1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Arif Nihat ASYA

Konusu 'Şairlerden' forumundadır ve YoRuMSuZ tarafından 12 Temmuz 2006 başlatılmıştır.

  1. YoRuMSuZ
    Avare

    YoRuMSuZ Biz işimize bakalım!

    Katılım:
    7 Haziran 2006
    Mesajlar:
    24.433
    Beğenileri:
    7.362
    Ödül Puanları:
    11.330
    Cinsiyet:
    Bay
    Banka:
    8.873 ÇTL
    Biraz Kül Biraz Duman

    Biraz Kül Biraz Duman
    Ağızlığın dallardan,
    dumanın tüllerden,
    Tütünün tellerden,
    Düşme ellerden!

    Kimin haddine seni hor görmek?!
    Ki seninle ben istesek
    Yakabilirdik bu şehri,
    Akardı bir alev nehri
    Yollardan...

    Arif Nihat Asya
     
  2. BIYIKLI

    BIYIKLI V.I.P V.I.P

    Katılım:
    14 Haziran 2006
    Mesajlar:
    1.329
    Beğenileri:
    13
    Ödül Puanları:
    1.130
    Banka:
    16 ÇTL
    KUBBELER

    Dün başlar seferber, eller seferber,
    Kurşun eritildi, mermer çekildi.
    Bunlar, bu kubbeler, bu minareler
    Akçayla olacak şeyler değildi.

    Böyle bir gemide yendi suyu Nuh.
    Ve bu yelkenlerle kanatlandı ruh.

    Taşıtıp kalyonla pırlanta, inci
    Abide haline koydu sevinci.
    Gergefle işleyip bir inci sultan
    Ki çiçek verirdi saksıya koysan.

    Bulabildinse ey yolcu yerini,
    Hepsinin altında altından bir ay.
    Seyret İstanbul’un camilerini
    Minare minare, kubbe kubbe say!

    Açılır masmavi burada gökyüzü
    Gümüşten sütunlar üstünde durur...
    Kiminin gölgesi dinlenir yerde,
    Kiminin beyazı sulara vurur.

    Allah’a giden yol buralardadır
    Kapılar açılır şerefelerden.
    Buradan uğurlanır mübarek aylar,
    Bayram burda başlar arefelerden.

    Mihraplar, kemerler, kubbeler yapmış,
    Sultanı, çerisi, piri, veziri.
    Nesilden nesile götürsün diye
    Kanatlar üstünde şanlı tekbiri.

    Nice başbuğların açtığı yolda
    Biri yardan geçmiş, öteki serden.
    Yolcular gidiyor yarına doğru,
    Kafile kafile bu köprülerden.

    Kuşun uçuş, gülün açış saati,
    Allah’ın fermanı yüce kubbede,
    Duyulur, uyanık Fatih’in “Uyan’
    Dediği uzaktan Sultan Ahmed’e..

    Diken dikmiş, yakan yakmış mumunu,
    Şamdanlar, şamdanlar, ulu şamdanlar...
    Ki aydınlığiyle asırlar boyu,
    Yolunu bulurdu yolda kalanlar.

    Burda kubbe, kemer ve mihrap olmuş,
    O kıvrak şekil ki serhatte yaydı;
    Atlas bayrakların dalgalarında
    Rüzgarla öpüşen ince bir ay’dı.

    Kimi yıkanırken şadırvanlarda,
    Tekbir’e hu hû’lar katıyor kimi:
    Beyazıt önünde güvercinlerin incidir yemi,
    Söyleyin ey nazlı haber kuşları:
    Tuna boylarından müjde geldi mi?

    Uzaklarda kırık minarelerden
    Gökte bir kapıyı vurur leylekler;
    Bir gün açılacak o büyük kapı
    Ve kanatlar yere inmeyecekler.

    Taraf taraf, kol kol şu yamaçlardan
    Aktıkça fetihler tarihi Türk’ün
    Kubbeler erecek bir gün murada
    Ve minareler dal verecek bir gün.

    Geçersen altından bu loş kemerin
    Menekşe menekşe gül güldür içi...
    Kapanmaz kapısı Allah evinin,
    Ki beş vakit gürül gürüldür içi.

    Çiniler, çiniler, taze çiniler;
    Boyası göz nuru, fırçası kirpik...
    Ey sanat, kuruyan dallarımıza
    Bir yeşil yaprak ver! demeye geldik.

    Biri hattın, biri mermerin, tuncun,
    Kurşunun sırrını aramış bulmuş
    Yesârî elinde Lafza-i Celal
    Sinan’da kubbeyle minare olmuş.

    İşte bu kubbe ki, söyler saati
    Yolcu ilk, dalgalar son cemaati,
    Mavidir çinisi, Yeni’dir adı
    Mermerini sisler karartmadı.

    Şehzâde, Laleli, Haseki Sultan
    Hepsinin üstünde Süleymaniye...
    Süleymaniye’den, Ayasofya’dan
    Yollar iner dal dal Yeni Cami’ye

    Yelken yelken, seren seren gemiler;
    Yamaçta, kıyıda, yolda camiler.

    Bu horasan, mermer, kurşun dağları
    Omzunda taşıdığı çağları
    Taşıyacak daha çağlar boyunca
    Ve yer çekmeyecek yere koyunca.

    Yolları arkada bırakan hızla,
    Kanatlarımızla, atlarımızla
    Aşarken toprağı, taşı denizi
    Bu kurşun memeler emzirdi bizi.
    Böyle bir gemide yendi suyu Nuh.
    Ve bu yelkenlerle kanatlandı ruh.

    Arif Nihat Asya
     
  3. cırcırböcee

    cırcırböcee V.I.P V.I.P

    Katılım:
    13 Haziran 2006
    Mesajlar:
    3.525
    Beğenileri:
    66
    Ödül Puanları:
    2.880
    Banka:
    335 ÇTL
    Seccaden kumlardı..
    ................................
    ................................
    Devirlerden, diyarlardan
    Gelip, göklerde buluşan
    Ezanların vardı!.

    Mescit mümin, minber mümin...
    Taşardı kubbelerden tekbir,
    Dolardı kubbelere “amin”..

    Ve mübarek geceler dualarımız;
    Geri gelmeyen dualardı...
    Geceler ki pırıl pırıl
    Kandillerin yanardı..

    Kapına gelenler ya muhammed,
    - uzaktan, yakından –
    Mümin döndüler kapından...

    Besmele, ekmeğimizin bereketiydi;
    İki dünyada aziz ümmet,
    Muhammed ümmetiydi...

    Konsun – yine - pervazlara
    Güvercinler,
    “hu hu” lara karışsın
    Aminler,
    Mübarek akşamdır;
    Gelin ey fatihalar, yasinler...

    Şimdi seni ananlar,
    Anıyor ağlar gibi...
    Ey yetimler yetimi,
    Ey garipler garibi;
    Düşkünlerin kanadıydın
    Yoksulların sahibi..
    Nerde kaldın ey resul,
    Nerde kaldın ey nebi!..

    Günler ne günlerdi, ya
    Muhammed!..
    Çağlar ne çağlardı;
    Daha dünyaya gelmeden
    Müminlerin vardı...
    Ve bir gün ki gaflet
    Çöller kadardı,

    Halime’nin kucağında,
    Abdullahın yetimi,
    Amine’nin emaneti ağlardı..

    Hatice’nin goncası
    Aişe’nin gülüydün..
    Ümmetin göz bebeği
    Göklerinresulüydün..
    Elçi geldin, elçiler gönderdin;
    Ruhunu Allah’a; elini ümmetine verdin,
    Beşiğin, yurdun, yuvan
    Mekke’de bunalırsan;
    Medine’ye göçerdin..
    Biz,
    Bu dünyadan nereye
    Göçelim ya muhammed!
    Yeryüzünde riya, inkar, hıyanet
    Altın devrini yaşıyor...
    Diller, sayfalar, satırlar
    “ebu leheb öldü” diyorlar;

    Ebu leheb ölmedi ya muhammed!
    Ebu cehil; kıt’alar dolaşıyor...

    Neler duydu şu dünyada
    Mevlidine hayran kulaklarımız;
    Ne adlar ezberledi ey nebi!
    Adına alışkın dudaklarımız..
    Artık yolunu bilmiyor,
    Artık yolunu unuttu
    Ayaklarımız
    Kabene siyahlar
    Yakışmamıştır ya muhammed!
    Bugünkü kadar!

    Hased gururla savaşta;
    Gurur; kaf dağında derebeyi..

    Onu da yaralarlar kanadından
    Gelse bir şefkat meleği..
    İyiliğin türbesine,
    Türbedar oldu iyi..
    Vicdanlar sakat
    Çıkmadan ya muhammed yarına!
    İyilikler getir, güzellikler getir
    Adem oğullarına...

    Şu gördüğün duvarlar ki
    Kimi taiftir, kimi hayberdir...
    Fethedemedik ya muhammed
    Senelerdir...

    Ne doğruluk, ne doğru;
    Ne iyilik, ne iyi;
    Bahçende en güzel dal,
    Unuttu yemiş vermeyi...
    Günahın kursağında
    Haramların peteği..

    Bayram yaptı yabanlar
    Semave’yi boşaltıp;
    Save’yi dolduranlar
    Atını hendeklerden – bir atlayışta –
    Aşırdı aşıranlar..
    Ağlasın yesrib!
    Ağlasın selmanlar...

    Gözleri perdeleyen toprak,
    Yüzlere serptiğin topraktı...
    Yere dökülmeyecekti ey nebi!
    Yabanların gözünde kalacaktı!

    Konsun – yine - pervazlara
    Güvercinler,
    “hu hu” lara karışsın
    Aminler,...
    Mübarek akşamdır;
    Gelin ey fatihalar, yasinler...

    Ne oldu ey bulut,
    Gölgelediğin başlar?
    Hatırında mı ey yol,
    Bir aziz yolcuyla
    Aşarak dağlar, taşlar
    Kafile kafile, kervan kervan
    Şimale giden yoldaşlar....

    Uçsuz bucaksız çöllerde
    Yine izler gelenlerin;
    Yollar gideceklerindir....

    Şu tekbir getiren mağara,
    Örümceklerin değil;
    Peygamberlerindir, meleklerindir.

    Örümcek ne havada
    Ne suda, ne yerdeydi
    Hakkı göremeyen
    Gözlerdeydi

    Şu kuytu cinlerin mi, perilerin yurdu mu,
    Şu yuva ki bilinmez;
    Kuşları hüdhüd müdür, güvercin mi
    Kumru mu..
    Kuşlarını bir sabah,
    Medine’ye uçurdu mu..

    Ey abva’da yatan ölü,
    Bahçende açtı dünyanın
    En güzel gülü;
    Hatıran uyusun çöllerin,
    Ilık kumlarıyla örtülü..

    Dinleyene hala
    Çöller ses verir....
    Yaleyl, susar,
    Uğultular gelir...
    Mersiye okur uhud,
    Kaside söyler bedir;
    Sen de bir hac günü
    Başta muhammed, yanında
    Ebu bekir,
    Gidenlerin yüz bin olup dönüşünü,
    Destan yap ey şehir!

    Konsun – yine - pervazlara
    Güvercinler,
    “hu hu” lara karışsın
    Aminler,...
    Mübarek akşamdır;
    Gelin ey fatihalar, yasinler...

    Vicdanlar sakat
    Çıkmadan ya muhammed yarına!
    İyiliklerle gel, güzelliklerle gel
    Adem oğullarına...

    Yüreklerden taşsın
    Yine imanlar!
    Itri, bestelesin tekbirini;
    Evliya okusun kur’anlar..
    Ve kur’anı göz nuruyla çoğaltsın
    Kayışzade osmanlar...

    Na’tını galib yazsın, mevlidini
    Süleymanlar..
    Sütunları, kemerleri, kubbeleriyle
    Geri gelsin sinanlar..
    Çarpılsın, hakikat niyetine
    Cenaze namazı kıldıranlar!

    Gel ey muhammed!
    Bahardır
    Dudaklar ardında saklı
    “amin”lerimiz vardır..
    Hacdan döner gibi gel..........
    Miraçtan iner gibi gel...........
    Bekliyoruz yıllardır!

