1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Ahmet Muhip Dıranas Şiirleri

Konusu 'Şairlerden' forumundadır ve KıRMıZı tarafından 12 Ocak 2010 başlatılmıştır.

  1. KıRMıZı
    Aşık

    KıRMıZı TeK BaşıNa CUMHURİYET V.I.P

    Katılım:
    22 Şubat 2008
    Mesajlar:
    27.182
    Beğenileri:
    4.777
    Ödül Puanları:
    11.580
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Karmaşıkkk
    Yer:
    TÜRKİYE
    Banka:
    374 ÇTL
    1939

    Bin dokuz yüz otuz dokuz:
    Karanlıkların içinde
    Ölülerle yaşıyoruz.

    Puslu havayı sever kurt;
    Kaplamakta gökyüzünü
    Kurşundan ağır bir bulut.

    Her şey uyuduğu zaman
    Kıracak zincirlerini
    Gecede uyanık duran
     
  2. KıRMıZı
    Aşık

    KıRMıZı TeK BaşıNa CUMHURİYET V.I.P

    Katılım:
    22 Şubat 2008
    Mesajlar:
    27.182
    Beğenileri:
    4.777
    Ödül Puanları:
    11.580
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Karmaşıkkk
    Yer:
    TÜRKİYE
    Banka:
    374 ÇTL
    ADAMLAR

    Sönmüş saçlarında son damla ışık,
    Bir düş'ün içinde gibi her akşam
    -Ve yüzleri duman kadar dağınık-
    Geçer bu sokaktan binlerce adam.

    Umut gözlerinde ölü bir bakış,
    Çığlık bir bükülüş dudaklarında;
    Bulamadıkları nedir ki, yaz kış
    Dolaşırlar şehrin sokaklarında?

    Sanki yalvaran bir duadır onlar,
    Belki tanrılara açık vesvese,
    Bir nehir. Bu nehir her akşam akar
    Derinden ruhları çağıran sese.

     
  3. KıRMıZı
    Aşık

    KıRMıZı TeK BaşıNa CUMHURİYET V.I.P

    Katılım:
    22 Şubat 2008
    Mesajlar:
    27.182
    Beğenileri:
    4.777
    Ödül Puanları:
    11.580
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Karmaşıkkk
    Yer:
    TÜRKİYE
    Banka:
    374 ÇTL
    AĞIT

    Bir sevdiğim güzel vardı, bu evrenden vazgeçti;
    Sevdiğini yitirenin hali nice olur belli.
    Fidan boylum, güvercin bakışlım, şimdi n'etmeli?
    Sevip koklamadım, doyamadım; benden vazgeçti.

    Benim varımdı o, benim tadım, benim ereğim;
    Direğimdi, kırıldı da çöktüm, bir oldum yerle.
    Çığrış canım, kuşlarla, böceklerle, bitkilerle;
    Gel sevdiğim, gel güzelim, gel gülüm, gel direğim!

    Rüzgarlar üşüttü onu, kuzeyden esen yeller,
    Boz bulutlar öyle benzini soldurdu, dert değil.
    Bir sanırım, bu sümbül o sümbüldür! elbet değil.
    Nazlı çiçeklerle bile açmaz onu bu iller.

    Bu gamlı güz akşamı, yola düşmüş hali midir?
    Edalı boyuna göz mü değdi, dil mi uzandı,
    Ya ala gözlü görke yüzünü kimler kıskandı,
    Üzerine eğildiği sular vebalı mıdır?

    Garip kişi! gez git gayrı bu dağları dul, mahzun.
    Bu dağların güzeliydi o, güzellerin hası.
    Elbet garib olur garip kişinin yavuklusu;
    Büker de boyuncağzını kor gider melul mahzun...
     
