1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Altın Flüt

Konusu 'Çocuk Masalları' forumundadır ve KıRMıZı tarafından 28 Nisan 2008 başlatılmıştır.

  1. KıRMıZı
    Aşık

    KıRMıZı TeK BaşıNa CUMHURİYET V.I.P

    Katılım:
    22 Şubat 2008
    Mesajlar:
    27.187
    Beğenileri:
    4.785
    Ödül Puanları:
    11.580
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Karmaşıkkk
    Yer:
    TÜRKİYE
    Banka:
    387 ÇTL
    ALTIN FLÜT

    “Vadinin hoş serinliğinde, zengin ve hırs dolu bir ailesi olan heybetli bir adam yaşıyordu.

    Bir gün, çabucak zengin olmayı düşündüğünden, altın arayıcısı olarak şansını denemeye karar verdi.

    Böylece nehrin kıyısına yerleşti. Kumu iyice elerken, ailesini daha da zenginleştirebilecek birkaç parça altın bulma umudu içinde, bakışları küçük taneciklere sabitleşmişti.

    Üç günlük sıkı çalışma, bu şekilde boşuna akıp gitti. Sonra bir gün, altın arayıcısı, genç bir kadının esrarengiz ve yumuşak sesini işitti. Ona şöyle mırıldanıyordu:

    ‘Sen, buraya gel! Bu altın quena’yı al! Bu senin için! Onu hep sakla, yanından asla ayırma!’

    Bu sözlerden sonra ses kayboldu.

    Adam önce delirdiğini sandı, ama kısa süre sonra sesin geldiği yerden birkaç adım ötede, bir altın quena buldu. Nehrin sularının altında tüm ışıltısıyla parlıyordu. Hiç kuşkusuz büyülü bir quena idi bu.

    Bizim altın arayıcısının keyfine diyecek yoktu! Garip nesneyi aldı ve titreyen bakışlarıyla onu okşadı. Her şeye kuşkuyla bakmaya alışkın melez gözleri, buna inanamıyordu. Sevincini daha fazla tutamayarak evine dönmeye karar verdi.

    La Paz’ın ünlü bir semtinde oturduğu için, flütünü dikkatlice şalının altına sakladı.

    ‘Ne taşıyorsun orada’ diye sordu karısı.

    Büyük bir dikkatle, değerli quena’yı ortaya çıkardı. Gözler yerinden fırladı ve herkesin ağzı açık kaldı.

    Başlangıçta, değerli nesnenin tamamen büyülü olduğuna ve korunması gerektiği konusunda ailesini ikna etmeyi başardı. Yemeyi içmeyi unuttular ve saatlerini onu seyretmekle ve okşamakla geçiriyorlardı.

    Bir süre sonra, endişeli ve hayli kıskanç karısı, quena’yı satması için onu sıkıştırmaya başladı. Elde edilen parayla, böylece kârlı bir iş yapabileceklerdi. Örneğin biri minibüs alabilir, taşımacılık işine atılabilirlerdi!

    Zavallı adam sonunda boyun eğdi ve kuyumcuya gitti. Değerli altın quena’sını satacaktı. Vahşi Amerikan dolarlarına karşı onu yanından asla ayırmayacağına dair söz vermişti.

    Kısa zaman önce böyle bir buluntu karşısında mutluluktan haykırmış olan adam, evet aynı adam, flütü kuyumcuya bıraktığı anda bir mezar taşı gibi dilsizleşti birdenbire!

    Sözünü tutmadığından ve ‘Suların Kadını’na ihanet ettiğinden ve sonuçta idealine değer vermediğinden cezalandırılmıştı.

    Üzüntüden deliye dönen adam, açgözlülüğüne kızmaya başladı. Oysa biliyordu ki, artık asla bir tek söz söylemeye mahkum edilmişti; ve tüm Tıp Bilimi bir araya gelse bile, onun için hiçbir şey yapamazdı.”
     

Sayfayı Paylaş