1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Ankara Antik Kentleri (İç Anadolu Bölgesi)

Konusu 'Turizm Rehberi' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 13 Nisan 2012 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    Ankara Antik Kentleri (İç Anadolu Bölgesi)

    Gordion (Yassıhöyük) Antik Kenti

    Frigya Krallığı’nın başkenti Gordion ; Ankara-Eskişehir karayolunun yakınında, Sakarya (Sangarios) ve gordion müzesiPorsuk nehirlerinin birbirlerine yaklaştıkları yerde, Polatlı’nın 18 km. kuzeybatısındadır (Ankara’dan 90km.)

    Yapılan arkeolojik kazılar sonucu buradan çıkan ve çeşitli yayınlarda tanıtılan buluntular, bu yerleşimin tarihini Erken Bronz Çağına (M.Ö. 3000) kadar götürür.

    Gordion, M.Ö. 7. yüzyılın başlarında Kimmerler tarafından tahrip edilmesine rağmen, en parlak dönemlerini M.Ö. 750-700 tarihleri arasında yaşamıştır. Birçok buluntular ve yerleşimdeki tümülüsler 6. yüzyılın sonuna kadar devam eden bu işgali göz önüne serer. Yine de Gordion, Büyük İskender’in burayı yeniden onarıp bağımsızlığının kendilerine geri verilmesine kadar (M.Ö. 6. yüzyılın yarısından itibaren) Persler tarafından yönetilmiştir. Kral Gordios tarafından bağlanan meşhur düğüm, Büyük İskender tarafından M.Ö. 333 yılında kışı geçirdiği Gordion’da kesilmiştir.

    Gordion’da Helenistik dönem Büyük İskender’in burayı fethinden sonra (M.Ö. 300-100) başlamıştır. Sonra Roma Dönemi (M.Ö.1.– M.S.4. Yüzyıl), daha sonra Selçuklu (M.S.11.-13. Yüzyıl) dönemi başlamıştır. Bütün bu olaylar Gordion’da 4000 yıl gibi kısa bir sürede olmuştur.

    Gordion’daki kalıntılar:

    Kent Höyüğü:


    350x500 metre ölçüsündeki yassı bir höyük durumundaki Frig kenti, Sakarya ırmağının hemenmidas tümülüsü doğusunda yer almaktadır. Arkeologlar, anıtsal bir kapı ile birlikte kral ailesine ait bir çok yapı, evlere ve kent duvarlarına ilişkin kalıntılar ortaya çıkarmışlardır. Bunların tümü Frig krallığının en parlak dönemine (MÖ 725-667) tarihlenmektedir.

    Kent Kapısı: MÖ.VIII.yüzyılın sonunda yapılmıştır. Yumuşak kireç taşından 9 metre yükseklikteki kısmı günümüze kadar korunmuş anıtsal bir yapıdır. Kente asıl giriş 9 metre genişliğinde ve 23 metre uzunluğunda üstü açık bir koridorla sağlanıyordu. Kapının iki yanında yer alan kulelerin kente açılan birer kapısı vardır. Tamamı kazılan kuzey avlu depo olarak kullanılıyordu. Güney avlusu ise Pers kapısının büyük güney duvarının korunması amacıyla kazılmadan bırakılmıştır.

    Kent Merkezi:

    Höyüğün orta kısmı saraylara ayrılmıştır. Kerpiçten bir duvar, dört yapıyı içeren sarayın birinci avlusunu kent kapısından ayırmaktadır. Daha kalın bir duvar iç avluyu kuzey, batı ve güney yönlerindengordion müzesi çevirmektedir.Büyük olasılıkla bu duvarlar saray yapılarının doğu yönünce de uzanmakta ve böylelikle onları dışarıdan tümüyle ayırmaktadır.