  4. KıRMıZı
    Aşık

    KıRMıZı TeK BaşıNa CUMHURİYET V.I.P

    Katılım:
    22 Şubat 2008
    Mesajlar:
    27.182
    Beğenileri:
    4.777
    Ödül Puanları:
    11.580
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Karmaşıkkk
    Yer:
    TÜRKİYE
    Banka:
    374 ÇTL
    ATLIKARINCA


    Ne çektik böyle gülünceye dek
    Eh, şeniz işte hep bu düğünde!
    Karım şen bir deliler evinde,
    Yirmisindeki hemşirem Van'da,
    Babam tenha tezgahının üstünde,
    Ben bir hayal atının sırtında
    Ve anam mahzun... ölünceye dek.

     
  5. KıRMıZı
    Aşık

    KıRMıZı TeK BaşıNa CUMHURİYET V.I.P

    Katılım:
    22 Şubat 2008
    Mesajlar:
    27.182
    Beğenileri:
    4.777
    Ödül Puanları:
    11.580
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Karmaşıkkk
    Yer:
    TÜRKİYE
    Banka:
    374 ÇTL
    AYAKLAR

    Ölmüş o, ayrı düşmüş sürüden,
    ayakları dışarda örtüden.

    Ölmüş herkes gibi ölen insan,
    Yalnız ayaklar kalmış yaşayan.

    Ardından ölüme düşen başın
    İki kardeş bakakalmış şaşkın.

    Der ki, bu ayakları görenler,
    Başım değilmiş düşünen meğer.

    Ayaklarım, az gide uz gide,
    Ayaklarım, ümitler peşinde!
    Yolcu ölmüş; işte ayaklar hür!
    Yolcu ölmüş; ayaklar düşünür...
     
  6. KıRMıZı
    Aşık

    KıRMıZı TeK BaşıNa CUMHURİYET V.I.P

    Katılım:
    22 Şubat 2008
    Mesajlar:
    27.182
    Beğenileri:
    4.777
    Ödül Puanları:
    11.580
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Karmaşıkkk
    Yer:
    TÜRKİYE
    Banka:
    374 ÇTL
    AYIŞIĞI

    Yüzün beyaz, abajur yeşil, gece mor;
    Esrimiş kalbim, şarkısını söylüyor.
    Her yanın avuçlarıma dökülüyor
    Çeşmeden akan suyun berraklığında.

    Dolaşan bir dudak mı var saçlarını?
    Ay tırmanıyor zeytin ağaçlarını.
    Sürü bulutlar gece yamaçlarını
    Otlayıp yayılıyor gök kırlığında.

    Üzerinden örtüyü mü çekti bir el?
    Gece ayaklarından akıp giden sel;
    Seyrine doyulmuyor ruhunun, güzel
    Bu manzara gibi, bu ayışığında...

    Yeniden yarattı seni gizli bir el!
     
  7. KıRMıZı
    Aşık

    KıRMıZı TeK BaşıNa CUMHURİYET V.I.P

    Katılım:
    22 Şubat 2008
    Mesajlar:
    27.182
    Beğenileri:
    4.777
    Ödül Puanları:
    11.580
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Karmaşıkkk
    Yer:
    TÜRKİYE
    Banka:
    374 ÇTL
    AYNALAR

    Gençliğimi kaybettim birtakım odalarda;
    Kaybolan gençliğimi aradığım aynalarda
    Ölüler dolaşıyor böğürlerinde elleri,
    Aynı şeyi arayan akraba hayalleri.
    Yalnız bir taze kadın yaşlılığı arıyor;
    Yaşlılığım, yaşlılığım! Diye yalvarıyor.
    Sırları dökülüyor baktığı aynaların;
    Söndürüp yürüyor bir bir aynaları kadın.

    AHMET MUHİP DIRANAS
     
  8. KıRMıZı
    Aşık

    KıRMıZı TeK BaşıNa CUMHURİYET V.I.P

    Katılım:
    22 Şubat 2008
    Mesajlar:
    27.182
    Beğenileri:
    4.777
    Ödül Puanları:
    11.580
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Karmaşıkkk
    Yer:
    TÜRKİYE
    Banka:
    374 ÇTL

