1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Altay Türklerinde Kıyamet Günü: Kalgançı Çak

Konusu 'Genel Türk Tarihi' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 27 Haziran 2011 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    Çok eski zamanlardan beri çeşitli tabiat afetleri insanları korkutmuş bu korkular kavimlerin ve insanların birbirleriyle de olan mücadelesiyle karışarak kıyamet "âhir zaman" Altay Türklerinde ise "Kalgançı Çak" (Kalan Son Zaman) tabirleriyle dünyanın çökmesi tasavvurları anlatılmıştır.
    Eski Türkler kıyamet meselesine daha az ilgi duymuşlardır. Kitabelerde dünyanın sonu ile ilgili net bilgiler mevcut değildir. Öyle gözüküyor ki kıyamet anlayışı Budizm Hıristiyanlık ve İslamiyet etkisi ile oluşmuştur. Rus araştırmacılar da bu inanışın bir senkretizm olduğu kanaatindedirler. Altaylılar kıyamet gününe “Kalgançı çak” adı verirken; diğer Türk toplulukları ise “Uluğ kün” adını vermişlerdir. Uluğ Gün; deyimini Türkler Müslüman olduktan sonra da kullanmışlardır.
    "Kalgançı Çak"ı tasvir eden iki rivayet tespit edilmiştir. Birincisi Televütler'e ikincisi Telengitler'e aittir.
    Altay Türkleri birgün dünyanın sonunun geleceğine inanırlar ve bu gelecek son güne yani kıyamete "kalgancı çak" derler. Bu kelimenin Türkiye Türkçesinde karşılığı "kalacak olan çağ" demektir. Kıyamet inanışına göre birgün insanlar çok azacak günahtan korkmayacaklar ve kötülükler alıp başını gidecek. İyilik ilahı Ülgen bu kötü insanlardan uzaklaşacak ve Erlik yeryüzüne yaklaşacak. yardımcılarından Karaş ondan önce yeryüzüne çıkacak. Kişioğulları iyi Tanrı Ülgen'i unutacaklar. Dünyada iyi güçler ile kötü güçler savaşa tutuşacaklar. Milyonlarca insan ölecek. Karanlık dünya Tanrıları Erlik Karaş ve Kerey insanları karanlık dünyasına; iyi tanrılar Ülgen Mangdı-Şire Maydre aydınlığa iyiliğe çekecek. Nihayet bir Ülgen kalacak ve o "Ölüler kalkın" diye bağırınca bütün cesetler yeniden dirilecek.
    Kalgançı Çak geldiği kara yer od'la (ateşle) kaplandığında Büyük Kaan Ata Tanrı (Kayra Kaan Ada Kuday) kulaklarını tıkar. O çağda dünya bozulur yer ve kişi soyu mahvolur. Fitne ve fesat saçan acımasız yel insanları heyecanlandırır. Töre bozulur. Tepeler çalkanır demir üzenginin dibi delinirçuvaldızın deliği yırtılır. Ulus bozulur. İnsan kara böcek gibi kanatlanır gözlerine kan dolar. Kara sukanla karışık akar. Yer uğuldar dağlar sallanır çukurlar-hendekler yıkılır. Gök gürler kenarı açılır deniz çalkanır dibi görünür. Yerin altı üstüne gelir. Yosunlar öğütülüp toz olur. Gök sallanıp eteği açılır deniz dalgalanıp dibi görünür. Deniz dibinden dokuz kara taş çıkar; dokuz taş dokuz yerinden yarılır; her taştan dokuz çemberli dokuz sandık çıkar; her sandıktan demir atlı dokuz kişi çıkar; bu kişilerden ikisi başkan olur. Bunların bindikleri atlar; Vuruşkan Ulu Sarı; adlı olur; ön ayakları kılıçlı kuyrukları bıçaklı olur; ağaca rastlarsa ağacı keser diriye çarparsa diriyi yok eder. İl güne rahat olmaz. Ay ile Güneş aydınlık vermez ışıksız olur. Ağaçlar kökünden kopar baba çocuğundan ayrılır bitkiler mahvolur soyu kurur. Analar sevgililerinden ayrılır dul kalır. Yerde; köngül denilen bir ağulu ot biter kökünden sarı çekirge çıkar; hayvanlara çarparsa hayvanların insanlara çarparsa insanların kanını sömürür. İşte o zaman Şal-Yime haykırır:

    «Bu yana bak Mangdaşire! Yardım et! Köngül otunu yok edemedim. Köngül otunun kökünde konur yılan var.»

    Mangdaşire'den ses çıkmaz. Ondan yardım gelmeyince Şal-Yime May-Tere'ye haykırır:

    «Büyük kagan ulusunu bıraktı cins aygır sürüsünü bıraktı. Yer alt üst oldu sular kurudu. Yakalı giyimlerin yakası parçalandı. Yönetilen yurt başsız kaldı. Kuşlar yuvalarını geyikler duraklarını kadınlar yavrularını bıraktı.»
    May-Tere'den ses çıkmaz. Bundan sonra Erlik'in kahramanlarından Karaş ile Kerey yer yüzüne çıkar. Onlar çıkınca Ülgen'in kahramanları Mangdaşire ile May-Tere gökten yere iner. Savaşırlar. May-Tere'nin kanı od (ateş) olup yeryüzünü kaplar. İşte o zaman Kalgançı Çak olur.
    Alltay Türkleri arasındaki başka bir anlatıya göre ise Ülgen Tanrı'dan korkmayı ve kendilerini değiştirmeği öğretmek üzere May-Tere'yi insanlara gönderecek. Buna kızan Erlik May-Tere'ye saldıracak. May-Tere'nin kanı bütün dünyayı kızıla boyayacak; dört bir yanı ateşler alevler kaplayacak ve bunlar göklere değin yükselecek. O zaman Ülgen gelecek ve ellerini çırpıp "Ey ölüler! Kalkın!" diyecek. Ölüler yerden denizden ateşten ölüm geldiğinde bulundukları yerden çıkacaklar. Dünyadaki ateş Erlik'le birlikte onun taifesi olan bütün kötü kişileri yok edecek. İşte o zaman "kalgançı çak" olacak.
    Teleüt Türklerine göre; "kalgançı çak" geldiğinde gök demir yer sarı bakır olur. Hükümdarlar birbirleriyle savaşır. Halklar kötülük düşünmeye başlar. Sert taşlar ufalır. Katı ağaçlar kırılır. İnsanların boyu bir dirsek kadar kısalır. Oğul babayı baba oğulu tanımaz. Telengütlerde de buna benzer rivayetler anlatılır. Bu zaman geldiğinde töre bozulur tepeler çalkalanır demir üzenginin dibi delinir çuvaldızın deliği yırtılır. Toplumun düzeni bozulur.
    Ünlü Alman bilimadamı Radloff ve Verbitskiy'nin derledikleri kıyamet mitosu ise edebiyatın betimleme sanatının ilk güzel örneklerinden birisidir:
    “Kalgançı çak geldiği zaman gök demir yer sarı bakır olur. Hanlar hanlara saldırır uluslar birbirine kötülük düşünür katı taşlar ufalır sert ağaçlar kırılır. Kişi bir dirsek kadar küçük olur. Baş parmak kadar erkek olur. Erlerin dizgini kısa olur (güçlerin elinde oyuncak olurlar). Ayak takımı bey olur. Baba çocuğunu çocuk babasını tanımaz (saymaz). Yaban soğanı pahalı olur. At başı kadar altına bir kap yemek verilmez. Ayak altında altın bulunur onu alacak kimse bulunmaz.”
    Aşağıda Şamanizm'in ahir zaman anlayışını yansıtan Proben I'de bulunan Altay Türkçesi metnini veriyoruz. Bu konuyu Abdülkadir İnan "Şamanizm" adlı eserinde Verbitskiy'den de aldığı bilgilerle tanıtmıştı. Burada bu dikkati çeken Altay dili metnini kıymetlendirmek amacıyla alıyoruz sözlük bölümünün de metilin teferruatını anlamak için faydalı olacağı kanısındayız.

    Kalgançı Çak (Orjinal Metin)

    A.
    (Teleŋet kijilerdĭŋ sözŭbĭle
    (Teleget kişilerin sözü ile)
    Ķalġançı çak kelerde
    Dünyanın sonu geldiğinde
    Teŋeri temĭr polip ķalar
    Gökyüzü demir olur
    Yer yes polip ķalar
    Yeryüzü bakır (pirinç) olur
    Ķân ķânġa ķançıġar
    Hanlar birbirine kanıkar (saldırır)
    Ķalıķ ķalıķķa ķara sanajar
    Halklar birbirini kara sanır (kötülük hazırlar)
    Ķadu taş odılar
    Katı taş ufal(an)ır
    Ķadu aġaş ķaķşalar
    Katı ağaç gevşer (yerinden kopar)
    Ķiji ķarı(ş)ça polor
    Kişi bir karış (bilek) kadar (küçük) olur
    Ergeķçe er polor
    Erkek küçük parmak boyu olur
    Er tisķini ķısķa polor
    Erin dizgini kısa olur (yuların bağı)
    Ayaķtıŋ paşķa pĭ polor.
    Ayak başa bey olur (Kâse başa bey olur)
    Aba palazın tanıbas
    Baba çocuğunu tanımaz (şefkat göstermez)
    Pala abazın tanıbas
    Çocuk babayı tanımaz (saygı göstermez)
    Pağır paşķa çıġar
    Başa bakır çıkar (Sarımsak başa çıkar.)
    At pajınça altın
    Atbaşı kadar altın
    Ayaķtü aşķa turbas
    Bir kap yemeğe durmaz (değerini tutmaz)
    Ayaķ aldınaŋ altın çıġar
    Ayağın altından altın çıkar
    Anı alar ķiji yoķ polor.
    Onu alan kişi olmaz.
    B.
    (Altay ķijilerdiŋ sözŭbile)
    (Altay kişilerin sözü ile)
    Ķalġançı çaķ ķelerde
    Dünyanın sonu geldiğinde
    Ķara yer otķo ķalarda
    Kara yer ateş(l)e tutuştuğunda
    Ķayraķaıı ada ķuday
    Kayrakan Ata Huday
    Ķulaġın yaba tudŭnar.
    Kulağını kapatır.
    Ol çaķta orön puzŭlŭp
    O zaman yer(in dışı) bozulup
    Orön ürön üzülüp ķalar.
    Yer (toprak) ve ürün birbirinden kopar
    Ķuruŋdaydıŋ ķu salķın
    (Bir) başbuğun kuvvetli sesi çıkarsa
    Ķijinĭ ķubuķsŭdar
    Kişiyi sevindirir (avundurur)
    Töŋözöķ çayķalar
    Bataklıktaki ot tümsekleri çalkalanır.
    Temĭr üzeŋe tübii tijĭler
    Demir üzenginin dibi delinir
    Temene üdŭ yırtılar.
    İğne deliği yırtılır.
    Ķalıķ yon puzŭlar
    Halk bozulur.
    Ķara ķurt ķanat taġınar
    Kara böcek kanat takınır
    Ķara ķözŭnö ķan çabılar.
    Kara göze kan yayılır.
    Ķara su ķanbıla aġar
    Kara su (su kaynakları) kanla (karışıp) akar.
    Yer tigirer tü tesķiner
    Yer tıkırdar; dağ tersine döner.
    Yemirt yemireler
    Dağ yamaçları çöker.
    Teŋeri tirler
    Gökyüzü titrer.
    Teŋis çayķalar
    Deniz çalkalanır.
    Yer aŋdanıp ķırtıjı tömön polor
    Yeryüzü aktarılıp üstü aşağı gelir
    Yeŋes ķodorılıp ķoġı ķalar
    Ağaç yosunu koparılıp külü (tozu) kalır.
    Teŋeri tērmenĭp yigĭ açılar
    Gökyüzü depreyip dikişi açılır (yarılır)
    Teŋis çaybalıp tübŭ ķörünör;
    Deniz çalkalanıp dibi görünür;
    Teŋis tiibündö
    Deniz dibinde
    Toġus ayrı ķara taş
    Dokuz ayrı kara taş
    Toġus yerdeŋ üzŭler
    Dokuz yerden kopar.
    Toġus yerdeŋ iizŭlze
    Dokuz yerden koparsa
    Toġus ķurçulŭ ķayrçaķ çıġar
    Dokuz kuşaklı (çevreli) kutu çıkar.
    Toġus temĭr attū ķiji aııaŋ çıġar.
    Dokuz demir atlı kişi ondan çıkar.
    Anıŋ eķūzü paşçı polor
    Onun ikisi başbuğ olur
    Alardıŋ mingen attarı
    Onların binmiş (binit) atları
    Uruşķan ulu sarı
    Vuruşan büyük sarı (at üzerinde)
    Aldınġı ķoldorı ķılıştŭ polor
    Ön(deki) kolları kılıçlı asker olur