    Saraylar: Birinci avludaki iki yapı birer megarondur. Megaron 2, geometrik desenli bir mozaik ile döşenmiştir. Bu mozaik, bilinen en eski çakıltaşı mozaik örneğidir ve bugün bir kısmı Gordion Müzesi’nde sergilenmektedir.

    Megaron 3 ise, günümüze kadar Gordion’da çıkarılmış en önemli yapıdır. İç avluda yer alan yapı Frig akropolünün en büyük binasıdır. Yapı, iki sıra ahşap direkle bir orta ve iki yan nefe ayrılmıştır. Arkeologlara göre orta bölüm tek katlı ve yüksek bir salondu. Yan kısımlar ise iki katlı ahşap galeriler şeklindeydi. Megaron 3, MÖ.VIII. yüzyılın ikinci yarısında inşa edilmiş en eski yapılardan biri olmalıdır.

    Terasın batı kesiminde her biri 11x14 metre ölçülerinde yan yana sıralanmış 8 adet megaron yer alır.Bunların hepsinde de ortada bir ocak ve yanlarda direklerle desteklenen ahşap galeriler bulunmaktadır. Büyük olasılıkla bunlar sarayın günlük işlerinin görüldüğü yapılardır. Megaron 3’ün yanına yapılan bir merdivenle yeni oluşturulan terasa geçiş sağlanmıştır.
     
  2. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    Ankyra (Ankara) Antik Kenti

    Ankara’nın tarihi, Bronz çağındaki Hatti Uygarlığına kadar gitmektedir. İ.Ö. ikinci bin yılda Hititler bölgenin hakimi durumuna gelmiş ve onları sırası ile Frigyalılar,kale Lidyalılar ve Persler izlemiştir.İ.Ö. üçüncü yüzyılda, bir Kelt ırkı olan Galatlar Ankara’yı başkent yapmış ve “durduran, yol kesen” anlamına gelen Ankyra adını vermişlerdir. Bu sözcüğün bugün Kale’nin bulunduğu kayalık alandan dolayı düşünüldüğü ileri sürülmektedir.

    Hitit döneminin küçük bir şehri olduğu bilinmekle birlikte, bu yörede bu döneme ait herhangi bir eser bulunmamıştır. Frig çağından sonra şehir sırasıyla Pers, Büyük İskender, Galat dönemlerini yaşamıştır. M.Ö. 25 yılında İmparator Augustus şehri Galatia Krallığıyla beraber Roma İmparatorluğu’na bağlamıştır. VII. ve VIII. yüzyıllarda İslamiyet’in doğuşuyla birlikte şehir Pers ve Arap akımlarına maruz kalmıştır.871-893 tarihleri arasında birkaç kez el değiştirir. 1127’de şehir kesin olarak Türk egemenliği altına girer ve adı "Engüriye" olur. 1402’de Yıldırım Bayazid ve Timurlenk arasındaki Ankara Savaşında şehir kısa bir süre Moğol egemenliği altına girmişse de1414’de kesin olarak Osmanlı topraklarına katılmıştır.

    Ankara’nın kurucusu ve kuruluşuna dair iki iddia bulunmaktadır. Birine göre, Ankara’nın kurucusu Frig Kralı Gordios’tur. Diğerine göre de onun oğlu Midas’tır. Hititler döneminde Ankara bir askeri garnizon olarak kullanılmışlar, daha sonra bu alanda Frigyalılar egemen oldular ve kenti kuraanadolu medeniyetleri müzesin da onlar oldu. M.O. 700’den sonra kentin yeni hakimleri Lidyalılar olmuş, M.O. 547 tarihinden itibaren de iki yüzyıl kadar kent ve bölge Pers egemenliği altında kalmıştır.

    M.O. 333 yılında Büyük İskender kenti, Makedon-Helen egemenliğine sokmuştur. Gordion’un ünlü ve efsanevi kördüğümünü çözemeyince kılıcıyla kesen İskender, yörede bir süre daha kalmıştır. Ankara Kalesi de bu dönemde Anadolu’ya gelen Galatlar tarafından yapılmıştır.