    AĞRI


    Vardım eteğine,secdeye kapandım;
    Koşup bir koluna sımsıkı abandım.
    Karlı başın yüce dedikleyin yüce,
    Sükûn içindeki heybetin gönlümce.
    Devce yapında ilk rahatlığı duydum.
    Şifası mı ne ki ruha bu ilk yudum
    Hayâl arkasında boş çırpınışların
    Sen uygun bir vakti gelince rüzgârın
    Sonsuzluğa doğru kalkacak sihirli
    Bir gemisin göklerde demirli
    Ve ben rıhtımında bekleyen tek yolcu...
    Düşüncemizin en haksız, en korkuncu;
    Açan o ağulu çiçek delilikte,
    Gir sır mezara cesetle birlikte,
    Şüphe; o bin çeşit çilenin yemişi,
    Yılan ağzındaki elma... Ey, ateşi
    En derin yerinde gizli gizli yanan!

    Seyrediyor ruhum kar balkonlarından
    İnsanın göresi olmaz manzarayı
    Ve aklın o uçsuz bucaksız sarayı
    Yıkılıyor... Duygu bir kartal hızıyla
    Fırlıyor engine sevinç avazıyla
    Bulutlar ne güzel bulutlardır onlar,
    Hep öyle başımın üstünde dursunlar
    Menekşe rengi, kan rengi, toprak rengi...
    Asılı kalsın hep bu yağmur hevengi.
    Dünyayı saran bu gece ne gecedir,
    Yıldızlardan yağan ışık ne incedir!
    Yansın o yıldızlar, bitinceye kadar
    En derin uykular, en tatlı uykular.

    Ey, gökperdelere şahlanan tanrısal!
    Eteklerindeyiz işte. Ve bir masal
    İçinden gelmişiz sana, atlı yaya,
    Attığımız okta kısmeti bulmaya.
    Yitik, perişandır elbet bencileyin
    Pişmanlığın ırgat olup geceleyin
    Günle bahtın çağrısına koşan kişi.
    Ah, iç sıkıntısı! sen ettin bu işi.
    Zevk, o yosma kadın eski bir bahçede
    Ayaküstü günah işlenen gecede
    Bir susuzluk kadehi sunmuştu bana:
    Yüzümü maskesiz gösteren ilk ayna.
    Yel alsın götürsün bütün o geçmişi,
    Büyülü kadehin zehrinden içmişi
    Serin yalanında kandırmaz her pınar.
    Dindirir miydi ki en tatlı rüzgârlar
    Bende gizli gizli başlamış ağrıyı:
    Bu, rüzgâr ve gemi uğramaz bir kıyı
    Ya da bir teknede açılmış bir delik;
    Hangi pencereye koşarsan ahretlik
    Bir gökyüzü, siyah, güneşten habersiz,
    Her adım attığın yeri basan bir sis.
    Hangi yana baksam onu görüyorum:
    İnancın kaydığı bir dipsiz uçurum;
    Günah kapılarının aralandığı,
    Tanrıların bile avaralandığı
    Şaşkın, çaresiz bir insan kaderince.
    Güneş! güneş! güneş! ey, ölümsüz ece!
    Sana tapınanlar kardeşimdi benim;
    Güneş! güneş! ben sana doğru gelenim,
    Kucakla beni, tanrıça, sev, sar beni,
    En yırtıcı, en aç hayvanların ini
    İçimin göz görmez mağaralarıma gir
    Senin girmediğin yerde haset, kibir
    Dert, kin, yalan, ölüm, korku ve işkence,
    Çakal seslerinden örülmüş bir gece,
    Teneşir başında oynaşan çirkinler
    Engerek düğümü doğuran gelinler,
    Zina şöleninde beynin nöbet nöbet
    Cehennem halayı çeken bin iskelet
    Ve yaprak indiren ağaçlar baharda...
    Senin bağışından yoksun kucaklarda
    Çocuklar kertenkeleyle bir biçimde.
    Ağrı'ya eş bir dağ olsaydı içimde
    İlkin şu gönlüme doğardın her sabah,
    Daha her yer geceyken sarardın, gümrah
    Sarı saçlarınla benim varlığımı,
    Kendimde taşırdım kendi taptığımı...
    Ağrı'ya eş yüce bir dağ yok içimde
    Ne kadar cüceyim dert ve sevincimde!
    Kaplamış gözümün gördüğü her ufku
    Umutsuz, zifiri bir gece, bir korku.

