1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Antropoloji ve Sosyoloji - Aöf Felsefe Dersleri

Konusu 'Açıköğretim' forumundadır ve BeReNN tarafından 28 Eylül 2011 başlatılmıştır.

  1. BeReNN
    Uykumvar

    BeReNN Özel Üye Özel üye

    Katılım:
    30 Nisan 2011
    Mesajlar:
    8.855
    Beğenileri:
    254
    Ödül Puanları:
    5.330
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    Istanbul, Turkey
    Banka:
    289 ÇTL
    [h=2][/h]Bir insan yavrusu, tıpkı bir tohum gibi, kendi doğasında bulunan gerçekleşebilir yeteneklere sahiptir. Fakat insanlar bitkiler gibi "büyümez". (İnsanlar aklın yaratıkları olarak yaşar). En iyi yeteneklerini gerçekleştirmede acze uğrayabilirler, ama tohum uğramaz. İşte bu nedenden ötürü insanoğlu, en iyi insani yeteneklerini gerçekleştirme çabasında yaşamlarını idame ettirmeye yardımcı olsun diye, ahlak felsefesi ve siyaset gibi pratik disiplinleri geliştirmiştir.
    Aristo'ya göre genel olarak, en iyi insan yetenekleri yegane insan "ruhu" akıl ile bağlantılıdır. Makul bir yaşam bütün insanların evrensel hedefidir. Fakat bizim amacımız, içinde yaşadığımız toplumda bizlerin en iyi yeteneklerini gerçekleştirmektir; yani kişisel becerilerimizi en iyi gerçekleştirebileceğimiz yer olan cemiyette kendi tarzımızı (ethos) ve yerimizi bulmaktır. Buna erdem denir (arete).

    Tanrılar gibi her şeyi bilemeyeceğimiz, bitkiler ve hayvanlar gibi de cahil olmadığımız için hata yapabiliriz. "Kendi içimde, kendimden bir şey yapabilme yetim olabilirdi, fakat beceremedim." Bu, tanrıların ya da hayvanların yaşamına değil, insan yaşamına ait yinelenen bir trajedi temasıdır.

    Aristo, en iyi yeteneklerini ortaya koyabilmeleri için insanların toplumsallaşmanın ileri aşamalarını yaşamaları gerektiğini öne sürer: Bir insanın tam anlamıyla gelişmiş olabilmesi için önce aile, sonra köy ve nihayet şehir - devleti üzerinden gelişmelidir. Ancak bundan sonra insanlar potansiyellerini gerçekleştirebilirler. İnsanların doğası - hangi yetilere (potansiyellere) sahip oldukları önce şu üç toplumsal grup aracılığıyla ortaya çıkar (gerçekleşir):

    İnsan doğası

    Şehir devleti

    Köy

    Aile

    Doğum

    Temel ihtiyaçlardan (aile) daha karmaşık ihtiyaçlara (şehir-devlet) kadar artan ihtiyaçlar karşılanır ve insan doğasının artan oranda gerçekleşmesi sonucuna ulaşırız. Başka bir söylemle, insan doğası, ifadesini hayvanî ve ilkel bir yasamda bulmaz. İnsan doğası önce insanoğlu uygarlaştığı zaman ortaya çıkar Şu kaydedilmeye değerdir ki, Aristo'ya göre insanoğlu öncelikli olarak erkektir. Daha sonra göreceğimiz gibi, Aristo'ya göre kadınlar başlıca aileye ve yöresel çevreye bağlıdır. En iyi yeteneklerini burada gerçekleştirebilirler.

    Bundan başka, Aristo erkekleri iki gruba ayırır. Bunlardan ilki özgür ve otonom erkeklerdir ki en iyi anlamda erkekler bunlardır. İkincisi ise doğası gereği kölelik ruhu taşıyanlardır: Köleler şehir-devletlerinde çoğunlukla fiziğe dayalı işlerde kullanılmak üzere çalıştırılırdı. Aristo için bu yaşam, özgür Yunan erkeğinkinden daha az değerli bir yaşamdı. Aristo aynı zamanda bu köleleştirilmiş olanların doğaları gereği köle olduğunu düşünüyordu. Aristo'ya göre, kölenin yaptığı iş ve onun kişisel özellikleri arasında bir bağlantı mevcuttur. Her iki açıdan bakıldığında da köle, özgür Yunanlıdan aşağıdadır. Aristo bu yolla kölelerin ve kadınların her ikisini de özgür Yunan erkeğinden aşağı kılar: Her ikisi de eve yani hane halkına aittir (pikos), pazar yerinin kamusal yaşamına (agora') değil. Kadın ve köle doğal özellikleri gereği dolayısıyla, şehir-devletinin kamu alanı içinde beliren özgür Yunan erkeğine göre daha aşağı bir seviyededir. Öyleyse, erkek şehir - devleti içinde doğasını gerçekleştiriyor derken aklımızdan çıkarmamamız gereken bir husus, Aristo'ya göre, kadına ve köleye yönelik olarak uygulanamaz.

