1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Anlaşmalı Boşanma Davası ve Ortaya Çıkan Sorunlar

Konusu 'Hukuk Köşesi' forumundadır ve Suskun tarafından 1 Kasım 2010 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Anlaşmalı Boşanma Davası ve Ortaya Çıkan Sorunlar



    Hukukumuzda anlaşmalı boşanma diye adlandırılan boşanma davası türü, Türk Medeni Kanunu 166/3 maddesinde şu şekilde düzenlenmiştir. : “Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması yada bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi halinde,evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır.Bu halde boşanma kararı verilebilmesi için, hakimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hakim tarafların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir.Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü halinde boşanmaya hükmolunur. Bu halde tarafların ikrarlarının hakimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz.”
    Eşlerin bu maddeye göre anlaşma yolu ile boşanmalarına karar verilebilmesi için gereken şartları incelemeye çalışalım:

    1) Evliliğin en az bir yıl sürmüş olması gerekir


    Resmi olarak evlilik tarihinden itibaren en az bir yıl geçmiş olmalıdır. Bu sürenin getirilmiş amacı eşlerin birbirlerini daha iyi tanımaları ve kısa sürede boşanmaların önlenmesi kaygısıdır.Ancak anlaşmalı boşanma için getirilen bir yıllık şart, TMK.166/1’de açıklanan evlilik birliğinin temelinden sarsılması, yani şiddetli geçimsizlik nedeni ile boşanmada yoktur. Bu nedenle kanun koyucunun evlilik birliğini en az bir yıl koruma gayreti bu maddede yoktur. süre açısından diğer boşanma nedenlerine de bakarsak; TMK.161 zina nedeni ile boşanma davası zina sebebinin öğrenilmesinden itibaren altı ay içinde açılabileceğini düzenlemekte, TMK.162’de hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış nedeni ile boşanmada yine altı ay içinde dava açılması gerektiği düzenlenmiş her ikisinde altı aylık süreyi geçirerek affeden tarafın dava hakkı olmadığı belirtilmiştir. TMK.163 de düzenlenen suç işleyen ve haysiyetsiz hayat süren eşle yaşaması kendisinden beklenemeyecek eş için süre şartı yoktur her zaman bu nedene dayanarak dava açabilir.TMK.164 terk nedeni ile boşanma davası açabilmek için en az altı ay dönmeyen veya evden kovan eşe ihtar çekilebileceğini belirtmiş, TMK 165’de akıl hastalığına dayanan boşanma davasında süre şart yok ancak hastalığın geçmesine olanak bulunmadığı resmi sağlık kurulu raporu ile tespit edilmek koşulu vardır.TMK 166/4 de boşanma davasının reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleşmesinden itibaren üç yıl ortak hayat kurulamamışsa eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verileceği düzenlenmiştir.
    TMK.166/3 gereği anlaşmalı boşanmak isteyen ancak bir yıllık süreyi doldurmamış olan evli çiftler için kanun mutlak anlamda izin vermiyor. Bu süre şart nedeni ile bir yılını doldurmamış olan fakat anlaşmalı boşanmak isteyen çiftler TMK.166/1 maddesine dayanarak boşanma davası açmakta, bu durumda kusur ispatı sorunu ortaya çıkmakta, şiddetli geçimsizliğinin olduğunu şahitlerle ispat etmek durumunda kalmaktadırlar.2002 yılında yürürlüğe giren yeni Türk Medeni Kanunu, bir çok konuda olduğu gibi yeni düzenlemelere gereksinimi vardır. Anlaşmalı boşanma davası içinde bir yıllık süre şartının kaldırılması bunun yerine bir aile sorunları uzmanı yani bu konuda uzman psikolog veya sosyal hizmet uzmanı ile çiftlerin görüşmesi sağlanarak uygun görüldüğünde anlaşmalı boşanmalarına karar verilmesi daha doğru olacaktır. Ayrıca aşağıda yine değineceğimiz gibi anlaşmalı boşanma davalarında mutlaka tarafların bizzat duruşmaya gelme şartının da aranmayıp, Avukatlarına verecekleri özel vekaletnamelerle Avukatlarının temsili ile boşanmalarına karar verilebilme imkanı getirilmelidir.



