1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Alman Edebiyatı

Konusu 'Edebiyat / Kitap' forumundadır ve KıRMıZı tarafından 26 Aralık 2009 başlatılmıştır.

  1. KıRMıZı
    Aşık

    KıRMıZı TeK BaşıNa CUMHURİYET V.I.P

    Katılım:
    22 Şubat 2008
    Mesajlar:
    27.182
    Beğenileri:
    4.777
    Ödül Puanları:
    11.580
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Karmaşıkkk
    Yer:
    TÜRKİYE
    Banka:
    374 ÇTL
    Alman Edebiyatı


    Orta Avrupa`da yaşayan Almanca konuşan toplulukların edebi yaratısıdır. Almanya, Avusturya, İsviçre ve bunlarin yanındaki Alsas (Fransa), Bohemya (Çek Cumhuriyeti) ve Silezya (Polonya) gibi bölgelerdeki çalışmaları kapsar.

    Alman Edebiyatının Yapısı ve Özellikleri

    Diğer Avrupa edebiyatlarıyla karşılastirildiginda Alman Edebiyati digerlerine oranla daha fazla yerel farklilik gösterir. Bunun sebeplerinden biri, 1800`lerde Berlin`in ortaya cikmasina kadar, Almanca konusan topluluklarin Fransa`nin Paris`i ya da İngiltere`nin Londra`si gibi bir baskentinin olmamasidir. Dahasi, Almanya uzun süre ayriliklar ve bölünmeler yasamistir. Bu tip bölünmeler, 1600`lerdeki din savaslari boyunca ve 1900`lerin ortasinda baslayan Soğuk Savaş döneminde siklikla yasanmisti. Almanya, Reform denen dini hareketin merkezi olmasi nedeniyle 1500`lerde Protestanlık`in ortaya ciktigi yerdir. Reform, kisinin icsel ruhani özgürlügünü vurguluyordu. Alman edebiyatini sekillendiren icsellik ve felsefi yansima da bu tip bir ruha sahiptir.

    Erken Alman Edebiyatı

    MS.1000 yillarinda Germen kabileleri şimdiki Almanya`ya kuzey Avrupa üzerinden göc etmislerdi. Bu kabileler, nesilden nesile, besteledikleri baladlari ve hikayeleri anlatirlardi. Göcler yaklasik MÖ.800 civarinda sona erdi. O zamanlarda manastirlarRahipler, İncil ve Hristiyan efsaneleri üzerine kurduklari siir ve hikayeleri yayiyorlardi. Anonim bir destan olan The Savior (yaklasik 820-840), İsa`yi bir Sakson lideri olarak resmeder. Rahip Otfrid von Weissenburg, adiyla bilinen ilk Alman yazardir ve siir kafiyeleriyle The Book of Gospels (863-871 arasinda bitirilmistir) kitabini yazmistir. egitim ve edebiyatin merkezi halindeydiler.
    Rahipler ayni zamanda eski kahramanlik destanlarini kaydetmeye ve zamanlarinin feudal lordlarini yücelten yenilerini yazmaya baslamislardi. Almanca yazilmis bu kahramanlik hikayelerinden günümüze ulasan Lay of the Hildebrand, bir baba ile oglu arasindaki savasi anlatir. MS 9.yüzyilda, Germen destani “Güclü Elli Walther”, sonradan bir Latin efsanesi olan Waltharius`a dönüsmüstür. St. Gallen`de bir rahip olan Notker Labeo, Romali filozof Boethiues ve Eski Yunan filozofu Aristo`nun yapitlarindan bazilarini Almanca`ya cevirmistir.

    - Birinci Altin Cag (1150-1250)

    Alman Destanları

    Alman destanlari birinci altin cagdaki ana edebi ürünlerdir. Bunlarin en ünlüsü 12000 dizelik intikam, ihanet ve sadakati anlatan büyük olasilikla Passau, Avusturya`da yazilan Nibelunglarin Sarkilari (Nibelungenlied)`dir.

    Romans

    Kahramanlar ve asil gercekleri anlatan Romans (Romance), bu dönemdeki baska bir ana edebi yazin bicimidir. Antik edebiyatin basyapitlari olarak sayilan önemli romanslar Wolfram von Eschenbach`in Parzival`i (1200-1210), Gottfried von Strassburg`un Tristan ve Izolde`sidir (13.yy baslari). Parzival, uzun sure sövalye olmak icin ugrasan ama bunun icin uzun yargilamalardan gecen ve sonunda Kutsal Topraklarin krali olan birisidir. Tristan ve Izolde`de Gottlieb, asklari olumleriyle bitten iki gencin askini anlatir.

    Minnesingerler

    Minnesingerler MS.12. yüzyilda ünlenen sairlerdir. Bunlarin cogu, ask ve kavalyeligi anlatan Fransiz troubadorlarin sarklilarinin lirik sairlerini taklit etmislerdir. En ünlü troubador Walther von der Vogelweide`dir. Sair, traubadorlarin samimiyetsiz ve soguk siirlerini sicak ve orijinal ask yorumlamalarina cevirmistir. Walther`in ayni zamanda o dönemde Papalikla uzun süren güc savasina giren Orta Avrupa`daki Germen asilli Kutsal Roma Imparatoru`nu oven ve savunan eserleri de vardir.

    - Altin Caglar Arasi (1250-1750)

    Popüler Edebiyat Dönemi

    1250`den 1600`e kadarki bu dönem Alman sehirlerine artan ticari büyüme ve zenginlik getirmisti ve yeni bir ekonomik-sosyal sinif olan Orta-sinif ortaya cikmisti. Orta-sinif kültürel liderligi ele gecirmisti. Bu askin aristokrat tanimi orta sinif gercekligi, taslamasi ve ciddiyetine yol acmistir. Bahcivan Wernherin Meier Helmbrecht'i (yaklasik 1250-1280) gibi destanlar, sövalyeligin düsüsünü anlatmaktaydilar. Pratik dersleri ögretmek icin fabllar önem kazandi ki bunlari satirik destan Tilki Reynard (1487), Sebastian Brant'in ahlaki ve satirik siiri Aptallar Gemisi (1494), ve komik hikayeleriyle Till Eulenspiegel`de görürüz (1500). Nüremberg`li ayakkabi ustasi Hans Sachs, antik sarkicilari taklit ederek yüzlerce oyun ve sarki yazmistir. Redentin Easter Play (1464) ve Oberammergau Passion Play (1634) gibi dini oyunlar, dinsel duygulari saf mizahla birlestirmistir.
    Rönesans, Almanya`ya, insanlarin d¸nyevi yeri ve dogasini anlama vurgusunu getirdi. Bu entellektüel alim humanizm olarak bilinir. Alman Rönesansi`nin hümanizmi Avrupa tarihindeki en önemli degisim hareketlerinden birine, Reform`a yol acmistir.

    Alman Hümanizmi

    1350 yilinda üniversitelerin kurulmasiyla Bohemya`da baslamisti. Bu dönemim en bilinen Alman eseri, Johannes von Tepl (Johannes von Salz olarak da bilinir) tarafindan yazilan ve ölümle vasat bir ciftci arasindaki diyalogu anlatan Bohemyali Ciftci`dir (1400). Hümanizm, doruk noktasina 1480`den 1530`a kadar gecen sure icindedir. Insanlik icin yeni idealler arayisi icinde hümanistler Eski Yunan`in tarih ve felsefesini kesfe ciktilar. Eserlerinin cogunu Almanca`dan cok Latince yazdilar. En ünlü Alman hümanistleri, İbranice`nin önde gelen ustalarindan Johannes Reuchlin ve Reform`u baslatmada Martin Luther`in bas yardimcisi Philipp Melanchton`dur.

    Reform

    1517`de baslayan Reform hareketi, Alman kültür ve yasaminda hala etkisini gösteren bir etki birakmistir. Reformca etkilenen edebiyatin cogu dinsel yazinlar ve bildirgelerdi. Reform lideri Martin Luther, İncil`i Saksonya Almancasi`na cevirmisti. Luther`in 1534`de bitirdigi Incil cevirisi, Alman edebiyatinin en etkileyici olaylarindan biridir. Incil`in Kral James versiyonu Ingiliz yazarlari ne kadar etkilemisse, Luther`in Almanca versiyonu da Alman yazarlari o derece etkilemisti. Bu cevirisinin yanisira Luther daha bircok dini ve politik metinler yazmiti.

    Barok Edebiyatı

    Barok edebiyati genellikle fazla sisirilmis ve abartilarla doludur. Barok siiri ise inanc ve caresizlik, maddecilik ve maneviyat, siddet ve erdem gidip gelmistir. Andreas Griphius, Alman barok caginin en büyük lirik sairi olarak tanimlanir. Ilahi yazarlari ise en ünlü Alman ilahilerini bu dönemde yazmistir.
    Grimmelshausenli Hans Jakob Christoffel`in Simplicissimus (1668)`u cok canli ve gercekci bir romandir. Alman nüfusunun ücte birinin yasamini yitirdigi Otuz Yıl Savaşları`ndaki (1618-1648) aciyi resmeder. Romanin kahramani Simplicius Simplicissimus, en basta aptaldir ancak aci deneyimlerle zamanla erdem kazanir ve en sonunda dini bir kesis olarak yasamak icin dünyadan elini ceker.

    - İkinci Altın Çağ (1750-1830)

    1700`lerin sonuyla 1800l`erin basi, Germen dünyasinda “Alimler Çağı” olarak bilinir. Wolfgang Amadeus Mozart ve Ludwig van Beethoven gibi besteciler ve Immanuel Kant ve G. W. F. Hegel gibi filozoflarin calismalariyla felsefe ve müzikte ilerleme kaydedilmistir. Diger Avrupa yazarlarinin otesinde, Alman yazarlar sanati egitime giden bir yol olarak gorduler. Buyuk Alman dramatisti Friedrich Schiller, görüslerini sanatin kisiyi ve toplumu degistirme gücüyle ifade eden Mektup Serilerinde Insanin Estetik Egitimi Üzerine (1795)`de belirtmistir. Ayni ruhla Immanuel Kant da modern estetigin kurulus yazini olarak kabul gören Yargilamanin Kritigi (1790)`nde bu sekilde davranmistir.

    Neden Cağı (Aydınlanma)

    Neden Cagi, ya da Aydinlanma, gercegi anlamanin en iyi yolunun nedenleri kullanma ve sorgulama olduguna vurgu yapan tarihsel dönemdir. Bu cag Almanya`da, Fransa ve İngiltere`de oldugundan daha kisa sürdü (1700`lerin ortasi). Aydinlanmis reformlarin ruhu Alman edebiyatinin milli gururu yukselttigi gibi onu Fransiz etkisinden de cikarmistir.
    Almanyan`in ilk önemli edebiyat elestirmeni Gotthold Efraim Lessing, 1700`lerin sonunda baslayan Alman milli edebiyatinin hizli gelisiminin temellerini atmistir. Lessing ilk once antik Yunan ve Roma klasiklerini taklit eden Fransiz Neoklasizm fikirlerini reddederek ise baslamisti. Bunun yerine kendi oyunlarini Ingiliz oyun yazari William Shakespeare`in dramlari üzerine modelledi. Lessing`in en bilinen oyunu – Bilge Nathan (1779) – dinsel toleransi tartismaya acmisti.

    Alman Preromantizmi


    Alman Preromantizmi ya da daha iyi bilinen tanimiyla Firtina ve Baski hareketi, 1770`de basladi ve otoriteye karsi güclü arzu, orijinallik ve baskaldiriya vurgu yapti. Isa`nin yasamini anlatan, Friedrich Klopstock`un Mesih (1748-1773) adli dini destani bir basyapittir.
    Firtina ve Baski, orta sinif sosyal degerlerine, gelenegine ve politika, siyaset ve teolojideki otoritesine karsi isyankar, genelde kaotik bir hareketti. Genc Schiller ve Johann Wolfgang von Goethe bu akimin iki onemli dramatistiydi. Schiller`in ilk romani Soyguncu (1781) iki kardesin hikayesini anlatir. Kardeslerden biri babasini öldürmeyi hedefler, digeri ise bir soyguncu cetesi kurar ve ormanlari gezer. Schiller`in diger genclik romanlari baskici sosyal kurallari, tiranligi ve politik yozulasmayi anlatir. Bir fahiseyi seven asilin hikayesini anlatan Merak ve Ask (1784), bir Ispanyol prensinin babasi Krala karsi duydugu nefreti anlatan Don Carlos (1787) bu eserlerdendir. Goethe`nin melankolik ilk romani Genc Werther´in Acilari (1774–1787`de tekrar gozden gecirildi) Avrupa`da firtinalar estirdi. Romanin cogunlugu, Werther adindaki genc bir adamin evil bir kadina yazdigi umutsuz ask mektuplarindan olusmaktaydi.
    Bu akimin felsefi ilham kaynagi, Goethe`nin de hocasi buyuk filozof ve tarihci Johann Gottfried Herder idi. Herder, alman yazarlarini, eski Yunan trajedilerini taklit eden Fransiz Neoklasistlerin`in etkisinden cikarmaya calismisti. Shakespeare`nin doganin kanunlarini anlayan bir alim oldugunu dusunuyordu. Herder tüm dünyadan siirler toplayip onlari Almanca`ya cevirip, herbirinin kendi essiz gücünü kanitlamasina yardimci olmustur.

    Alman Klasizmi

    Alman Klasizmi Goethe, Schiller ve Almanya`nin en büyük lirik sairi Friedrich Hölderlin tarafindan idare ediliyordu. Klasizm yaklasik 30 sene boyunca gelisti, ta ki 1787`de Goethe`nin Italyan klasik antiklerini incelemk icin yaptigi iki senelik bir geziye kadar.
    Goethe`nin Wilhelm Meister`in Cirakligi (1795-1796) romani aktör ve oyun yazari olarak doyuma ulasmaya calisan Wilhelm üzerine yogunlasir. Kitap Wilhelm`in olgunluk, kendini tanima ve sosyal sorumluluk bilinci kazanmasi yolunda gecirdigi yavas ve bazen sancili süreci anlatir. Bu calisma kisisel gelisim romanlarinin ilk ornegi sayilir.
    Shakespeare`in yapitlari Ingiliz edebiyatinda ne ise Schiller`in buyuk tarihsel dramlari da Alman edebiyatinda Klasik tarz olarak sahneden kalmistir. Schiller`in sonraki oyunlari cok tartisilan felsefi konulari, Avrupa tarihinin calismalarinin karmasik anlamasini, ari düsünceleri, ve buyuk bir edebi tarzi birlestirmisti. En ünlü oyunlari tarihsel dramalardir: Iskoc hükümdari Mary, Iskoc Kralicesi`ni anlatan Mary Stuart (1800); Fransiz kahramani Joan d`Arc`i anlatan Orleans Kizi (1801); ve efsanevi Isvecli kahramani anlatan William Tell (1804).
    Hölderlin`in siiri siirsel güzelligi felsefi derinlikle birlestirir. Ekmek ve Sarap (1800-1801 – yeniden düzenlemesi ölümünden sonra 1894`te yapilmistir) ve Patmos (1801-1803) gibi klasik güfte ve agitlari, eski Yunan stilini ve ruhunu canlandirmistir.

    Romantizm

    Romantizm, 1790`larin sonunda önemli ve etkileyici bir hareket olarak ortaya cikmisti. Romantikler, düs gücünü ve güclü duygulari konu alip edebi ifadenin daha özgür bicimlerini ele aldilar. Belki de Romantiklerin en iyisi Novalis takma adiyla yazan Friedrich von Hardenberg idi. Yardimcisi Friedrich Schlegel ile beraber Novalis insane imgeleminin gücünü kesfe cikmislardi. Geceye Ilahiler (1800) siirlerinde geceyi, ölen nisanlisi ve tanri arasindaki ruhani birlige giden esik olarak gördügü ölüm ve sonsuzluk sembolü olarak görüyordu.
    Diger romantik yazarlar, özellikle Friedrich Tieck ve E.T.A. Hoffmann, da bilincsizlik dünyasini irdeliyorlardi. Bu iki yazar, 1800`lerin sonunda ortaya cikan modern psikoanalizin Avusturyali babasi Sigmund Freud`un öncelleri olarak kabul edilirler.
    Cogu romantik, lirik siirler yazdi. Novalis`ten sonra, bu sairlerin en ses getireni Joseph von Eichendorf`tu. Yüzeyde siirleri cok basitti, ancak dikkatli incelendiginde oldukca derindi. Eichendorf`unkilerin yanisira Wilhelm Müller gibi romantiklerin diger romantiklerin siirleri, iclerinde Franz Schubert`in de bulundugu Alman romantik bestecilerince siklikla müzige gecirilmistir. Bu sanat sarkilari günümüzde de hala popülerdir.
    Alman romantizminin önemli bir özelligi de yazarlarin tümünde görülen siki bir milliyetciliktir. 1800`lerin basinda Jakob Grimm ve Wilhelm Grimm tarafindan derlenen Alman efsaneleri yalnizca Alman milliyetciligini degil ama ayni zamanda romantiklerin efsaneler ve folklore ilgisini de ifade etmistir. Grimm kardesler ayni zamanda linguistik (dil bilimi) calismalarinin da kuruculari olarak kabul edilen bilgelerdi.

    Diğer Yazarlar

    1800`lerin baslarindaki bazi yazarlar öylesine kisisel yazilar yazmislardi ki onlari belli bir siniflandirmanin icine koymak cok da mümkün degildir. Bu yazarlarin icinde Goethe, Heinrich von Kleist ve Georg Büchner de vardir. 1808`de, Goethe, basyapiti Faust `un ilk bölümünü bitirmisti. Ikinci bölümü ise öldügü 1832`de bitirmistir. Faust, 1500`lerde ruhunu seytana sihirli gücler karsiliginda satan bir teolog efsanesinin Goethe versiyonudur.
    Goethe ayni zamanda iki zor roman da yazmisti: evli bir ciftle iki arkadaslari arasindaki trajik iliskiyi inceleyen Secme Yatkinlik (1809) ve Wilhelm Meister`in Ciragi`nin devami olan Wilhelm Meister`in Seyyahlik Yillari (1821, 1829`da gözden gecirildi).
    Kleist, felsefi yansimanin psikolojik derinlikle bicimsel mükemmellikle birlestirilmis dramalar da yazmistir. Penthesilea (1808), Amazonlarin kralicesi Penthesilea ile antik Yunan`in en cesur savascisi Archilles`in arasindaki ask hikayesini resmeder. Kleist`in Homburg`lu Prens Friedrich (1810) draminin kahramani askeri emirlere uymayi reddederek idama mahkum edilen bir prensin hikayesidir. Kleist, intikam pesindeki ückagitci bir at tüccarinin hikayesi Michael Kolhaas (1808), ve nasil oldugunu bilmeden hamile kalan bir asil kadini anlatan O… Markizi (1808) gibi oldukca kisa romanlar da yazmistir. Buchner`in dramasi Danton`un ölümü (1835) Fransiz Devrimi`ni resmeder. Woyzeck (1835-1837) romani ise üstlerince asagilanan ve bu nedenle deliren bir ordu komutanini anlatir.
    Yükselen Alman milliyetciliginin aksine Goethe yasaminin son yillarinda Asya edebiyatina dönmüstür. Çin romanlarini takdir etmis ve eski Pers sairi Hafız`in siirlerini taklit eden siirler derlemesi Güneydogu Divani`ni (1819) yazmistir

    1830`dan 1880`e Alman Edebiyatı

    - Genç Almanya

    Genç Almanya hareketi, 1830`larda etkin hale gelen ve edebiyati politik düsünceleri ifade etmede kullanan radikal Almanlarca olusturulmustu. Bu yazarlar, dönemin muhafazakar prensi Klemens von Matternich`in politikalarini siddetle elestiriyorlardi. Bircok Genc Alman, basarisiz 1830 ve 1848 devrimlerinde rol almisti. 1848`de kurulan ve Almanya`yi birlesik ve liberal bir demokrasi yapmak isteyen secilmis konsey Frankfurt Birligi`ni desteklemislerdi. Bu birlik sonradan dagitilmistir.
    Bu dönemin en taninan sairi Heinrich Heine`dir. Alman kültürünü o kadar asagilik göüyordu ki yasaminin cogunu Paris`te gecirmisti. Heine, Almanya`yi Almanya: Bir Kış Masalı (1844) gibi genisce okunan ve tercüme edilen calismalarinda siddetle elestirmistir. Heine ayni zamanda mükemmel bir lirik sairdi.

    - Gercekcilik

    Gercekcilik (Realizm), günlük yasami inanilir kisiler ve her zamanki olaylar araciligiyla oldugu gibi resmetmeyi amaclar. Alman edebiyatinda gercekcilik, cogunlukla Siirsel Gercekcilik bicimini almis ve günlük yasamin sanatsal görünümünü yaratmayi amaclamistir.
    Avrupa`nin diger yerlerinde gercekcilik özellikle kent toplumlarinin gerilim ve celiskilerini yakalamayi hedeflemisti. Alman Gercekciligi ise genis ölcüde kirsal ve bölgesel kalmistir. Gercekciler, Adalbert Stifter`in bilim adami olmayi hedefleyen bir gencin hikayesi olan Hint Yazi (1857) gibi romanlarla Bildungsroman`a devam etmislerdi. Bir diger gercekci Bildungsroman Gottfried Keller`in Isvicreli bir ressamin mücadelesi ve gelisimini anlatan Yeşil Henry`dir (1854-1855). Bu dönemin tipik güclü bölgeciligine atifla, Stifler ve Keller`in romanlari sirasiyla Avusturya ve Isvicre köylerinde gecer.

    1890`dan 1945`e kadar Alman Edebiyatı

    - Naturalizm

    1890`dan sonra gercekcilik, sosyal adaletsizlik, suc, varos kosullari ve kalitimin insane gelisimindeki rolünü konu alan edebi hareket olan Naturalizm`e yol vermistir. Gerhart Hauptman`in Dokumacılar (1893) romani belki de bu dönemdeki Naturalist dramin en iyi yapitidir.

    - Empresyonizm, Neoromantizm, Sembolizm

    Empresyonizm (İzlenimcilik), Neoromantizm (Yeni romantizm), ve Sembolizm gibi resimde daha cok bilinen kavramlar ayni zamanda yazin bicimlerini tanimlamada da kullanilmistir. Empresyonistler, nesnelerin ve olaylarin izleyici üzerinde yarattigi etkilenimlere baski yaparak bir tavir ve beyin hali yaratmaya calismislardi. Neoromantikler, insani duygulari ve tutkularini takdir eden Romantik hareketi yeniden canlandirmislardi. Sembolistler ise siirsel semboller, fantaziler ve psikanalizden büyülenmislerdi. Dogrunun mantiksal düsünüsle resmedilemeyecegini, ancak sembollerle önerilebilecegini öne sürmüslerdir. Bu dönemin terimleri bulaniktir ve yazarlari ise elestirmenlerce yalnizca bir kategoriye konamamaktadir.
    Huge von Hoffmansthal ve Rainer Maria Rilke`nin siirleri o atmosferi cagristirdigi icin empresyonisttir. Hoffmansthal ayni zamanda bir neoromantik olarak kabul edilir cünkü naturalizme karsi cikmistir. Hoffmansthal büyük ölcüde Alman besteci Richard Strauss in yazdigi opera - özellikle Der Rosenkavalier (1911) – librettolari (söz) ile taninir.
    Thomas Mann`in romanlari genis ölcekli bicimler ve temalari sunar. Ilk sosyal romanlarindan Buddenbrooks (1901), tüccar bir ailenin yasamini anlatmasiyla tamamen gercekcidir. Mann`in Bildingsromani Sihirli Dag (1924) daha felsefidir ve hem empresyonist hem de sembolist olarak tanimlanabilir. Kitapta, tüberküloz sanatoryumundaki hastalari 1900`lerin baslarindaki Avrupa toplumunun catisan tavir ve politik inanclarini sembolize eder.
    Arthur Schnitzler`in Viyana`da yazdigi empresyonist dram ve hikayeler, kisa romani Rüya Hikayesi`nde (1926) cinsel kiskancligi anlattigi gibi, insani hislerinin psikolojisini kesfe cikar. Schnitzler`in calismalari, Freud psikanalizinin derinliklerini edebiyata ithal etme denemelerini temsil eder.

