1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye

Konusu 'Osmanlı Tarihi' forumundadır ve wien06 tarafından 28 Ocak 2011 başlatılmıştır.

  1. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    ASÂKİR-İ MANSÛRE-İ MUHAMMEDİYYE

    Sultan İkinci Mahmûd’un yeniçeri ocağını 1826 senesinde ortadan kaldırması üzerine bu teşkilâtın yerine te’sis edilen ordunun adı.

    Sultan İkinci Mahmûd Han, on altıncı asrın sonlarında bozulmaya başlayıp on sekizinci ve on dokuzuncu asırlarda bir anarşi yuvası hâline gelen yeniçeri ocağını kaldırmak için on altı sene gibi bir zaman bekledi ve gerekli hazırlıkları yaptı. Ocağı içeriden fethetmek için iş başına kendi görüşündeki adamları getirdi. Ağa Hüseyin Paşa’nın da desteği ile 1826 senesinde yeniçeri ocağını lağv etti. Bu durum Osmanlı târihinde Vak’a-i hayriye adıyla anıldı. Lağv edilen ordunun yerine Peygamber efendimizin adına izafeten Asâkir-i Mansûre-i Muhammediye teşkilâtını kurdu. Boğaz muhafızı ve Kocaeli, Bursa sancakları mutasarrıflıkları üzerinde kalmak üzere, Ağa Hüseyin Paşa’yı serasker ünvânıyla bu teşkilâta komutan tâyin etti. Yeniçerilere âid her türlü isim, ünvân ve işaretler kaldırılınca, ağa kapısının adı da serasker kapısı olarak değiştirildi. Ağa kapısı kısa bir süre seraskerlik dâiresi olarak kullanıldı ise de, sonraları bu iş İstanbul Üniversitesinin bulunduğu yerdeki eski sarayda yürütüldü. 7 Temmuz 1826 târihinde bu teşkilâta âid bir kanunnâme hazırlatıldı.

    Bu ordunun teşkilâtlanmasına ilk olarak, İstanbul’da tertib adı verilen sekiz alayın teşkil edilmesiyle başlandı. Sekiz alayın ikisi serasker kapısında, altısı da, o zamanlar inşâsı devam eden Dâvûdpaşa ve Üsküdar kışlalarındaki barakalarda iskân edildi. Hazırlanan nizâmnâmeye göre, kimliği belirsiz kimselerle, muhtedîler bu teşkilâta alınmayacaktı. Şartları elverişli ve yaşları on beş ile otuz arasında bulunanların kaydı yapıldı. On beş yaşından küçük olanlar için, Şehzâdebaşı’ndaki eski acemi ocağı kışlası talimhâne olarak tahsis edildi.

    Yeni ordunun ilk mevcudu 12.000 kişi olup, 1500’er kişilik sekiz tertibe ayrılmıştı. Mevcûd sekiz tertibin hepsine birden kumanda eden bir baş-binbaşı vardı. Her tertibin mevcudu binbaşı, kolağaları, topçubaşı, arabacıbaşı, cebehânecibaşı, mehterbaşı, imâmlar, hekim, cerrah v.b. ile birlikte 1527 kişiyi bulunuyordu. Her alay saf adıyla on beş kısma taksim olunup, her biri yüzbaşıların kumandasında idi. Ayrıca her safta bir de top bulunurdu. Bu toptan topçubaşı sorumlu idi. Yüzbaşının rütbe olarak altında iki yüzbaşı mülâzımı, bir sancakdâr, bir çavuş ve onbaşı vardı. Her tertip, sağ ve sol olmak üzere sekizer saf hâlinde tasnif edilmişti. Her sekiz safın başında kolağaları kumanda mevkiinde idi. Bunların maiyyetinde de birer kolağası mülâzımı ile bir kâtip vardı.

    Bu sistem 1828 senesinde değişikliğe uğrayıp tertib tâbiri alay’a, saf tâbiri de bölük’e çevrildi. Sekiz alaydan ikisi, nöbetleşerek seraskerlik binasını bekleyecek ve İstanbul’un güvenliğini sağlayacaktı. Diğer altı alay ise, Selîmıye ve Rami kışlalarında tâlim yapacaklardı.

    Yeni ordunun seraskerlikten sonra gelen en yetkili makamı Asâkir-i mansûre nezâreti idi. Ordunun maaş gibi işlerinden nâzır mes’ûl idi. En yüksek rütbelisinden ere kadar herkesin maaşı ve tâyinâtı vardı. Yeni ordunun giderleri Mansûre hazînesi adıyla kurulan ve yeni gelir kaynakları olan bir hazineden sağlanırdı. Askerî eğitimin dışında her saf için bir mektep kurulacak, buralarda her gün Kur’ân-ı kerîm ve lüzumlu din bilgileri öğretilecekti. Askerler beş vakit namazı cemâatle kılacaklardı. Bunun için de İstanbul kâdısı her safa bir imâm tâyin edecekti. Askerlerin eğitimi Nizâm-ı Cedîd askerininki gibi olup, dışarıdan uzmanlar getirildi (Bkz. Nizâm-ı cedîd). Orduda terfi, kabiliyete göre olacaktı. Bir nefer, çalışkanlığı sayesinde binbaşılığa kadar yükselebilecekti. Asâkir-i mansûrede emekli olmak on iki sene hizmetten sonra mümkün olacak, emekliliğe hak kazananlara aldıkları aylık kadar maaş bağlanacaktı. Yaşlılık veya sakatlık gibi sebeplerle emekliye sevkedilenler de durumlarına göre, aylıklarının üçte birini veya üçte ikisini alabileceklerdi.

    Hüsrev Paşa, serasker olunca yeni orduda bâzı değişiklikler yaptı. 1828 senesinden itibaren askere serpuş yerine fes giydirilmesi kabul edilerek kılık kıyafette birlik sağlandı. Ordu teşkilâtının büyümesi üzerine binbaşılık kaldırılarak üç taburdan meydana gelen alayın başına bir miralay (albay) tâyin edildi. Her alayda bir alay emini ile bir kaymakam (yarbay) bulunmaya başladı. 1828 senesinde Ruslarla savaşın başlamasına rağmen ordunun teşkilâtlandırılmasına devam edildi. Alayların sayısı arttırılarak iki alaydan bir liva kuruldu ve buna mirliva kumanda etmeye başladı. 1831 senesinde ordu, İstanbul ve Üsküdar olmak üzere iki kısma ayrılıp, her kısmın başına ferikler tâyin olundu. Ayrıca Rumeli ve Anadolu’nun çeşitli yerlerinde Mansûre birlikleri kurulmaya başlandı. Bu birliklerin subayları İstanbul’dan gönderildi. Erler ise bölge halkı arasından kaydedildi.

    1832 senesinde müşirlik rütbesi konularak, ferikler müşirliğe terfî ettirildi. Böylece rütbe silsilesi aşağıdan yukarıya doğru şu hâli aldı: Nefer, onbaşı, bölük emîni, çavuş, başçavuş, mülâzım, yüzbaşı, sol kolağası, sağ kolağası, binbaşı, kaymakam, mîralay, mirliva, ferik, müşir. Ordunun subay ihtiyâcını karşılamak üzere 1834’de Harbiye mektebi açıldı ve Avrupa’ya talebe gönderildi. Aynı sene Asâkir-i Mansûre tâbiri yerine Asâkir-i Nizamiye denildi ve bu tâbir uzun süre kullanıldı.

    Tanzîmâtın ilânından sonra seraskerlik makamının önemi arttı ve sadâretten sonra ikinci sıraya yükseldi. Sultan Abdülazîz devrinde bu makam bir kaç defa sadâretle birleştirildi. 1843 senesinde muvazzaflık süresi beş, yedeklilik süresi yedi seneye indirilerek, mevcûd birlikler; Hassa, Dersaâdet, Rumeli, Anadolu ve Arabistan orduları diye beşe ayrıldı. 1879’da seraskerliğin yerine harbiye nezâreti kuruldu ise de, 1884’de tekrar seraskerliğe döndürüldü. 1908’de ise, harbiye nezâreti kesin olarak seraskerliğin yerini aldı.


    DIPNOTLAR
    1) Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Hatt-ı hümâyûnlar; no: 51356, 57990, 17435

    2) Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Kânunnâme-i askerî defterleri; cild-1

    3) Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Mâliye’den müdevver defterler; no: 8368, sh. 8

    4) Üss-ü zafer; sh. 190

    5) Târih-i Lütfi; sh. 192

    6) Netâyic-ül-vukûat (Mustafa Nuri Paşa, İstanbul-1327); cild-4, sh. 109

    7) Sultan II Mahmûd Devri Yedek Ordusu: Redîf-i asâkir-i mansûre (Mübahat Kütükoğlu, Târih Enstitüsü Dergisi, sayı-12, İstanbul-1982); sh. 127

    8) Hassa Ordusunun Temeli: Muallem Bostaniyân-ı Hassa Ocağı, Kuruluşu ve Teşkilâtı (Abdülkâdir Özcan, Târih Dergisi, sayı-34, İstanbul-1984); sh. 347

    9) Rehber Ansiklopedisi; cild-1, sh. 378
     

Sayfayı Paylaş