    2) Eşlerin boşanmak için birlikte başvurmaları veya bir eşin açtığı davanın diğer eş tarafından kabul edilmiş olması gerekir.

    Kanun her ne kadar mahkemeye birlikte başvurmaktan bahsetmişse de pratikte bu mümkün olmamaktadır. Bu davanın mutlaka bir davacısı bir de davalısı olacaktır. Yoksa her ikisi de birden davacı olduğu takdirde hasımsız bir dava söz konusu olacaktır. Kanunun bu ifadesinden anlaşılanda bu durumda hasımsız bir dava olması gerektiğidir. Zira taraflar birbirlerini hasımda göstermek istememektedirler. Tarafların istemediği halde hasımmış gibi davacı davalı gösterilmesi bu maddenin ruhuna aykırıdır. Uygulamada kanunun belirttiği diğer şekilde yani taraflardan birinin müracaatı sonucu diğer eş davayı kabul etmektedir.

    3) Hakimin tarafları bizzat dinlemesi

    Kanun bu şartı getirmekle tarafların boşanma ve şartları konusunda iradelerini serbestçe açıkladıklarına kanaat getirildiğinin görülmesini amaçlamıştır. Avukatları olsa dahi tarafları bizzat hakim dinleyecektir. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi Avukatların özel bir vekaletname ile yetkilendirilmiş olarak temsil etmeleri halinde tarafların bizzat dinlenmesi şartının kaldırılması gerekmektedir.Zira diğer boşanma nedenlerinde hiç birinde tarafların bizzat dinleneceği şartı getirilmemiştir, hepsinde Avukatlar tarafları temsil edebilmektedir. Oysa anlaşmalı boşanmada Avukat temsili yetersiz sayılmıştır. Bu durum Avukatlara olan güvensizliği ortaya çıkarmaktadır. Avukatlar, adaletin vazgeçilmez unsuru olarak mesleğini hukuka uygun, dürüstçe, temsil ettiği insanların haklarını en iyi şekilde koruyan kişilerdir. Avukatların anlaşmalı boşanmada tarafların iradelerini tek başına temsil edemeyeceği hükmü mutlaka değiştirilmelidir. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu 2.maddesinde Avukatlığın amacı belirtilmiştir. Buna göre “ Avukatlığın amacı; hukuki münasabetlerin düzenlenmesini, her türlü hukuki mesele ve anlaşmazlıkların adalet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesini ve hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasını her derecede yargı organları, hakemler, resmi ve özel kişi, kurul ve kurumlar nezdinde sağlamaktır. Avukat bu amaçla hukuki bilgi ve tecrübelerini adalet hizmetine ve kişilerin yararlanmasına tahsis eder.” Yine Avukatlık Kanunu 35/A maddesi ile Avukatların duruşma başlayıncaya kadar tarafların uzlaşmalarına ilişkin düzenleyeceği tutanağın ilam hükmünde olacağı hükmü mevcuttur. TMK.166/3’e göre açılan boşanma davalarında Avukatın tek başına müvekkilini temsil etmesinin yeterli görülmemesi Avukatlık yasasının bu hükümleri ile çelişmektedir.Ayrıca bu durum pratik hayatta bir çok zorluğa da neden olmaktadır. Örneğin uzak bir yerde bulunan, mahkemeye gelme imkanı olmayan, gelemeyen evli tarafların anlaşmalı boşanabilmeleri için illa mahkemeye hakim karşısına çıkmasını beklemek adil yargılama ilkesiyle de bağdaşmayacaktır.

    4) Hakimin boşanmanın mali sonuçlarına ve çocukların durumuna ilişkin düzenlemeleri uygun bulması şartı

    Taraflar boşanmanın mali sonuçları ve çocukların durumu hakkında da anlaşmaya varmaları gerekmektedir. Bu konuda anlaşma protokolü hazırlayıp imzalayarak sunabilecekleri gibi mahkemede anlaşma hükümlerinin tutanak altına alınmasıyla da boşanmaya karar verilecektir. Boşanmanın mali sonuçları derken karşılıklı olarak nafaka veya tazminat talebi olup olmadığı, eşyalar konusunda da anlaşmaları varsa neler olduğu yazılacaktır. Çocukların velayet hususu, velayeti elinden alınan eşin çocuklarla görüşme zamanları konusunda da eşler uzlaşacaktır.Hakim, tarafların menfaati için tarafların onayını alarak anlaşma hükümlerinde değişiklik yapabilir.