    M.O. 189 yılında Romalı Komutan Vulso, Galatlar’ı yenerek Ankara’yı Roma egemenliğine almış ve kent uzun yıllar Roma egemenliği altında kalmıştır. Romalılar zamanında kente önemli yatırımlar yapılmıştır. Bugün Ankara’da, Roma döneminden kalma hamam, tapınak, sur, agora, hipodrom, sütun, tiyatro gibi çok sayıda eser görülmektedir. Örneğin, Ulus’ta, Hükümet Meydanı’ndaki Julianus sütunu bunlardan biridir. Roma İmparatoru Julianus’un M.O. 362’de Ankara’dan geçişi anısına dikilen bu sütun, yivli taşlardan oluşmuş ve yaprak biçiminde bir taçla süslenmiştir. Yeri, bu yüzyılın başında, iki yüz metre kadar kuzeye taşınarak değiştirilmiştir. Halen kalıntıları bulunan Roma Hamamı, döneminin dünyadaki üç büyük hamamından biri olarak nitelendirilir. 1939’da başlanan bir kazı sonunda ortaya çıkan, 12 külhanlı, dev boyutlardaki bu hamamın M.S. 2. yüzyıl sonu ile 3. yüzyıl başında yapıldığı bilinmektedir. Hamanadolu medeniyetleri müzesiamda, yılan tutan kocaman bir elin varlığı, yapının, Sağlık Tanrısı Asklepius adına inşa edildiğini düşündürmektedir. Hamamın ortaya çıkarılması amacıyla yapılan kazılarda Roma İmparatoru Caracalla ve annesi Julia Domna adına çıkarılmış çok miktarda sikkeye rastlanmıştır. Taş temeller üzerine oturan hamamın dış duvarları, dört sıra tuğlanın üs tüste konmasından oluşmaktadır. İç duvarlar ise mermerle kaplıdır. Kente 60 km. uzaktaki Elmadağ’dan taş borularla getirilen su, bu hamamla birlikte bütün mahallelere dağıtılıyordu.

    Hacıbayram Camii’nin yanında yer alan Augustus Tapınağı konusunda Prof. Dr. Akurgal şunları yazıyor: "Roma İmparatoru Augustus (M.Ö. 27-M.S. 14), ölümünden on altı ay önce Vesta Rahibelerine dört belge teslim eder. Bunlardan biri vasiyetnamesidir; ikincisi cenaze töreni hakkındaki buyruklarını, üçüncüsü imparatorluğun parasal ve askeri durumu ile ilgili kayıtlarını kapsamakta, dördüncüsü ise yaşadığı sürece yaptığı işleri (icraatı) anlatmakta idi. Bunlardan ancak sonuncusu, ’index rerumanadolu medeniyetleri müzesi bahçe kısmı gestarum’, Ankara Augustus Tapınağı’nın duvarlarında iki dilde, Latince ve Helence yazılmış olarak günümüze değin gelmiştir. Buna karşılık madenden iki levha üzerine yazılı olup Roma’da imparatorun mezarının önünde yer alan orijinal metin ise tamamen yok olmuştur. Güzel bir rastlantı sonucu ’Res Gestae Divi Augusti’ (yani tanrılaşmış Augustus’un yaptığı işler) adını taşıyan bu kitabenin günümüze değin bilinen diğer iki kopyasına ait parçalar yine Anadolu’da ele geçirilmiştir. Şimdi Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde saklanmakta olan bu parçalar Ankara Tapınağı’nın bazı eksik bölümlerinin tamamlanmasında yardımcı olmuşlardır...

