1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Amerika Şiirleri

Konusu 'Şiir' forumundadır ve Suskun tarafından 15 Aralık 2010 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    [​IMG]
    BİR KADIN BEKLİYOR BENİ[​IMG]

    Bir kadın bekliyor beni, her şey bulunuyor onda, hiçbir eksiği yok
    eğer seks yoksa ya da ıslaklığı yoksa doğru erkeğin hala eksiktir her şey.
    Seks dahil her şeye
    bedenlere, canlara, anlamlara, kanıtlara, saflığa, inceliklere, sonuçlara,
    çığlıklara
    şarkılara, emirlere, sağlığa, gurura, analığın gizine, doğuştan gelen süte
    Bütün umutlara, iyiliklere, bağışlanmışlara
    bütün arzulara, aşklara, güzelliklere ve dünyanın tatlarına
    bütün devletlere, yargıçlara, tanrılara, dünyayı anlamış insanlara
    onun parçasıymış gerekçesiymiş gibi dahildir seks

    Tanıdığım her erkek utanmaksızın bildiğini itiraf eder cinsiyetinin tadını
    ve her kadın bilir ve itiraf eder kendininkini

    Şimdi duygusuz kadınlardan uzaklaştırıyorum kendimi
    kalmaya gidiyorum beni bekleyen kadına,
    doyduğum sıcakkanlı kadınlara
    görüyorum beni anladıklarını ve reddetmediklerini
    değer verdiklerini bana-güçlü bir koca olabilirim onlara

    Benden eksik yanları yok
    Güneşle ve esen rüzgarla bronzlaşmış yüzleri
    Kutsal, yumuşak ve güçlü vücutları
    biliyorlar nasıl yüzeceklerini, kürek çekmeyi
    ata binmeyi, güreşmeyi, ateş etmeyi
    Nasıl koşacaklarını, öldüreceklerini, çekilmeyi,
    yol almayı, direnmeyi, savunmayı
    mükemmel hepsi sakin ve berrak sahipler dişiliklerine

    Sıkıca çekiyorum sizi kendime ey kadınlar
    izin veremem gitmenize, yeterliyim ben size
    Ben sizler içinim sizler de benim ve
    yalnızca benim iyiliğim için değil bu
    başkalarının iyiliği için de
    Uykularınızı daha yüce kahramanlar, şairler kaplamış
    ve izin vermiyorlar kimsenin dokunmasına
    ama yalnızca ben dokunabilirim size

    Bu benim ey kadınlar- kendi yolumu çizdim
    Acımasızım ben, sert, geniş ve inatçıyım
    -ama sevdiğim için
    artık gerekenden fazla incitmeyeceğim sizi
    Akıyorum size, sıkarak kaba gücümle sıhhatli
    kız ve erkek çocuklar getirmek için bu ülkeye
    Hiç bir yakarışı dinlemeden, kendimi güçlendiriyorum yeterince
    ve biriktirdiğimi size geri vermeden
    kararlıyım geri çekilmemeye

    Gizli ırmağına akarım senin
    içine ilerleyen binlerce yılı sarıyorum
    sahip olduğum en önemli şeyimi
    ve Amerika'yı aşılıyorum sana
    Sana akan damlalarımdan vahşi ve atletik kızlar
    yeni sanatçılar, müzisyenler ve şarkıcılar yetişecek
    senden döllediğim bebekler sırası geldiğinde bebekler dölleyecekler
    Ben mükemmel erkekler isteyeceğim aşkımın tohumlarından
    Çiftleşmelerini bekleyeceğim başkalarıyla
    benim seninle çiftleştiğim gibi şimdi
    Fışkıran yağmurlarımın meyvelerini sayacağım
    sana geldiğimde yağmurların meyvelerini saydığım gibi şimdi
    doğumda, yaşamda ölümde ve ölümsüzlükte arayacağım aşkın ürünlerini
    öylesine severek yetiştiriyorum ki onları şimdi.


