1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Aşık Ömer (1651 - bilinmiyor)

Konusu 'Yazar / Şair' forumundadır ve KıRMıZı tarafından 9 Eylül 2008 başlatılmıştır.

  1. KıRMıZı
    Aşık

    KıRMıZı TeK BaşıNa CUMHURİYET V.I.P

    Katılım:
    22 Şubat 2008
    Mesajlar:
    27.430
    Beğenileri:
    6.742
    Ödül Puanları:
    11.580
    Cinsiyet:
    Kadın
    Meslek:
    Karmaşıkkk
    Yer:
    TÜRKİYE
    Banka:
    5.982 ÇTL
    Doğum yeri ve tarihi hakkında çeşitli rivayetler vardır; bunların içinde doğruya en yakın görüneni, onun Konya'nın Hadim ilçesinin Gezleve köyünde 1651 yılında doğmuş olduğu yolundaki rivayettir.

    Düzenli bir medrese tahsili görmediği anlaşılmakla birlikte devrin kültür muhitleri içinde bulunmak suretiyle kendi kendini yetiştirmiş ve aynı devrin diğer aşıklarına göre daha seçkin bir yer kazanmıştır. Şerifî adlı bir asik-omer.jpg şairden ders aldığı, başta Fuzûlî olmak üzere klasik edebiyatın belli başlı büyük şahsiyetleri yanında Hâfız'ın divanı ile Sa'dî'nin Gülistân'ını okuyacak kadar Farsça öğrendiği anlaşılmaktadır. Yazdıklarına ve rivayetlere bakılarak orduya girdiği, sınır kalelerinde bulunduğu, hatta bazı savaşlara katıldığı tahmin edilmektedir. IV. Mehmed'in 1678'de Çehrin Kalesi'ni fethi münasebetiyle bir manzume yazdığı gibi, II. Ahmed'in saltanat yıllarındaki Rus, Venedik ve Avusturya seferleri ve II. Mustafa'nın bir gazasıyla ilgili bazı manzumeler de yazmıştır. Şiirlerinden İstanbul, Bursa, Yama, Sakız, Sinop ve Bağdat gibi yerleri dolaştığı anlaşılmaktadır. Başlangıçta divan şairlerini taklide özenerek Adlî mahlasını kullanmış, Ömer mahlasını daha sonra benimsemiştir. Şiirlerinde Bağdat'tan Tuna'ya kadar uzanan geniş bir coğrafya yer almakla beraber bazı şiirlerinin hayal mahsulü olduğu tahmin edilmektedir. 1707'de İstanbul'da öldüğü ve Yemiş İskelesi'nde bir türbesinin bulunduğu da yine rivayetler arasındadır.

    XVII. yüzyılda Gevherî ve Karacaoğlan 'la birlikte Türk saz şiirinin önde gelen isimleri arasında yer alan Âşık Ömer, geniş halk kitleleri tarafından benimsenme açısından da müstesna bir yere sahiptir. Kendisinden sonra gelen âşıklardan birçoğu ona nazireler yazmış, bestelenmiş şiirleri çeşitli meclislerde çalınıp okunmuştur. Âşıkâne ve sûfıyâne mahiyetteki bazı manzumeleri ise bir tür ilahi gibi uzun zaman tekke ve zaviyelerde terennüm edilmiştir. Asker ocağında bulunması dolayısıyla hem serhat boylarının biraz serbest ve maceralı hayatını yaşayarak dile getirmiş, hem de klasik şiirin mecaz, vezin, kafıye ve edebi sanatlarını, hatta biraz da dilini kullanarak o çevrelerin havasını yansıtmıştır.

    Kendisinden önce gelen saz şairlerinden farklı olarak klasik Türk edebiyatından büyük ölçüde etkilenen Âşık Ömer, bilhassa aruz vezniyle yazdığı divan'larda divan şiirinin kalıplaşmış mazmun ve hayal dünyasına büyük ölçüde yer vermiştir. Daha sağlığında üstat kabul edildiği için kendisinden sonraki şairler arasında onun gibi yazmak bir moda haline gelmiş, bu da halk şiirinin kendi içinde tabii bir şekilde gelişmesini engellemiştir. Onun açmış olduğu divan şiirini taklit cereyanı yüzünden saz şiirinin eski saflığı ve dili farkedilir şekilde bozulmuştur. Geriye bırakmış olduğu 2000'den fazla şiirle Türk edebiyatının en çok yazan şairlerinden biri olarak tanınan Âşık Ömer hece vezniyle söylediği şiirlerde daha başarılıdır.

    Âşık Ömer divanının en önemli iki yazmasından biri Konya Mevlana Müzesi Müzelik Eserler bölümünde bulunan, Hüseyin Ayvansarayânîn istinsah ettiği nüsha ile (Envanter nr. 99) şimdi Süleymaniye Kütüphanesi'nde bulunan (Hacı Mahmud Ef. nr. 5097) İstanbul Yahya Efendi Dergâhı nüshasıdır.

    Ayrıca cönklerde de pek çok şiirine rastlanmaktadır. Şiirleri, hayatı hakkında geniş bir incelemeyle birlikte S. Nüzhet Ergun tarafından yeni harflerle de yayımlanmıştır (İstanbul 1936).


