1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Akupunktur - Uygur Buluşudur

Konusu 'Genel Türk Tarihi' forumundadır ve wien06 tarafından 7 Temmuz 2009 başlatılmıştır.

  1. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    Akupunktur, Uygur Türklerinin buluşudur.


    Son yıllarda dünyayı bir akupunktur merakı sarmış, akupunktur öğrenme, uygulama ve araştırma heyacanı da artmıştır. Çinli bilginler, akupunkturu geleneksel Çin tıp hazinesinin parlayan incisi olarak değerlendirmektedir. Tıp dünyası da, onu Çinde doğmuş, dünyaya yayılmış bir mucize olarak kabul etmektedir.
    Oysa, zannedilenlerin aksine tarihte akupunktur, ilk olarak Uygurlar tarafından keşfedilmiş, sonradan kültür ve bilgi alışverişleri nedeniyle Çinlilere geçmiş, benimsenmiş ve geliştirilmiştir. Sonunda bugünkü seviyeye getirilerek dünyaya tanıtılmıştır.


    1984 senesi ” ” ( Çin Akupunkturu ve Moksibasyonu ) Dergisinin 4.cilt, 3. sayısında “Akupunktur ve Moksibasyon Çin Menşelidir” adlı bir makale yayınlanmıştır. Yazar Zhang Shengxing ‘in verdiği bilgiye göre, 1963 senesi İç Moğolistan ‘ın Duo Lun Qi harabelerinde yapılan kazılar sırasında, yeni taş devrine ait bir adet inceltilmiş taş iğne bulunmuştur. Arkeologlar ve tıbbi tarihçilerin incelemesi sonucu, bunun günümüzden 4.000 – 10.000 sene öncelerine ait ilkel bir akupunktur aleti – Bianshi ( eski Çinde tedavide kullanılan taş iğne ) olduğu kanısına varılmıştır. ( 1 )
    Bazı bilginler, Çin ‘de taş iğnenin ortaya çıkmasının eski taş devrinin sonlarına, yani günümüzden 18.000 sene öncelerine rastlandığı kanaatindedir. Bu durum, arkeologların ” Shan Ding Dong Ren ” ( Mağara Adamı ) harabelerinde bulduğu kemik iĝneler devrine yaklaşmaktadır. Halbuki eski taş aletleri devrinin sonlarında taş aletleri kullanalarak hasta tedavisinin yapıdığı sadece bir ihtimaldir ve o devirde tedavide kullanılan özel Bianshi ‘lerin olup olmadığını kestirmek hala delil yetersizliği taşımaktadır. ( 2 )
    Zhang Daqian ‘in arkeolojik tespitlere dayanarak verdiği bilgilere göre, Çin ‘de takriben ” Shan Ding Dong Ren ” uygarlığı devrinde ortaya çıkan kemik iğneler, örgü ve dikiş işlerinde kullanıldığı, günümüzden 6.000 – 7.000 sene önceleri ceryan eden yeni taş devrine rastladığı kemik iĝnelerin ise belki de tedavi amacıyla kullanıldığı tayid edilmektedir. ( 3 )
    Çinlilerde, ” Fu Xi Zhi Jiu Zhen ” ( Fuxi ‘nin 9 çeşit iğne yapması ) olarak bilinen bir efsane vardır. Zhang Shengxing ‘e göre, bu efsane Yin, Shang Sülalelerinden Qing, Han Sülalelerine kadar olan devirlerde, taş iğnenin yerine 9çeşit metal iğnenin geçmesi, madencilik teknolojisinin gittikçe geliştiğinin sonucu olarak değerlendirilmektedir. ( 4 )
    Halbuki tarihi tespitlerde eski çağın ünlü hekimlerinden biri sayılan Fu Xi ‘nin yaşadığı devir, eski taş devrinin sonlarına rastlar, o devirlerde bu kadar karışık olan 9 çeşit metal iğneyi yapabilecek madencilik teknolojisi henüz gelişmemiştir. ( 5 )
    Eski Çin yazıları araştırmacılarından Kang Yin, M.Ö. 1.400 – 1.100 senesinde Shang Sülalesi devirlerine ait kaplumbağa kabuğu üzerine yazılmış ve ” Jia Gu Wen ” diye adlandırılan hiyeratik yazıları çözerek verdiği izahatlarında, akupunktur ilminin yazılı kayıtlara geçmesinin daha bir kaçyüz sene ileriye götürülebileceğini iddia etmektedir. ( 6 )

