1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Ala Geyik

Konusu 'Çocuk Masalları' forumundadır ve KıRMıZı tarafından 28 Nisan 2008 başlatılmıştır.

  1. KıRMıZı
    Aşık

    KıRMıZı TeK BaşıNa CUMHURİYET V.I.P

    Katılım:
    22 Şubat 2008
    Mesajlar:
    27.294
    Beğenileri:
    4.917
    Ödül Puanları:
    11.580
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Karmaşıkkk
    Yer:
    TÜRKİYE
    Banka:
    475 ÇTL
    ALA GEYİK

    Ala Geyik o günlerde çok oburlaşmıştı. Durmadan yiyecek arıyordu. Gözünün gördüğü her yeşilliğe uzanmak istiyordu. Son bir senede boynuzları dallı budaklı bir ağaç gibi büyümüştü. Koskoca bir geyik olmuştu. Ama bu oburluk büyümesiyle ilgili değildi. Bir tuhaflık vardı onda.

    Kendindeki bu değişikliğe bir türlü mânâ veremiyordu. Niçin böyle olmuştu? Yoksa iştahı mı açılmıştı son günlerde? Ama bunun iştahla bir ilgisi yoktu.

    Bunun sebebini en yaşlı geyiğe sormalıydı. Zor durumlarda kalınca böyle yapardı zaten. Kafasına bir soru takılınca ona sorardı. O da cevap verirdi. Ama en yaşlı geyiğin bulunduğu yer biraz uzaktaydı. Karşı dağlarda bir yerde...

    İnce oyluklu ayaklarıyla taze çimenler üzerinden yürüye yürüye yaşlı geyiğin bulunduğu yere ulaştı. Bir taraftan yürüyor bir taraftan da taze otlardan yiyordu.

    O gün hava güzeldi. Gün ışığı çimenleri bir zümrüt gibi parlatıyordu. Deniz üzerindeki yakamozlar gibi çimenlerin üzerinde ışıklar oynaşıyordu. Çiğ taneleri birer inci gibi ışıyordu.

    Ala Geyik çevresindeki bu güzellikleri seyretti. Gözleri uzun süre yaşlı geyiği aradı. Sonra onu bir ağacın yanında gördü. Sevinçle yanına koştu. Koşarken boynuzları iki yana salınıyordu.

    O:

    "Bu ağırlığı niçin taşıyoruz?" diye bir gün yaşlı geyiğe sormuştu. Böyle ağaç gibi dallı budaklı bir nesneyi niçin başlarında ömür boyu taşıyorlardı? Yaşlı geyiğe gülerek bu soruya:

    "O bizim tek silahımız! Onunla korunuruz!" diye cevap vermişti.

    Bu cevap gayet doğru ve yerindeydi.

    İşte şimdi bir başka soru ile gidiyordu onun yanına.

    Yaşlı geyik onu görünce gülümsedi ve:

    "Seni hangi rüzgâr attı buraya? Hiç gelmezdin." O, utanarak yaşlı geyiğe baktı ve:

    "Bir sorum var da!" dedi. Yaşlı geyik:

    "Zaten sorun olmasa hiç uğrayacağın yok!" dedi gülerek. "Ama yine de bu kadarlık ziyarete bile şükür!" dedi.

    Ala Geyik:

    "Ben, seni seviyorum. Benim kusurumu bağışla. Seni her zaman ziyaret etmek içimden geçiyor, ama zaman bulamıyorum. Bildiğin gibi yemek içmek...

    "Doğru." dedi yaşlı geyik. "Doğru, biz geyiklerin zaten tek derdi yemek içmek. Sonra da bir avcıya avlanmak. Ya bir arslanın dişleri arasında can veririz, ya da bir insanın oku veya kurşunuyla!" dedi.

    Ala Geyik:

    "Doğru söylüyorsun. Gerçekten de öyle!" dedi masum bir şekilde.

    Yaşlı geyik en son:

    "Peki sor bakalım sorunu." dedi.

    Ala Geyik:

    "Ben bu sıralar çok oburlaştım. Durmadan canım yemek içmek istiyor. Sanki çimenleri, otları yiyip tüketmek ister gibi bir iştahım var. Bu oburluğun sebebini anlayamıyorum. Bana ne oldu? Niçin çok yiyorum?"

    Yaşlı geyik güldü onun sözlerine.

    "Ben de oburlaştım bugünlerde." dedi.

    Ala Geyik:

    "Ama ben bunun sebebini bir türlü anlayamıyorum. Yoksa başıma bir felaket mi gelecek diye çok korkuyorum. Ya yiye yiye çatlayıp gidersem..."

    Yaşlı geyiksi:

    "Korkma yavrum!" dedi. "Belli ki sen bu yeme işini fazla büyütüyorsun kafanda."

    "Ama dur durak demeden yiyorum. Bunun önünü alamıyorum. Lütfen bu konuda beni aydınlat. Yoksa bu bir hastalığın başlangıcı mı?"

    Yaşlı geyik:

    "Hayır." dedi. "Bu bir hastalık değil, normal bir durum; hem de pek normal!"

    Şimdi biz geyiklerde bazı mevsimler değişiklik olur. Eğer sonbaharda fazla yiyip içersen bu gelecek bir don olayının habercisidir. Demek ki önümüzde en yakın on, onbeş gün içinde bir soğuk hem de şiddetli bir soğuk baş gösterecektir. Bu yemeye düşkünlük ona bir işarettir."

    Ala Geyik:

    "Ya öyle mi?" diyebildi ancak.

    Elbette, dedi yaşlı geyik. "Başka bu durumu açıklayacak hiçbir sebep yok!" Bu durum da bizim için hayırlı bir değişikliktir. Çünkü don olayı baş gösterdiği zaman her taraf buzla kaplandığı için ot bulmak, çimen bulmak mümkün olmaz. Bu sebepten biz bugünler için besin depolarız. Böylece açlıktan ölmekten kurtulmuş oluruz. Şimdi sırrı anladın mı?" dedi.

    Ala Geyik:

    "Anladım, anladım." dedi. "Ama sadece bizde mi olur bu değişiklik? Başka hayvanlarda veya canlılarda da böyle değişiklikler oluyor mu? Kış mevsimini daha önceden hissediyorlar mı?"

    "Elbette."dedi yaşlı geyik.

    "Meselâ, Kuzey ülkelerinde yaşayan gelinciklerin yazın kahverengi olan tüyleri beyaza dönüşürse bu kısa zaman içinde sert bir havanın geleceğinin habercisidir. Ama bu tüyler nisanda hâlâ beyazlığından kurtulamamışsa bilin ki mayıs ayı içinde bir şiddetli don olayı olacaktır."

    Ala Geyik bunları dinlerken hayretten ağzı bir karış açıktı.

    Yaşlı geyik devam etti:

    "Eğer kurbağalar yumurtalarını suyun çok derinlerine bırakıyorlarsa o yaz mevsimi çok sıcak olacak demektir."

    "Daha başka örnek istiyor musun?"

    "Anlat anlat." dedi, Ala Geyik. "Bunlar ne güzel bilgiler böyle." dedi.

    Yaşlı geyik devam etti:

    "Eğer örümcekler sonbaharda saldırgan olurlar ve çevrelerine zarar verirlerse dondurucu bir soğuk kapıda demektir.

    Mesela atlar, havalar soğuyacağı vakit huysuzlaşırlar. Bir iki örnek de bitkilerden verelim. Eğer meşe palamudunun yapraklarında ağaç uru denilen yuvarlaklar çoksa kış ayları yumuşak geçecektir demektir.

    Eğer eylül ayında ağaçlar yapraklarını dökerse şiddetli bir kış gelecektir. Yaban kazlarının sesi uzaktan geliyorsa hava kötü, yakından geliyorsa havalar güzel olacak demektir.

    Arılar, havada fırtına olacaksa kovanlarından ayrılmazlar.

    Havalar bozacağı zaman koçlar birbiriyle vuruşurlar, eşekler biraraya toplanırlar, dağ fareleri yuvalarının girişine ot yığarlar..."

    Ala Geyik'in gözleri iri iri açıldı. Hayretle yaşlı geyiği dinliyordu.

    Yaşlı geyik:

    "İstersen son olarak birkaç örnek verip bu konuyu kapatalım."

    "Tamam!" dedi Ala Geyik ve son örnekleri can kulağıyla dinlemeye başladı:

    "Kurbağalar telaşlı sesler çıkarıyorsa bir fırtına kopacak demektir. Bunun yanında antiloplar doğurdukları yavruları öldürüyorsa o sene yağmur yağmayacaktır.

    Keklikler çiftleşmiyorsa, ceylanlar düşük doğum yapıyorsa, bu havaların epey kurak geçeceğini gösterir."

    Ala Geyik bütün dikkatiyle yaşlı geyiği dinliyordu.

    Yaşlı geyik:

    "Yeter mi bu kadar?" dedi. İşte sendeki bu oburluk da böyle bir mevsim değişikliğinin habercisidir. Korkuya sebep yok!" dedi.

    Ala Geyik oradan ayrılırken çok mutluydu. Ala Geyik iyi günler dileyip yaşlı geyiğin yanından ayrılırken, hâlâ içinde onu yemeğe iten bir duygunun etkisi altındaydı.
     

Sayfayı Paylaş