    - Ekspresyonizm

    Ekspresyonizm tüm sanat dallarindaki ana bir hareketti. Ekspresyonistler yasami gercegin kendi kisisel yorumlamalarinca degistirilmis olarak resmetmeye calismislardi. Ekspresyonizm, Birinci Dünya Savasi`na (1914-1918) ve geleneksel sosyal ve politik yapilarin cözülmesi sonucu ortaya cikan kaosa tepki olarak sahneye cikmisti. Expresyonist eserlerin cogu kabus gibi bir nitelige sahipti. Herseyin ötesinde Ekspresyonizm, tüm geneleksel sanat standartlarinin reddedildigi radikal bir deneysellik hareketiydi.
    Belki de en büyük ekspresyonist yazar Franz Kafka`ydi. Onun hayalsi stili, garip görüntüler, kilik degistirmis referanslar ve psikolojik iskence ile yaniltici basitlikteki betimlemeleri harmanlar. Sonuc ise edebiyat tarihindeki essiz bir stil olmustu. Kafka`nin Durusma (1925) romaninda bir adam, gizemli bir mahkeme tarafindan tutuklanir, suclanir ve idam edilir.
    Ekspresyonist dramlarin en iyi örneklerinden bazilari da Bertolt Brecht`in özellikle 1940`larda yazdigi piyesleridir. Bunlarin icinde Otuz Yil Savaslari`nin tarihi kaydi niteligindeki Cesaret Ana ve Cocuklari (1941) ve Italyan astronom Galileo ile onun bilimsel teorilerini dini temelde suclayan Roma Katolik kilisesi arasindaki savasimi anlatan Galileo`nun Yasami (1943) de vardir. Brecht`in yanisira Georg Kaiser ve Ernst Toller de önde gelen ekspresyonistlerdendir. Bu dönemin sairlerinden Georg Trakl ve Gottfried Benn de ¸ne sahiptir.

    - Nazi Döneminde Edebiyat

    Adolf Hitler`in Nazi Partisi Almanya`daki iktidari 1933`te ele gecirdi. Naziler hic zaman gecirmeden ahlaksiz ve siyaseten güvenilmez bulduklari ekspresyonistleri yargilamaya giristiler. Yaptiklari ilk islerden biri ekspresyonist kitaplari Berlin`de bir kütüphanenin avlusunda halkin gözleri önünde yakmak oldu.
    Hitler`in Üçüncü Reich`i (1933-1945) bitmek tükenmek bilmeyen propagandanin yaninda cok az degerli edebi eser üretebilmistir. Bertolt Brecht ve Thomas Mann gibi önemli yazarlar ABD`ye göc ettiler ve Almanca yazmaya orada devam ettiler. Digerleri ise yakalandilar ve toplama kamplarinda katledildiler.

    Savaş Sonrası Alman Edebiyatı (1945-1990)

    İkinci Dünya Savaşı`ndan sonra (1939-1945), Alman edebiyati ana olarak savasla yerle bir edilen Almanya`nin psikolojik travmalarla dolu yasami ile ilgilendi. Savastan sorna Almanya, SSCB tarafindan kontrol edilen Doğu Almanya ve Bati ve özellikle Amerika güdümündeki Batı Almanya olmak üzere iki devlete bölünmüstü. Dönemin en önde gelen Alman yazarlari Heinrich Böll ve Günter Grass`ti. Böll`un romanlari Bayanla Grup Resmi (1971) ve Katharina Blum`un Kayip Onuru (1974) toplumdaki itibarlarin kaybetmis kadinlari anlatir. Grass ise edebi bicimlerdeki korkusuz yorumlariyla öne cikmisti. Teneke Tekerlek (1959), Kedi ve Fare (1961) ve Köpek Yillari (1963)`ndan olusan Danzig üclemesi, simdiki adi Gdansk olan Alman-Leh sehrindeki savas sonrasi zenginlik ve Nazi iktidarinin bir taslamasidir.
    Savas sonrasi edebiyat, Almanya`nin Nazi tarihiyle yüzlesmek icin caba sarfetmisti. Faust efsanesinin Thomas Mann versiyonu Doktor Faustus`ta (1947) bir bestecinin, ask ve ahlaki sorumlulugu sanatsal yaraticilik ugruna reddedisini anlatir. Hikayeleri, Alman edebiyatinin tüm gecmisinin Nazilerin ortaya cikmasinda sorumlu oldugunu anlatmaya calisir. Carl Zuckmayer`in Şeytan`ın Generali (1946) drami Nazi rejiminde suclanan Alman ordu kahramani Ernst Udet`in yasami üzerineydi. Rolf Hochhuth`un piyesi Vekil (1963) Papa 12. Pius`u Nazilerin Yahudileri katletmesine göz yummakla suclar.
    Savas sonrasi drama yazarlarinin en önemlileri Almanlar degil, Isvicreli Friedrich Durrenmatt ve Max Frisch ile Avusturyali Thomas Bernhard ve Peter Handke`dir. Isvicreli yazarlar, Brecht tarzindaki sosyal elestiriyi devam ettirdiler. Iki Avusturyali ise daha cok psikolojik dramlar yazmisti.
    Dogu Alman edebiyati, Bati`dakinden farkliydi. Dogu yazarlari genelde sosyalist bakis acisina sahiptiler ve Bati`nin degerlerini elestiriyorlardi. Christina Wolf`un romani Cassandra (1983) savastan bitap olmus sehri Doğu Almanya`ya benzeterek Troya`nin düsüsünü yeniden anlatir. 1959`da Doğu Almanya`dan Bati Almanya`ya gecen Uwe Johnson, politik olarak bölünmüs Almanya`nin yorgunluklarina isaret ediyordu. Johnson`un romani Jakop Hakkindaki Dedikodular (1959) Sovyet ajanlariyla isbirligi yapmayi reddeden bir adamin öldürülmesini konu eder.

    Günümüz Alman Edebiyatı

    1989`da, toplum baskisi nedeniyle Dogu Alman hükümeti cöktü. 1990`da Dogu ve Bati Almanya tekrar birlesti. Birlesmeden sonra Wolfgang Hilbig, Erich Loest, Monika Maron ve Christa Wolf gibi eski Dogu Alman yazarlari otobiyografiler, romanlar ve denemelerle gecmisleriyle hesaplasma icine girdiler. Maron`un Küllerin Uçuşması (1981) romaninda bir güc santralinin cevreyi kirlettigini kesfettikten sonra bir gazetecinin yüz yüze kaldigi ahlaki acmaz konu edilir. Romanya`nin Almanca konusan azinligindan Herta Müller Komünist rejimdeki yasami romanlari Yesil Eriklerin Ülkesi (1994) ve Randevu`da (1997) anlatir. Christoph Hein`in romanlari Tango Danscisi (1989) ve Willenbrock (2000) kendilerini bir kabusun icinde bulan normal insanlari kaleme alir.


    Kaynak: Vikipedi
     
  2. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    [​IMG]
    Immanuel Kant, 22 Nisan 1724 Königsberg – 12 Şubat 1804 Königsberg arasında yaşamış olan ünlü Alman filozofu.
    Kant, eleştirel felsefenin babası olarak kabul edilir. Doğu Prusya'nın Königsberg (Kaliningrad) kasabasında doğdu. Hep burada yaşadı. Üniversite eğitimi sırasında birkaç yıl öğrencilere özel dersler verdi. Eğitimi sırasında Leibniz ve Woolf'dan etkilendi. 1755 tarihinde doçent derecesi aldıktan sonra üniversitede çeşitli sosyal bilimler alanlarında dersler vermeye başladı. Kant başlangıçta fizik ve astronomi alanında yazılar yazdı. 1755 yılında "Evrensel Doğal Tarih ve Cennetlerin Teorisi" adlı eserini yazdı. 1770 yılında Königsberg'de mantık ve metafizik kürsüsüne atandı. 1770'den sonra Hume ve Rousseau etkisiyle eleştirel felsefesini geliştirdi.

    "Aydınlanma insanın kendine dayattıgi toyluktan çıkabilirdır."

    Başlıca Eserleri

    * Kritik der reinen Vernunft (Saf Aklın Eleştirisi), 1781
    * Prolegomena zu einer jeden künftigen Metaphysik (Prolegomena: Gelecekte Bilim Olarak Ortaya Çıkabilecek Her Metafiziğe), 1783
    * Grundlegung zur Metaphysik der Sitten (Ahlâk Metafiziğinin Temellendirilmesi), 1785
    * Kritik der praktischen Vernunft (Pratik Aklın Eleştirisi), 1788
    * Kritik der Urteilkraft (Yargı Gücünün Eleştirisi), 1790
    * Religion innerhalb der Grenzen der bloßen Vernunft (Salt Aklın Sınırları İçinde Din), 1793
    * Metaphysik der Sitten (Ahlâk Metafiziği), 1797

    Türkçe'de Kant

    * Seçilmiş Yazılar / Remzi Kitabevi, Çev: Nejat Bozkurt, 1984
    * Arı Usun Eleştirisi / İdea Yayınları, Çev: Aziz Yardımlı, 1993
    * Prolegomena: Gelecekte Bilim Olarak Ortaya Çıkabilecek Her Metafiziğe / Felsefe Kurumu Yayınları, 1996
    * Pratik Usun Eleştirisi / Say Yayınları, Çev: İsmet Zeki Eyuboğlu, 1999
    * Fragmanlar / Altıkırkbeş Yayınları, Çev: Oruç Aruoba, 2000
    * Evrensel Doğa Tarihi ve Gökler Kuramı / Sarmal Yayınları, Çev: Seçkin Selvi, 2002
    * Ethica: Etik Üzerine Dersler / Pencere Yayınları, Çev: Oğuz Özügül, Yasemin Özcan, 2003
     
  3. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    [​IMG]
    Johann Christoph Friedrich Schiller (10 Kasım 1759 - 9 Mayıs 1805) Almanya'da 19. yüzyılın ilk yarısında ortaya çıkan Romantik felsefe akımının önemli düşünürü, şair, (oyun)yazarı ve tarihçi.
    Goethe'nin yanı sıra Alman klasik çağının en önde gelen isimlerindendir. Schiller'in oyunları alman tiyatrosunun standart repertuarında yer almaktadır ve balatları en sevilen alman şiirlerinin arasında yer alır.
    Özellikle sanat ve eğitim konusundaki görüşleriyle haklı bir ün kazanmış olan Schiller, 1795 yılında yayınlanan İnsanın Estetik Eğitimi Üzerine Mektuplar adlı eseriyle Batı kültürünün bütün bir tarihini ortaya koyma yolunda bir denemeye kalkışmıştır. O, işte bu deneme çerçevesi içinde, modern insandaki bölünmüşlüğü ve yabancılaşmayı teşhis eden ilk düşünürlerinden biri olma onurunu taşır. Schiller, modern insandaki bölünmüşlük ve yabancılaşmanın ilacının, sanat olduğunu düşünmüştür. O, insanda iki temel dürtünün bulunduğunu söyler. Bunlardan birincisi, her zaman değişme için bastıran duyumsal dürtü, diğeri de birlik ve süreklilik arayan formel dürtü. Bu ikisi arasında kurulmak istenen uyum, Schiller'e göre, üçüncü bir dürtü aracılığıyla sağlanabilir. Bu da, oyun dürtüsüdür. Söz konusu oyun dürtüsü, filozofa göre, sanatta ortaya çıkar. Ona göre, duyumsal dürtüyle formel dürtü, yalnızca sanat oyununda bir araya gelir ve insan güzeli temaşa ederken, ruh bir yandan ahlak yasası diğer yandan da fiziki zorunluluk arasında mutlu bir ortam meydana getirebilir.
     
  4. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    [​IMG]

    Johann Wolfgang von Goethe (28 Ağustos, 1749 – 22 Mart, 1832), ünlü Alman şair, oyun yazarı ve düşünürdür.

