1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

AŞIKLIK VE OZANLIK GELENEĞİ KISA TARİHİ

Konusu 'Edebiyat / Kitap' forumundadır ve kAşİf tarafından 27 Ekim 2015 başlatılmıştır.

  1. kAşİf
    Cesur

    kAşİf Düşünmek lazım.. Moderatör

    Katılım:
    15 Eylül 2014
    Mesajlar:
    4.495
    Beğenileri:
    6.751
    Ödül Puanları:
    9.080
    Cinsiyet:
    Bay
    Meslek:
    kaşif
    Banka:
    2.465 ÇTL
    Aşıklık, ozanlık ve şairlik bu üç kelime halk arasında aynı anlamlar ve ifadeler olarak zaman zaman birbirine karıştırılarak kullanılsada ifade olarak farklı anlamlar taşır.Bunları burada kısaca anlam ve köken olarak tanımlamakta yarar var.

    Aşıksözü Arapça’dan gelme bir kelime olup Bir kimseye veya bir şeye karşı aşırı sevgi ve bağlılık duyan, vurgun, tutkun kişiye aşık denir.Zaten aşık, aşktan türemiş bir kelimedir.Yani aşka düşen kişidir. Aşık; kadın yada erkek bir kişiyi veya Allah’ı ölümüne seven uğruna herşeyini hatta canını vermeye hazır kişidir.Bu konuda hikaye veya masal da olsa; Leyla ile Mecnun, Kerem ile Aslı, Tahir ile Zöhre, Ferhat ile Şirin ve Mem Ü Zin hikayeleri iki sevgili arasında olan yani kadın-erkek aşkına en iyi örneklerdir.Allah aşkı ile ise Fuzûlive Yunus Emreaklımıza ilk gelen örneklerdir.Ayrıca kendisince kutsal sayılan bir pire, mürşide veya Hz.Ali’ye aşık olanlara en iyi örnekler Aşık Sıtkı’nın mürşidi Cemallettin Çelebi’ye olan aşkı, ayrıca Virani’nin Hz.Ali’ yi Allah gibi gören aşkıda en iyi örneklerdir. Birde insani tanrılaştırıp kutsal sayan aşıklar var.Bunlara en iyi örnekler de Hallac-ı Mansurve Nesimi’dir. İkiside Enel-Hak deyip biri korkunç bir işkence yöntemiyle öldürülmesini, diğeride derisinin yüzülmesini bile umursamayacak kadar insanı tanrılaştıran aşka en iyi örneklerdir.Birde Yol aşıkları(Alevi-Bektaşi yolunda olduğu gibi) vardır. Bunlar da yol pirleri ve mürşidine,ve önderlerine olan aşkı anlatırlar Hatayi,Yeminive Kul Himmetbunlara en iyi örnekler sayılırlar. Bu örnekleri dahada çoğaltabiliriz. Günümüzde sadece Alevilik-Bektaşilik’temi bu aşklar ve aşıklar var? Tabiki hayır! Her inanç ve toplumda aşk ve aşıklar var. Ama bizim Alevilikteki aşk, kutsal varlığımızın(Tanrı yada Allah ile bir olma Vahdet-i Vücut) bir gerekçesi olduğundan daha da önemlidir. Onun için aşk ve aşıklar bizde kutsaldır. “Aşık olmak dile kolay, bahaneyim bahaneyim” diyenDertli Divani’ni de bu dizelerinde aşıklığın, sadece dille ifade edilecek kadar kolay birşey olmadığını, gerçekte bunu yaşamak gerektiğini belirtir.. Aşka ancak canını cananına teslim edenlerin erişebileceğini bilmek gerek.Yoksa Hallac-ı Mansur ve Nesimi’nin Enel-Hak demekle neyi anlattığını asla doğru anlayamayız. Ondan dolayı gerçek aşıkların hissettiği aşk, aslında kutsal varlığın yani Allahın kendi ruhlarında ki tezahüründen başka bir şey değildir.Özellikle İslamiyetAllah’ın varlığını bir insanda tezahür edebileceğini asla kabul etmediği gibi buna inananı yada kabul edenleride küfr içinde görür ki! Buda Allah’ı inkar demektir. Ondan dolayı bizdeki en büyük sırlardan biride budur ! yani bir Alevinin tanrısı veya Allah’ı içindedir. Başka bir mekanda onu düşünmez. Kendine İslam yada müslümanım diyenlere saygımız sonsuz, onların inancı hususunda kimse bir şey diyemez. Çünkü İslamın şartları ve İmanın şartları Kur’anla 1400 yıl önce belirlenmiş pekiştirilmiş kurallardır. Bizim kalkıp bunlara; Müslümanlık sizin kabul ettiğiniz gibi değil de! Bizim kabul ettiğimiz gibi demek kadar, daha tehlikeli bir şey olamaz. Bundan dolayı Aleviliği, İslamda görmek isteyenler yada Aleviliğı islamın içine sokmak isteyenler bunu birkez daha düşünseler iyi olur. Hele kendine Aleviyim diyenlerin iki defa düşünmesi lazım; Hem kendi inançları için, hemde yeni inançları için. Çünkü bu kendi inancına ihanet, öbür inancada sahtekarlıktan başka bir anlam ifade etmez. Tabiki insanlar kime yada neye inandıkları konusunda özgürdürler. Ama bizim amacımız kendine Aleviyim diyen insanlarımızın, inançlarını daha iyi tanımalarıdır.Buda bilgiyle olur tabi önce kendini bilmekle Yunus Emrederki; “Her kim kendini bildi, tanrıyı bildi.” Burada birde kısacaAlevilikte Yedi Ulular olarak bilinen (Nesimi, Hatayi, Fuzuli, Yemini,Virani, Pir Sultan Abdal ve Kul Himmet veya bazı yörelerde Teslim Abdal) Aşıklar ve Ozanların durumu ile bilgi vermek gerekir. Alevilik var olduğundan bu yana, ve var oldukça, Aşıkları ve Ozanlarıda var olacaktır. Öyleyse bir zaman dilimi içinde yaşamış Aşık ve Ozanları bir şekilde kutsayıp veya onları Ulu’laştırmak bana göre Alevilik inancının emeğe saygı, eşitlik ve paylaşımcı olan özüne de aykırı gelir.Çünkü bu yedi Ulular dediğimiz ozanlardan; en son adı geçen Aşık ve Ozandan bu yana nerden bakılsa 200-300 yıllık bir süre geçmiş peki bu 300 yıllık sürede bugüne kadar binlerce Ozan ve Aşık geldi geçti Peki örneğin son yüzyılda yaşamış Sıtkı, Dertli ve Sadık’ın deyisleri nerdeyse tüm Alevi bölgelerinde dillerden düşmezken bunlara hangi statüyü vereceğiz. Bana göre Seyyid Nesimi’nin durumu hiç bir Aşık ve Ozandan kıyaslanamaz Öyleyse ona Tek başına Uluların ulusu desek daha doğru olur. Peki, Pir Sultan’ı yada Sivasta yakılan Muhlis Akarsu’yu ve günümüzdeki Nesimi Çimen’i hangi statüde değerlendirelim .İster; Yol inancı ve insani kişilik, isterse; edebiyat yönünden yada verdikleri mücadele ve başlarına gelen son açısından değerlendirelim, bu konuda tartışmasız birşey varsa oda gerçek Aşıklar ve Ozanların hepsi yolumuza göre kutsaldır, diyerek bu konuyu tartıştırmamak gerek. Aşıklık konusuna kısaca böyle değinebiliriz.