    Augustus’un uğraşılarını anlatan Latince metin, tapınağın Pronaos (ön oda) adı verilen iki yan duvarının iç yüzeylerinde yer almaktadır. Yazıt Hacıbayram Camii’ne yakın olan duvarın üstündeanadalo medeniyetleri müzesi hitit kaya kabartmaları halen okunaklı iri harfler halinde ’Re-rum gestarum divi Augusti’ (yani tanrılaşmış Augustus’un icraatı) sözcükleri ile başlar ve duvarın büyük bir bölümünü kaplar. Latince yazıtın arkası, onun karşısında kalan duvarın iç yüzünde devam eder. Latince metnin Helence çevirisi ise bu duvarın, yani batı-doğu doğrultusundaki tapınak duvarının dış yüzündedir. 0 tarihlerde Ankara’da konuşulan dil Helence olduğu için yazıtın Helenceye çevrilmesi gerekiyordu...

    Eski tarih boyunca Ankara’nın akropolisi (tepe kenti) Hacıbayram Camii’nin bulunduğu yerde idi. Roma döneminde Ankara kenti, Roma ve Augustus Tapınağı’nın bulunduğu bu kutsal tepenin etrafını çeviriyordu. Çankırı Caddesi üzerindeki Roma Hamamı, Kale dibindeki Roma Tiyatrosu ve Hisar’daki Kale’nin kendisi Roma kenti sınırlan içindeydi. Kentin kuzey ucu Radyoevi’ne doğru uzanıyordu. Roma dönemi sikkelerindeki tasvirlerden ve yazıtlardan anlaşıldığına göre Ankara’da Romalılardan önce Tanrı kadın Kybele’ye (bereket tanrıçasına) ve Ay Tanrısı Men’e tapılıyordu. Kybele, Çatalhöyük’te gördüğümüz üzere, daha neolitik çağda, yani M.Ö. 7. ve 6. binlerde Anadolu halklarının başlıca Tanrısı olduğu gibi, Frigler’in de en önemli Tanrısı idi. Men de bir Anadolulu Tanrı olup büyük olasılıkla Luvi kökenlidir. Ona özellikle Frigya ile Lydia bölgelerindeki yerli halklar tapınıyordu. Helenler’in Ay Tanrısı dişi olup adı Selene idi. Bununla beraber aynı bölgelerde yaşayan Helenler de Men’e tapıyorlardı.

    Augustus Tapınağı’nda cephenin ve giriş yerinin Helen kutsal yapılarındaki gibi doğuya değil de, batıya dönük oluşu da burasının eski Anadolu geleneğine, yani Helenler’den önceki dönemlere ait bir tapınma yeri olduğuna işaret etmektedir... Bizans çağında Augustus ve Roma Tapınağı’nı kiliseye dönüştüren Hıristiyanlar, cella’nın (ortadaki büyük odanın) güney duvarında üç pencere açmışlar ve cella ile opisthodomos’un (arka odanın) arasındaki duyan yıkarak orayı bir Krypta haline sokmuşlardır”.

    Türkler, Augustus ve Roma Tapınağına hiç dokunmadılar; ona saygı ve hoşgörü göstererek Hacıbayram Camii’ni kilisenin hemen yanı başında inşa ettiler. Kentin onarılıp güzelleştirildiği dönem olmuştur Roma dönemi. Hatta çılgın imparator Neron, Ankara’yı Metropol yani Başkent ilan etmişti. Bu döneme ait yazıt ve sikkelerde Ankara’nın başkent olduğu açıkça yazılıdır. Bir başka Roma İmparatoru Caracalla da, kenti çevreleyen surları onarmıştı.

    Ankara Kalesi’nin eteklerinde bir bedesten ve iki hanın onarılıp müzeye dönüştürülmesiyle kazanılan çok değerli bir yapıda, taş devrine ait bulgulardan, anılan Roma dönemi kalıntılarına kadar pek çok eser sergilenmektedir. Bina bugün Anadolu Medeniyetleri Müzesi olarak düzenlenmiştir.
     

Sayfayı Paylaş