    Bulutlar kanat, ruzgar kanat;
    Hızır kanat, cibril kanat,
    Nisan kanat, bahar kanat;
    Ayetlerini ezber bilen,
    Yapraklar kanat...

    Açılsın göklerin kapıları
    Açılsın perdeler, kat kat..
    Çöllere dökülsün yıldızlar,
    Dizilsin yollarına
    Yetimler, günahsızlar..
    Çöl gecelerinden yanık
    Türküler yapan kızlar
    Sancağını saçlarıyla dokusun;
    Bilal-i habeşi sustuysa;
    Ezanlarını davud okusun!

    Konsun – yine - pervazlara
    Güvercinler,
    “hu hu” lara karışsın
    Aminler,...
    Mübarek akşamdır;
    Gelin ey fatihalar, yasinler...
     
  4. Defne

    Defne Aktif

    Katılım:
    8 Haziran 2006
    Mesajlar:
    423
    Beğenileri:
    22
    Ödül Puanları:
    630
    Banka:
    18 ÇTL
    Bu şairi pek okamam ama bu şiiri baya ilginçmiş.ellerine sağlık böceem
     
  5. cırcırböcee

    cırcırböcee V.I.P V.I.P

    Katılım:
    13 Haziran 2006
    Mesajlar:
    3.525
    Beğenileri:
    66
    Ödül Puanları:
    2.880
    Banka:
    335 ÇTL
    Kimi güney bahçelerinin ulu dut ağaçları olur; zamanında bir orduya yeter… Ne toplayan, ne yiyen, ne de kaynatan vardır.

    Bununla birlikte kesmezler, ilişmezler. Bu ulu ağaçlar, asmalara çardak olarak, diledikleri gibi büyürler; boy verir, dal verir, gölge verirler.

    Dut ağacında üzüm yiyebilirsiniz… “Duta asma çubuğu aşılanmış” diyebilirsiniz.

    Ağaçlara su yürüdüğü mevsim, ikisinin de yaralarından damlayan sular bazen yerde, bazen yere düşmeden birbirine karışmış; asmayla dut kan kardeşi olmuştur.

    Hangisinin yemişi dut, hangisinin üzüm… Bilemezsiniz… Ve kuşların gagasında iki tat birbirine karışır, bir tat olur.

    Sonbahar gelince yerde yapraklar, birlikte sararırlar; birlikte doğanlar birlikte ölmenin zevkine de ererler.

    Dut, gövdesine sımsıkı sarılan asmadan memnundur ve asma bir canlı çardağa sarıldığını bilir; mesuttur. Böylece yaşarlar… Dut bahtiyar, asma bahtiyar…

    Ne birinde büyüklük, ne ötekinde asalet iddiası vardır. Bir uyuşma, bir anlaşma örneği olarak kalacaklardır.

    Asma, kolları kesilmedikçe duttan ayrılmaz… Ve duttan kesilecek bir dal, asmadan parçalar götürür.

    Biz aynı toprağın, aynı köklerin çocukları, bir dutla bir asma kadar olamaz mıyız?



    Arif Nihat Asya
     
  6. kelebek

    kelebek -ütopik- V.I.P

    Katılım:
    9 Haziran 2006
    Mesajlar:
    8.680
    Beğenileri:
    132
    Ödül Puanları:
    4.730
    Banka:
    573 ÇTL
    Umarım olabiliriz
     
  7. cırcırböcee

    cırcırböcee V.I.P V.I.P

    Katılım:
    13 Haziran 2006
    Mesajlar:
    3.525
    Beğenileri:
    66
    Ödül Puanları:
    2.880
    Banka:
    335 ÇTL
    Ey,mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü,
    Kızkardeşimin gelinliği,şehidimin son örtüsü!
    Işık ışık, dalga dalga bayrağım,
    Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.

    Sana benim gözümle bakmayanın
    mezarını kazacağım.
    Seni selamlamadan uçan kuşun
    yuvasını bozacağım.

    Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder...
    Gölgende bana da, bana da yer ver !
    Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar.
    Yurda ay yıldızın ışığı yeter.

    Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün.
    Kızıllığında ısındık,
    Dağlardan çöllere düşürdüğü gün.
    Gölgene sığındık.

    Ey, şimdi süzgün, rüzgarlarda dalgalan;
    Barışın güvercini, savaşın kartalı...
    Yüksek yerlerde açan çiçeğim;
    Senin altında doğdum,
    Senin dibinde öleceğim.
     
  8. sigmali

    sigmali Üye

    Katılım:
    18 Kasım 2008
    Mesajlar:
    19
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    20
    Banka:
    0 ÇTL
    BU ÜNLÜ ŞAİRİN BİR ŞİİRİYLE KONUYU AÇMAK İSTİYORUM.

    BAYRAK

    Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü,
    Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü,
    Işık ışık, dalga dalga bayrağım!
    Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.

    Sana benim gözümle bakmayanın
    Mezarını kazacağım.
    Seni selâmlamadan uçan kuşun
    Yuvasını bozacağım.

    Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder...
    Gölgende bana da, bana da yer ver.
    Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar:
    Yurda ay yıldızının ışığı yeter.

    Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün
    Kızıllığında ısındık;
    Dağlardan çöllere düştüğümüz gün
    Gölgene sığındık.

    Ey şimdi süzgün, rüzgârlarda dalgalı;
    Barışın güvercini, savaşın kartalı
    Yüksek yerlerde açan çiçeğim.
    Senin altında doğdum.
    Senin altında öleceğim.

    Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim:
    Yer yüzünde yer beğen!
    Nereye dikilmek istersen,
    Söyle, seni oraya dikeyim!
     
  9. dderya
    Ayyaş

    dderya kOkOşŞ Süper Moderatör

    Katılım:
    29 Temmuz 2013
    Mesajlar:
    11.330
    Beğenileri:
    7.518
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Öğrenci
    Yer:
    izmir :)
    Banka:
    91 ÇTL
    Anne..
    Şair: Arif Nihat Asya
    İlk kundağın
    Ben oldum, yavrum;
    İlk oyuncağın
    Ben oldum.
    Acı nedir
    Tatlı nedir... bilmezdin
    Dilin damağın
    Ben oldum.
    Elinin ermediği
    Dilinin dönmediği
    Çağlarda, yavrum
    Kolun kanadın
    Ben oldum
    Dilin dudağın
    Ben oldum.
    Belki kıskanırlar diye
    Gördüklerini
    Sakladım gözlerden
    Gülücüklerini...
    Tülün duvağın
    Ben oldum!
    Artık isterlerse adımı
    Söylemesinler bana
    'Onun Annesi' diyorlar...
    Bu yeter sevgilim bu yeter bana!
    Bir dediğini iki
    Etmiyeyim diye öyle çırpındım ki
    Ve seni öyle sevdim sana
    O kadar ısındım ki
    Usanmadım, yorulmadım, çekinmedim
    Gün oldu kırdın...
    İncinmedim;
    İlk oyuncağın
    Ben oldum.. Yavrum
    Son oyuncağın
    Ben oldum...
    Layık değildim
    Layık gördüler
    Annen oldum yavrum
    Annen oldum!
     
  10. dderya
    Ayyaş

    dderya kOkOşŞ Süper Moderatör

    Katılım:
    29 Temmuz 2013
    Mesajlar:
    11.330
    Beğenileri:
    7.518
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Öğrenci
    Yer:
    izmir :)
    Banka:
    91 ÇTL
    Çocuk ve Ağaç
    Şair: Arif Nihat Asya
    Çocuk, çok sevdi ağacı...
    Verirdi ona, her kış
    Çiçekleri olaydı!
    Ağaç, çok sevdi çocuğu...
    Öperdi altın saçlarından
    Dudakları olaydı!
    Ve ona öptürmek için,
    Eğilirdi yerlere kadar;
    Yanakları olaydı!
    Dökerdi önüne hepsini
    Gümüşten, altından, sedeften
    Oyuncakları olaydı!
    Ve çocuk gittikten sonra,
    Böyle kalır mıydı ağaç?
    Ne olurdu onunda
    Bacakları olaydı,
    Ayakları olaydı!
     

Sayfayı Paylaş