    Şu halde, devlet ve toplum, insanın dışında bir şey değildir. Cemiyet insanların en iyi yeteneklerini gerçekleştirmesi yönünden vazgeçilmez bir unsurdur. Bir başka deyişle temel mefhum, toplum içindeki insandır, ne toplumdan ayrı olan birey, ne de bireyden ayrı olan toplum (devlet). Şehir - devleti kendi kendine yeterlidir, birey değil. İnsan kent hayatında toplumsal bir varlık olarak kendini gerçekleştirmeyi başarabilir. Aristo böylece insanı "politik bir hayvan" olarak tasavvur eder. (Yunanca: zoon politikon). Fakat aynı zamanda, Platon'un insanın toplumun bir parçası olması hususunun üzerinde çok fazla durduğuna inanır. "Devletin doğası" der Aristo, "bir grup olmaktır, bir grup insan".

    Bu yüzden, teoride ve siyasal uygulamada bir standart arayışında olmamamız gerekir, doğal olandan daha büyük bir birlik için zorlamamalıyız. İnsanın yaşam ilkesinin geniş anlamda akıl olduğunu söyledik. İnsanlar ilke olarak grup içinde yaşamalıdırlar; böylece akletme yetilerini hayata geçirebilirler. Aklın yeterli tatmini iyi bir şehir-devletini öngörmektedir. Logos ve polis birbirine bağlı mefhumlardır. İnsan doğası akıl ve mantığıyla yaşamayanlarca ya da yegane insan "ruhundan" çevresiyle birlikte yararlanamayanlarca değil, sadece rasyonel ve toplumsal bir grup içinde yaşayan insanlarca ortaya konabilir.

    Bazıları Aristo'nun, iyi bir yaşamın teorik etkinlik içersinde mi yoksa rasyonel siyasi melekelere sahip bir cemiyet içersinde mi mümkün olduğu yönünde ki soruya karşılık net bir tavır sergilemediğini iddia eder. Ancak, mesele rasyonel siyasi yapı ve gerekli üretken emek arasındaki ilişki olduğunda, şu bir gerçektir ki Aristo öncekinin insanlar için yararlı olacağını zira bunun, bizatihi kendisinin hedef olduğuna inanır; fakat fiziğe dayalı emek dinlenmeyi beraberinde getireceğinden iyi bir yaşamı temsil etmez ve tek başına bir değeri yoktur. Bu yüzden böyle işleri yapanlar, köle olsun olmasın insan yaşamını en iyi biçimde gerçekleştiremezler. Aristo dönemindeki sınıf farklılıklarının burada iki guruba ayrıldığını görüyoruz. İlki el emeğiyle çalışan, ikincisi ise entelektüel ve siyasal faaliyetin peşinde olan gruptur. Aristo, bu kalıp verme, "insanileştirme” sürecinin öncelikli olarak entelektüel ve siyasal faaliyet çerçevesinde olacağına inanır, fiziğe dayalı emek içinde değil.

    Aristo ile Platon'un insan ve toplum görüşleri arasındaki fark kadın konusundaki görüşlerinde netliğe kavuşur. Platon kati bir şekilde özel alan ve kamusal alanı birbirinde ayırıp devleti ortak mülkiyet ve ortak çocuklardan oluşan geniş bir aile haline getirmekle özel yaşam alanını ortadan kaldırmaya yönelirken, Aristo, devletin ve ailenin farklı işlevleri olduğuna inanır. Aileye beslenme, üreme çocuk yetiştirme gibi birtakım temel gereksinimleri karşılamak üzere bir çerçeve temin eder. Devlet, erkek vatandaşların siyasî ve entelektüel olarak kendilerini gerçekleştirmelerini mümkün kılar. Özel alandan kamusal alana doğru olumlu geçişler mevcuttur. Özel alan dahilindeki aile çerçevesinde gerçekleşen toplumsallaşmaya ilave olarak bizler, köyde ve nihai olarak kamusal alanda, şehir, devletindeki yaşamla şekilleniriz.

    Şu halde özel ve kamusal alan arasında bir zıtlık yoktur, aksine bu ikisi, kendi içlerinde birbiriyle bağlantılıdır. Öyleyse, aile ortadan kaldırılmamalıdır. Bilakis, aile iletişim ve toplumsallaşma için temel bir kurumdur. Benzer bir şekilde, Aristo, Platon'un biyolojik ve kültürel arasında yaptığı kati ayrımı da kabul edemez. Aristo için, insan, aynı zamanda hayvani özelliklerin hepsine sahip olan ruhanî bir varlıktır.

    alıntı
     

Sayfayı Paylaş