Derununuzda neler saklıyorsunuz?
    Ne kadarınız gerçek sizin?

    Ülkenizle ilgili düşüncelerinizi söylüyor musunuz,
    yoksa başınızı belaya sokmayacak kadar akıllı mısınız,
    gerçek düşüncelerinizi başbaşa konuşmalara mı
    saklıyorsunuz,
    açıkça konuşanları biraz aptal buluyor musunuz?

    Günahlardan yapılmış hayaller var mı içinizde,
    günahtan korktuğunuzdan bunları saklayıp
    Tanrı'yı mı kandırmaya uğraşıyorsunuz?
    Günahları sevmiyor musunuz, seviyor musunuz
    yoksa...???

    Uzun bir yolculuğa çıkar gibi
    duygularınızla düşüncelerinizi denklere
    sarıp da içlerinizde bir yerlere mi
    yerleştirdiniz,
    bir gün yolculuk bitince açmayı mı düşünüyorsunuz
    aslında yolculuğun hiç bitmeyeceğini ve
    denklerinizi
    hiç açmayacağınızı bilerek...
    Bir gün çıldırsanız da
    bütün duygularınızla düşüncelerinizi açıkça
    söyleseniz,
    neler duyacağız sizlerden,
    gizli palyaçolar mı çıkacak ortaya,
    yoksa korkaklığın altında,
    bir istiridyenin içinde büyüyen inciler gibi
    büyümüş yiğitlikler mi?

    Kızgınlıklarınız yok mu sizin,
    öfkeleriniz, isyanlarınız?
    Aşklarınız yok mu?
    Kendi sahtekarlığınıza ne kadar esirsiniz?
    Esaretten kurtulsanız da gerçekler dökülse ortaya,
    kendinize şaşar mısınız,
    hiç düşündüğünüz oluyor mu kırkıncı odada neler
    var diye, hangi unutulmaya çalışılmış sevgililer,
    dile getirilmeyen özlemler,
    söylenmeye söylenmeye birikmiş öfkeler,
    hangi boşvermişlikler,
    hangi inkar edilmiş arzular yatıyor diplerde?

    Ne kadarınız gerçek sizin?

    Kimselerden korkmadığınız kadar korkuyor musunuz
    kendinizden?
    Şehrin ışıklarının bulutlara yansıdığı
    turuncu pırıltılı külrengi bir gecede,
    şimşeklerle boşanan yağmur başladığında
    şatonuzun odalarında bir gezintiye çıkıyor musunuz,
    ağır ağır yaklaşıp o kırkıncı odaya açıyor musunuz
    kapıyı usulca, gördükleriniz ağlatıyor mu sizi,
    bu kadar gerçeği o odada saklayıp,
    hayatı yalandan yaşadığınızı farketmek nasıl bir
    sarsıntı yaratıyor?
    yoksa, ne gökyüzüne vuran ışıklar, ne yağmur, ne de
    ıssız gece,
    sizin kırkıncı odaya yaklaşmanızı sağlayamıyor mu,
    korkuyor musunuz kendi gerçeklerinizden,
    kırkıncı odanız size de mi kapalı,
    kendi kendinize bile mahrem misiniz?

    Ne kadarınız gerçek sizin?
    Ne kadarınız kendi sahtekarlığına esir?
    Bıktığınız olmuyor mu kendi yalanlarınızdan,
    hiç kendinizden sıkıldığınız olmuyor mu,
    kendinizi bir yerlerde terkedip de gitmek
    istemiyor musunuz,
    bütün yalanlarınızdan uzak bir yere?

    Şöyle rahatça bütün duygularınızı,
    bütün düşüncelerinizi söyleyebileceğiniz bir diyara,
    kendinizi bile yanınıza almadan.

    Ah aslında ben onu seviyordum diye ağlayacağınız
    kimleri saklıyorsunuz koynunuzda,
    yüksek sesle eleştirip de
    içinizden hak verdiğiniz hangi düşünceler var,
    kendinizi akıllı bulurken aslında gizlice kendi
    korkaklığınızdan utandığınızın itirafını nerelerde
    gizliyorsunuz?

    Ne kadarınız gerçek sizin?
    Ne kadarınız kendi sahtekarlığına esir?