    [​IMG] [​IMG]

    Kang Yin ‘nin Jia Gu Wen Koleksyonuna bakılırsa :
    ( Not ) 1, günümüz Çincesindeki ” - yin ” yazısının Jia Gu Wen tarzı, “konuksever ” anlamındaymış.
    2. ” uçlu alet ” leri ifadeleme tarzıdır. 1. ile 2. birleştiğinde, elinde uçlu alet tutan bir kişi, karın bölgesi açık birine iğne batırma anlamındaymış..
    3. , 4., 5. işaretleri, ” giysi ” anlamındaki ” - yi ” ile aynen telaffuz edilen ama ondan farklı olarak ” – yi ” şeklinde yazılan, ” o ( kadın ) ” anlamındaki kelimenin Jia Gu Wen tarzı, yani iğne yapan kadın, birinin karın tarafını sırtına çevirdiği anlamındaymış…
    6, 7, 8 işaretleri, ” eski çağlara ait bir rütbe adı ” olarak bilinen ” - yin ” yazısının Jia Gu Wen tarzı. 9, 10, 11 işaretleri ise Yin, Zhou, Qin, Han Sülaleleri devrinde tunç üzerine yazılmış ( Jin Wen ) tarzı, yani akupunktur esnasındaki iğne elleme vaziyetine benzetmiş
    12, 13, 14 işaretleri, ” – yin ” yazısının Jin Wen tarzı. Sonradan ” hekim “, ” tedavi “, ” tıp ” gibi anlamları taşıyan ” - yi ” yazısının ilkel şekli ve özü olmuş
    15, 16 işaretleri, ” - shu ” yazısının üst yarısının ” - shi ” ve ” - shu ” olarak ikiye ayrılmasıymış. Bunların hepsi eski çağın uçlu taş aletleriymiş. Bu durumun ” - yin ” yazısının elinde uçlu alet tutan bir kişiyi yansıtmasıyla uyumlu olduğunu gösteriyormuş.
    17, 18 işaretleri, ” - bing ” yazısının Jin Wen tarzı, ” hastalık ” anlamında.
    19, 20, 21 işaretleri, ” - bing ” yazısının ilkel şekliymiş, bu insanın yatağa yattığını gösteriyormuş. Yazı şeklinden iğne altından ateş yakıldığı açık bir şekilde gözüküyormuş. Dolayısıyla uygulanan iğnenin ateşten geçirilmiş sıcak iğne olduğu vurgulanıyormuş.
    22, 23 işaretleri, ” ütü ” anlamındaki ” - yun ” yazısının Jin Wen tarzı. Sanki ütü yapmakta olan adamın, 24 ‘de gösterilen şeklindeki bir nesneyi ateş üzerine bırakarak ısıttığına benziyormuş. ” - yun ” yazısı içindeki, 24 şeklindeki nesne yuvarlak taşa benzetildiğine göre, bu gibi taş ütüler sonradan ” moksi yakma ” veya ” ütü yapma ” ‘nın ilkel şekillerini oluşturmuş
    25, 26 işaretleri, ” - jiu ” yazısının Jin Wen tarzı, ” moksi yakma ” anlamındaymış, sanki insan bacağına benziyormuş ve etrafında birkaç yere ısıtma yapıldığını gösteriyormuş.
    27, 28 işaretleri, ” izin ” anlamındaki ” – yu ” yazısının Jin Wen tarzı, uçlu alet ile ağacı veya çamuru oymaya benziyormuş.
    29 işareti ise, ” – xue ” yazısının Jin Wen tarzı, ” yuva ” anlamındaymış. Bu işaret saçak altı oluğun yuvasına benziyormuş. Bu yazıların her ikisinde delik gözüküyormuş. Dolayısıyla ” - yuxue ” yazısının anlamından insan vücudunda delikli yuvaların olduğu açıkça yansıtılıyormuş. ( 7 )
    Halbuki, Çin tarihi hususunda kapsamlı araştırmalar yapan E. H. Parker ‘e göre, M.Ö. 1400 – 1100 senelerinde hükümsüren Shang Sülalesi devrinin esas itibarıyla efsanevi olduğu teyid edilmektedir. ( 8 )
    Şayet Kang Ning tarafından çözülen hiyaretik yazılar, akupunktur ilminin M.Ö. 1400 – 1100 senelerinde yazılı kayıtlara geçtiğini ispat edebiliyorsa, William Nevin ‘in 12.000 yıl öncesine ait Nevada Koleksyonunda yeralan Uygur işaretlerini bu yazılarla karşılaştırarak değerlendirmek gerekmektedir.
    Nevin ‘in Nevada Koleksyonuna bakılırsa :
    No. 12 Uygur – Maya ‘larının dini işaretidir.
    No. 15 Ana Diyar Mu ‘nun alfabesiyle aynı şekilde H harfini ifade eden Uygur işaretidir. ( 9 )
    No. 22 Güneşin ışık menzilinden çıktığını ifade eden Uygur işaretidir..
    No. 23 ” Mehen ” yani ” insan ” anlamınına gelen Uygur işaretidir. ( Uygurca Mu harfı )
    James Churchward, Meksika ‘nın Xochicalco pramiti üzerindeki, yeryüzünde ilk çiftin yaratılmasıyla ilgili birçok kabartma yazılarını sıralayarak, Uygur dilindeki Mu harfının evrimini şöyle izah etmektedir.

    [​IMG]

    İlk sıra : Uygurların bir, iki ve üç sayılarını ifade etmek için kullandığı çizgilerdir. Bu çizgiler dikey olarak da kullanılmıştır. ( 10 )
    Görülüyor ki, on rakamının şekilleri veya kabartma yazıları (glifleri) Hint kökenli değil, Ana Diyar – Mu kökenlidir. Bu rakamlar orada “temel sayılar” olarak bilinse de, aynı zamanda ” İnsanın tek bir tanrıdan yaratılışı” olarak aktarılan bir gızli anlam da taşır. ( 11 )
    İkinci sıra : İkili ilke dahil edilen insanı anlatan Uygur glifidir. İki cinse ayrılmadan önceki insan : bu şekilde ifade edilirmiştir.
    Rus arkeolog Р. К. 18 – 20.000 yıl önceki Uygur başkenti Karahoca ( Yarkoto ) harabelerinden, ilk insanın ikili ilkeyle yaratıldığını ifade eden bir resim bulmuştur. Çin kaynaklarına göre bu resim, 19.000 yıl öncesine aittir. Muhtemelen bu husustaki en eski kayıttır. ( 12 )

    [​IMG]

    P.K. tarafından Uygur başkenti Yarkoto harabelerindeki bir mezardan ipek üzerine işlenen başka bir resim daha bulunmuş ve fotoğrafı çekilmiştir. Kim ve ne oldukları işaretlerle ifade edilen bu sembolik resim bir Uygur Kraliçesi ve Eşi ‘ni temsil ettiği, orjinalinden de hiç kuşkusuz 16.000 - 18.000 yıllık maziye sahip olduğu iddia edilmiştir.
    P.K. tarafından, önceki resimdeki Uygur Kraliçesinin elinde duran asaya göre daha sonraki tarihlere ait bir
    Uygur hükümdarının kraliyet asasının resmi de bulunmuştur.

    [​IMG] [​IMG]

    Kadimi Uygurların ilk insanın ikili ilkeyle yaratıldığı hususundaki anlayışları, Kuran ‘ı Kerim ve Tevratı Şerif ‘lerde de kabul edilmiştir. ( 13 )
    Ey İnsanlar ! O Rabbinize karşı gelmekten sakının ki sizi bir tek nefisten ( ilk babanız Adem’ den ) yarattı, ondan ( da yine onun ) eşini ( ilk ana’ nız Havva’ yı ) yarattı ve bu ikisinden bir çok erkekler ve kadınlar türetti…
    Tevratı Şerif ‘in Tekvin Süresi 2. Bap 21, 22 ve 23 ayetlerinde diyor ki :
    Ve Rab Allah adamın üzerine derin uyku getirdi, ve o uyudu; ve onun kaburga kemiklerinden birini aldı, ve yerini etle kapadı; ve Rab Allah adamdan aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaptı, ve onu adama getirdi. Ve Adam dedi : Şimdi bu benim kemiklerimden kemik ve etimden ettir; buna Nisa denilecek, çünkü o insandan alındı…
    Tevratı Şerif ‘ de ” Eden Bahçesi ” diye adlandırılmış efsaneler, aslında Yucatanlı Mayalar, Mısırlılar, Hindular, Chaldeanlar ve Uygurlar tarafından yazılıp, sonradan İsraillilerce kopyalanan, Ana Diyar ‘ın yıkılışıyla ilgili hikayelerdir.
    Üçüncü sıra : şekli, fakat erkek cinsi ilkesi dahil edilen insanı anlatmaktadır. Cinsiyet vurgulamayı gerektirmeyen durumlarda sadece Uygurca Mu harfı olan şekli kullanılmıştır.

