1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Akıl ve Dil

Konusu 'Dilimizi Doğru Kullanalım' forumundadır ve wien06 tarafından 19 Nisan 2010 başlatılmıştır.

  1. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    Mücerret düşünce, insanlara has bir melekedir. İnsan, eşyanın teferruatından sıyrılıp birtakım sembollerle düşünme seviyesine ulaşmış, müşahhasdan mücerrede yükselmiştir. Artık "kalem" deyince cebindeki dolmakalemi değil, bütün "yazı yazma aleti olan kalemleri" ifade etmektedir. Nasıl yazı dili, eşyanın resimlerini yapmaktan "harf'" dediğimiz mücerret sembollere yükselmişse, konuşma dili de tabiattaki sesleri taklidden mücerret kelimelere gelmiştir. Bir insanın tecrid kabiliyeti ve kelime bilgisi ise onun aklını ve zekâsını sınırlar.

    Zira, tecrid, kelimelerle, dürşüce yeni kelimeler ve hatta kendilerine mahsus bir dil uydurabilirler, ayrı kelimeyi sebepsiz ve mânâsız bir şekilde bir cümlenin içinde tekrarlarlar. Konuşmaları ton itibariyle de bozulmuş, uzun heceler yerini monoton birtakım seslere terketmiştir. Tedâilere kelimelerin mânâları değil, sesleri yön verir. Mesela "masa", mânâsı itibariyle "sandalyeyi" tedâi ettireceğine, tecrid mümkün olmadığı için, sesi bakımından "yasa" veya "tasa"yı akla getirir.

    Dili devamlı surette değiştirme gayretleri, o dili konuşan insanların zihin ve zeka kapasitelerini tehlikeli bir şekilde bozacak, fakirleştirecektir. Dilimizde bu çeşit operasyonlarla birtakım akıl hastaları arasında bir benzetme veya mukayese yapmak elbette ki aklımdan geçmez, yanlış anlaşılmasın. Ancak, aradaki paralelliğe ve dolayısıyle, âni değişikliklerin doğuracağı tehlikelere dikkati çekmek istiyorum. Bir küçük misâlle sözlerimizi bağlayalım:

    "Onur" kelimesi Fransızca "şeref " karşılığı "honneur"den dilimize alınmış ve mâl edilmiştir. Ancak, onur, Anadolu'da "kibir" karşılığı kullanılmıştır. Şimdi bu kelimeyi atıyor, "şeref, haysiyet, itibar ve aynı zamanda "kibir, gurur, kendini beğenmişlik" gibi bir çok ve zıt mânâda birden kullanıyoruz. "Onurlu adam" denildiğinde iltifat mı hakâret mi edildiğini bilemez olduk! Tıpkı "İddia" ve "Müdefaa" karşılığı "Savunma", "Teklif" ve "Tercih" karşılığı "Öneri" gibi...

    Bazı Afrika dillerinde sadece 300 kelime varmış. Oraya mı gidiyoruz ve hâlâ Türkçenin ifade gücünden bahsetmek kâbil midir? Bilemiyorum...

    Prof. Dr. Ayhan Songar
     

Sayfayı Paylaş