    Bunu hiç düşündüğünüz oluyor mu
    yoksa bunu düşünmek bile yasak mı size?
    Neler var kırkıncı odada?
    Otuzdokuz odadan yapılmış hayatınızı,
    kırkıncı odanın kapısını açmamak için yalandan mı
    yaşıyorsunuz?
    Niye yapıyorsunuz bunu?
    Açsanıza kırkıncı odayı yağmurlu bir gecede
    belki...
    Belki de hiç açmazsınız,
    kapalı bir odayla yaşarsınız bütün ömrünüzü,
    kendinizden sıkılarak...
     
  7. e-PaCk

    e-PaCk Forum Gururu

    Katılım:
    12 Ekim 2008
    Mesajlar:
    2.481
    Beğenileri:
    44
    Ödül Puanları:
    1.880
    Banka:
    331 ÇTL
    Koku ve Ses / Ahmet Altan

    Hayatımız boyunca duyduğunuz bütün sesler arasında en
    az tanıdığımız,daha doğrusu hiç tanımadığımız tek ses,
    kendi sesimizdir. Başka sesler bize birçok şeyi hatırlattığı
    halde kendi sesimiz bize hiçbir şey hatırlatmaz. Sesimiz,
    hafızamızda tek bir ışık bile yakmaz.

    Kendi sesimiz bize yabancıdır
    Kendi kokumuzu da alamayız.
    Kokumuz da yabancıdır bize.

    Bu kadar yakın olup da sesine ve kokusuna yabancı
    olduğumuz tek insan kendimiziz. Belki de bu yüzden
    kendimizi tanımayız. Belki de bu yüzden bir başka insanın
    sesine ve kokusuna bu kadar çok ihtiyaç duyuyoruz. Belki
    de bu yüzden aşık oluyoruz. Belki de, bir başkasının sesini
    ve kokusunu kendi sesimizin ve kokumuzun yerine
    koymaya, bir başkasının sesini ve kokusunu bir parçamız
    gibi hissetmeye aşk diyoruz. Belki de, sevdiğimiz insanın
    sesine doğru akıp gitmemiz, aslında kendimize doğru
    yaptığımız bir yolculuk.

    Kendi sesimize ve kokumuza hafızamızda yer yok.
    Biz kendimize yabancıyız.
    O yüzden başkalarının sesiyle sevinip, başkalarının sesiyle
    acı duyuyoruz.
    Aşkı aramak, hep kendi sesimizi, kendi kokumuzu aramak
    belki.
    Hafızamızda bizi dolaştıracak bir kılavuzu bulmaya
    çalışmak.
    Terkedildiğimizde duyduğumuz acı, bir parçamızı
    kaybetmekten.
    Terkettiğimizde ardımızda bıraktığımız keder, terkettiğimiz
    insanın sesini ve kokusunu kendimizle birlikte götürerek
    geride bıraktığmız boşluktan.

    Aşkı yaşarken bunu hiç bitmeyeceğini sanmamız, bize
    bağışlanan büyük yanılgı sonucu, aşık olduğumuz insanın
    sesini ve kokusunu kendi parçamız sanmamızdan.

    Sesler ve kokular olmasa geçmişimiz olmazdı.
    Sesler ve kokular olmasa aşklar olmazdı.
    Sesler ve kokular olmasa acılar ve sevinçler olmazdı.

    Aşk kendimizin sandığımız bir sesin ve kokunun aslında
    bize ait olmadığını, bir başkasının sesi ve kokusu olduğunu
    anladığımız zaman bitiyor. Yanıldığımız sürece aşığız biz.

    Seslerini kokularını istediklerimizin, vücutlarını da
    isteyeceğiz. Seni seviyorum dediğimizde, sen benim sesim
    ve kokumsun demek isteyeceğiz. Kendi hafızamızda
    başkalarının sesleri ve kokularını kılavuz yapıp
    dolaşabileceğiz ancak. Kendi geçmişimize ancak
    başkalarıyla ulaşabileceğiz.

    Aşk tanrısı, dünyayı yanılın emriyle yaratacak.
    Hep yanılacağız.
    Hep yanılıp yanıldığımız için hep acı çekeceğiz.
    Ama sevinçlerimizi de bu yanılgıya borçlu olacağız.
    Yanıldığımız sürece seveceğiz.
    Sonra yanıldığımızı anlayacağız.
    Ve gidip yeniden yanılacağız
     
  8. e-PaCk

    e-PaCk Forum Gururu

    Katılım:
    12 Ekim 2008
    Mesajlar:
    2.481
    Beğenileri:
    44
    Ödül Puanları:
    1.880
    Banka:
    331 ÇTL
    yanlışlıkla oldu son iki mesaj çok pardon :)
     

Sayfayı Paylaş