    [​IMG]
    1. Nagaca Mu
    2. Uygurca Mu
    3. Sağ bacağının uzatılmasıyla oluşan ikinci değişiklik
    4. Çinlilerin eline geçtiği son şekil. ( 13 )


    [​IMG]

    [​IMG]

    Not :
    1. The alphabet of Mu , Maya, and Egypt Tablosundaki Uighur alfebesi, Çinli tarihçi Liu Zixiao ‘nın Uygur Tarihi adlı eserinin 241 sayfasındaki Eski Uygur Alfebesi ‘nden kopya edilerek eklenmiştir.
    2. Söz konusu eski Uygur yazıları Çin ve Rus kaynaklarında biraz farklı yorumlandığı için Tursun Rahimov ‘u n Rusca – Uygurca Lugat ‘ına eklenen Eski Uygur Alfebesi de ayrıca verilmiştir.
    (Çin dilindeki “insan” anlamı taşıyan ” - ren ” ve ” - min ” yazıları, Uygur dilindeki Mu harfinin sol sağ bacaklarının birleştirelerek uçlanmasıyla ” - ren ” olarak, “Mehen” anlamının ses tercümesiyle ” - min ” olarak şekillenmiş olabilir. Zaten, “insan” ın iki cinse ayrılmadan önceki ifade şekli da, Çincedeki ” - min ” ‘nin şekline çok benzemektedir. O halde, İnglizcedeki “Man” , Çincedeki ” - min ” kelimelerinin hepsi eski Uygurcadaki bu “Mehen” ‘din kaynaklanmış olabilir. )
    Çin dilindeki ” çatallaşan şeyler ” anlamı taşıyan ” - ya ” yazısı da aslında eski Uygur dilinde “dağ” anlamı taşıyan, serbest tarzla “yükseldi” diye okunan ” ” işaretinden kaynaklanmıştır.
    Eşkenar üçgen aslında, ilkel insanlara Mu topraklarını oluşturan üç ayrı kara parçasının yani Batı Diyarlarının nasıl meydana geldiğini izah etmek için kullanılmıştır.
    Dolayısıyla, öğreti ve dinsel kavramları Uygurlardan alan Çinliler de, Konfüçyus zamanında ” ” yerine ” ” kullanmışlar ve bunu “Büyük Terim”, “Büyük Birim” ve “Büyük ” diye adlandırmışlardır. “Büyük Terim” veya ” Büyük Birim” Üç ‘ü kapsarmış, biri üç olmuş, üçü bir olmuş şeklinde izah edilmiştir. ( 14 )
    No. 28 Bir Uygur işaretidir, ama ne anlamı taşıdığı bilinemiyor
    No. 29 X harfi ifade eden Uygur işaretidir.
    No. 30 Sert veya zorluk anlamı taşıyan Uygur işaretidir
    No. 31 Göğün yerin üstünde olduğunu ifade eden Uygur işaretidir.
    No. 32 Dünya çapında hakikatin işareti olarak kullanılan kuş tüyünün Uygur tarzı ifadesidir.
    No. 36 Alttan gelen ateşler anlamındaki Uygur işaretidir. ( Çin dilindeki “ateş” anlamı taşıyan ” - huo ” yazısı, bu Uygur işaretinin ta kendisidir. Kang Yin ‘nin Jia Gu Wen Koleksyonund yeralan 22, 23, 24, 25, 26 notlarıyla mukayese edildiğinde sıradan Çinliler bile şaşırtacak bir hadise ortaya çıkmaktadır. )
    No. 37 Kalabalığı anlatan Uygur işaretidir. Mısırlılar yaprağı ters çevirerek, sapı ucuna getirerek kullanmışlardır.
    No. 42 Ana Diyar Mu ‘nun alfabesiyle aynı şekilde, H harfini ifade eden Uygur işaretidir.
    James Churchward ‘a göre, en eski yazı, üzerindeki astrolojik tarihlere göre 70.000 yıllıktır ve Tibet ‘te Himalaya manastırlarında bulunmaktadır. ( 15 )
    William Niven ‘in Meksika tabletler üzerindeki Uygurca hiyeratik yazıları şöyle sıralamak mümkündür.
    Kuş gözü şeklinin Serbest okunuşu ” Ra” dır. Tanrının tekliğini ve güneşi ifade eden Uygur işaretidir.