    Art ķuyruġŭ üldülŭ polor
    Arka kuyruğu (ise) mızraklı (asker) olur
    Aġaşķa tabârza
    Ağaçlara doğru yürüse (hücum etse)
    Aġaştı ender
    Ağaç(ları) imha eder.
    Tındūġa tabūrza
    Canlıya doğru yürüse (hücum etse)
    Tındūdŭ ender.
    Canlıları imha eder.
    Albattı yonġo amır yoķ polor
    Halk için asayiş yok olur
    Ayġa ķünge yarķın yoķ polor
    Ayda ve Gün(eş)te ışık yok olur.
    Aġaş tazılıııaŋ ķodorılar.
    Ağaç(lar) kökünden koparılır.
    Adazı palazınaŋ ayrılar
    Babası çocuğundan ayrılır.
    Ölöŋ üzŭlör
    Nebat (kökünden) koparılır.
    Ürönŭ tügöııör.
    Ürünü tükenir.
    Ene erķezĭneŋ ayrılar
    Anne(ler) nazlı çocuk(lar)ndan ayrılır(lar).
    Erĭ yoķ ķalar.
    Erkeği yok olur.
    Yerde ķöngül tegen ölöŋ özör
    Yer (üstün)de köngül (gönül) denen nebat yetişir.
    Ölöŋnöŋ sarı manġıs çıġar
    Nebattan sarı çekirge çıkar.
    Malġa labârza
    Hayvana doğru yürürse (rastlarsa)
    Maldı soror
    Hayvanı yutar (öldürür.)
    Ķijē tabârza
    Kişiye doğru yürürse (rastlarsa)
    Ķijinî soror.
    Kişiyi yutar (öldürür).
    Ol çaķta Şal Yime ķıy salar:
    O zaman Şal Yime seslenir:
    "Peri ķörgiin Maŋdı Şire"
    "Mandı Şire beri bak!"
    "Pir polıjıŋ etķin!" tir
    "Bir yardım et" der
    "Ķöngül tegen ölöŋ gö"
    "köngül (gönül) denen ota"
    "Ķolim yetpedi" tir
    "Elim yetmedi." der.
    "Ķöngül tegen ölöŋnŭŋ tazılı"
    "köngül (gönül) denen otun kökü"
    "Ķoŋır yılan" tir.
    "Koyu renk(li) yılan" der.
    Maŋdı Şire uııçuķpas.
    Mandı Şire cevap vermez.
    Anaip polbazı Şal Yime ķıy salar
    Böyle cevap olmayınca Şal Yime (tekrar) seslenir:
    "Yân ķân albattızın taştadı"
    "Yân Kân halkını bıraktı (gitti)"
    "Yaķşı aygır ürŭn taştadı"
    "İyi aygır sürüsünü bıraktı (gitti)"
    "Yar yemirilĭp su sôldı"
    "Yar çöküp su kurudu"
    "Yaķalū ton elep"
    "Yakalı elbise aşındı (eskidi)"
    "Yaķazı yırtıldı."
    "Yakası yırtıldı."
    "Yaķârulû yurt"
    "Hakimiyeti olan yurt (memleket)"
    "Yaķâŋı yoķ ķaldı."
    "Hakimiyetini kaybetti."
    "Yarıķtüġa yürŭm yoķ poldı."
    "Işıklı (güne doğru) hareket (hayat) yok oldu."
    "Uyalū ķuş"
    "Yuvalı kuş"
    "Uyazın taştadı."
    "Yuvasını bıraktı (gitti)."
    "Turulü ķiķ"
    "Duracak yeri olan geyik"
    "Türūn taştadı"
    "Duracak yerini bıraktı (gitti)"
    "Palalü ķadıt"
    "Çocuklu kadın"
    "Palazın taştadı."
    "Çocuğunu bıraktı (gitti)."
    May Tere uııçukpas.
    May Tere (yine) konuşmaz.
    Onıŋ ķinĭnde Erliķtĭŋ pâttırları
    Onun arkasındaki Erlik (Han)in alpları (kahramanları)
    Ķaraş—pıla Ķerey
    Karaş ile Kerey
    yer üstiinö çıġarlar.
    Yer üstüne çıkarlar (peydah olurlar).
    yer üstŭnö çıķķanda
    Yer üstüne çıktıklarında
    Ülgönîŋ pâttırları
    Ülgen'in kahramanları
    Maŋdı Şire bĭle May Tere
    Maıjdı Şire ile May Tere
    Alarbıla yūlajarġa
    Onlarla savaşmak için
    Teŋeriden tüjörlör.
    Gökten inerler.
    May Terenĭŋ ķanŋaŋ
    May Tere''nin kanından (kanı ile)
    Yer otķo ķalar.
    Yer ateşe kalır (ateş yeri sarar).
    Ķalġaııçı çaķ andĭ polor.
    Ahır zamaıı böylece olur (meydana gelir).
     

Sayfayı Paylaş