    Ozanyada Hozankelimesi; kelime olarak Alevilikte aşıklıktan önce ilk kullanılan kelimedir. Yukarıda belirtmiştik;Alevilik inancı(adı alevilik olmasada) diğer dinlerden çok önceleri vardı.Çünkü Bu bir inanç olmadan öte bir yaşam biciminin hemde insanı kutsallaştıran bir toplumsal yaşam biçiminin(Ilk Komün yaşam biçiminin) ilk örneğiydi.Zerdüşt’lükle başlayıp, Sabiilik’le gelişen bu inanç; Ehl-i Hak, Kakailik,Yezidilik(doğrusu Êzidilik) Kızılbaşlık veAlevilik-Bektaşilik olarak günümüzde devam etmektedir. Zerdüştilik zamanında Zerdüştün gatalarını(yani ayetlerini )okuyanlara Farsça veya Kürtçe anlamıyla Hozan denirdi. Hozan iki kelimedir.Ho-Zan(veya Xo-Zan) Ho(Kürtçe ve Farsçada yazılışı Xo veya Xwe yani gırtlağımızdan çıkan kalın H ile söylenir) Manası -kendi yada kendisi demektir Zan ise Yine Kürtçe ve Farsçada bilmek manasındadır. Hozan yada Xozan kendini bilmektir. Kendini bilmenin aynı zamanda Allah‘ı yada Tanrıyı bilmek olduğunu yukarda yazmıştık. Hozanlara tanrının dilini konuşan kutsal kişiler gözüyle bakılırdı. Zaten Ozanların yada Aşıkların okuduğu şiirler yada söyledikleri deyişler(bizdeki söylenişiyle ayetler) İlahi (yada tanrısal)bir kaynaktan gelir. İlham gelmesi denilen olayda aslında kutsal yada ilahi bir güce yada tanrıya yakın olmanın ruh halidir. Bu bazen irticalen dediğimiz şekilde hemen, bazende yavaş yavaş olur .Sanırım irticalen söyleyenler bu konuda bu güce erişmede daha ileridirler. İnsan konuşan bir varlık olarak zaten diğer canlılardan üstündür. İnsanların iyi konuşanı yani şiirsel konuşanları ise kutsaldır. Ozanlar işte bu yolun kurallarını hem cemlerde ifade eden, hemde sosyal yaşamdaki olayları topluma cem dışında aktaran kişilerdir. Bu konuda en iyi örnekte Pir Sultan Abdal’dır.Çünkü Pir Sultan sadece bir inanç Aşığı olmaktan ziyade, dönemin toplumsal ve sosyal olaylarına karşı, bu uğurda ölümünede olsa en mücadeleci direnişini vermiştir. Günümüzdede Ozanlar toplumsal ve sosyal olayların içinde yer almış, bu yolda bazıları ya canlarını kaybetmişler ( Günümüzde Sivas’ta yakılan Ozanlarımız gibi) yada sürgünlere gitmişlerdir.(yine günümüzde Avrupa veya başka ülkelerde yaşayanlar gibi).Alevilikte kullanılan kelimenin aslıda Hozan yada Türkçe kullanımıyla Ozan’dır. Fakat İslamiyetin gelmesiyle dil değişikliğinden yada dil asimilasyonundan Alevilikte(önceki adı Kızılbaşlık idi) etkilenmiş ve adı bugün Alevi olmuştur. Hozanı da Aşık olmuştur. Türkçe’de ise artık Ozan (hiç olmazsa aslına biraz daha yakın) olarak kullanılmaktadır.

    Ozanlarımızın çaldığı sazın varlığına da kısacadeğinirsek; Saz veya ilkel biçimleri Anadoluda binlerce yıldır bilinmektedir. Daha önceleri sazı Türkler Ortaasya’dan getirdi propagandasını yapanlar herşeyi Türkleştirenlerin ortaya attığı bir düşüncedir. Bu düşüncede olanlar Anadoluyu savaşlarla talan eden ve Anadolu’daki çeşitli halklar ve inançlara ait kültür ve tarih değerlerini de acımasızca ortadan kaldıranlardır. Oysa dürüst Türk ve yabancı arkeolog ve tarihçilerinin sayesinde yapılan kazılarda, ortaya çıkarılan tarihi eserlerden (talancı ve yalancıların da yüzünü kara çıkartarak) tarih değerlerini doğru bilgilerle öğrenmekteyiz. Örneğin: Saz

    Hititlerden bu yana Anadolu coğrafyasında biliniyor Son yıllarda Gaziantep iline bağlı Karkamış kazasında yapılan kazılarda bulunan M.Ö. 700 yıllarına ait bir kabartma bize tıpkı Alevilik inancı gibi.(adı Alevilik olmasada) kutsal sazınında bu topraklara yani Anadolu’ya ait olduğunu tartışmasız göstermektedir. Bizde Telli Kur’an denilmesi boşuna değildir. Dediğimiz gibi biraz tarih ile ilgilenmekle gizli saklı herşeyin cevabını daha kolaylıkla bulabiliriz.

    Bu gün saz veya bazı müzik aletleriyle ile yapılan ibadetin ilk biçimlerinden olduğunu tahmin ettiğim Urfa’da artık Sıra Geceleri olarak sürdürülen müzik kültürü geleneği bana göre Sabiilikten kalma bir ibadetin günümüzde eğlence aracı haline dönüştürülmesidir. Sıra Gecesini ve Cemi kıyaslamalı olarak iyice incelediğimizde bunu hemen görebiliriz. Sıra gecesinde birtek Cem piri yoktur. (yani din veya inanç önderi dediğimiz kişi yoktur, bu olmayınca bu kültürü herkes farklı yorumlara tabi tutmuştur. Özellikle İslamiyetin gelmesiyle de bu yapılmıştır. İnanç önderleri ya yok edilmiş yada Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat’ın 1230 yıllarında kendi idaresine bağlı olmalarını sağlamak için Kızılbaş Türkmen ve Kürt Aşiretlerinin bazı inanç önderlerine soyunu bir şekilde Arabistana ulaştıran sahte belgeler hazırlanmıştır. Dağıtılan bu secerelerle Kızılbaş Ocak pirlerinin veya hakiki inanç önderlerinin soyları onların Türkmen, Kürt veya Azeri olduklarına bakılmaksızın; Peygamber veya Ehl-i Beyte yada oniki İmam’lara dayatılarak onların Seyyid(Hz. Hüseyin soyu) veya Şerif (Hz. Hasan soyu) olması sanki bir zorunlulukmuş gibi bir bağlantı kurulmuş. Bu aynı zamanda Anadoluda yaşayan bir sürü uyanık ve çıkarcınında bu işten faydalanarak sahte olan bu belgeler sayesinde Ocak sahibi olmasına yol açmıştır..Oysa Araplarda hele hele İslamda ne Ocak denilen olay vardır nede Ocakzadelik. Ama malasef ; hangi kaynaklardan faydalanıldığı meçhul ve bu konuda ciddi ve bilimsel bir araştırmaya gidilmeden, hazırlanan bu secereler sanki gerekliymiş gibi; inanmıyorsan sen doğrusunu ispat et dercesine, bugünkü Aleviliğin içerisindeki onlarca çelişkilerdenbiri olarak yerini almıştır.Eğer hakiki Aleviler ve Aşıklar olmasaydı; Bugün göz göre göre ibadetimizin tümü sayılan Cemlerimizide büyük bir dejenarasyona sokup Sıra Gecesi haline dönüştüreceklerdi.(Hala da bu emellerinden vazgeçmiş değiller) Zaten kutsal saydığımız deyişlerimizi Sanat adına! İyice Pazar haline getirdiler ve Semahı da artık ne yazık ki düğünlerde göbek dansı gibi kullanmaya başladılar ki; Şunu unutmamak gerek her din veya inanç ortaya çıktığı toplumun diliyle şekillenir, adlandırılır vede ifade edilir. İnançların milliyeti olmaz ama bir ulus veya halkın içinden çıkabilir, daha sonra da yayılır. Bugün Alevilikte kullanılan bir çok kelimelerin Cem, Saka, Farraş, Hozan, Peyik, Dem, Pir, Pervane, Delil,İznikçi,Pervaz ve daha bir çokları gibi kökeni Farsça veya Kürtçe olması bu inancın temellerinin Anadoluda, Azerbeycan‘da ve İran’da, Yani; Türkmenlerin Azerilerin ve Kürtlerin yaşadığı yerlerde olduğunu gösteriyor. Siz o inancın dilini değiştirebilirsiniz ama sahip olduğu kökeni asla değistiremezsiniz. (Özellikle Aslını inkar eden Haramzadedirsözü sizin için bir anlam ifade ediyorsa) Çünkü Alevilerin Kutsal Ocaklarından olan Horasan veErdebil Ocağı İran’da, Dersim ve Adıyaman Ocakları da bugünkü Doğu Anadolu’dadır. Zaten Azerbeycanın adı Zerdüşt‘lüğün kutsal kitabı Avesta‘ya göre, kutsal ateşin yakıldığı yer anlamında Atûr-pâtakân yada Adur-bîgân‘dır. Bu ocaklardan yetişenlere yada bu ocaktan gelenlerden feyz alanlara ocakzade (kutsal bir kişilik olarak) denir. Bu ocaklar ilim,irfan ocakları olarak faaliyet gösterdiğinde ne İslamiyet nede Hiristiyanlık daha gelmemişti. Aksine Hiristiyanlık ve özellikle İslamiyet Alevilerin yaşadığı bu yerlere geldiğinde tıpkı günümüzde Sivas’ta olduğu gibi bu ocaklara bağlı pirleri erenleri vede inançlı insanlarımızı ya yakarak yada katliamlarla onları Hiristiyanlaştırma veya İslamlaştırma yoluna gittiler. Aşıklarımız ve ozanlarımız bu yapılanları deyişlerinde zaten dilegetiriyor yüzyıllardır. Hala bugün bile cemlerimizde “Yanan yakılan aşıkların deminede; Hü“ diye inancımızda bir dua var ise; Bu bizim geçmişimizde yaşadıklarımızıanlatmaktadır. Tarihte olan bitenleri unuttuğumuz zaman kendimizi baskasına ait hissederiz. Doğrusu kendimiz olmaktır.Bizim sadece Aleviyim(Kızılbaş diyemiyorsak bile)dememiz yeter. Alevilerin tarihi kayıtları Aşıklar ve Ozanların söyledikleridir. Bunu bilmek için hem Ozanlarımızın deyişlerini iyi okuyup anlamak, hemde biraz tarih okumak(Bilimsel olanı,,hikaye ve masal olanları değil) yeterlidir. Ondan dolayı Aşık,Ozan vede Şair kelimelerini açıklamak gereği duyduk.

    Peki Şairne demektir? Şair de tıpkı Aşık gibi Arapça’dan gelme bir kelime.Yani şiir okuyan kimse.Şair aşkını, derdini, olayları sadece şiirle anlatan kimselerdir. Aşıklar ve Ozanlar genellikle ya saz yada ney ve benzeri bir aletle bunu icra ederler; Şairler ise şiirlerini yazarak veya sözle ifade ederler. Şairler Arap toplumunda islamiyetten çok önce de vardı.Fakat İslamiyet‘le birlikte yasaklandı. Hatta Peygambere şair diyenler kötülendi.. Özellikle o dönemlerde Yemen‘deşairler çok yaygındı. Bu yüzden Hz.Muhammed’e o bir şairdir diyorlardı. Hatta Yemenli kadınlardan bir gurup şair kadın Hz. Muhammed’i şairliği ile ilgili kendileriyle yarışmaya çağırdılar. Bu yüzden Kur’an’da Şuara süresinde(224.ayet) de,Zariyat süresinde(11.ayet) ve Yasin süresinde(69. ayet) bu olaya vurgu yapılarak şairler kötüleniyor.

    Burada bunları bilgi amaçlı olarak vermeye çalıştık.Bizler bizim inancımıza saygı duyanlara sonsuz saygı duyuyoruz. İnançlarına saygı duyduklarımızında, bizim inançlarımıza saygı duymasını istiyoruz. Çünkü Alevi cana kasteden olamaz. İnancımızda bu büyük günahtır. Aksine barış ve kardeşlik içinde yaşamak en büyük dileğimizdir.Sevgi ve hoşgörü zaten inancımızın temelidir.

    Kısas’taki iki inanç toplumu yani Aleviler ve Sünniler barış ve kardeşlikle yaşamayı başarmıştır.Bunu başaramayanlar her iki inancın cahilleridir.Kendi inançlarını başkalarının inancında görenlerdir, onları birbirine karıştırmak isteyenlerdir. Herkes inancına sahip çıksa ve önderini tanısa bu kavgalar da olmaz .

    Biz Alevi-Bektaşilerin yapması gereken bugün Alevi –Bektaşi inancını hakiki önderiyle tanıyalım. Bu önderlik de Alevi camiasının, şu an tartışmasız Postnişini Veliyeddin Ulusoy’un temsil ettiği makamdır. Öbürleri bu yola herkes gibi, gönül verip hizmet edenler olmalıdır. Kaos ve dedelik enflasyonu yaratanlar asla değil! Çünkü biliyoruz ki bu işin de pazarı var. Türk İslam sentezi adıyla bu hazırlandırılmış (tıpkı çeteler gibi )ve Aleviliğin içine hastalık yayan bir virüs gibi bulaştırılmıştır.Bu işleri artık profesyonelce, siyasi araçlarıda arkalarına alarak ve de masum insanlarımızın inancını kullanarak yapmaya başladılar. Bizlerde bunları zaman zaman bu sayfalarımızdan dile getirerek; İnsanlarımıza bu konuda uyarıcı olmaya çalısacacağız.
     
    KıRMıZı bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş