1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Altınbaş Kefal

Konusu 'Hayvanlar' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 3 Nisan 2011 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    Mugilidae familyasından olan kefal balıkları Akdeniz, Ege, Marmara ve Karadeniz'de sürüler halinde yaşarlar. Ayrıca denizlerimizle bağlantısı olan göl ve nehirlerde de bulunurlar.

    Sularımızda altı cins kefal balığı mevcuttur. Bunların bilimsel adları:
    • Mugil cephalus (has kefal - halk dilinde gambot denir),
    • Mugil capito (pulaterina veya platerina - halk dilinde sidikli ilarya),
    • Mugil auratus (altınbaş kefal, küçüklerine yine gambot ismi verilir),
    • Mugil saliens (kefal),
    • Mugil chelo (topbaş kefal veya halk dilinde mavri denir) ve
    • Mugil labeo'dur (dudaklı kefal).
    Sıcak ve ılıman denizlerin kıyı bölgelerinde yaşayan kefallerin boyları cinslerine göre 25 cm. ile 90 cm. arasındadır. Füze şeklindeki gövde yapılarıyla kefaller güçlü, çabuk hareket edebilen ve son derece kurnaz balıklardır. Dişileri erkeklere oranla biraz daha uzundur. Has kefal ve altınbaş kefalin karın çıkıntıları belirgin bir şekilde görülür. Kısa iki adet sırt yüzgeci ve iyice gelişmiş güçlü çatal biçiminde kuyruk yüzgeci vardır. Kuyruk yüzgecinin bu denli gelişmiş olması balığa geri geri gitme yeteneğini sağlar. Kafa yapıları gövdelerine oranla daha iri, sert ve yuvarlaktır. Dudakları kalın, ağzı küçüktür ve gözle görülmeyecek kadar küçük kadife dişlerle kaplıdır.

    Bazı kefallerin göz küresinin üzerindeki tabaka, yağ birikimiyle kalınlaşmıştır. Yine saydam olmakla beraber gözün dış yüzeyinin önemli bir bölümünü kaplar. Suların ısınmasıyla birlikte bu tabaka ortadan kalkar. Kefal derisi birbirine geçmiş iri pullarla kaplıdır. Sırtı gri veya koyu gri, yanları gümüşi, karnı ise beyazdır. Gövdesinde yedi-sekiz adet birbirine paralel gri bant vardır. Has kefal ve altınbaş kefalin baş ve yüzgeç uçlarında sarı lekeler görülür.

    Kefalin karnını yarıp, iç organlarını temizlediğimiz zaman içindeki zarın siyah bir tabakayla kaplı olduğunu görürüz. Bu siyah tabaka, balık su altında tutulup gazete kağıdıyla iç kısmı bir iki kez ovalandığı takdirde kolayca sıyrılıp çıkar. Dipte ve çamurda yemlenmesinin sonucu karın bölümünün içindeki ince zar bu rengi alır. Akıntılı ve temiz diplerde yemlenen kefallerin içleri daha açık gri bir zarla kaplıdır. Kefal balığının bağırsağı da çok uzundur ve halka biçiminde İyice sarılmıştır. 30 cm.' lik bir kefalin bağırsak uzunluğu ortalama 21 cm.'dir. Kefal balıklarının diğer balıklara oranla yaşam süreleri daha uzundur. Platerina, altınbaş ve has kefal ortalama on beş yıllık bir ömre sahiptirler. Dişileri 7 milyon civarında yumurta döker ve yedi-sekiz yaşlarında nesil yetiştirmeye başlarlar. Erkeklerin nesil yetiştirmeleri ise altı-yedi yaşındayken başlar. Kefallerin daha küçükleri olan ilaryalar ise on-on iki yıllık bir ömre sahiptirler. Dişileri 2 milyona yakın yumurta döker. Bu süre içinde hepsi birbirine dokunacak şekilde sıkışık yığınlar halinde toplanırlar. Kefal balıkları sığ sularda ürer. Yumurtlama mevsimi cinslere göre değişir.