    Ah, yazık ki bütün insanlık güneşsiz.
    Ey ateş, nasıl da seni yitirmişiz!
    Bu yalnız inilti esen manzaradan
    Bir çaresiz ay'dır sallanan aradan;
    Işık tuttuğu her şey bir taze yara.
    Onmaz bu gece. Bırak karanlıklara!
    Can yiğitliği yitirmiş, kalp aşkı
    İlenişlerinden insanın bir şarkı
    Tutmuş dört yanı, bir çirkin ağıt, eski...
    Ah güç de değildi bahtiyarlık belki;
    Üstümüzde deniz gibi bir gökyüzü
    Altında her kalbe esenlik payı var;
    Bizimdir, yelken açmış giden bulutlar,
    Vurup alnımıza serin gölgesini,
    Bizimdir bu koku, bu renk dolu sini
    Üstünde seslerle ışıklar kamaşan;
    Bizimdir bu zafer, bu beste ve bu şan.
    Şu aydın, ferah ve rahat gök altında
    Her kazazedenin müjdesi bir ada,
    Her gülüşe ayna bir gölek kenarı;
    Koparırken elin taze meyvaları
    Öyle kolaydı ki yaşıyorum demek;
    Soframıza konmuş bu doyulmaz yemek
    Niçin bir zehirli kaşıkla yenmede?
    Ağrı! başına boz bulutlar inmede.
    Ne ki bu cendere, ne ki bu sonsuzluk,
    Kim bu vurulmuş yatan, ova boyunca,
    Bir kan çeşmesine açık durup avcu?
    Çile pazarında cana pey sürümü
    Çözmek mi istemiş o çetin düğümü?
    Korkunç bir ezgide çatlayan bu kamış
    Yitirdiğimiz bir cennet mi aramış,
    Ölümsüz barışa gülen şafakları,
    Lezzet ve esenlik tüten ocakları,
    Ömre öpüş tadıyle uyandığımız,
    Tanrısal bir çıra gibi yandığımız?..
    - Dağ! senin yandığın gibi bir vakitler-
    Vuran bir toz parçası değilse eğer
    Küçük gövdesine budur giren ölüm,
    Onun yüzünü bizden çeviren ölüm...

    Sen ey, oyununu en güzel oynayan!
    Hangi kıvılcımla fışkırttın ruhundan
    Bir gün söndürdüğümüz kutsal ateşi?
    Ey sen! ölümden çok hayatın kardeşi
    Dirilttin nasıl bir mucizeyle tekrar
    Her şeyi, dostluktan düşmanlığa kadar
    Ve geri getirdin o sürgünlerini?
    Nerde buldun tekrar eski günlerini
    Zamanlar içinde yitmiş kardeşlerin
    Ve en güzelini sönmüş ateşlerin,
    Kalbimin o kadar sevdiği o gülü,
    Ölüm ötesinin mutlu tahayyülü
    Evrensel cümbüşü, yaşama şevkini,
    Bizden gidenlerin bir gün en yakını
    Ümidi ve şafak kanatlı neşeyi,
    O aşkı, o tadı, o gülümsemeyi?..
    Ey boş gecelerin dadı ayışığı!
    Salla, salla hüzün uyuyan beşiği
    Söğütlerin nazlı dalları içinden
    Ki o altın saman yolları içinden
    Bir sabahı özleyen şu taze kadın
    Yatsın başyastığına anılarının;