    Bu işaret 50, 163, 277, 386, 694, 848, 988, 1006, 1049, 1054, 1055, 1066, 1079, 1086, 1107, 1217, 1219, 1254, 1256, 1267, 1300, 1994, 2009, 2015, 2016 Nolu tabletlerde de dahil edilmiştir. ( 16 )
    2600 tabletten oluşan bu koleksiyona dahil edilen 30 tane kuş çizgisi Uygurlara aittir. Çünkü bu çizgilerde kuşun gözleri, Uygurların tanrının tekliğini ifade edmek için kullandığı güneş işaretiyle çizilmiştir. ( 17 )
    şekli, dört büyük ilksel gücü sayısal olarak ifade eden Uygur rakamıdır. ( 18 )
    Ayrıca, New Grange duvarlarına kazınmış olarak bulunan şekli, “bir yere gitmek” anlamındaki Uygur işaretidir. şekli, ise ” bir yerden gelmek” anlamındadır. ( 19 )
    2379 Nolu tabletteki, kadının erkekten yaratıldığını ifade eden bu evrensel işaret, eski Uygur yazılarında da karşılaşan hiyeretik yazıdır. ( 20 )
    1256 Nolu tabletteki işaret, Naga ve Uygur tarzları karışık kullanılan anahtar taş şeklindeki gizemli yazıdır. Tanrı biri yarattı, bir iki oldu, iki üçü üretti anlamı, ezoterik sayısal yazıyla ifade edilmiştir. ( 20 )
    921 Nolu tablette, Uygurların 9 paylaşımlı genel yüzdeleri anlatılmıştır. ( 21 )
    Uygurlar, dünyanın en eski uygar millelerinden biri olarak kabul edilen Çinlilere uygarlık mirası bırakan halktır. Sadece 5000 yıllık maziye sahip olan Çin uygarlığı, aslında ecdatlarınca onlara aktarılan Uygur uygarlığıdır. Bunu ispat eden yazmalar, Tao tapınaklarında hiç kimseye gösterilmeden özenle korunmaktadır. Çin efsaneleri de Uygurlar’ ın 17.000 yıl önce uygarlıklarının zirvesinde olduklarrını anlatmaktadır. Bu tarih, jeolojik olaylarla da uyum sağlamaktadır. ( 22 )
    Milattan 600 yıl önce yaşayan Çinli düşünür Lao Zu tarafından yazılan Dao De Jing ( Fezilet Desturu ) adlı eserde de ilk insanın ikili ilkeyle yaratıldığı hususundaki ifadeler, yukarda bahsedilen yazıtlarla ve vahiyedilmiş metinlerle aynı şekilde ” Tao ( Yol ) biri yarattı, bir iki oldu, iki üçü üretti, üçten bütün insanlık türedi ” olarak izah edilmiştir. Dao De Jing’ in büyük kısmı, Mu ‘nun ilhama dayalı kutsal metinlerin Uygurca kopyalarından yapılmış alıntılardan ibarettir. ( 23 )
    Uygurlar, uygarlık üstünlüğünden dolayı ilk Çin İmparatorluğunu, damarlarında Uygur kanı taşıyan ve büyük Uygur uygarlığından nasibini alan kişilerce oluşturulmasına azmettiren halktır. Ne yazık ki, eski Çinle ilgili tüm tarihi eserler, büyük Çin Seddini ( yani, o devirdeki Çin hududunu ) inşa ettiren İmparator Ching Shihuang tarafından toplatılıp yakılmıştır. ( 24 )
    İngiliz Araştırmacı James Churchward ‘ın Kayıp Kıta - Mu ve Mu Uygarlığı hakkındaki bilimsel araştırmalarına göre, dünyanın en eski uygarlıklarından biri olarak kabul edilen Çin uygarlığının sadece 5000 yıllık maziye sahip olduğu, bu uygarlığın aslında ecdatlarınca onlara aktarılan Uygur uygarlığı olduğu, dolayısıyla ilk Çin İmparatorluğunun, damarlarında Uygur kanı taşıyan ve büyük Uygur uygarlığından nasibini alan kişiler tarafından oluşturulduğu mevzu bahistir. ( 25 )

