1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Ali Avni Çelebi

Konusu 'Sanatçılar, Müzisyenler' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 27 Temmuz 2011 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    Türk ressamı (İstanbul, 1904). Konya'dan Rumeli'ye, oradan da İstanbul'a göçen bir ailenin çocuğu olan Ali Avni Çelebi, 1916'da Vefa Lisesi'ne girdikten iki yıl sonra Sanayi-i Nefise Mektebi'ne (Güzel Sa*natlar Akademisi) yazılarak, hazır*lık sınıfında Hikmet Onat'in öğren*cisi oldu. İbrahim Çallı'nın atölyesi*ne geçerek Zeki Kocamemi'yle yakın arkadaşlık kurdu. 1922'de Münih'e giderek Kocamemi'yle birlikte Heinemann'ın atölyesine yazıldı ve bir süre Hofmann'ın resim kurslarını izledi. Münih Güzel Sanatlar Akademisi'nin sınavını kazanarak, Profe*sör Gröber'in yanında bir yıl eğitim gördü. Bir süre Berlin Akademisi'nde çalıştıktan sonra Münih e Hof*mann'ın yanına döndü (orada gör*düğü eğitim, sanatını yönlendiren ve "inşacı" ilkelere bağlı kalmasını sağlayan önemli bir etken oldu). 1927'de İstanbul'a dönen Ali Avni Çelebi, Konya Kız öğretmen Okulu'nda kısa bir süre resim öğret*menliği yaptı.Askerliğini İstanbul'da Harp Akademisi'nde desinatör ola*rak tamamlayıp, Türkiye'de akademik-izlenimci kuşağa karşı, yenilik*çi akımları özendirmek amacıyla, 1928'de Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği'nin kuruluşuna ka*tıldı (Birlik, üye ressamların yapıtla*rıyla ilk sergisini 15 Temmuz 1929' da Ankara Etnografya Müzesi'nde, ikinci sergisini, aynı yıl İstanbul Türk ocağı salonunda düzenledi). O yıllarda Maskeli Balo, Kırda Dinle*nen Kadın, Pedikürcü, Berber gibi yapıtlarını hazırlayan Avni Çele*bi, 1930'da yeniden Münih'e gitti. Yurda dönüşünde (1932), Akademi' de akşam kurslarını Refik Epikman' in yerine yürütmekle görevlendiril*di. Aynı yıl İstanbul Saray sinema*sı girişinde ilk kişisel sergisini açtı. Bazı sürtüşmeler nedeniyle Akade*mi'deki görevinden ayrılıp, kısa bir süre İstanbul Üniversitesi Arkeoloji Bölümü kadrosunda desinatörlük yaptı. 1936'da Leopold Levy'nin Akademi'de resim bölümü şefliğine getirilmesinden sonra, Akademi'de öğretim üyeliğine dönerek, Levy'nin asistanı oldu. Yurt gezileri progra*mına katılarak Malatya ve Bilecik'e gitti. 1944'te Müstakiller üyesi sıfa*tıyla katıldığı 6. Devlet Sergisi'nde birincilik ödülü aldı. 1956.'da Aka*demi'de adını taşıyan atölyenin ba*şına getirildi.

    1962'de bir aylık inceleme gezisi için Münih'e giden, 1966'da Tahran İkiyıldabir Sergisi'nde birincilik ka*zanan, 1967'de Akademi'deki göre*vinden emekliye ayrılan A. Avni Çe*lebi, 1975'te, uzun bir aradan sonra ikinci kişisel sergisini İstanbul'da (Cumalı) açtı ve 1977 yılından başla*yarak çeşitli sergiler düzenlemeyi sürdürdü.

    SANATI

    Ali Avni Çelebi'nin sanatta aradığı değerler, Müstakiller grubunun re*sim sanatımıza getirdiği biçim, kuruluş, inşa, hacim, atmosfer ve planla ilgili değerlerdir. İbrahim Çallı ve arkadaşlarının yarı akade*mik, yarı izlenimci anlayışı, A. Avni Çelebi'nin önemli bir payı bulu*nan bu çıkışla yerini daha etkili eğilimlere bırakmıştır. Geniş ve rahat fırça vuruşlarına, kitle ve hacim et*kilerine, yeşil nüanslarının ağır bastığı temiz bir renk anlayışına da*yanan A. Avni Çelebi'nin tabloları, bir yandan kübist ve inşacı (konstrüktif) eğilimleri, bir yandan da bu eğilimlerle uyuşan anlatımcı öğele*ri akla getirir. Taşıdığı etkilere kar*şın, bu iki yönelişin özgün sayılabile*cek bireşimlerini ortaya koymayı başaran sanatçının dikkati, uzakta*ki değil, en yakındaki nesne ve olu*şumlara yöneliktir. Gözlemi ön planda tutar; desene ve biçimsel et*kilere önemli bir yer vermekle birlikte, rengi ikinci plana atmaz. Tablo*larında renk, nesneleri dıştan saran bir örtü değil, nesnelerin yapısına doğal biçimde karışan vazgeçilmez bir öğedir. Doğanın yansıtılmasın*dan çok, yorumundan yana olan bu gerçekçi anlayış, kendisinden sonra gelen sanatçı kuşaklarına yeni anla*tım olanaklarının kapısını açmıştır
     

Sayfayı Paylaş