    Bir makine sesiyle işleyen kalbi
    Alıp gezdirsin onu bir gemi gibi
    Düşlerinin durgun, mavi denizinde.
    Beni de hep kendi kendimin izinde
    Fenerinle yolumu aydınlatarak
    Barış çeşmesini aramaya bırak,
    Budur yaşadığın sürece görevin;
    Gecelerin birinde, solgun alevin
    Güne yenilmeye başladığı zaman
    Üstüne başımın düştüğü kitaptan
    Eser Mevlânâ'nın üflediği rüzgâr...
    İşte, gam türküsü söyleyen kamışlar
    Rüzgârından gördüğüm ova boyunca.
    Bu bir düştür belki, insan uyanınca,
    Gözlerinde kalır serabı bir ömür,
    Her şey bu ışıltı ardından görünür
    O insana; sevmek, yaşamak ve ölüm.
    Seni uykuya çekip götüren elim
    Kadınım, ayışığı içinden şu anda
    Aldanış diye ne varsa bir insanda
    O daldan tutuyor...Böyledir bu. Kader
    Kavuşur sabaha en uzun geceler
    Ve serin durur her avunuş testisi.

    Rüzgârlar başladı. Sonsuzluk gemisi
    Önünde köpürüp şahlanmada engin;
    Yolcusu olduğun nihayetsizliğin
    Bir ucu Allah'ta ve sende bir ucu.
    Başlıyor serüvenlerin en korkuncu:
    Gökyüzüne doğru yürüyen yeryüzü,
    Barıştıran sınır geceyle gündüzü;
    Ey sonuca doğru ilkuçtan gelen Dağ!
    Göğü perde perde delip yükselen Dağ!

     
  9. KıRMıZı
    Aşık

    KıRMıZı TeK BaşıNa CUMHURİYET V.I.P

    Katılım:
    22 Şubat 2008
    Mesajlar:
    27.182
    Beğenileri:
    4.777
    Ödül Puanları:
    11.580
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Karmaşıkkk
    Yer:
    TÜRKİYE
    Banka:
    374 ÇTL
    BÜYÜK OLSUN


    Ben büyük şarkıları severim; büyük olsun,
    Deniz gibi, gökyüzü gibi her şey ve mahzun.
    Seviyorsam seni aşk ölümsüzdür gönlümce,
    Âşıksam kadınım değil tanrıçasın, ece.
    Denizler yolculuğa çağırır durur da beni
    Gitmem düşünerek geri döneceğim günü.
    Ben büyük rüzgârları severim; büyük olsun
    Aşkım da, özlemim de hepsi, her şey ve mahzun.
    İnsan bir yanınca Kerem misali yanmalı,
    Uykudan bile mahşer gününde uyanmalı.

     
  10. KıRMıZı
    Aşık

    KıRMıZı TeK BaşıNa CUMHURİYET V.I.P

    Katılım:
    22 Şubat 2008
    Mesajlar:
    27.182
    Beğenileri:
    4.777
    Ödül Puanları:
    11.580
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Karmaşıkkk
    Yer:
    TÜRKİYE
    Banka:
    374 ÇTL
    ESENLİK SİZE


    O gün bu gün size özendim
    Her yerde; hava, toprak, deniz.
    Bir serüvendi; gökteyseniz
    Çıktım, yok, yerdeyseniz indim.

    İlkin, size içkiyi tattırdım:
    Ömür boyunca sarhoşsunuz;
    Ne açsınız artık ne susuz.
    Sizsiz ben de susuz kalırdım.

    Size geceyi de öğrettim
    Onda düşlerle çoğaldınız;
    Yaşantıda yorgun ve yalnız
    Değilsiniz; sizi ürettim.

    Biterdi belki bir uykuyla
    Her şey, ve tadından ötürü.
    Gördünüz ki bundan ileri
    Bir şey var çağıran tutkuyla.

    Çağırdım, çağırdım, çağırdım
    Bir böcek gibi titriyerek.
    Koştunuz tükeninceyedek
    Ha bir adım, daha bir adım...

    Sizi ölümle perçinledim
    Bana...ve sımsıkı ve sıcak;
    Üşürdünüz ah, çırılçıplak
    Ölüm döşeğinde; önledim.

    Size yani günahı sundum;
    Öptünüz ve güzelleştiniz.
    Çirkindiniz ilkin, tek ve pis.
    Irmak oldunuz; sizde yundum.

    Şimdi olay, hep ya hiç gibi,
    Vardan ve yoktan özge bir şey,
    Sevgiden de öte bir düzey;
    Olmak ya da olmamak belki.

     

Sayfayı Paylaş