    Büyük Uygur İmparatorluğu döneminde (M.Ö. 20.000 yılları, yani Mısır tarihinin başlangıcından çok daha evvel kurulduğu tahmin ediliyor.), Uygurlar, müneccimlik, madencilik, dokumacılık, mimarlık, matematik, tarım, eğitim, tababet gibi ilimlerden haberdar olarak, yüksek uygarlık seviyesine ulaşmıştır. Onlar, ipek, metal ve ağaç üzerinde yapılan süsleme sanatlarının ustasıydılar, altın, gümüş, bronz ve kilden heykeller yapıyorlardı. Dünyadaki en eski iki bronz heykelinin biri olarak bilinen - bütün eryüzünün hükümdarı ve sahibesi olan Mu ‘nun simbolik heyeli, bundan 20.000 sene evvel Mu ‘da veya Uygur başkentinde yapılmıştır. ( 26 )

    [​IMG]

    [​IMG]

    Bu açıdan bakıldığında, Uygur uygarlığından nasibini almış Çin’lilerin akupunkturu keşfetmesinden kuşkulanarak, acaba akupunktur Uygur buluşu mudur ? diye bir soruyu akla getirmek de gayet doğaldır.
    Prof. Dr. G. R. Rahmeti Arat’ın 1930 ve 1932 senelerinde Berlin’de yayınladığı Zurkunde der Uiguren ve F.K.W. Müller’in Ein Beitrag zur ärzlichen Graphik aus Zentralsien (Turfan). (Arch. f. Gesch. d. Med. Bd. 15.) adlı eserinde verilen bilgilere göre, Berlin Müzesi ‘nde saklanmakta olan, her iki tarafı eski Uygur yazısıyla yazılmış, Uygur – Buda kitabına ait 18.5 cm genişliğinde olan No.4 Tomarın Eski Uygurlara ait akupunktur tedavisiyle ilgili kıymetli tıbbi sahife olduğu anlaşılmaktadır. ( 27 )