    Hayatı

    "28 Ağustos 1749'da öğle vakti saat on ikiyi çalarken ben, Main kıyısındaki Frankfurt'ta dünyaya geldim." der Alman edebiyatının ve klasizmin en büyük yazarlarından olan Goethe.
    Goethe'nin büyükbabasının babası demirci, büyükbabası önce terzi, sonra otelcidir. Babası, Johann Gaspar ise bir hukukçuydu ve İmparatorluk Danışmanı unvanını taşıyordu. Babası evlendiğinde otuz sekiz yaşında, annesi Cathérine Elisabeth Textor ise on yedi yaşındaydı. Aralarındaki yaş farkı aile içinde devamlı sorun olmuştur.
    Goethe ailesinin yedi çocuğu olmasına rağmen sadece Goethe ve ondan bir yaş küçük kızkardeşi Cornelie hayatta kalmış, diğerleri küçük yaşlarda ölmüşlerdir.
    Babası tarafından aydınlanma düşüncesinin ideallerine göre yetiştirildi.Babası Goethe'nin eğitimine çok önem vermiş ve özel öğretmenler tutarak Latince, eski Yunanca, Fransızca, İngilizce, İtalyanca, tarih, coğrafya, doğa bilgileri, matematik, din bilgisi, resim, müzik, dans, eskrim, ata binme dersleri görmesini sağlamıştır. Ayrıca zengin kitaplığı da Goethe'nin yetişmesinde önemli rol oynamıştır. Goethe eğitim duygusuyla hastalık derecesindeki koleksiyon yapma, sıraya dizme, sınıflandırma merakını babasından almıştır. Ama babasının sert tutumunu hiçbir vakit unutmamış; ve babasına içten içe bir kin beslemiştir.
    İlk şiirlerini on yaşında yazmaya başlamıştır. Ancak bu dönemde yazdığı şiirlerini daha sonra yok etmiştir. Goethe bu hususta "Dünya o kadar büyük ve zengin ki, yaşam da öylesine çeşitli ki insan her zaman bunlardan şiir çıkarma fırsatını bulabilir. Ama her şiirin bir durumdan doğması gerekir, yani şiirin maddesi gerçek olmalıdır. Hiçbir şey üzerine dayanmayan bir şiirin iyi olacağını sanmıyorum." der.
    Goethe, 1765’de hukuk eğitimine başladı. 1765 ekiminde babası onu Leipzig'e hukuk eğitimine gönderir. O dönemde Leipzig Almanya'nın kültür merkezi durumundadır. Burada, kendisinden üç yaş büyük olan Annette ile ilk büyük aşkını yaşar; iki genç delicesine sevişmektedirler. Ancak, bir süre sonra duygularında, Annette ile evlenmesi gerektiği gerçeği ile karşılaşınca, evliliği henüz düşünmediğinden büyük bir eziklik ile bu büyük aşkı sona erdirir.
    Üç yıl Leipzig'te kalan Goethe, 1 Ağustos 1768 günü kan tükürmeye başlar; bu esrarlı bir hastalığın başlangıcı olmuştur. 28 Ağustosta da Frankfurt'a dönmüştür. Din ve mistisizmle tanışması bu dönemdedir. Aile içindeki sessiz huzursuzluktan çok sıkılır; ancak sağlığı iyice bozulduğu için dört ay yataktan çıkamaz. 1770 mart ayında sağlık durumu iyice düzelir ve hukuk eğitimini tamamlama bahanesi ile evden uzaklaşabilmek için Strasbourg'a gider.
    Yaz sonunda girdiği sınavı verir; hukuk doktoru unvanını alabilmek için tez hazırlaması gerekmektedir. Bunun için de bir yıl süresi vardır. Bu dönemde tıp ve kimyaya olan ilgisi artmıştır. Vaktinin büyük çoğunluğunu hastanelerde geçirmeye başlar. Hastalarla cesetler karşısında metinliğini yitirmeyecek, iğrenç manzaralar önünde bile tiksinti duymayacak bir iç yapıya ulaşır. Yüksekten başı dönmeden bakmaya alıştırır kendini. Geceleri, mezarlıklara, insana korku veren yarlara tek başına gitmeyi alışkanlık haline getirir.
    1770 eylülünün ilk günlerinde, kendisinden beş yaş büyük olan Alman ozan Herder hastaneye yatar; onunla tanışır ve aralarında iyi bir dostluk başlar. Yedi ay sonra Herder, Strasbourg'dan ayrıldığında, Goethe bu genç öğretmeninden edinmiş olduğu özgür düşünüş ve cesur görüşler ile edebiyata ağırlık vermeye başlamış; ve yazdığı büyük edebiyat eserlerinin temelleri atılmış olacaktır. Goethe, kafasında ulusal düşüncelerin meşalesini yakar ve Almanların, Alman oldukları için övünmeleri ve Fransızlara tepeden bakmaları zamanı geldiğini savunmaya başlar. Arkadaşlarıyla, Fransız sanatı ve edebiyatına karşı sanki bir boykot hareketine girişirler. Almancadan başka dil kullanmamaya başlar Goethe.
    6 Ağustos 1771'de tezini vererek hukuk doktoru unvanını alır ve Frankfurt'a döner. Burada avukatlık yapmaya başlar ve aynı zamanda yazmaya da ağırlık verir. Daha sonra kızkardeşi ile evlenecek olan arkadaşı Schlosser ve Merc ile birlikte bir gazete çıkarmaya başlarlar.
    Çeşitli dergilere de yazı göndermektedir. "Götz von Berlichingen" adlı manzum dramını Herder'e göndermiş, Herder de beğenmediğini belirterek geri göndermişti. Goethe, dramı yeniden yazarak kendi hesabına borçlanarak bastırır. Kitap Almanya'da ses getirir ve çok beğenilir. Herder de eserin yeni biçimine hayran kaldığını belirtir.
    1773 yılında kızkardeşi Cornelie ile arkadaşı Schlosser evlenirler ve Schlosser'in yeni işi dolayısı ile Frankfurt'tan ayrılırlar. Goethe yalnız kalmış ve içe dönük, sıkıntılı bir yaşam başlamıştır. Ayrıca karşılıksız sevdiği Lotte'yi de unutamamıştır. Bu duygular içinde "Genç Werther'in Acıları" nı yazar. Büyük gürültü koparan bu eseri ile tüm Avrupa'da tanınmaya başlayan Goethe'nin evi konuklarla dolmaya başlamıştır. Konukları ağırlayabilmek için de borca girmiştir.
    Çok hızlı yazmaktadır, Goethe. Werher'i dört haftada, Clavigo'yu sekiz günde yazmıştır.
    Goethe, babası ile daha fazla beraber kalamayacağından İtalya'ya gitmeye karar verir; ancak yolda Weimar Dükü'nün habercisi onu yakalar ve Dükün davetini bildirir. 7 Kasım 1775 günü Weimar'a gelen Goethe'ye uygun bir görev verilir. II. Friedrich tarafından da soyluluk payesi verilir. Burada ki on bir yıllık devlet adamlığı, Goethe'yi olgunlaştırır. 8 Haziran 1777'de kızkardeşi Cornelie ölür.
    Tüm Almanya'yı görevi nedeni ile dolaşmaktadır. Ayrıca, İsviçre'ye de yolculuklar yapmıştır. Devlet işlerinden sıkılan Goethe, yarım bıraktığı İtalya yolculuğuna çıkmaya karar verir; Düke ve dostlarına uzun bir yolculuğa çıkacağını bildiren ancak yerini belirtmeyen bir mektup bırakarak Weimar'dan ayrılır. 1786 eylül ayında başladığı yolculuğunda tanınmamak için Johann Philipp Möller adını kullanır. İtalya'nın birçok şehrine giden Goethe, sanat eserlerini, tarihi yerleri ziyaret etmiştir. Burada güzel sanatlar alanında incelemeler yaptığı gibi Sicilya’da botanikle ilgilendi. İki yıl kaldığı İtalya'da da yazmaya devam etmiştir.
    18 Haziran 1788'de Weimar'a döner. Dükten edebiyat çalışmalarına ağırlık verebilmek için daha hafif bir görev ister. Yine bakanlar kurulunda kalan Goethe, kendine daha fazla zaman ayırmaya başlamıştır.
    Bir yapma çiçek fabrikasında çalışan ve yirmi üç yaşında olan Christiane Vulpius ile tanışır ve ona tutulur. Aralarında büyük bir aşk başlar. 25 aralık 1789'da bir erkek çocukları olur; Vulpius, Goethe'nin evine yerleşir. Daha sonra dört çocukları doğsa da hemen ölür. Ancak 16 Ekim 1806'da resmi nikahları yapılır.
    1790 yılında İtalya'ya ve Polonya'ya bir yolculuk yapar. İtalya, bıraktığı yer değildir artık. 1791 yılında Weimar'a döndüğü zaman Weimar Saray Tiyatrosu'nu kurmakla görevlendirilir. Yirmi altı yıl yöneticiliğini yapacağı bu tiyatro, Almanya'nın önde gelen tiyatrolarından birisi olmuştur.
    1792 yılında ihtilal Fransa'sı Avusturya İmparatorluğu'na savaş açar. Weimar Dükü Karl August, Goethe'yi yanında görmek ister. Dük ile birlikte savaşa katılır.
    1787'de tanıştığı ancak dostluk kurmak istemediği Friedrich Schiller ile aralarında 1794 yılında iyi bir dostluk başlar. Schiller'in düşünceleri ile kamçılanır Goethe.
    1801 yılında hastalanır. Günlerce ölümle pençeleşir. Ruh durumu iyice bozulur. 1805'de Schiller'in ölümü ruh durumunun daha da bozmasına neden olur.
    Napoleon yönetimindeki Fransız ordusu14 Ekim 1806'da Weimar'a girer. Goethe'nin evine yerleştirilen Fransız askerleri bir gece iyice sarhoş olarak evde kargaşa çıkarırlar. Ertesi gün üzücü olayı haber alan feldmareşal Ney bizzat Goethe'nin evine gelerek özür diler.
    1808 Ekiminde Napoleon ile tanışır; Napoleon, Goethe ile Wieland'a "Légion d'honneur nişanı" verir. Ayrıca, Napoleon Weimar'a savaşta yitirdiklerini karşılayabilmek için 300,000 frank bağış yapar ve Weimar alayını İspanya seferine götürmekten vazgeçer. Napoleon'un kişiliği Goethe'yi derinden etkiler. Ve Napoleon için "Dünyanın en zeki adamı" diyecektir.
    1812 yılında Napoleon Rusya savaşından ordusu perişan bir vaziyette geri döner. Fransa ordusunun bu durumdan dolayı Prusya Fransa'ya karşı ayaklanır. Goethe ve Weimar bu ayaklanmaya katılmazlar. Bunun üzerine Weimar alayı tutsak alınır ve şehir Prusyalılar tarafından kuşatılır. Goethe, Weimar'dan ayrılarak, Teplitz'e gider.
    Savaş bittikten sonra Weimar Dükü, Goethe'ye yeni bir ev armağan eder ve aylığını oldukça arttırır. 6 Haziran 1816'da Karısı Vulpius ölür. Bir yıl sonra oğlu evlenir. Hırçın bir kadın olan gelini Ottilie'yi, Goethe çok sever. Goethe'nin üç torunu olur.
    1817 yılında, Weimar Tiyatrosu yöneticiliğinden uzaklaştırılır. Bunun üzerine Dük ile arası açılır; ancak Dük ayağına kadar gelerek özür diler ve barışırlar. Ancak tiyatrodan uzaklaştırılması Goethe'de acı bir anı olarak kalır.
    1821 yılı yazında Karlsbad kaplıcalarında bulunduğu sırada on yedi yaşında olan Ulrike von Levetzow ile tanıştı; ve ona aşık oldu. 1823 yılı yazında yetmiş dört yaşındayken bu kızla evlenmeye karar verir ve Dükü kızı annesinden istemek üzere görücüye gönderir. Buradan oyalayıcı bir yanıt alırlar. Ancak, bu olgun adamın bu uçukluğu dillere düşer. Yaz sonu Marienbad'dan ayrılırken onu yolcu etmeye gelenler arasında Ulrike'de vardır. Genç kız Goethe'yi öper. Ama bu öpücük bir babayı öpen öpücük müdür? Goethe anlayamaz. Dönüş yolunda "Marienbad Elejisi" ni yazar. Bir daha Marienbad'a gitmemiştir:

    "Ben evrenden koptum! Yitirdim benliğimi Tanrıların gözdesiydim oysa. Sınadılar beni, Pandora'yı verdiler, İyiliklerle dolu Pandora, tehlikelerle dolu Pandora! Onlar, beni iteleyen Pandora'nın cömert dudaklarına, Onlardır beni ayıran ondan, yokluğa iten!"

    1823 yılından sonra evinden pek ayrılmaz Goethe. 15 Haziran 1828'de Dük ölür; 1830'da İtalya'da bulunan oğlu ölür. Bu ölümler Goethe'yi çok etkilemiştir. 22 Mart 1832 günü yaşama gözlerini kapar.
    Goethe’nin Üç Dönemi
    Goethe’nin sanat yaşamı üç evrede değerlendirilir. Üniversite yıllarından 1775’e kadar süren gençlik döneminin ilk yıllarında, sanat dünyasında yapmacıklı aşkları ve eğlenceli hayatı işleyen bir akım egemendi. İlk şiirlerini bu akımın etkisiyle yazmıştır. Ancak ne bu hayat, ne de bu sanat anlayışı ona uygun değildi. Zaten, bir süre kendisini kaptırdığı o günlerin eleştirisini, birkaç yıl sonra yazdığı “Suça Katılanlar” oyununda bulmak mümkündür. Yine de, kendisi hayattayken en çok etki uyandıran roman “Genç Werther’in Acıları” bir gençlik dönemi ürünüdür.
    1775’de Weimar’a gidişi ile başlayıp Schiller’le arkadaşlığı ile 1805’e kadar uzayan yıllarda ise klasik sanat anlayışına ulaşmıştır Goethe. Özellikle, roman alanında “William Meister’in Çıraklık Yılları” ve şiirde “Baladlar”, en önemli eserleridir. Yazarlığının bu “klasik” döneminde, daha çok tiyatro oyunları yazdığı söylenebilir.
    Fransız Devrimi'ndeki şiddet ürkütmüştü Goethe’yi ve bu toplumsal patlamaya sırtını dönmüştü. Ancak, insanı eğitmenin, insan ruhunda yatan bencilliği ve uyumsuzluğu yok etmenin yollarından biri olarak tam klasik modellere dayanan güzel, dolayısıyla ahlaksal sanatı tercih ettiği zaman, aslında, Aydınlanma ideallerine bağlılığını sürdürmekte, insan doğasının ve toplumun kusursuz hale getirilebileceği fikrine olan hümanist inancı ortaya koymaktadır.
    1805’den sonraki “geç dönemi”nde ise, bir yandan “William Meister”in ikinci bölümünü ve “Gönül Bağlarını” tamamlamış, bir yandan da İranlı şair Hafızi’nin gazellerinin biçiminden etkilenen “Divan-ı Şarki”yi yazmıştır. Ama hepsinden önemlisi, 1770’den beri tasarlayıp geliştirdiği “Faust”a son şeklini vermesidir. Bugün Goethe’nin en tanınan ve sanatının doruğu olarak kabul edilen eseri kuşkusuz “Faust”tur.
    Goethe’nin gerçekçiliği Shakespeare’e uzanır. Ona göre, Shakespeare’in trajedilerini “kendi benliğimizde ve özgür istemlerimizde yatan ne varsa tümü, bir bütünün amansız yol alışıyla çarpışır ve gizli bir noktanın çevresinde döner”.
    Goethe’nin Alman edebiyatına etkisi çok önemlidir. İlk dönemlerde, ona karşı çıkan ya da onu izleyenler biçiminde ayrılmalar olmuşsa da, bu duruşların belirlenmesi yine Goethe’yi referans alır. 1900’lerden sonra ise bütün dünya için tartışmasızdır edebiyattaki yeri.
    Çağdaşları ve Goethe
    Goethe, “şairi anlamak isteyen, onun ülkesine gitmelidir” demişti. Onunla aynı zaman diliminde yaşayan ve Fransız Aydınlanmasının mirasçısı olan Madame de Stael (1766-1817) Goethe ve onun ünlü eseri “Genç Werther’in Acıları” hakkındaki yorumlarına o dönem Almanya’sındaki insan yapısından başlamıştır:
    "Almanlar acı duyguların ve melankolik imajların tasvirinde eşsizdirler. Tefekküre dayanan hayatları, onlarda güzele karşı bir çeşit coşkunluk, toplumsal yaşamdaki bozukluklara karşı bir nefret uyandırır. Hiç bir ülke yoktur ki orada yazarlar, tutkulu insan duygularını, ruh acılarını ve bu acılara katlanmayı kolaylaştıran felsefi olanakları Almanlar’dan daha iyi derinleştirsinler. Edebiyatın genel karakteri Kuzey memleketlerinin hepsinde aynıdır; ama Alman tarzının farklı hatları Almanya’nın siyasi ve dini durumundan gelir.

    "Almanların sahip oldukları en nefis eser Werther’dir ve onu diğer dillerdeki şaheserlere karşı çıkarabilirler. Roman olarak tanındığı için, birçok kişi onun bir şaheser olduğunu bilmezler. Halbuki ben, heyecan şaşkınlıklarına ait daha göze çarpan, daha gerçek bir tasvir; tabiatın bir girdabı olan ve bütün gerçeklerin, görmesini bilenin gözleri önünde ayan beyan serildiği felaket içinde, daha keskin bir görüş taşıyan bir kitap tanımıyorum. Werther’in karakteri, insanların büyük çoğunluğunun karakteri olamaz. O, kötü bir toplumsal düzenin sağlam düşüncelere sahip bir insana verebileceği zararları bütün yönleriyle ortaya koyar. Kahramanında aşk acısından başka bir acının varlığını da ortaya koyduğu, ruhunda küçümsenmenin şiddetli acısını ve bu küçümsemenin kaynağı olan sınıf gururuna karşı duyduğu derin nefreti de gösterdiği için eleştirilmiştir yazar. Oysa, Goethe, ince ve mağrur bir ruhun bütün duygularıyla acı çeken bir varlığı, insanı tek başına ümitsizliğin en son derecesine götüren o acılar kabusunu tasvir etmek istiyordu ve aklın bütünüyle bozulması ve ölümün bir zorunluluk olması için, toplumun yara içine zehirlerini dökmesi gerekirdi."

    Hegel de “Estetik”inde Goethe’yi şu sözlerle över:

    "Böyle hakiki bir bireysel bütünlüğe ve canlı bağımsızlığa duyulan ilgi ve gereksinim, -zamanımızın gelişmiş uygar ve politik yaşamının koşullarını ve evrimi ne kadar arzu edilir bulursak bulalım- hiç bir zaman bizi terk etmeyecektir, edemez de. Bu anlamda, yeni çağın bu var olan koşulları içerisinde, şiirsel figürlerin kaybolmuş bağımsızlıklarını yeniden kazanma çabalarından dolayı Goethe’nin ve Schiller’in genç ruhlarına hayranlık duymalıyız."

    Suçkov ise, Goethe’yi; insan kişiliğinin ve birey psikolojinin, bu bütünün amansız yol alışını belirleyen karmaşayı ve bileşenleri açığa çıkarmadan çözülemeyeceğini kavradığı için över.
    Goethe'nin yaşamını ilk kez bir Türk Oyun Yazarı Önder Paker sahneye getirmiştir.Goethe'nin ölümünden önceki son sözleri olan "Mehr Licht" cümlesinden esinlenen Biraz Daha Işık adlı oyun 1982 mayısında İzmir'de Ege Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tiyatro Bölümünde Prof.Dr.Özdemir Nutku tarafından sahneye kondu.Biraz Daha Işık, Goethe'nin mektupları, günlükler, katibi Eckermann'ın anılarından yola çıkarak yazarın oyun ve şiirleriyle biyografisini belgesel özgünlğe sadık kalınarak yazılmış bir oyundur.
    Eserleri

    Şiirleri


    * Balladlar
    * Şiirler
    * Toplum Türküleri
    * Annette'in Kitabı
    * Tatlı Ksenia'lar
    * Batı Doğu Divanı
    * Sevgi Üçlemesi

    Oyunları

    * Faust
    * Götz von Berlichingen
    * Clavio
    * Egmont
    * İphigenie Tauris'te
    * Torquato Tasso
    * Aşığın Kaprisi
    * Stella
    * Pandora
    * Kardeşler
    * Prometheus
    * İlettiğimiz Şey
    * Muhammet (tamamlanmamıştır)
    * Suç Ortakları
    * Akhilleus
    * Halk Generali
    * Elpenor (tamamlanmamıştır)
    * Duygululuğun Zaferi

    Romanları

    * Genç Werther'in Acıları
    * Wilhelm Meister'in Tiyatroculuğu
    * Wilhelm Meister'in Çıraklık Yılları
    * Wilhelm Meister'in Yolculuk Yılları
    * Ruh Yakınlıkları

    Günlük ve Anıları

    * Günlük
    * İsviçre Mektupları
    * İtalya Yolculuğu
    * Fransa Seferi
    * Mainz Kuşatması
    * Kendi Hayatımdan Şiir ve Gerçek
    * Yıllık

    Diğer Eserleri

    * Herman ile Dorothea
    * Oyuncular İçin Kurallar
    * Alman Göçmenlerinin Anlatıları

    Bilimsel Eserleri

    * Bitkilerin Değişimi Üzerine Deneme
    * Renkler Kuramı Üzerine
    * Çene Aracıl Kemiği


    Franz Kafka


    Franz Kafka (3 Temmuz 1883 - 3 Haziran 1924), 20. yüzyılın ve Alman modern edebiyatının önde gelen yazarlarındandır. Yaşamı boyunca pek tanınmayan Kafka, yakın arkadaşı Max Brod'a verdigi vasiyetinde tüm yazdıklarının imha edilmesini rica etmişti. Fakat Max Brod, Kafka'nın Viyana'da ölümünün ardından aksi yönde hareket ederek elindeki eserleri yayımlamaya başladı. Kafka, ölümünden sonra da olsa, dünyaca ünlü bir yazar haline geldi.
    Eserlerinden özellikle dilimize Değişim ya da Dönüşüm adıyla çevrilen romanında işlediği konuyla 20. yüzyılın sanayi sonrası batı toplumun açmazını ve içine düştüğü yalnızlık ve yabancılaşma sürecini çok iyi gözlemlemiş ve işlemiştir.

    Yaşamı
    Franz Kafka 3 Temmuz 1883`te orta sınıf bir Yahudi ailesinin ilk çocuğu olarak Prag'da dünyaya geldi. O zamanki milletler mozaiği olan Avusturya İmparatorluğuna bağlı Bohemya Krallığında yaşadı. Anadil olarak ilk etapta Almanca konuşan Kafka ailesi, Çekçeyi de konuşabiliyordu. Ailenin en büyük çocuğu olan Kafka`nın iki erkek kardeşi (Georg ve Heinrich) küçük yaşta hayatlarını kaybettiler. Kızkardeşleri Elli, Valli ve Ottla ise Nazi Almanyasının organize ettiği Yahudi soykırımı Holocaust'nda hayatlarını kaybettiler.
    Kafka 1889`da Fleischmark'ta Deutsche Knabenschule'ye gitti. Çocukluğunda rol oynamış başlıca kişiler Fransız mürebbiye Bailly, kâhya kadın Marie Werner'dir. O sıralarda Prag`da genel olarak konuşulan dil Çekce`ydi. Ufak yaşlarda da Çekçe konuşan Kafka gittiği Alman okullarının da etkisiyle Almanca`da ustalaştı.1901 yılında Kinsky-Palais'taki Altstädter Deutscher Gymnasium`dan mezun oldu.
    Karl Ferdinand Üniverstesine kayıt yaptıran Kafka, kimya, hukuk, Alman edebiyatı derken hukukta kesin kararını kıldı ve 1906 yılında başarılı bir şekilde mezun oldu. Buradaki öğrenciliği sırasında kendinden bir yaş ufak olan Max Brod ile tanıştı. 1889 yılında tanıştığı Hugo Bergmann ile ömür boyu süren, Oscar Pollak'la 1904 yılına kadar süren dostluklar kurdu ve bu dönemde Nietzsche'den, Darwin'den ve sosyalizm'den etkilendi. Öğrenciliği sırasında Yiddiş tiyatro çalışmalarında yer aldı ve bu çalışmalara destek verdi.
    1906 yılında annesinin üvey kardeşi Richard Löwy'nin Prag'taki avukatlık bürosunda çalışmaya başladı. 1907 Eylül'üne kadar sulh hukuk ve ceza mahkemelerinde çalıştı. 1907 Ekim ayında özel sigorta ortaklığı Assicurazioni Generali'ye yardımcı eleman olarak girdi. Daha sonra Prag Ticaret akademisinde işçi sigorta kursu alarak, yarı tüzel Prag İşçi Kaza Sigortasında yardımcı memur olarak normal mesai saatleri olan; 8-14 arasında çalıştı. Daha sonra aynı şirketin Hukuk danışmanı oldu.
    Çocuksu mahzun yüzüyle Kafka kadınlara yakın olmaya çalıştı, 1912`de daha sonra sık sık mektuplaşacağı Felice Bauer ile tanıştı. 1920`lerin başında tanıştığı Milena Jesenska, 20 yıl sonra 1944`de Alman toplama kampında hayatını kaybedecekti, onun üzerinde güçlü bir etki yarattı. 1923`te ailesinin etkisinden kaçmak ve yazmaya konsantre olmak için Berlin`e taşındı, orada da Dora Dymant adında bir sevgilisi oldu. Dora, Milena`dan şanslıydı Nazi Almanyasına direndi ve 1952`de Londra`da öldü.
    1917`de Kafka verem olduğunu öğrendi. 1919 yılında geçirdiği ağır gripten dolayı hastaneye kaldırıldı. 1922`de emekli oldu, maddi durumu kötüydü ve sağlığı gittikçe bozuluyordu. Ömrünün son 6 haftasını sanatoryumda geçirdi. 3 Haziran 1924`te hayatını kaybetti.

    Eserleri

    * Dönüşüm, (1915)
    * Dava, (1925)
    * Şato, (1926)
    * Kayıp, (1927)
    * Bir savaşın tasviri
    * Taşrada düğün hazırlıkları
    * Şarkıcı Josefine ya da Fare Ulusu
    * Ceza Sömürgesi
    * Çin Seddi
    * Bir Akademiye Rapor
     

Sayfayı Paylaş