1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Alternatif Sistemle Enerji Dengesi (ASED)

Konusu 'Alternatif Tıp' forumundadır ve YoRuMSuZ tarafından 29 Aralık 2014 başlatılmıştır.

Etiketler:
  1. YoRuMSuZ
    Avare

    YoRuMSuZ Biz işimize bakalım!

    Katılım:
    7 Haziran 2006
    Mesajlar:
    24.427
    Beğenileri:
    7.355
    Ödül Puanları:
    11.330
    Cinsiyet:
    Bay
    Banka:
    8.772 ÇTL
    ALTERNATİF SİSTEMLE ENERJİ DENGESİ (ASED)

    NEDEN ASED?
    Günümüzde yüksek performans, konsantrasyon, motivasyon, yaşam sevinci ve tam sağlık için, biyoenerji dengemizin mükemmel olması gerekmektedir.

    Sinir sistemimiz, doğadaki enerji dengesine uyum gösterecek şekilde programlanmış olduğundan, dengenin bozulmaması için irademizin dışında reaksiyonlar gösterebilmektedir. Ne yazık ki yaşadığımız ortam (hava kirliliği, hormonlu gıdalar, zararlı elektromanyetik dalgalar, ozon tabakasının delinmesi vs.) yaşam tarzımız (aşırı stres, dengesiz beslenme, spor yapamama) ve öfke, korku, üzüntü gibi duyguları içimizde bastırmamız, enerji dengemizi ciddi şekilde bozabilmektedir. Bu aşamada bedenimizin dili olan ağrı, uykusuzluk, çarpıntı, terleme, daralma, sinirlilik, yorgunluk, isteksizlik, iktidarsızlık gibi şikayetler belirmeye başlar. Birçok vak'anın başlangıç döneminde en değerli uzman hekimler tarafından yapılan muayene ve ileri tetkiklere rağmen organik bir sebep teşhis edilemediğinden, tedavi için belirtilere göre (semptomatik) gereksiz ilaçlar önerilmektedir. Oysa meydana gelen semptomların ana nedeni, vücudumuzdaki biyoenerji dengesinin bozulmasıdır.

    ASED ile OTOREGÜLASYON:
    Vücudumuzun kendi kendini kontrol edebilme yeteneğine otoregülasyon diyoruz. Ancak etkili bir otoregülasyon için yine enerji dengesi esastır. Biyoenerjimizin dengede olması sadece hastalıklardan korunmak için değil, aynı zamanda hastalıkların kısa sürede tedavisi için de gereklidir. Bunun için her türlü ilaç organizmamızda mevcuttur.

    BİLGİSAYAR ve ASED:
    Bugün artık biyoenerji dengemizi bilgisayar aracılığıyla ölçme imkanına sahibiz. Dengemizde herhangi bir bozukluk teşhis edildiğinde, alternatif yöntemlerle bu dengesizliği tekrar normal hale getirebilmekteyiz. Alternatif yöntemlerin amacı, uygun noktalara uyarılar vermek suretiyle enerji kanallarındaki tıkanıklıkları ortadan kaldırmak ve enerjinin doğal akışını tekrar sağlamaktır. Bu şekilde sağlanan denge tamamen doğal olduğu için, yan etkisi söz konusu değildir. Oysa dışardan alınan ilaçların birçok yan etkileri olduğu bilinmektedir.

    SONUÇ:
    Vücudumuzdaki biyoenerji dengesini düzeltebilir, yıllardır içimizde birikmiş olan sinir, öfke, korku, takıntı, üzüntü vs. gibi duyguları zararsız hale getirebiliriz. Kötü alışkanlıklarımızdan kurtulmamız (dengesiz beslenme, sigara, alkol, ilaç..); toksinlerimizden arınmamız (hücresel yaşlanma, enfeksiyon, tümör, polip, ödem, cellülit) yine biyoenerjimizin dengede olmasıyla mümkündür. Keza bağışıklık sistemimizin en üst düzeyde olması bu sayede gerçekleşmektedir.

    Biyoenerji dengemizin en az 6 aylık aralıklarla ölçülerek değerlendirilmesi, koruyucu hekimlik açısından büyük önem taşımaktadır.

    Bugüne kadar bizlere Tıp fakültesinde, en küçük canlı birimi hücre'dir denildi. Atom olduğu söylenmedi. Enerji ve vücuttaki dengesinden hiç bahsedilmedi. Dolayısiyle bütün hekim arkadaşlarımız, çok çok önemli bir bakış açısından uzak yetişiyorlar. Ancak tesadüfen ve kendi kişisel çabalarıyla bir yere gelebiliyorlar.

    Aile çevremizde en sık rastlanan şikayet ve hastalıklar nelerdir? Ayrıca polikliniklere gelen hastaların % 80'inde de şunlara rastlanmaktadır.

    Kronik ağrılar. ( baş, omuz, kol, boyun, sırt, bel, bacak.) Hastalar bir yığın tetkikten geçirildikten sonra ilaçlara mahkum edilerek, birlikte yaşama önerilir.

    Kronik mide ve bağırsak hastalıkları. İlaçla geçmezse ameliyat edilir. (gastrit, ülser, kolit vs..)

    Allerjik hadiseler. (rinit, faranjit, sinüzit, bronşit, astım vs..) sürekli antibiotiğe, kortizona mahkumlar.

    Adet düzensizlikleri, dismenore, sistit, taş düşürme.

    Depressif şikayetler, uykusuzluk, korku, öfke, takıntı, üzüntü, isteksizlik, iktidarsızlık! Bunlar da anxiolitik, anti depressanlara .. bağımlı olurlar.

    Aşırı kilolar, sigara, alkol bağımlılıkları.!

    Bütün bu hastalıklar için sayısız tetkik yapılmıştır. Dolaplarımız ilaçlarla doludur. En acısı psikolojik diye bir kenara atılmıştır. Acaba çevremizde bu hastalıklardan şikayet eden kaç kişi iyileşmiştir? Oysa, tüm hastalıkların % 80'ini teşkil ediyor. İyileşenler tesadüfen veya kendi gayretleri ile sağlığına kavuşuyor.

    Su kirliyse lavaboyu açmak çözüm değil. Bazen sigara içmek enerji dengesi açısından faydalı bile olabilir. Olaylara bu şekilde geniş perspektifden bakınca, haliyle insanlar iyileşemediklerinden, alternatif yollar aramaya başlarlar. Ancak kimileri fayda gördüklerini söylerken, kimileri faydalanamamışlardır. Sonuçta insanlarda tereddüt doğmuştur.

    Neden alternatif Tıp? Bakış açısı ne? Etkisi nasıl?

    Organizmanın içerisinde kendini tedavi edecek her türlü ilaç mevcuttur. (morfin, kortizon, insulin, hormonlar, enzimler, aminoasitler ve antibiotik yerine kullanabileceğimiz lenfositler vs..) Organizmanın bu sistemi sağlıklı çalıştırabilmesinin tek bir şartı var: O da vücuttaki enerji dengesi!. Bu dengeyi bozan nedir? Kendimiz! Otonom sinir sistemimizin uzun bir süre, giren enerji ve harcanan enerji arasındaki dengesizliğe maruz kalması! Bu süreç içerisinde organizma yeni bir enerji dengesi kurmaktadır yaşamamız için. Bunuda aşırı enerji tüketimine neden olan kaynağı devre dışı bırakarak yapmaktadır. Böylece organizmada kalıcı bloklar oluşmaktadır. Bu olayı kronikleşme olarak adlandırmaktayız. Bloklar çözülmeden kronik hadise geçmez!. Alınan önlemler yetersizdir. Bu nedenle hastaya, hastalığınla birlikte yaşamaya alışacaksın derler!.

    Otonom sinir sistemi, dışardan ve içerden gelen uyarılara çok hassastır. Sürekli bizi korumaya ve enerjimizin dengeli biçimde vücuda dağılması için uğraşmaktadır. Hayatiyetimizin devamı için öncelikle 1.nci derecedeki hayati organlarımızı düşünmektedir. Örneğin, aşırı enerji tüketimine gittiğimiz bir korku veya öfke anını düşünelim. Organizma, ikinci veya üçüncü derecede önemi olan sistemleri devre dışı bırakarak, oraya enerji göndermez. Enerjiyi o an için 1.nci derecede önemli sistemlere yönlendirir. Örneğin; hormonların dengelenmesini devre dışı bırakır! Veya hafıza ve konsantrasyon merkezlerini kapatır veya daha az çalışmasını sağlar. Eğer bu durum uzun süre devam ederse bloklaşma veya kronikleşme meydana gelir. Organizma, nereyi devre dışı bıraktığını unutur. Bu dönemde siz istediğiniz kadar tetkik ve tedavi yaptırın, netice alamazsınız. Ne yazık ki sırf bu yüzden milyonlarca insan gereksiz yere ameliyat masasına yatmaktadır. Orada da yapılan nedir? Vücudun artık onaramadığı kısmı devre dışı bırakmak. Dikkat ederseniz operatörlerimiz ameliyat sonrasında bir sürü yasaklarda bulunurlar. (Zayıflayacaksın, beslenmene dikkat edeceksin, kafaya birşey takmayacaksın, sigara veya alkolü bırakacaksın...) Hastada artık aklı başına geldiğinden, bunları harfiyyen uyguluyor. Aslında bunları baştan uygulasa hastalık ortaya çıkmayacaktır.

    Neden aklımız başımıza gelmeden dikkat edemiyoruz? Bu sorunun temel cevabı şu: ENERJİ DENGESİ nedir bilmiyoruz. Dolayısıyla bunu dengede tutmasını da bilmiyoruz. Bugün elimizdeki imkanlarla enerji dengemizin ne durumda olduğunu bilgisayarla tespit edebiliyoruz. Blokları tespit edip açabiliyoruz. Dolayısıyla enerjimizi mümkün olduğu kadar (bozukluğun derecesi ve süresi, geçirilmiş ameliyatlar, kullanılmış ve hala kullanılan ilaçlar engel) düzeltebiliyoruz!. Bu şekilde organizmanın rejenerasyon kudretini tekrar devreye sokabiliyoruz. Toplumumuzda en sık görülen kronik hastalıkları tam veya eskisinden çok daha iyi hale getirebiliyoruz. Aynı zamanda bastırılmış korku, öfke, takıntı ve üzüntülerden kurtarabiliyoruz.

    Enerji dengemizi bozabilecek alışkanlıklardan kurtulabilmek için dengeli beslenmeli, spor ve meditasyon yapılmalıdır. Enerji dengemizin stabil kalabilmesi, ancak bu şartlar yerine gelirse olur. Hastalığın başında bu dengeleri sağlamak çok daha basit. Keşke hastalar öncelikle bize gelse. İleri tetkikleri, uzmanlık konsültasyonlarını biz istesek!.

    Elbette batı tıbbının bütün nimetlerinden faydalanacağız. Ancak öncelikle hastalıkların oluşumunu önlemeliyiz. Sağlıklı toplum, ekonomik istikrar için bu gerekli. Dolayısıyla, sağlık için gereksiz yere yapılan trilyonlarca liralık harcama da önlenmiş olur. Hastane ve polikilinikler, gerçekten ihtiyaç duyan hastalarla dolar. Enerji dengelemede kullanılan yöntemlerin başında ise akupunktur, laser ve mezoterapi gelmektedir.

    Dr.M.Arı BALCI (Nöroloji Uzmanı)
    Dr. Erhan ÖZER (Algoloji Uzmanı)
     

Sayfayı Paylaş