    Walt Whitman
     
  2. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    NİCK VE ŞAMDAN[​IMG]

    Ben bir madenciyim. Işık mavi yanıyor.
    Mavi sarkıtlar
    Damlıyor ve donuyor, yırtıyor

    Topraktan rahmi
    Ölü can sıkıntısında dışarı terliyor.
    Kara yarasa havaları

    Sarıp sarmalıyor beni, paçavra şallar,
    Soğuk soykırımlar.
    Erik gibi kaynak yapıyorlar bana

    Kalsiyum dikitlerinden
    O tanıdık mağara, tanıdık yankıcı.
    Semenderler bile beyazdır,

    Şu kutsal herifler.
    Ya balıklar, balıklar-
    İsa! buz kalıpları

    Bıçak zaafı
    Canlı ayak parmaklarımdan
    İlk Kömünyonunu içen

    Bir piranha dini.
    Şamdan
    Yutkunur ve küçük rakımını tazeler,

    Sarıları yüreklendirir.
    Ah canım benim, nasıl geldin sen buraya?
    Ah uykuda bile

    Büzülmüş duruşunu
    Anımsayan Cenin.
    Sende tertemiz

    Işıldıyor kan, yakutum benim.
    Uyandığın
    Bu acı senin değil.

    Aşk, aşk
    Mağaramızı güllerle donattım,
    Yumuşak halılarla-

    Victoriana'nın sonuncusu.
    Bırak yıldızlar
    Karanlık adresine düşsün dikine,

    Bırak sakat bırakan
    Civamsı atomlar
    O berbat kuyuya damlasın,

    Uzamların kıskanarak yaslandığı
    Tek somutluk sensin.
    Sen ahırdaki bebeksin.



    Sylvia Plath
     
  3. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    [​IMG]

    MERDİVENDEN İNEN BİR NÜ


    Cinsellik saçan buluşmaları
    Gerçekleşti duraksayarak, ilk kezmişçesine,
    Bir trenin pencereleri ışıltılarla
    Görüntüleri yinelerken.
    Karşılarında kendini bilmez cafe'ler
    Ve teneke, sineklerin taşıdığı dükkanlar.

    Coşkuluydu ikisi de.
    Bir ay ya da fazlası geçmiş
    Görüşmemişler telefonla bile,
    Uzun süre sırt sırta dönmüşler: Kimin ilk adımı attığını
    Bilemedi öteki.

    Dolaşabilirler ufuk çizgisinin
    Kırıldığı yerde
    Gerçek dostlar gibi-
    Gölgelerin maviye döndüğü köşelerde
    Ve kuytularda.
    Şimdi eksik kalansa bir nü.

    ANNA ROUSE






    ARALIK BAŞLARI HUDSON IRMAĞI KIYISI[​IMG]

    Diken diken güneş. Hudson Irmağı'nı
    Yongalıyor buz.
    Duyuyorum kemik zar
    Takırtısını rüzgarın savurduğu çakılların. Kemik
    Akı, yeni yağan kar
    Yapışıp kalıyor tüyler gibi ırmağa.
    Kımıltısız. Dağıtmaya gidiyorduk
    Noel hediyelerini geçen yıl lastiğimiz
    Patladığında. Ölü sübablar üzerinde çamlar sıyrılıyordu
    Fırtınayla durup, soyunuk gövdelerle...
    Seni istiyorum.

    Louise Glück




    HOŞ DUYU[​IMG]

    Bu şarkı içimi ılıtır seninle dinlersem
    Seninle tat bulur yediğim ekmek

    Ne varsa şimdi güzellik adına
    Sen yoksun diye boynu büyük

    Ellerin vardı oysa-gümüş tabaklarda izi
    Bu kadehli tutarlı-ellerin vardı

    Gün gelip unutulacak senden kalan
    Kimsenin aklına düşmeyecek seni anmak

    Bu çarpan yüreğimdi-sonra sen geldin
    Gözlerindi-ellerindi içimi yuğan

    Atan sendin-vuran sendin deli dolu
    Sen yoksun diye yüreğim durmuş.



