1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Arzu ve Esaret ...

Konusu 'İlginç Yazılar' forumundadır ve Mavi Gül tarafından 19 Haziran 2009 başlatılmıştır.

  1. Mavi Gül
    Avare

    Mavi Gül ѕση_¢ıqℓıк Özel üye

    Katılım:
    3 Mayıs 2009
    Mesajlar:
    4.647
    Beğenileri:
    375
    Ödül Puanları:
    3.730
    Yer:
    Misafir Sevmez
    Banka:
    677 ÇTL
    Asya'da maymun yakalamak için kullanılan bir çeşit tuzak vardır…
    cevizinin altına ince bir yarık açılır ve oradan içine tatlı bir yiyecek konur..




    Bu yarık sadece maymunun elini açıkken sokacağı büyüklüktedir…


    Yumruk yaptığında elini dışarı çıkaramaz…

    Bir Hindistan cevizi oyulur ve iple bir ağaca veya yerdeki bir kazığa bağlı.
    Maymun tatlının kokusunu alır,yiyeceği yakalamak için elini içeri sokar,
    Ama yiyecek elindeyken elini dışarı çıkarması olanaksızdır…
    Sıkıca yumruk yapmış el, bu yarıktan dışarı çıkmaz…
    Avcılar geldiğinde maymun çılgına döner ama, kaçamaz da...Aslında bu maymunun tutsak eden hiçbir şey yoktur onu sadece,
    Onun kendi bağımlılığının gücü tutsak etmiştir…:)


    Yapması gereken tek şey elini açıp yiyeceği bırakmaktır…
    Ama zihninde açgözlülüğü o kadar güçlüdür ki
    Bu tuzaktan kurtulan maymun çok nadir görülür…

    Bizi tuzağa düşüren ve orada kalmamıza neden olan şey,
    Arzularımız ve zihnimizde onlara bağımlı oluşumuzdur…

    Tüm yapmamız gereken elimizi açıp benliğimizi ve bağımlı olduğumuz şeyleri,
    Serbest bırakmak ve dolayısıyla özgür olmaktır…!!!

    Ben, maymuna benzer yanımız olarak sahip olduğumuzu düşündüğümüz her şeyin bizim için birer tuzak olduğunu fark etmiyor oluşumuz olduğunu düşünüyorum:


    Çoğunlukla konuşmaktan fazla bir özelliğini kullanmadığımız son model cep telefonlarına sahip olmak,


    Ortalama 15 m2´sini kullandığımız ama kullandığımız alandan 20–30 kat büyük evlere sahip olmak,


    Belki bir kez giydikten sonra çok uzun sure dolabımızın bir kösesinde unuttuğumuz günün modasına uygun giysilere sahip olmak,


    Okumadığımız kitaplara sahip olmak,


    Asla kadranın gösterdiği sürate ulaşamayacağımız en süratli arabaya sahip olmak,


    Bize günde 3–5 kez zamanı, başkalarına sürekli zenginliğimizi gösteren kol saatlerine sahip olmak,


    Vakit bulup gidilemeyen, gidilse bile dinlendirmekten çok uzak tabiri caizse yorgunluktan haşatımızı çıkaracak deniz kenarına yakin bir yazlık, bir dinlence evine sahip olmak,


    Bize hiç bir faydası olmayan ama her fırsatta hava atabileceğimiz büyük yerde tanıdıklara sahip olmak,


    Faizi, getirisi zarara uğramasın diye kıyıp harcanamasa bile bol sıfırlı bir banka defterine sahip olmak,


    Dünyalarına ve güzelliklerine katılamadığımız, asla yeterli vakit ayıramadığımız basarîli ve diğerlerininkinden daha güzel çocuklara sahip olmak,


    Vaktimize, nakdimize, aklımıza, çenemize zarar verse bile bir futbol takımı taraftarlığına sahip olmak,


    Sağlığımıza, düzenimize, beynimize korkunç zararlar verse bile envai çeşit içkilerin bulunduğu gösterişli, dekoratif bir mini bara sahip olmak,


    Oturmadığımız koltuk takımları,


    İzlemediğimiz dev ekran televizyonlar,


    Kullanmadığımız, faydalanmadığımız daha neler nelere sahip olmak...
    Ya da sahip olduğumuzu sanmak..


    Maymun gibi avucumuzda tuttuğunuz sürece (faydalanamasak bile) sahip olduğumuzu sanmıyor muyuz? Ve ancak parmaklarımızı gevşetip bunlardan vaz geçtiğimiz zaman gerçekten özgür olup tüm yeteneklerimizi kullanabilir hale gelmeyecek miyiz?


    Aslında biz bu dünyaya sahip olmaya değil, farkları-güzellikleri farkedip yaşayabilmeye geldiğimizi bir anlayabilsek...)))

    Benim hoşuma giden bir yazıydı sizlerle paylaşmak istedim.

    Not=Alıntıdır !!
     

Sayfayı Paylaş