    Genellikle sularımızda yaşayan cinsleri mayıs-haziran aylarında yumurta dökerler. Yüzerken karnını dibe sürtmek suretiyle yumurta bıraktığı söylenir. Yavruların boyu 2.5 cm. civarındadır. Kefaller küçük ağızlı ve dişsiz balıklar oldukları için yırtıcı balıklar sınıfına girmezler. Çamur, bataklık ve yosunlu diplerdeki deniz kurtlarını, yumurtadan çıkmış çok küçük balık yavrularını, balık yumurtalarını, yosun ve planktonları yerler. Kalın dudaklı yumuşak ağızlarıyla kumu, çamuru eşeler, çürümüş hayvansal ve bitkisel maddeleri, çok sayıdaki solungaç yapraklarının yardımıyla ayırırlar. Dipte yemlenirken ağız dolusu çamuru alır, yüzmeyi sürdürüp çamurun yenilmeyecek kısmını tükürürler. Ayrıca küçük yumuşakçaları yemek için, taşların, liman ve rıhtım kazıklarının üzerindeki ince lifli yeşil yosunları da kazırlar. Kefalin hem ağzının içinde hem de dışında besin bulmasını sağlayan tat alma papillaları vardır.

    Kefal Avı
    Kefaller her ne kadar lüfer, torik, palamut ve uskumru kadar uzun göçler yapmasalar da göç eden balıklar arasında sayılabilirler. Sahilleri takip ederek sürüler halinde torpil gibi yüzerler. Yemlenmek için denizlerin tatlı sularla karıştığı koylara, dere ağızlarına, nehirlere ve denize açık göllere girerler. Göl ve akarsular yumurtaların gelişmesine imkân vermediği için yumurtalarını denize bırakırlar. Kefal balıkları oksijeni az olan sularda yaşayabilirler, aynı zamanda sıcak ve soğuk sulara da dayanıklıdırlar.

    Çok sığ sularda yüzebildikleri gibi ısı değişikliklerine, tatlı-tuzlu su değişikliklerine dayanıklıdırlar. Çok zeki, çevik ve güçlü bir balık olan kefal diğer balıklar kadar kolay yakalanmaz. Oltaya kolay kolay atlamaz. Ağla çevrildiği zaman mantar yakanın üzerinden kolaylıkla atlayıp kurtulur. Keza kepçeye girdiği zaman kepçe kaldırılırken içinden bütün gücüyle fırlayıp kurtulduğu görülmüştür. Velhasıl amatör balıkçı için bütün zorluğuna rağmen kefal avı zevkli ve heyecanlıdır. Bu yüzden çeşitli yöntemler ve av şekilleriyle avlanılmaya çalışılır.

    Olta ile Kefal Avı
    Kefal daha önce de belirttiğimiz gibi oltaya kolaylıkla atlayan bir balık değildir. Balığın beslendiği çevrede mevcut olan yemlerin seçilmesi önemlidir. Zira aradığı ve alıştığı yemi yer. Örneğin Fethiye veya Kaş'ta ekmek içinden yapılmış hamuru yiyen balık, Boğaz'da Vaniköy'de mısırözü posası yer. Kandilli'de, Hisar'da palamut veya istavritin iç organlarını yerken, Çanakkale'de dere kurduna atlar. Onun için oltayla kefal avında balığın yemini doğru olarak belirlemek şarttır. Olta takımı genellikle sahilden denize doğru ya bambu kamışa takılarak veya serbest el oltası şeklinde olur. Bu tip av şekli yine genellikle büyük boy kefaller için değil, ilarya, gambot gibi küçük boy kefaller için geçerlidir. 0.35'lik misina bir mantara sarıldıktan veya bir bambu kamışına bağlandıktan sonra ucuna 1 cm'lik bir fırdöndü bağlanır. Fırdöndünün boş gözüne 2 kulaç (makaralı kamış kullanılıyorsa kıyının derinliği hesap edilerek bu beden daha uzun veya kısa tutulabilir) 0.30'luk bir beden bağlanır. Bedenin boş ucundan yukarısına doğru ezilmiş kurşundan çok küçük 4 - 5 gr. 'lık bir kıstırma takılır. Bedenin yine boş ucuna da kefalin ağzına girebilecek kadar küçük, sağlam, çelikten ve siyah renkte bir iğne bağlanır. Yem olarak palamut veya istavrit bağırsakları, iç organları kullanılıyorsa iğnenin alabildiği kadar yem iğneye geçirilir, sarılır ve bir bölümü sallandırılır. Olta kıyıdan sallandırılır ve beklenir. Genellikle su sığ olduğu için balığın sürü halinde dolaşması ve yemle ilgilenmesi amatör balıkçı tarafından görülür. Balık yemle ilgilenmeye başladığında, ilk kez yemi yoklar. Bırakır bir tur atar yine yemin başına gelir. Onu gören sürüdeki diğer balıklar da aynı ilgiyi gösterebilirler. Neticede yemeye karar verirse yavaş yavaş yemi gevelemeye, emerek ağzında yuvarlamaya başlar. Kefal balığının yem yemesi küçük çocukların biberonla süt içmesini andırır. Bu sırada amatör balıkçının büyük bir sabırla beklemesi, acele etmemesi şarttır. Balık daha yemi yeni ağzına almışsa olta hemen çekildiğinde, kefal de yemi derhal kusar ve huylanır. Belki bir daha aynı yeme gelmez. Balıkçı yemin iyice balığın ağzına girdiğine kani olduktan sonra tasmayı atar ve iğne kefalin ağzına takılır. Balık acele etmeden zaten sığ olan sudan yukarı alınır. Balık iriyse oltayla su yüzeyine kadar kaldırıp kepçeyle kıyıya almak lazımdır. İri balık bütün ağırlığını oltaya vererek, zaten ince olan takımı kolayca koparabilir.

    Kepçe ile Kefal Avı
    İlkbaharla birlikte Boğaz sırtlarında erguvanların açması kefal sürülerinin kıyıya yakın olarak geçmelerinin habercisidir. Bu meyanda gündüz ve gece olmak üzere kepçe ile kefal avı başlar. Balıklar akıntıya karşı yüzdükleri için sular onları kıyıya doğru sıkar ve adeta rıhtımlara değercesine yakından Karadeniz'e doğru çıkış yaparlar. Bu mevsim gözlerinde oluşan yağ tabakasından ötürü iyi göremedikleri, devamlı akış halinde bulunan sürüler yoğun oldukları için 1-1.5 ay süresince av verirler. Kepçeyle kefal avı son derece maharet isteyen zor ve zevkli bir av şeklidir. Kefal kepçesi üç bölümdür. 1. Gönder (kepçenin 3.5-4 metrelik ahşap sapı), 2. Ağız (Basketbol potası biçiminde geniş çaplı demirden yapılmış çember), 3. Tor (Küçük gözlü ince, tül gibi ağdan yapılmış uzun torba). Bu avda gözcü ve kepçeci olarak iki kişi çalışır. Rıhtımdan sürüyü gören gözcü önünden geçen kefalleri kepçeciye haber verir. 5-6 metre kadar ileride bekleyen kepçeci kepçesini sürüye mesafe tanıyarak yavaşça ileriden denize daldırır ve akıntılı suların yardımıyla balıkların geçiş istikametine doğru sürer. Sürü kepçenin içine girdiği anda kepçenin ağzını kıyıya süratle döndürür ve kıyıya doğru kuvvetle çekerek kaldırır, İstanbul Boğazı'nda ve bilhassa Kandilli'de kepçeyle kefal avının ustası olanlar bir seferde üç-dört iri kefali kıyıya alabilirler. Bazen bir ilarya sürüsünün tümü kepçeye girebilir. Kepçeyle kefal avı gece de yapılır. Yine iki kişinin birlikte çalıştığı avda kepçeci balığın akıntıyla sıkıştığı noktayı, yani su başını iyice beller ve buraya bir lüks lambası yerleştirir. Işığını iyice kısıp yanlarına tahta parçaları dayayarak ışığın dağılmayıp bir noktaya süzülmesini sağlar. Sürü loş ışıkta kendini belli ettiği an kepçeci mesafeyi hesap edip gidiş istikametlerinin epey önüne kepçesini yavaşça daldırarak, suların da yardımıyla sürünün üzerine doğru sürer. Sonra da kepçeyi kıyıya doğru döndürüp balıkları kepçeye sokar. Kepçe kaldırılırken kefallerin içinden bütün güçleriyle fırladıkları vakidir. Bu avda zamanlama, çabukluk, balığı görmek ve iyi reflekslere sahip olmak gerekir.

    Üzülerek yazmak zorunda olduğumuz bir konu da kefal balıklarının bugün bile kıyılarımızda, nehirlerimizde bomba ve dinamitle avlanılmasıdır. Bu tür av şekilleri balık türleri üzerinde büyük tahribata yol açmaktadır.

    Sadece kefal balıklarının değil levrek, karagöz, çipura, sinarit gibi nadide taş balıklarının neslinin tüketilmesine sebep olan dinamit ve bombayla balık avına karşı gerekli tedbirler alınmazsa çok kısa zamanda bu balıklar da kıyılarımızda yok olacaktır.

    Kefal balığının eti beyaz olup çok lezzetlidir. Küçüklerinin tavası, irilerinin buğulaması, tepside taze soğanla fırınlaması, mayonezli haşlaması ve pilakisi yapılır. Platerina ve iri ilaryadan tütsülemesi (buna likorinos diyoruz) çok lezzetlidir. Has kefal yumurtasından tarama ve balık yumurtası yapılır.

    [​IMG]

    [​IMG]
     

Sayfayı Paylaş