    Yukarıda açıklanan şartların tamamının varlığı halinde hakim başka bir delil aramadan boşanmaya karar verir. Bu şartlardan biri bile gerçekleşmemiş olursa TMK.166/3. maddeye göre boşanma kararı verilmeyecektir yani bu durumda anlaşmalı boşanmadan bahsedilemeyecektir.

    Çağımızda hızla gelişen şehirleşme ve toplum yapısı dikkate alındığında insanların özel ilişkilerine düzenleme getiren yasalarda da yeni ihtiyaçların doğacağı kuşkusuzdur. Türk Medeni Kanunumuzda da boşanma hukukuna ilişkin düzenlemelerde yeni ihtiyaçlar doğduğu görülmektedir. TMK.166/1 maddesinde evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeni ile açılan boşanma davaları ayrı bir inceleme konusu olduğu gibi anlaşmalı boşanma açısından baktığımızda ortaya yine bazı sorunlar çıkacaktır. Örneğin TMK.166/1 gereği açılan boşanma davasında karşı tarafında boşanma ve diğer sonuçları kabul ettiğinde yani anlaşmalı boşanma davasına dönüştüğünde taraflardan birinin mahkemede hazır olamadığı ya da her iki tarafın Avukat ile temsil edildiği boşanma davalarında davanın niteliği gereği mutlaka tanıkla ispat zorunluluğu aranması şartı kaldırılmalıdır.TMK.166/1 gereği anlaşmalı olmayan boşanmalarda dahi kusurun şahitle ispat edilmesinin beklenilmesi bazı durumlarda zordur. örneğin çağımızın şehirleşme olgusu içinde apartman hayatının getirdiği komşuluk ilişkilerinin kopukluğu ve toplumda genel olarak yaşanan güvensizlik duyguları ailelerin daha içe dönük yaşamasına neden olmakta, tek taraflı boşanma davası açma aşamasına gelindiğinde aile içi geçimsizliklerini bilen ve gören şahitlere ihtiyaç duyulması davacı tarafı zora sokmaktadır. Böyle bir durumla karşı karşıya kalan örneğin sürekli kendini eşi tarafından baskı altında hisseden ve korkudan kimseyle sorunlarını paylaşamayan ve mahkemede davasını ispat edecek şahitlerde gösteremeyen davacı eşin durumu.Yukarıdaki açıklamalarımızda da belirttiğimiz gibi şahitle ispatın mümkün olmadığı durumlarda ve diğer durumlarda da Aile Mahkemelerinin Kuruluş,Görev ve Yargılama Usullerine dair Kanununda belirtilen uzmanların raporlarına başvurmalı, koruyucu, eğitici ve sosyal önlemlere ilişkin maddelerin uygulanması gereklidir.
    Bu sorunların varlığı nedeni ile boşanmalar daha kolaylaştırılması gerekir demek de doğru bir yaklaşım olmaz. Aile kutsallığının korunması elbette gereklidir.Ancak toplumsal olarak baktığımızda daha çok insanlar evlilik hayatını yakınlarından veya tanıdıklarından duydukları,gördükleri kadar tanıyarak evlenmektedirler. Eşler birbirlerini iyi tanımadan ve evlilik birliğinin kendilerine yükleyeceği sorumluluklardan habersiz ya da çocuk olduğunda anne baba sorumluluğunu bilmeden evlenerek aile kurumu oluşturdukları durumlarda boşanma davalarının arttığı görülmektedir. Kanun zoru ile evliliklerin sürmesini beklemek de yanlıştır. İnsanların ruh sağlığını tehdit eder boyuta gelmiş evliliklerinde sonlandırılabilmesi için dava şartlarının zorlaştırılması da sorunları artırabilecektir.
     

Sayfayı Paylaş