    Conrad Aiken





    BANKERLERDEN BÜTÜN FARKIMIZ: ONLAR PARALI BİZ PARASIZ[​IMG]


    Bankaları övmek için yazıldı bu şiir.
    Para şıkırtısı neymiş gör, hele bir bankadan içeri gir!
    Bir de garip bir ses duyacaksın, ne kadın sesi o, ne su şırıltısı,
    Bilirim, duymuşluğun yok, o, binlik bangınotların hışırtısı.
    Mermer konaklarda otururmuş bankerler, hakları,
    Boşuna mı yıllar yılı "Milli Kalkınma" diye bağırıp çağırdıkları!
    Asıl, bir usulleri var, ona borçlular her şeyi, o bir bozulmaya
    görsün, bankaların işi bitti:
    Kısacası, paraya muhtaç olanlardan gayrısına açılır kredi.
    Sizi bilmez miyim hiç, anlı şanlı bankerler, nasıl da kılı kırk yararsınız!
    Siz, ev kirasını ödemek için borç istemeye gelen vatandaşları
    kuruş koklatmaksızın dehliyebilen milli kahramanlarsınız.
    Evet. Siz, çocuğum doğacak diye iki yüz lira borç istemeye
    görsün bir dar gelirli,maymunlara zart zurt eden
    Tarzan edasiyle bakarsınız suratına,
    "İşine git, oğlum!" dersiniz, "Ne sandın burasını? Burası ne
    tefeci Şakir, ne emanetçi Sultana!"
    Ama diyelim ki bir kalantor zat çıktı geldi bankanıza, olur a,
    milyonunu çiftleştirmek istemiş canı,
    Bak, o zaman koruyucu melek kesilirsiniz. "Arzunuz, emriniz"
    demeye kalmaz, toslarsınız milyonu.
    "Madem bir milyonu var, değil mi ya niye iki milyonu olmasın?"
    derken hazret, iki milyon daha istemeye kalkar,
    "Baaşüstüne'yi bastırırsınız hemen, değil mi ki elde iki milyon
    emniyet akçesi var.
    Münasip buyurmuşsunuz" der toplanınca banka idare heyeti,
    "Bütün istediğimiz bizim, kalkındırmak memleketi."
    Kuzum, bankaları yerdiğim sanılmasın sakın,
    Bilmez miyim ne büyük işler çevirdiklerini onların!...
    Bilmez miyim; "Parayla bitmez iş, hayatın temeli sağlıktır,
    mutluluktur" deyip gezen menfi unsurları ortadan kaldırarak
    cemiyete ne büyük hizmetler gördüklerini,
    Bilmez miyim, sağlığını, mutluluğunu korumak için beş on kuruş
    isterikleri vakit, o serserileri nasıl kapı dışarı ettiklerini! Bilmez
    miyim, Mukaddes Para'ya dil uzatmak ne demekmiş anlasınlar
    diye, bilmez miyim o insanları nasıl açlıktan öldüklerini!...

    Ogden NASH




    BİLİNÇALTI[​IMG]
    Komayın beni bu ellerde-gayrı durmam
    Bu yol kavşağında susmuş gözler senin
    Beni kıskıvrak saran kollar senin kolların
    Tutamam ellerini- yanımdasın.

    Rüzgar gibi bakıyorsun - saçlarım uçuşuyor
    Ellerimi örtüyorum yüzüme - gözlerine bakamıyorum
    Sen bir çiçeksin yavaşça açarsın
    İncecik belin salınırsın- ilk çiçeksin baharda

    İşte uzat ellerini- ben gözlerimi yumuyorum
    Yeni yetme bir sürgün gibi kuruyorum olduğum yerde
    işte bu benim yüreğimdir- atmıyor
    İşte kar düşüyor gözlerime

    Hiçbir şey güçlü değil bu dünyada seni sevmek kadar
    Senin yüreğin kadar aydınlık değil
    Hiç bir şey ölümcül değil bu koku bu renk kadar
    Vücudun kadar alımlı değil hiçbiri çiçeklerin

    Neden bu güzelliği dudaklarının
    Gözlerinin bu koyu karanlığı
    Bir şey var yüreğimde kuş gibi uçarı
    Gözlerinin şavkı çiçeklerden
    Yağmur yağar telli pullu
    Biliyorum- ellerin gibisi yok.
    E.E.Cummings
     
  4. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    [​IMG]
    Anabel lee

    it was many and many a year ago,
    in a kingdom by the sea,
    that a maiden there lived whom you may know
    by the name of annabel lee;--
    and this maiden she lived with no other thought
    than to love and be loved by me.
    she was a child and i was a child,
    in this kingdom by the sea,
    but we loved with a love that was more than love--
    i and my annabel lee--
    with a love that the winged seraphs of heaven
    coveted her and me.

