1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Aşk, Sadece Yüreğe Bakar!

Konusu 'Aşk' forumundadır ve İLkİm* tarafından 1 Nisan 2010 başlatılmıştır.

  1. İLkİm*
    Avare

    İLkİm* MaviKuş ~ Özel üye

    Katılım:
    22 Kasım 2009
    Mesajlar:
    3.474
    Beğenileri:
    153
    Ödül Puanları:
    3.480
    Banka:
    136 ÇTL
    Gerçek bir aşk, sizin kim olduğunuza bakmaz. Mevkiinizle, paranızla, mal varlığınızla ilgilenmez.

    Aşk sadece, kendini içinde rahat hissedeceği bir gönül arar. Girip yerleşebileceği, doyasıya serilip uzanabileceği, güvenilir bir yürek arayışındadır. Bulduğunda, onu ilgilendiren başka bir detay yoktur. İster padişahın kızı olun, ister peri kızı, isterseniz padişahın kendisi…

    Aşk belki de, dünya üzerinde bütün insanlara eşit dağıtılan yegane duygudur. Kim olduğunuzun önemi olmadan sahip olunabilecek en büyük servettir. Mis kokulu çarşafın serili olduğu bir yatak gördüğünde, kendini üstüne atan bir yorgun savaşçı gibi; bırakır kendini aşk, temiz ve büyük bir yürek fark ettiğinde.

    Aşkın ağına düşenlerin arasında kimler yoktur ki? Filozoflardan tutun sanatçılara, en sert görünen adamlardan tutun beden kölelerine kadar, herkes aşkın ağına düşmüştür. Aşk; şan, şöhret, unvan, nam tanımaz, vurduğunda devirir.

    Tarihte bunun binlerce örneğini görebilirsiniz. Örneğin, 1.Abdülhamid, yirmi yedinci Osmanlı padişahı! Aşk, padişah madişah tanımıyor. Bakıyor ki orada bir yürek var, sızıveriyor içine. Topkapı Sarayı’nın arşivlerinde bulunan mektuplar, bize aşkın kimseyi varlığı ve rütbesiyle ayırmadığının en iyi örneklerini sunuyor.

    1. Abdülhamit, Ayşe Sultan’ı baş kadını olarak görüp, devlet meseleleriyle ilgilenirken; ki tahta çıktığında ülkenin durumu içler acısıymış, cariyelerinden Ruhşah’a aşık olur. Kendine engel olamaz. Aşık insana söz kar etmez, mantık ise devre dışıdır. Ona mektuplar yazmaya başlar:

    "Fesüphanallah! Ben kulun siz efendime bu kadar kavuşmayı arzularken benim üzüntüme, elem ve kederime ve perişan halime, derman ve açılmış yarama merhem olursun diye sizden umut beklerken, geceleri yatağıma gelmemenizin sebebi ne olabilir? Ama Allah hakkı için benim ızdırabımı dindirir. Sen bana bu anımda merhamet etmezsen kim merhamet eder. Vallahi bu halimle her gece sabahlarım, bu gece de böyle sabahlamam hak değil. Bu bir iki gecedir gelirsiniz diye beklerken, senin böyle yapmana Allah razı olmaz. Bu gece de bana gelmezsen bilirim ki, bana karşı sevgin yok. Benim bu halimi gören, düşmanım bile olsa bana merhamet eder. Akşam sabah gelip bir anlık oturman iş değildir. Kulun gelir, beni istemiyor musun diyerek, sabaha kadar ayağına yüzünü sürerdi. Benim sana olan bu halimi de Allah bilir. Eğer dünyada ömrüm tamam olsa, ölsem dahi seni düşünürüm. Vallahi sümme billahi halim çok kötü oluyor. Sen de böyle ettikçe, billahi ölüm bana daha hayırlı geliyor.

    Ruhşah'ım, Hamid'in sana kurban olsun. Mahlukatı ve alemi yaratan Allah, bir kusur ile insanı azap eylemez. Efendim sana bağlanmış bir köleyim. İster döv, istersen öldür. Bu gece gelmen lazımdır; aksi halde vallahi hastalanmama belki de ölümüme sebep olursun. Ayağın altına yüzümü, gözümü sürerek rica ediyorum. Allah için kendimi durduramıyorum.

    Abdülhamid Ruhşah'ına kul kurban olsun. Bir kusur ile beni unutma. Benim vücudum toprak oluncaya, ölünceye kadar senden vazgeçersem, Allah bana layık olduğumu versin."

    İşin özü, aşk bir kere kapını çalıp içeri girmeye görsün; insanda ne padişahlık kalır, ne krallık!

    Candan Ünal
     

Sayfayı Paylaş