    Dr. Mehmet Yakup Buğra’nın bu verilerden esinlenerek, Uygur Tababeti tarihi hususunda yaptığı araştırmalarında şu hususlara değinmektedir.
    1960 yılında Çin hükümeti Uygur Milli Tababetini araştırmak gayesi ile aralarında Dr. Mehmet Yakup Buğra’nın da gōrev aldığı bir ekip kurmuştur. Bir Çinli bilim adamı başkanlığındaki ekip dōrt yıl sūren çalışmalar esnasında birçok antik Çin Tıp Tarihleri araştırmış mūzeler gezmiş ve bir kısım kazılar yapılmıştır. Sonunda, Uygur Tababet Kısaca Tarihi adlı bir rapor sunulmuştur. Adı geçen raporda şu noktalar teyid edilmiştir. ( 28 )
    1. “Çin`in eski tıp tarihi Huen¬yenzey adlı kitabın Batı Diyarları Tazkiresi 19. cilt 1201 sayfasında, Batı Diyarı ‘lıların tedavi amacıyla kemik iğneler bile yapmış olduklarıdan bahsedilmiştir.
    2. Cimsar, Guçung, Hoten, Turfan ve Yargul gibi eski şehir harabelerinde, Uygurların tedavide kullandıkları taş havan, taş tabak, sivri uçlu ve kırlı neşter´e benzeyen alet ve kemik iğneler bulunmuştur. Bu kazıntıların Taş devrine ait olduğu tespit edilmiştir.
    3. 1983 yılında Cimsar nahiyesinde yapılan kazılarda taş havan ve yanında bir kaç tane kamik iğne bulunmuştur.
    Mehmet Yakup Buğra, 1983 ‘te doğum yeri olan Hoten ‘i ziyaret ederken, Cimsar nahiyesindeki kazı esnasında ortaya çıkarılan kemik iğneyi bizzat gōrmüş ve bu iğnelerin Uygur hekimleri tarafından Akupunktur tedavisinde kullanıldığı ve ilk çağ taş devrine ait olduğunun tesbit edildiğini anlatmıştır. ( 29 )
    Konu mantık açından değerlendirildiğinde, bundan 3.500 yıl önce metaldan iğne yapabildiğini iddia eden bir milletin, 19.000 yıl önce bronzadan heykel yapabilmiş bir millet kaşısınhda prestij savaşna girerek akupunktura sahip çıkması pek akılcı bi davranış olacağını zannetmiyorum.
    Halbuki, Bolzano Üniversitesi anatomi profesörü Eduart Egarter Vigl, 5300 yıl önce, Austurya-İtalya sınırındaki Alpler ‘de ölen ünlü ” buzadam” Ötzi ‘nin vücudunda yapılan inceleme sonucu, dövmeye benzer 57 adet çizgi ve noktalara rastlamış, bu izlerin Ötzi ‘nin hastalıklarını temsil eden noktalara yakın olduğunu belirterek, Avrupalıların akupunktur tedavisini Çin ‘lilerden en az iki bin yıl önce uyguladığını ortaya koymuşlardır. ( 30 )
    Acaba, bu Avrupalılar kimdir ?
    James Churchward’ın araştırmalarına göre, Orta Asya’nın tümünü, Pasifik Okyanusu ‘ndan Ural dağlarına kadar olan bölgeleri kapsayan Uygur İmparatorluğu, Avrupa ‘nın tüm merkezi noktalarında koloni ve yerleşim bölgeleri bulundurmuştur. ( 31 )
    James Churchward’a göre, Uygurların tarihi, Arı ırıklarının (Arianların) tarihidir ( Herhalde Turan ‘lıların oluşumundan onbinlerce sene önce olabilir ), çünkü gerçek Arı ırıklarının hepsi Uygur ecdatlarından gelmektedir. Uygurlar, ta Tertiyer döneminden başlayarak Avrupa ‘nın iç kısımlarına kadar yerleşmiştir. Uygur İmparatorluğunun, büyük manyetik felaketten yani Tevrat’da bahsedilen “Tufan” fekaketinden ve dağların yükselmesinden dolayı yıkılması, hayatta kalan Uygurları veya onların soyundan gelen insanları Avrupa’ya göç ettirerek, yeniden mekan kurmaya zorlamıştır. Slavlar, Tötonlar, Keltler, İrlandalılar, Brötonlar, ve Baskların hepsi Uygur asıllıdır. Brötonlar, Basklar ve gerçek İrlandalılar, Avrupa ‘ya Tertiyer dönemlerinde gelen Uygurların torunlarıdır, daha doğrusu manyetik felaket ve dağların yükslmesinden sağ kalan Uygurların torunlarıdır. ( 32 )
    Schure Edouard’a göre, Tufan ‘dan sonra, Uygurlar ‘ın bir kolu olan İskitler merkezden kopmuşlar ve Avrupa ‘da giderek yozlaşan bir devlet kurmuşlar. Günümüzden 5000 yıl öncesine kadar varlığını sürdürebilmiş Naacalların İran ve Afganistan ‘a göç eden yandaşları, burada İskitler ‘in diğer boyları ve sarı ırkla karışmış haldeki Turanlılar ile birleşmiş ve büyük güç haline gelerek birlikte Hindistan ‘ı işgal etmişler. ( 33 )
    Uygurların Avrupaya akın etmeleri ve onun getirdiği sonuçlar hususunda Prof. İlhan Arsel şu ibarelere yer vermektedir : Uygurlar, ilk yayılma dönemlerinde ( ki milattan önce 2824 yılların rastladığı kabul edilir ), saldırı ve savaş yolu ile etrafa dehşet saçmakla ün saldılar. Daha sonraları, Batı’ya inen ve onları işgal edenler, batı dillerinde “Uygur” deyiminden kınaye olarak yer alan “Ogre” adıyla anılır oldular. “Ogre” deyimi bu dillerde “dehşet saçan, tiksinti yaratan, korkutucu” anlamına geldiği için, Hezekiel peygamberin ağzından Ahd-ı Atıyk’taki şekliyle ifadesini bulmuştur. ( 34 )
    Prof. Dr. Zeki Velidi Togan ‘a göre, Uygurlar, Asya ve Doğu Avrupa ‘nın bu kadar geniş sahalarında tarihen malum olan ve olmayan devirlerde, ihtimal Hunlarla birlikte veya daha önceleri gelmiş olabilir. ( 35 )
    Prof. Dr. Zeki Velidi Togan ve İlhan Arsel ‘in yukarıda bahsedilen araştırmalarına bakılırsa, Uygurların Doğu Avrupa ‘ya yönelik yayılmaları, Hunların oluşmasından da çok daha eski bir olaydır.
    Hunlar, M.Ö 3. yüzyılının sonunda, Orta Asya ‘nın büyük bir bölümüne 500 yıldan uzun bir süre egemen olarak büyük bir kabile birliği oluşturan ve M. S. 370′ te Avrupayı istila ederek büyük bir imparatorluk kuran göçebe halktır. ( 36 )
    James Churchward da, tarih öncesi büyük Uygur göçlerinden bahsederken Hunları hiçbir şekilde dile getirmemiştir.
    Eğer, Oğuz Han destanında beyan edilen savaş seferleri bu açıdan değerlendirilirse, bazı bilginler tarafından Hun İmparatoru Batur Tanrıkut’un ( Mete Han ) ‘ın sembolu olarak kabul edilen Oğuz Han’ın Uygur kaviminden olması ( zaten, Oğuzname destanında da Oğuz Han kendini Uygur Hakanı olarak ilan etmiştir), Uygurların Hun evladı değil tam tersine Hunların Uygur evladı olması muhtemeldir. 5. yüzyıldan sonraki tarihsel kayıtlarda Hunların adının geçmemesi her halde onların Uygurlar tarafından özdeşleştirildiğinden olabilir. Dokuz Oğuz’lara tabii olan Hun kabileleri acaba o Hunlardan mı ? Bu ayrı tatkik konusudur.