    and this was the reason that, long ago,
    in this kingdom by the sea,
    a wind blew out of a cloud by night
    chilling my annabel lee;
    so that her high-born kinsman came
    and bore her away from me,
    to shut her up in a sepulchre
    in this kingdom by the sea.

    the angels, not half so happy in heaven,
    went envying her and me:--
    yes! that was the reason (as all men know,
    in this kingdom by the sea)
    that the wind came out of a cloud, chilling
    and killing my annabel lee.

    but our love it was stronger by far than the love
    of those who were older than we--
    of many far wiser than we-
    and neither the angels in heaven above,
    nor the demons down under the sea,
    can ever dissever my soul from the soul
    of the beautiful annabel lee:--

    for the moon never beams without bringing me dreams
    of the beautiful annabel lee;
    and the stars never rise but i see the bright eyes
    of the beautiful annabel lee;
    and so, all the night-tide, i lie down by the side
    of my darling, my darling, my life and my bride,
    in her sepulchre there by the sea--
    in her tomb by the side of the sea.
    EDGAR ALLEN POE


    Anabel lee
    senelerce senelerce evveldi
    bir deniz ülkesinde
    yaşayan bir kız vardı bileceksiniz
    İsmi; annabel lee
    hiçbir şey düşünmezdi sevilmekten
    sevmekten başka beni
    o çocuk ben çocuk, memleketimiz
    o deniz ülkesiydi
    sevdalı değil karasevdalıydık
    ben ve annabel lee
    göklerde uçan melekler
    kıskanırlardı bizi
    bir gün işte bu yüzden göze geldi
    o deniz ülkesinde
    Üşüdü bir rüzgarından bulutun
    güzelim annabel lee
    götürdüler el üstünde
    koyup gittiler beni
    mezarı oradadır şimdi
    o deniz ülkesinde
    biz daha bahtiyardık meleklerden
    onlar kıskanırdı bizi
    evet! bu yüzden "Şahidimdir herkes ve deniz ülkesi"
    bir gece rüzgarından bulutun
    Üşüdü gitti annabel lee
    sevdadan yana kim olursa olsun
    yaşca başca ileri
    geçemezlerdi bizi
    ne yedi kat göklerdeki melekler
    ne deniz dibi cinleri
    hiç biri ayıramaz beni senden
    güzelim annabel lee
    ay gelir ışır, hayalin erişir
    güzelim annabel lee
    orda gecelerim uzanır beklerim
    sevgilim sevgilim hayatım gelinim
    o azgın sahildeki
    yattığın yerde seni...
     
  5. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    [​IMG]
    AY GÖLGESİ (Amerikan Geleneksel)

    Evet
    Ay gölgesi kovalıyor peşimden.
    Ay gölgesi
    Ay gölgesi.
    Zıplayıp sıçrıyorum üstünden
    Ay gölgesinin
    Ay gölgesinin.
    Ellerimi kaybedersem eğer,
    Sabanımı kaybedersem eğer,
    Toprağımı kaybedersem eğer,
    Aman!
    Ellerim yok olursa eğer
    Amanın!
    Hiç çalışmak yok bana artık!
    Bir de gözlerim çıkarsa eğer
    Bütün renklerim kurursa eğer,
    Evet.
    Kaybedersem gözlerimi eğer,
    Amanın!
    Hiç ağlamak yok bana artık!
    Evet.

    Ay gölgesi kovalıyor peşimden.
    Ay gölgesi
    Ay gölgesi.
    Zıplayıp sıçrıyorum üstünden
    Ay gölgesinin
    Ay gölgesinin.
    Ve iki bacağımı da kaybedersem eğer,
    Ne inlerim ne de dilenirim artık!
    Aman!
    İki bacağımı kaybedersem eğer,
    Amanın!
    Hiç yürümek yok bana artık!
    Ve ağzımı da kaybedersem eğer
    Aşağıda ve yukarıda bütün dişlerimi,

    Evet.
    Ağzımı kaybedersem eğer,
    Amanın!
    Hiç konuşmama gerek yok artık!
    Vefalı ışığa sordum, “Çok mu sürdü bulman beni?”
    “Uzun sürdü mü bulman beni?” “Kalacakmısın bende bu gece?”