    Eserlerinden bazıları:

    1
    Şu karşıdan gelen dilber
    Gelir amma neden sonra
    Bir selama kail oldum
    Verir amma neden sonra

    Bahçede açılan güller
    Dalında öten bülbüller
    Bizi zemmeyleyen diller
    Çürür amma neden sonra

    Gördüm yarimin yüzünü
    Öptüm dostumun gözünü
    Aradım buldum izini
    Buldum amma neden sonra

    Kolumdan uçurdum bazı
    Yeter ettin bana nazı
    Aşık Ömer'in niyazı
    Geçer amma neden sonra


    2
    Bu gün ben bir güzel gördüm
    Yeşiller giymiş ağ üzre
    Aklımı başımdan aldı
    Durabilmem ayağ üzre

    Beni mest eden camıdır
    Gonca gülün eyyamıdır
    Her biri bir haramidir
    Kirpikleri kapağ üzre

    Mah cemaline bakılır
    Ben kulun yanup yakılır
    Söyledikçe bal dökülür
    Leblerinden dudağ üzre

    Cemali hüsnü alişan
    Ol Yüsufdan almış nişan
    Siyah zülüfler perişan
    Dökülmüş al yanağ üzre

    Aşık Ömer geldi ise
    Hak inayet kıldı ise
    Ferhad dağı deldi ise
    Ben koyam dağı dağ üzre


    3
    Ela gözlerine kurban olduğum
    Yüzüne bakmağa doyamadım ben
    İbret için gelmiş derler cihana
    Noktadır benlerin sayamadım ben

    Aşkın ateşidir sinemi yakan
    Lütfuna irer mi cevrini çeken
    Kolların boynuma dolanmış iken
    Seni öpmelere kıyamadım ben

    Terk eyledim ağalarım beylerim
    Bozbulanık seller gibi çağlarım
    Anın içün ben ah idup ağlarım
    Ayrılık oduna doyamadım ben

    Kaldı deli gönül kaldı hep yasta
    Mevla'm erdir beni murada kasda
    Aşık Ömer eydur sevgili dosta
    Allah'a ısmarladık diyemedim ben


    4
    ŞAİRNAME'DEN
    Olmak ister isen gönül züfünün
    Deruni zikr eyle gani Yezdan'ı
    Be-emr-i sani'i sun'i Kaf u Nun
    Yarattı alem-i kevn u mekanı

    Geldi dil bülbülü medh-i Iisane
    Kasdı şuarayı çekmek beyane
    Gar ne aşıklar var gelmiş cihane
    Dilde yad edelim hep şairanı

    Hafız-ı Şirazi Rumi Fuzuli
    Anları geçince yeğdir Usuli
    Okunur dillerde nazm-ı Kabuli
    Her demde şad ola ruh-ı revanı

    Niyazi hakikat kılmada niyaz
    Yunus her dem eder keşif ile raz
    Yok Eşrefoğlu'nun sözünde güdaz
    Nutki irşad eder işiden cam

    Şerifi değil mi cümleye üstad
    Ol değil mi bizi eyleyen irşad
    Haşimi şi'rine verdi özge tad
    Birbirin yekreği Kandi, Lisani

    Evvel Katibi'den idelim ağaz
    Kamil'in sözlerin derununa yaz
    Köroğlu çalardı perdesizce saz
    Kuloglu'nun belli nam u nişanı

    Emirzade evliyaya verdi şan
    Bağzade nushasız olmazdı revan
    Ahi ile Gedayi de bir zaman
    Bursa'da sürdüler dem ü devranı

    Bursalı Halil'de sadedir lisan
    Güzel medh etmede yok ana akran
    Bir gün cam içerken saki-i devran
    Oldurup zehr ile sundu Yegani

    Bir zaman gurbette sürüldü sefa
    Ayaklar altından geçti çok cefa
    Nice şairlerin Dağlı Mustafa
    Kopardı sözinen tozu dumanı

    Öksüz Aşık deyişleri aseldir
    Karacaoğlan ise eski meseldir
    Ezgisi çığrulur keyfe keseldir
    Biz şair saymayız öyle ozanı

    Deli Balta hasma gösterir hüner
    Ararca sözlerle Urfe sefer
    Sipahi'dir cümIesine ser nefer
    Mekan tutup kıldl ol Karaman'ı

    Belli dedikleri her cane kalmam
    Bin cevap söylese aynıma almam
    Kamilin yanında bir nesne bilmem
    Hele ben böylece ettim iz'am

    Der ki Aşık Ömer sade sözleriz
    İlm-i hakikatte biz can özleriz
    Postumuzun abdalıyız gözleriz
    Tekye-i aşk içre yolu erkanı


    Kaynaklar
    Abdulkadir Karahan (İslam Ansiklopedisi 4. Cild)
     
  2. jeriko

    jeriko Özel Üye Özel üye

    Katılım:
    4 Kasım 2008
    Mesajlar:
    5.265
    Beğenileri:
    53
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    657
    Yer:
    Anadolu (bu kadar ayrıntı iyi)
    Banka:
    593 ÇTL
    Aşık Ömer (1651 - .... )

    Doğum yeri ve tarihi hakkında çeşitli rivayetler vardır; bunların içinde doğruya en yakın görüneni, onun Konya'nın Hadim ilçesinin Gezleve köyünde 1651 yılında doğmuş olduğu yolundaki rivayettir. Düzenli bir medrese tahsili görmediği anlaşılmakla birlikte devrin kültür muhitleri içinde bulunmak suretiyle kendi kendini yetiştirmiş ve aynı devrin diğer aşıklarına göre daha seçkin bir yer kazanmıştır. Şerifî adlı bir şairden ders aldığı, başta Fuzûlî olmak üzere klasik edebiyatın belli başlı büyük şahsiyetleri yanında Hâfız'ın divanı ile Sa'dî'nin Gülistân'ını okuyacak kadar Farsça öğrendiği anlaşılmaktadır. Yazdıklarına ve rivayetlere bakılarak orduya girdiği, sınır kalelerinde bulunduğu, hatta bazı savaşlara katıldığı tahmin edilmektedir. IV. Mehmed'in 1678'de Çehrin Kalesi'ni fethi münasebetiyle bir manzume yazdığı gibi, II. Ahmed'in saltanat yıllarındaki Rus, Venedik ve Avusturya seferleri ve II. Mustafa'nın bir gazasıyla ilgili bazı manzumeler de yazmıştır. Şiirlerinden İstanbul, Bursa, Yama, Sakız, Sinop ve Bağdat gibi yerleri dolaştığı anlaşılmaktadır. Başlangıçta divan şairlerini taklide özenerek Adlî mahlasını kullanmış, Ömer mahlasını daha sonra benimsemiştir. Şiirlerinde Bağdat'tan Tuna'ya kadar uzanan geniş bir coğrafya yer almakla beraber bazı şiirlerinin hayal mahsulü olduğu tahmin edilmektedir. 1707'de İstanbul'da öldüğü ve Yemiş İskelesi'nde bir türbesinin bulunduğu da yine rivayetler arasındadır.

    XVII. yüzyılda Gevherî ve Karacaoğlan 'la birlikte Türk saz şiirinin önde gelen isimleri arasında yer alan Âşık Ömer, geniş halk kitleleri tarafından benimsenme açısından da müstesna bir yere sahiptir. Kendisinden sonra gelen âşıklardan birçoğu ona nazireler yazmış, bestelenmiş şiirleri çeşitli meclislerde çalınıp okunmuştur. Âşıkâne ve sûfıyâne mahiyetteki bazı manzumeleri ise bir tür ilahi gibi uzun zaman tekke ve zaviyelerde terennüm edilmiştir. Asker ocağında bulunması dolayısıyla hem serhat boylarının biraz serbest ve maceralı hayatını yaşayarak dile getirmiş, hem de klasik şiirin mecaz, vezin, kafıye ve edebi sanatlarını, hatta biraz da dilini kullanarak o çevrelerin havasını yansıtmıştır.
    Kendisinden önce gelen saz şairlerinden farklı olarak klasik Türk edebiyatından büyük ölçüde etkilenen Âşık Ömer, bilhassa aruz vezniyle yazdığı divan'larda divan şiirinin kalıplaşmış mazmun ve hayal dünyasına büyük ölçüde yer vermiştir. Daha sağlığında üstat kabul edildiği için kendisinden sonraki şairler arasında onun gibi yazmak bir moda haline gelmiş, bu da halk şiirinin kendi içinde tabii bir şekilde gelişmesini engellemiştir. Onun açmış olduğu divan şiirini taklit cereyanı yüzünden saz şiirinin eski saflığı ve dili farkedilir şekilde bozulmuştur. Geriye bırakmış olduğu 2000'den fazla şiirle Türk edebiyatının en çok yazan şairlerinden biri olarak tanınan Âşık Ömer hece vezniyle söylediği şiirlerde daha başarılıdır.

    Âşık Ömer divanının en önemli iki yazmasından biri Konya Mevlana Müzesi Müzelik Eserler bölümünde bulunan, Hüseyin Ayvansarayânîn istinsah ettiği nüsha ile (Envanter nr. 99) şimdi Süleymaniye Kütüphanesi'nde bulunan (Hacı Mahmud Ef. nr. 5097) İstanbul Yahya Efendi Dergâhı nüshasıdır.

    Ayrıca cönklerde de pek çok şiirine rastlanmaktadır. Şiirleri, hayatı hakkında geniş bir incelemeyle birlikte S. Nüzhet Ergun tarafından yeni harflerle de yayımlanmıştır (İstanbul 1936).
     
Benzer Konular
  1. bahar_23

    Ömer GÖLGE

    bahar_23, 2 Temmuz 2006, Paylaşıldığı Yer: Şairlerden
    Mesaj:
    6
    Görüntüleme:
    1.052
  2. wien06
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    674
  3. sessiz gemi
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    831
  4. Papatya
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    346
  5. Ninova
    Mesaj:
    19
    Görüntüleme:
    1.218
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş