1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Alfabe Değişikliği

Konusu 'Türkçe & Dilbilgisi & İmla Kuralları' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 8 Aralık 2011 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    Alfabe Değişikliği

    Tanzimat döneminde Osmanlıca'ya karşı doğan tepki kullanılan alfabe sistemini de tepkiyi beraberinde getirmiştir. Türklerin Arap alfabesini kullanması Anadolu Türkçesinde 13. yy'a Doğu Türkçesinde 11.yy'a gider. Arap alfabesi ve İslamiyet'in de tesiriyle Arapça-Farsça kelimelerin Türk Dili'ni istila ettiği duruma tepki gösteren aydınlar alfabe sisteminin de ıslah edilmesi gerektiği düşüncesini Tanzimat'tan Cumhuriyet'e kadar sürekli tartışılagelmişlerdir. Tüm bu tartışmalarla beraber Tanzimat döneminden Cumhuriyet dönemine gelinceye değin Alfabede kısmi bir düzenleme yapılmış, dönemin ıslahatçıları tarafından Arap alfabesinin ıslah edilmesi savunulmuştur. Ne var ki 519 harf şeklinden ancak 110 şekle indirilmiştir (Aktaş, 2004, 343).

    Alfabe konusu, Cumhuriyet döneminde ilk defa İzmir İktisat Kongresi'nde gündeme gelmiş, maarifi ilgilendirdiği için reddedilmiştir. Daha sonra 1924 yılında Şükrü Saraçoğlu tarafından TBMM'de gündeme getirilmiş, ancak sonuçsuz kalmıştır. Bu sıra kültür alanındaki gelişmeler de peş peşe devam etmektedir. 3 Mart 1924 tarihinde kabul edilen “Tevhid-i Tedrisat Kanunu” ile öğretimde birliğin sağlanabilmesi için “dil birliği”nin kurulması, bunun için de Latin harflerinin kabulü gerekliliği düşünülmeye başlanmıştır. Uygulanan kültür programı doğrultusunda yavaş yavaş Latin harflerine doğru gidiş başlamıştır. 26 Aralık 1925 tarihinde uluslar arası takvim ve saatin kullanılması kabul edilmiş, Hicri Takvim yerine miladi Takvim alınmıştır. Daha sonra 1926 yılında çıkarılan bir kanunla ticaret alanında Türkçe kullanılması öngörülmüştür. Ticaret alanında aksamaların önüne geçmek gerekçesiyle Cuma günleri olan tatil Pazar gününe alınmıştır. 1927 yılında çıkarılan bir kanunla da sokak adları Türkçeleştirilmiştir. Arkasından 20 Mayıs 1928 tarihinde Arap rakamları bırakılarak Latin rakamları kabul edilmiştir ( Aktaş, 2004, 344).

    Türkiye Büyük Millet Meclisi 20 Mayıs 1928 tarihli toplantısında “ Beynelminel rakamlar”ın kullanılması hakkındaki 1288 sayılı bu kanunu kabul etti ve 1 Haziran 1928'den başlanarak Türkiye'de milletlerarası rakamlar resmen uygulanma alanına girdi. Milletlerarası rakamların Meclis'te kabulü sırasında bir çok hatipler “Harflerin değiştirilmesi” eğilimini gösterir konuşmalar yaptılar. İşte bunun üzerine bütün gazete ve dergilerde Latin harflerinin kabulü meselesi tartışılmaya başlandı. Bu alanda yazılanların çoğu Latin harflerinin kabulünden yana idi. Ama bu arada Arap harflerinin ıslahıyla eskisi gibi kullanılmasını savunanlar da oldu ( Ülkütaşır, 1973, 60).

    Devletin hazırlık ve girişimleri sürüp dururken, bazı kişiler de, Latin harflerini Türkçe'ye uyguluyorlardı. Bunlardan Paris'te oturan Dr. Rıza Nur, 1928 yılında Oğuzname'yi İskenderiye'de Latin harfleriyle bastırmıştı. Ortaya çıkan bu yeni durum üzerine, Maarif Vekaleti'nde yazar ve eğitimci uzmanlardan kurulan özel, geçici bir komisyonun çalışmaları da Latin esasından alınmak ve Tükçe'nin yapısına uygulanmak suretiyle güzel ve kolay bir “Yeni Türk Alfabesi” meydana getirileceğini kesinlikle göstermişti( Ülkütaşır, 1973, 60).

    Yönünü çağdaş uygarlığa çeviren genç Cumhuriyetin amaçladığı devrimlerin yaşama biçimi olması için ilk engellerden biri yazıdır, kaldı ki Cumhuriyet öncesi yazı ile dil, Osmanlı aydınlarınca da yoğun tartışılara yol açmıştır. Atatürk'ün yazının değiştirilmesine ilişkin düşüncesi, yeni değildir, bu düşünceyi çevresiyle tartışarak geliştirmiş, o güne değin yapılan çalışmalar da göz önüne alınarak bir kurul oluşturulmuş, bu kurula "Alfabe Komisyonu" denmiş, bu adın yanına bir de "Dil Encümeni" eklenmiştir

    Bu geçiş döneminden sonra, artık harf inkılâbına el atma zamanı da gelmiş olduğundan, Atatürk'ün direktifi ve Bakanlar Kurulunun kararı ile daha önce kurulmuş olan Dil Encümeni 26 Haziran 1928 tarihinde resmen çalışmaya başlamıştır. Falih Rıfkı (Atay), Yakup Kadri (Karaos-manoğlu), Ruşen Eşref (Ünaydın), Ahmet Cevat (Emre), Ragıp Hulûsi (Özdem), Fazıl Ahmet (Aykaç), Mehmet Emin (Erişirgil) ve İhsan (Sungu)'dan oluşan bu encümen, Lâtin alfabesi temelinde, ancak, her yönü ile Türkçenin ses yapısına uygun millî bir Türk alfabesi hazırlama görevini yüklenmiş bulunuyordu.

    Encümen çok dikkatli ve titiz çalışmalar yaparak, bir tasarı hazırlamıştır. Encümen tarafından hazırlanan bu tasarıda ne Arap alfabesindeki harfler yer almış ne de Avrupa milletlerinin yazılarında görülen ch, sch, tsch gibi ikili, üçlü ve dörtlü harflere yer verilmiştir. ç, c, s, j, ğ gibi harfler de başka dillerin alfabesinden alındığı hâlde, ses değerleri bakımından kendi dilimize göre ayarlanmıştır. Çalışmalar sırasında komisyon güçlükle karşılaştıkça, Atatürk devreye girmiş ve bu güçlükleri keskin görüşü ile aydınlığa kavuşturmuştur.
     

Sayfayı Paylaş