    Ay gölgesi kovalıyor peşimden.
    Ay gölgesi
    Ay gölgesi.
    Zıplayıp sıçrıyorum üstünden
    Ay gölgesinin
    Ay gölgesinin
    Ay gölgesinin
    Ay gölgesinin.

    Çeviren: Vehbi Taşar


    Moon Shadow- (American Traditional)

    Yes
    I'm bein' followed by a moon shadow
    moon shadow
    moon shadow.
    Leapin' and hoppin' on a moon shadow
    moon shadow
    moon shadow.
    And if I ever lose my hands
    lose my plough
    lose my land -
    Oh
    if I ever lose my hands

    Ooh
    I won't have to work no more.
    And if I ever lose my eyes
    if my colours all run dry

    Yes
    if I ever lose my eyes

    Ooh
    I won't have to cry no more.

    Yes
    I'm bein' followed by a moon shadow
    moon shadow
    moon shadow.
    Leapin' and hoppin' on a moon shadow
    moon shadow
    moon shadow.
    And if I ever lose my legs
    I won't moan and I won't beg

    Oh
    if I ever lose my legs

    Ooh
    I won't have to walk no more.
    And if I ever lose my mouth
    all my teeth North and South

    Yes
    if I ever lose my mouth

    Ooh
    I won't have to talk.

    Did it take long to find me? I asked the faithful light.
    Did it take long to find me and are you gonna stay the night?

    I'm bein' followed by a moon shadow
    moon shadow
    moon shadow.
    Leapin' und hoppin' on a moon shadow
    moon shadow
    moon shadow.
    Moon shadow
    moon shadow
    moon shadow
    moon shadow.


    [​IMG]
    SÖZCÜKLER

    Sözcüklere dikkat edin,olağanüstü olanlarına bile.
    Çünkü olağanüstü için yapabileceğimizin en iyisini yaparız,
    Kimi zaman sözcükler arı gibi sokarlar
    Ve bir öpücük bırakırlar iğne yerine.
    Parmaklar gibi değerli olabilir sözcükler
    Ve kaya gibi güvenilirdir sözcükler,kıçınıza sokarsınız onları.
    Ama hem papatyalar hem de bereler gibi olabilirler.

    Yine de severim sözcükleri.
    Tavandan düşen güvercinlerdir sözcükler.
    Dizlerimde oturan altı kutsal portakaldır onlar.
    Sözcükler ağaçlardır, yaz'ın bacakları,
    Ve güneş, ve onun tutkulu yüzü.

    Ne var ki sözcükler sıklıkla yanıltır beni.
    Söylemek istediğim o kadar çok şey var ki,
    Bir sürü öyküler, betimlemeler, atasözleri, vb.
    Ama sözcükler yetersiz kalır,yanlış olanları gelip öper beni.
    Kimi zaman uçarım bir kartal gibi ama bir çalıkuşunun kanatlarıyla.

    Yine de sözcüklere dikkat etmeye
    Ve kibar olmaya çalışıyorum.
    Sözcüklere ve yumurtalara özenle dokunmalı.
    Bir kez kırıldılar mı olanaksızdır
    Onarılmaları.


    Anne SEXTON




    [​IMG]
    Kış Başlarıydı



    Kış daha yeni başlıyordu,
    Bir ara-zamandı yaşanan,
    Kırlar kahverengiydi hâlâ yer yer:
    Otların kemikleri sallanıp duruyordu rüzgârda,
    Üstünde mavi karın.

    Kış daha yeni başlıyordu,
    Işık usulca geziniyordu donmuş arazinin üstünde,
    Kuru tohum taçlarının üzerinde,
    Hayatta kalmayı başaran güzel kemikler
    Rüzgârda sallanıp duran.

    Işık gezindi geniş arazinin üstünde;
    Kaldı.
    Otlar bıraktı sallanmayı.
    Zihin devindi, yalnız değildi
    Berrak havanın içinde, sessizlikte.

    Işık mıydı?
    Işık mıydı içindeki?
    Işığın içindeki ışık mıydı?
    Canlanmaya başlayan hareketsizlik,
    Ama yine de hareketsiz?

    Canlı, anlaşılması mümkün bir ruh
    Eğlendirmişti seni bir vakit.
    Gelecek yeniden.
    Hareketsiz kal.
    Bekle.


    Theodore Roethke


    [​IMG]
    ANNEANNEMİN AŞK MEKTUPLARI


    Belleğin yıldızlarından başka
    Gökte yıldız yok bu gece.
    Oysa belleğe ne çok yer var
    Yumuşak yağmurun gevşek kemerinde.

    Annemin annesi
    Elizabeth'in
    Tavan arasının bir köşesine sıkışıp
    kalmış
    Ve orada kar gibi eriyecek kadar
    Sararıp eprimiş
    Mektuplarına bile yer var.

    Bu kadar geniş bir boşlukta
    Yumuşak adımlarla yürümeli insan.
    Burası tümüyle görünmeyen
    Bir tel ak saça asılı,
    Havada bir ağ ören kuş dalları gibi
    titriyor.

    Ve ben soruyorum kendime:

    "Yankılardan başka bir şey olmayan
    Eski havaları çalacak kadar uzun mu parmakların:
    Sessizlik ezgileri kaynağına taşıyıp
    Sonra anneannene getiriyormuş gibi
    Yeniden sana getirecek kadar
    Güçlü mü?"

    Gene de elinden tutup anneannemi
    Anlayamayacağı pek çok şey arasından geçirirdim.
    Bu yüzden ayağım sürçüyor. Ve yağmur
    Acıyan tatlı bir gülüşle yağıp duruyor.


    Hart CRANE


    [​IMG]
    RENKSİZ ADAM

    Renksiz yaşadım.
    Gri bir odada
    kırpık fısıltılarla
    kendisine baktığımda solan bir kadınla konuştum.
    Seslerimiz istiridye beyazıydı, canavarlarımız
    toz topakları gibi soluk.
    Ağaçlarımdaki yapraklar kirlendi.
    solgun çimenler biçtim.
    Arkadaşlar dev ölü sıçanlara benzeyen
    steyşınlarını park ettiler
    nerdeyse görünmeyen evimin yanına.
    Cüzdanımda banknotlar renklerini yitirdi.
    Okyanuslar gibi gri dağlar gördüm rüyamda,
    üstlerinde hiçbir evin ışığı yanmıyordu,
    tabutlar vardı sadece; yürürken konuşan
    ve sürekli birbirini gömen gri kumlara.



    Donald HALL
     
  6. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    ŞİİR YEMEK[​IMG]


    Mürekkep sızar ağzımın köşelerinden
    Yoktur daha neşelisi benden
    Şiir yemekle meşgulüm.

    Kütüphane müdüresi gözlerine inanamaz.
    Gözleri kederlidir
    ve elbisesinin içersinde elleriyle yürür.

    Siirler yendi
    Işıklar söndü
    Köpekler bodrumun merdivenlerinde ve yukarı çıkıyor.

    Gözbebekleri yuvarlanır,
    sarışın ayakları fırça gibi yanar.
    Zavallı Kütüphane müdüresi ayağını yere vurarak ağlamaya başlar,

    Anlamaz.
    Dizlerimin üstüne çöküp elini yaladığım zaman,
    haykırır.

    Ben yeni bir adam oldum.
    Ona hırlarım ve havlarım.
    Kitabî karanlıkta sevinçle havaya zıplarım.
    Mark Strand


    EATING POETRY[​IMG]

    Ink runs from the corners of my mouth.
    There is no happiness like mine.
    I have been eating poetry.

    The librarian does not believe what she sees.
    Her eyes are sad
    and she walks with her hands in her dress.

    The poems are gone.
    The light is dim.
    The dogs are on the basement stairs and coming up.

    Their eyeballs roll,
    their blond legs burn like brush.
    The poor librarian begins to stamp her feet and weep.

    She does not understand.
    When I get on my knees and lick her hand,
    she screams.

    I am a new man.
    I snarl at her and bark.
    I romp with joy in the bookish dark.

    Mark Strand
     

Sayfayı Paylaş