    KAYNAKLAR:
    (1)(2)(4)(6)(7) Acupuncture and Moxibustion Originated in China, Chinese Acupuncture & Moxibustion, P. 1-2, Volume 4 June 1984
    (3)(5) Zhong Guo Zhen Jiu Da Ci Dian, 709. Bei Jing Ti Yu Xue Yuan Chu Ban She, Bei Jing 1991
    (8)(11)(12)(15)(20)(21)(22)(23)(24)(25)(26)(31)(32) James Churchward : The Children of Mu 225,193,159, 133, 55, 58, 70, 61, 224, 227 P. Brotherhood of Life Albuquerque New Mexico USA 1998
    (9)(12)(17) James Churchward : The Lost Continent of Mu 174, 177, 107 P. Addidum 66 p. Brotherhood of Life Albuquerque New Mexico USA 1987
    (10)(12)(13)(16)(18)(19) James Churchward : The Sacred Symbols of Mu 107, 109, 110, 161, 124, 125, 69, 147, 157 P. Brotherhood of Life Aluquerque New Maxico USA 2001
    (27) Dr. A. Süheyl Ünver Uygurlarda Tababet 65, 66 s. İstanbul Üniversitesi Tıp Tarihi Enstitüsü Sayı : 3 Yeni Laboratuvar Yayımları 1936
    (28)(29) Dr. Mehmet Yakup Buğra : Akupunktur Doğu Türkistan’ın Sesi mecmuesi 1986 3. cilt 11-12 sayı 50 - 51 s..
    (30) Avrupalı Akupunkturu çinliden önce bulmuş : Hürriyet Gazetesi 28 s. 18 Aralık 2000
    (33) Cihangir Gener : İzoterik Batıni Doktrinler Tarihi 28 s. Gece Yayınları Ankara 1995
    (34) Arap Milliyetçiliği ve Türkler 45 s. İnkılap Kitapevi İstanbul 1987
    (34) Ord. Prof. Dr. A. Zeki Velidi Togan : Umumi Türk Tarihine Giriş 148, 149 s. İstanbul
    (35) Ana Britannica : 11.cilt 279 s


    İnternet Kaynak: uygur-akupunktur.com.tr
     

Sayfayı Paylaş