1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Atabeylikler

Konusu 'Genel Türk Tarihi' forumundadır ve Suskun tarafından 18 Nisan 2011 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Dımaşk Atabegliği (Tuğteginliler veya Böriler)
    Suriye Selçukluları'nın ortadan kalkmasından sonra, Dımaşk yani Şam’da kurulan hânedanlık. Atabeg Emir Zahîreddin Tuğtegin’in kurduğu bu hânedanlığa, kurucusunun adından dolayı Tuğteginliler de denir.
    Sultan Alparslan’ın oğlu olan Tâcüddevle Tutuş, babasının vefâtından sonra Suriye Melikliğine tâyin edilmişti. Tutuş, komutan Atsız Beyin de hizmetleri ile Fâtımîleri bölgeden çıkardı. Güney ve kuzey Suriye’ye hâkim oldu. Ağabeyi Melikşâh’ın vefât ettiği 1093 yılında, hizmetinde bulunan Tuğtegin’le birlikte Diyarbakır’a gitti. Tutuş, orada Tuğtegin’i oğlu Dukak’a Atabeg tâyin ederek, Meyyâfârikîn (Silvan) Vâliliğine gönderdi. 1095 yılında Sultan Berkyaruk ile Tutuş arasında yapılan savaşta, Tutuş öldürüldü. Tuğtegin, esir düştü. Daha sonra yapılan esir mübâdelesinde, serbest bırakıldı. Bu sırada Tutuş’un oğlu Dukak da, Dımaşk’ta hükümdarlığını ilân etti.

    Tuğtegin, Dımaşk’a (Şam’a) gelince, halkın ve idarecilerin sevgi gösterileri ile karşılandı. Kendisine ordu komutanlığı verildi. Melik Dukak’ın annesi Safvet-ül-Mülk Hâtunla evlenince, Melik Dukak dahi onun sözünden çıkmaz oldu. Bu sıralarda Halep Meliki Rıdvan ile kardeşi Dımaşk Meliki Dukak arasında, bazı hırslı emîrlerin kışkırtması sonucu mücadele başladı. İki kardeş arasındaki mücadeleden istifade eden Şiî Fâtımîler, Kudüs’ü ele geçirdiler. Çok geçmeden Anadolu’ya giren Haçlı kuvvetleri de Suriye topraklarına kadar ilerlediler. Ağır bir mide rahatsızlığından muzdarip olan Melik Dukak, Tuğtegin’i bir buçuk yaşındaki oğlu Tutuş’a Atabeg tâyin ettikten bir süre sonra, 1104 yılında vefat etti. Tuğtegin, idareyi ele aldı. Dukak’ın oğlunun ölmesi, onun işini daha da kolaylaştırdı.

    Tuğtegin, önce aleyhinde çalışanları Şam’dan uzaklaştırdı. Sonra da bölgedeki muhaliflerini itaate mecbur etti. İçte durumunu sağlamlaştırdıktan sonra, Haçlılarla mücadeleye başladı. 1105 senesinde Haçlıların elinde bulunan Rafeniyye’yi fethetti. 1108 senesinde Taberiyye üzerine yürüdü ve Haçlılarla yaptığı savaşta onları hezimete uğrattı. Kudüs Kralı Birinci Baudouin, bu zaferden sonra, Tuğtegin’e antlaşma teklifinde bulundu. İki taraf arasında yapılan ve on sene süreyle geçerli olan bu antlaşma, daha çok malî ve ticarî konuları ihtiva etmekteydi. Fakat bu antlaşma, 1113 senesine kadar devam etti. Daha sonra Haçlılar, Suriye’de büyük başarılar kazandılar.

    1113 senesinde Musul, Sincar ve Artuklu askerlerinden müteşekkil Selçuklu ordusu, Emîr Mevdûd komutasında Tuğtegin’e yardım etmek için Hıms şehrinin kuzeyine geldi. Tuğtegin ile Emir Mevdûd arasında yapılan görüşmeler sonucu, Kudüs Krallığı üzerine yürünmesine karar verildi. Türk kuvvetlerinin üzerine geldiğini ve onlarla tek başına savaşamayacağını gören kral, Antakya ve Trablus’dan yardım istedi. Türk kuvvetlerinin âni baskını ve üst üste taarruzları sonunda, Haçlılar ağır bir yenilgiye uğradılar. Bütün savaş ağırlıklarını bırakarak Taberiyye’ye çekildiler. Ele geçen ganimetlerin bir kısmı, zafer armağanı olarak, Büyük Selçuklu Devleti Sultanı Muhammed Tapar’a gönderildi.

    Atabeg Tuğtegin bundan sonra, Selçuklu sultanının emriyle Haçlılara karşı birçok başarılı seferler yaptı. İlgâzi ve Dilmaçoğlu Toğan Arslan’la birleşerek, 1119 yılında Ensârib ve Zerdâna kalelerini fethetti. Tuğtegin ve İlgâzi, 1120 senesinde Haçlılar ile Tell-Danis’te karşılaştılar. Küçük çaptaki çarpışmalardan sonra, Haçlılar geri çekildi. Bu kadar başarılar elde etmesine rağmen, Fâtımîlerin idaresindeki Sûr şehrinin 1124 senesinde Haçlıların eline geçmesine mâni olamadı. Ertesi sene, Musul Atabegi Aksungur Porsukî, Haçlılara karşı harekete geçerek, Tuğtegin’den yardım istedi. Tuğtegin’in de katıldığı Selçuklu kuvvetleri, 1125 senesi Mayıs ayında El-Azâz’da, Haçlılarla karşılaştı. Haçlıların kazandığı muharebede, her iki taraf da ağır kayıplar verdi. Haçlılar ile başarılı mücadeleler yapan Atabeg Tuğtegin, 1128 senesi Şubat ayının on ikisinde, Şam’da vefat etti.

    Tuğtegin’in yerine oğlu Böri geçti. Böri, gençliğinden itibaren atabegliğin çeşitli merkezlerinde değişik vazifelerde bulunmuştu. Böri Tegin zamanında Dımaşk’ı tehdit eden en önemli meselelerden biri, Bâtınîler idi. Tuğtegin zamanında da vezir olan Tâhir el-Merdeganî, Bâtınîler ile işbirliği yapıyordu. Dımaşk’ta bulunan Bâtınîlerin, şehrin kapılarını açmak ve karşılığında da Sûr’u almak için Haçlılarla anlaştıklarını haber alan Böri, derhal harekete geçerek veziri öldürttü. Daha sonra halkın da katılmasıyla, şehirde Bâtınî temizliği başlattı. Altı binle yirmi bin arasında Bâtınî öldürüldü. Bu karışıklıklardan faydalanmak isteyen Kudüs kralının idaresindeki bir Haçlı ordusu, Dımaşk üzerine yürüyünce, Böri hızla harekete geçerek, yiyecek bulmak için ordudan ayrılmış olan Haçlı birliğini, ağır bir yenilgiye uğrattı. Kışın yaklaşması ve yenilmeleri, Haçlıları, Dımaşk’ı kuşatmaktan alıkoydu.

    Böri zamanında, Dımaşk Atabegliğini tehdit eden diğer bir tehlike ise, Musul Atabegi İmâdeddin Zengi idi. Zengi, bütün Suriye’yi kendi idaresi altında toplamak istiyordu. Bir süre sonra bir hile ile Böri’yi zayıf düşürerek, 1130 senesi Eylül ayının 24’ünde Dımaşk’a bağlı Hama’yı zaptetti. Daha sonra Hıms şehrini muhasara altına aldı ise de, kışın yaklaşması üzerine Halep’e döndü. Dımaşk’ta olan olayları unutmayan Bâtınîler, çok sıkı korunmasına rağmen bir fırsatını bularak 1131 senesinde Böri’yi yaraladılar. Böri, aldığı yaralar yüzünden, 7 Haziran 1132 tarihinde vefat etti. Bâtınîleri temizlemekle İslâmiyet'e büyük hizmet eden Böri, Bâtınîlerin suikastı ile şehid oldu.

    Ölümünden sonra yerine geçen İsmail, önce Baalbek’e hakim olan kardeşi Muhammed’i itaat altına aldı. Sonra da Haçlıların eline geçen Banyâs üzerine yürüyerek, birkaç günlük kuşatmadan sonra şehri ele geçirdi. Musul Atabegliği’nin, Haçlılar ve Abbasî halifesi ile olan mücadelelerinden faydalanan İsmail, gizlice yaptığı hazırlıklar sonunda Hama üzerine yürüdü ve daha önce Zengi’nin hakimiyeti altına giren bu şehri, 7 Ağustos 1133 tarihinde geri aldı. Ardından Şeyzer’i kuşattı ise de verilen büyük haraç karşılığında kuşatmayı kaldırdı. Onun bu başarıları, Haçlıları harekete geçirdi. Kudüs Kralı Fulk, 1134 senesinde Havran’ı zaptetti. Buna karşılık İsmail, Haçlı idaresindeki şehirlere akınlar düzenledi. Başarılarına rağmen, İsmail, halka kötü davrandığı ve ağır vergiler koyduğu için, öldürüleceği korkusuna kapıldı ve Musul Hakimi Atabeg Zengi’ye başvurarak şehri teslim etmek istedi. Durumdan haberdar olan asker ve halk, buna karşı çıktı ve 1 Şubat 1135 tarihinde, İsmail öldürüldü.

    İsmail’in yerine kardeşi Şihâbeddin Mahmud geçti. Zengi, İsmail’in mektubu üzerine, Dımaşk önlerine gelerek, şehri kuşattı. Fakat kuşatmanın ve beklemenin bir faydası yoktu. Tarafların görüşmesi ve halifenin, Zengi’den Musul’a dönmesini istemesi üzerine anlaşma yapıldı. Zengi’nin Dımaşk’tan ayrılmasından sonra, antlaşma şartları yerine getirilmedi. Atabeg Zengi’den korkan Hıms Vâlisi Humartaş, şehri 1135 senesi Aralık ayının otuzunda Şihâbeddin Mahmud’a teslim etti. Atabeg Zengî, bir süre sonra Hıms önlerine gelip, şehri kuşattı. Ancak, buranın kolay kolay ele geçirilemeyeceğini anlayarak, Mahmud ile antlaşma yapıp, 1137 yılında kuşatmayı kaldırdı. 1139 senesinde Mahmud, Banyâs havalisini yağmalayan Haçlılar üzerine yürüdü. Aynı sene Dımaşk’a dönen Mahmud, 23 Haziranda kendi adamları tarafından öldürüldü. Mahmud’un öldürülmesinden sonra, atabegliğin kudretli emirlerinden Muîneddin Üner’in desteği ile Mahmud’un kardeşi Cemaleddin Muhammed başa geçti. Muhammed’in kardeşi Behram Şâh, Zengî’nin yanına kaçtı ve onu ülkesi üzerine tahrik etti. Zengî, bu fırsatları hakkıyla değerlendirdi ve iki aya yakın bir kuşatmadan sonra 1139 senesi Ekim ayının 10’unda Baalbek’i ele geçirdi. Dımaşk üzerine yürüdü ise de zaptetmeye muvaffak olamadı. Cemâleddin Muhammed ise, 29 Mart 1140 tarihinde, yakalandığı hastalıktan kurtulamayarak öldü.

    Muhammed’in yerine oğlu Mucireddin Abak başa geçti. Ancak, atabegliğin bütün gücü, Muhammed’in annesi ile evlenen Vezir Üner’in elinde idi. Vezir Üner, Emir Zengî’nin ölümünden faydalanarak Musul Atabegliğinin idaresinde olan Baalbek’i ele geçirdi. Daha sonra Halep Atabegi Nureddin Mahmud’un yardımı ile Busra ve Serhat şehirlerini zaptetti. Yine Halep Atabegi Nureddin Mahmud ile beraber Haçlılara karşı taarruza geçerek, El-Arima Kalesini ele geçirdiler. Devlete başarılı şekilde hizmet eden Vezir Üner, 19 Ağustos 1149 tarihinde ölünce, Abak bütün yetkileri eline aldı. Bu arada aleyhine birçok isyanlar patlak verdi ise de, duruma hakim oldu. Bundan sonra Halep Atabegi Nureddin Mahmud, Dımaşk’ı ele geçirmeye çalıştı. 1150 ve 1151 senelerinde, şehri iki defa kuşattı ise de başarılı olamadı. Nihayet, Nureddin Mahmud, 26 Nisan 1154 târihinde, şehri ele geçirerek Dımaşk Atabegliğine son verdi. Atabegliğin son hükümdarı olan Abak ise, 1169 senesinde Bağdat’ta öldü.

    Kültür ve medeniyet: Selçuklu devlet teşkilâtına benzer bir teşkilâtla yönetilen Dımaşk Atabegliği emirleri, başkent Dımaşk’ta mescitler, medreseler, hastaneler ve hamamlar inşâ ettirdiler. Yeni mahalleler ve imalât bölgeleri kurdular, su kanalları yaptırdılar. Dımaşk’ın ilk hastanesi olan Dârüşşifâ, Melik Dukak zamanında yaptırıldı. Safvet-ül-Mülk Hâtunun yaptırdığı mescit, Mescid-i Hâtun-ı Zümrüd olarak bilinmektedir.

    Tuğteginliler devrinde Dımaşk, Suriye’nin kültür merkeziydi. Çevre ülkelerden birçok ilim adamı buraya geldi. Dımaşk’taki medreselerde dînî ilimlerin yanında fen ilimleri de okutulmaktaydı. Sadıriyye, Eminiyye, El-Medreset-ül-Muiniyye, Medreset-ül-Hâtuniyye ve Caruhiyye Medresesi, bu devirde yapılan ilim yuvaları arasındaydı.

    Şeyh Burhâneddin Ebü’l-Hasan, Ali el-Belhî, Şeyh Şeref-ül-İslâm Abdülvâhid, Necmeddîn eş-Şîrâzî, Zeynüddîn el-Fattalî, Cemâleddîn İbn-ül-Müslim es-Sülemî, Kâdı’l-Kudât Müntehibeddîn Ebü’l-Meâlî Muhammed gibi büyük âlimler, Tuğteginliler zamanındaki belli başlı âlimlerdir. Yine Dımaşk’ta yetişen iki büyük târihçi İbn-i Kalânisî ve İbn-i Asâkir de bu atabeglik zâmanında yetişmiştir.

    Tuğteginliler, Suriye’deki deri sanayiini büyük ölçüde geliştirdiler. Kâğıt üretimi endüstrisinde de büyük gelişme görüldü. Pamuklu ve ipekli kumaşlar ile tahıl ticaretinde mühim gelişmeler oldu
     
  2. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL

    [​IMG]
    Erbil Atabegliği

    On iki ve on üçüncü yüzyıllarda, merkezi Erbil olmak üzere, Kuzey Irak ve Güneydoğu Anadolu’da Zeyneddin Ali Küçük bin Begtigin tarafından kurulan beylik.
    Bunun için Begtiginliler de denilmektedir. Zeyneddin Ali, Musul atabeglerinden İmâdeddin Zengî’nin kumandanlarından idi. İmâdeddin Zengi, 1131 senesinde Erbil’i ele geçirince, bölgeyi Zeyneddin Ali’ye verdi. 1144 senesinde Musul nâipliğine tayin edilen Zeyneddin Ali, Zengi’nin ölümünden sonra, onun evlâdını ve hükümetini koruyanların başında yer aldı. Elindeki kuvvetlere rağmen, velînimetine sadakat göstererek, Zengi’nin oğlu Seyfeddin’e ve onun ölümünden sonra da Kutbeddin’e bağlı kaldı. Erbil, Şehrezûr, Tikrit, Sincar, Musul ve Harran gibi şehirler onun hâkimiyetindeydi. Ömrünün sonlarına doğru Zeyneddin Ali, oğlunun Erbil’de yerine geçmesini emniyet altına alarak, idaresi altındaki yerleri Musul Atabegi Kutbeddin’e bıraktı. Cesur, âdil, cömert ve ilim sahiplerinin koruyucusu bir zat olan Zeyneddin Ali, 1168 senesinde Erbil’de vefat etti.

    Zeyneddin Ali’nin yerine, on dört yaşındaki Gökböri geçti. Fakat Erbil valisi ile arası açık olduğundan, vali Kaymaz onu ülkeden uzaklaştırıp, yerine kardeşi Zeyneddin Yusuf’u geçirdi. Gökböri, Musul Atabegi İkinci Seyfeddin Gâzi’nin hizmetine girdi. Bunun üzerine Gökböri’ye iktâ olarak Harran bölgesi verildi. 1183 senesinde, düşmanı olan vali Kaymaz, Musul valiliğine getirilince, Gökböri, Selâhaddin Eyyûbî’ye tâbi oldu. Selâhaddin Eyyûbî, kız kardeşi ile evlendirerek, Urfa ve Samsat’ın idaresini ona verdi. Gökböri, Selâhaddin Eyyûbî’nin, Haçlılara karşı yaptığı savaşlarda, Suriye ile Filistin’in zaptında önemli rol oynadı.

    Erbil hâkimi olarak görünen Zeyneddin Yusuf’un ilk devrelerinde yönetim, fiilen vali Kaymaz’ın elindeydi. Kaymaz, Musul’a vali tayin edilince, Yusuf, Atabegliğin idaresini ele aldı. Onun da 1190 yılında ölümü üzerine Muzafferüddin Gökböri, Atabegliği tekrar eline geçirdi.

    1193 senesinde Selâhaddin Eyyûbî’nin ölümüne kadar Eyyubîler'e bağlı kalan Gökböri, önce Zengîler'in Musul kolunu zayıf düşürmeye çalıştı. Bu hususta, Eyyûbîler ile ittifak kurdu. Ahmedîlilerden Alâeddîn Kara Sungur ile birleşerek, İldeniz Atabegi Ebû Bekr bin Pehlivan’ın idaresindeki Âzerbaycan’a sefer düzenledi. Fakat Irak-ı Acem hâkimi Şemseddin Aydogmuş’un müdahalesi ile geri döndü. Sonraları genişleme siyaseti gütmekte olan Eyyûbîleri tehlikeli görmeye başladı ve onlara karşı olan ittifaklarda yer aldı. Musul’da idareyi ele geçiren Atabeg Bedreddin Lü’lü ile mücadele etti. 1220 senesinde Moğol tehlikesiyle karşı karşıya kalan Gökböri, Celâleddin Harezmşah’a tabi oldu ise de ülkesini tahrip olmaktan kurtaramadı. 1232 senesinde Erbil’de vefat eden Gökböri, erkek evlâdı olmadığından, ülkesinin halifeye verilmesini vasiyet etti. Onun ölümü üzerine, Bağdat’taki Abbâsî halîfesinin kuvvetleri Erbil’e gelerek şehri teslim aldılar.

    Erbil Atabegliğinde Muzafferüddin Gökböri, kültür ve imar faaliyetlerinin yanısıra, sosyal yardım müesseseleri kurmakla da dikkati çekti. Camiler, hankâhlar, medreseler ve hastaneler yaptırdı ve bunların masrafını karşılamak için vakıflar tahsis etti. Erbil surlarını tamir ettirdi. Çarşılar yaptırıp sokakları düzelttirerek, Erbil’i büyük bir şehir haline getirdi. Bir kültür ve sanat merkezi olan Erbil’de her yıl, peygamber efendimizin doğum günü, muhteşem merasimlerle kutlanırdı. Dört bir taraftan gelen âlimler, insanlara vaaz ve nasihat eder, mevlid merasimlerine ayrı bir renk verirlerdi.

    Gökböri, Haçlılarla bizzat savaşmasının yanında, esir düşmüş Müslümanları da fidyesini vererek kurtarırdı. Yaptırdığı hastaneyi haftada iki defa ziyaret eder, hastaların muhtaç akrabalarına nafaka gönderirdi. Bir dul hanımlar evi ile yetimhâne yaptırdı. Annesiz süt çocuklarına süt anneleri tuttu.

    İlim sahiplerini gözeten Muzaffereddin Gökböri’nin sarayında Mübârek bin Ahmed, Erbil Târihi’ni, İbn-i Hallikân Vefeyât-ül-A’yân’ını yazdı.

    Erbil Atabeglerinde, Büyük Selçuklular'a benzer bir teşkilâtın bulunduğu anlaşılmaktadır. Hükümdar ile hükümet arasındaki irtibatı temin eden görevlilere hâcib, bunların başkanlarına da hâcib-ül-hüccâb denirdi. Saray teşkilâtında hâcib-ül-hüccâb’dan sonra en yetkili görevli üstâd-üd-dâr idi. Bu şahıs saraya ait umumi masraflardan ve mutfağın denetiminden sorumluydu. Sarayın ve hükümdarın korunması ile görevli muhafız birliği olan cândârların reisine emîr-i cândâr denirdi.

    Beyliğin en önemli işlerinin görüldüğü, bir büyük dîvân vardı. Bu dîvânın vezir dışındaki üyeleri; müstevfî, müşrif, münşî ve ârız-ül-ceyş idi.
     
  3. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    [​IMG]

    Zengîler (Musul Atabeyliği) (1127-1259)


    Zengiler (Arapça: زنكيون Zangiūn), 12. ve 13. yüzyıllarda Kuzey Irak ve Suriye'de Selçuklu Atabeyleri olarak hüküm sürmüş bir Türk hanedanıdır. Kurucusu İmadeddin Zengi'dir.

    Selçuklularda illere yönetici olarak tayin edilen şehzadelerin yanına Atabey olarak adlandırılan tecrübeli devlet adamları verilirdi. Atabeyler, Büyük Selçuklu Devleti'nin zayıfladığı dönemlerde bulunduğu bölgedeki yönetimi ele geçirip bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir.

    Atabeylikler içerisinde en önemli olanı Zengiler'di. Musul'da Imadeddin Zengi tarafından kurulmuş Zengiler, O'nun ölümünden sonra oğulları arasında paylaşılmış, I. Seyfeddin Gazi ve Kudbeddin Mevdud Musul Atabeyliği'ni, Nureddin Mahmud Zengi'yse Halep Atabeyliği'ni yönetmiştir.

    Zengiler, II. Haçlı seferini etkisizleştirmişler ve İslam dünyasını Haçlıların istilasından korumuşlardır. Nureddin Mahmud Zengi'nin komutanlarından Şirkuh'un yeğeni Selahaddin Eyyubi, Fatimilere son vermiş, Nureddinin ölümünden sonra da Mısır'da Eyyubiler devletini kurmuştur.

    İmadeddin Zengi 1144'de Urfa'yı fethetti ve I. Haçlı seferi sonunda kurulan Urfa Kontluğu'na son verdi. Urfa'nın kaybedilmesi üzerine Avrupa II. Haçlı seferine hazırlanmıştır. Zengilerin Haçlılar ile mücadelesi İmadeddin Zengi'nin ölümünden sonra da devam etmiş, Halep Atabeyi Nureddin Mahmud Zengi ve ağabeyi Musul Atabeyi Seyfettin Gazi'yle ve 1148'de ağabeyinin ölümünden sonra yerine geçen küçük kardeşi Kudbeddin Mevdud'le birlikte hareket etmişlerdir. Zengiler Haçlılara karşı İslam cephesini birleştirmiş, II. Haçlı seferinin etkisizleştirilmesine çalışmışlardır. Zengilerin bu fedakarlıkları sonucu Haçlılar daha fazla ilerleme imkânı bulamayarak sahil şeridine sıkışıp kalmışlardır.

    Nureddin, kısa süreliğine Haçlıların eline geçen Urfa’yı ani bir baskınla 1146’da tekrar fethetti. 1149’da Antakya Prensi Raymond’u öldürdü. Börilerin elinden Şam'ı aldı. Yukarı Mezopotamya, Güneydoğu Anadolu ve Suriye’yi tek hakimiyet altında toplayarak sultanlığını ilan eden (1153)

    Nureddin Mahmud daha sonra Kudüs Kralı III. Baudouin’i yenilgiye uğrattı (1157). 1158’de Haçlılara yenildiyse de onları Harim’de ağır bir bozguna uğrattı (1164). Mahmud Zengi, Esedüddin Şirkuh ve Şirkuh'un yeğeni Selahaddin Eyyubi’yi Mısır’a göndermiş ve Fatımilerin Haçlılarla işbirliğine girmelerinin ve dolayısıyla Mısır'ın Kudüs Krallığı'nın kontrolüne girmesinin önünü kapamış, bilahare İslam dünyasında ikiliğe sebep olan Fatımi Halifeliği’nin 1171'de yıkılmasını sağlayarak İslam birliğinin gerçekleşmesine önayak olmuştur. Selahaddin Eyyubi, Nureddin Zengi'nin ölümüne kadar Mısır'da naiplik yapmış ve O'nun emirleri dışına çıkmamıştır.

    Musul Atabeyleri

    1. I. İmadeddin Zengi (1127 - 1146)
    2. I. Seyfeddin Gazi (1146 - 1149)
    3. Kudbeddin Mevdud (1149 - 1170)
    4. II. Seyfeddin Gazi (1170 - 1180)
    5. I. İzzeddin Mesud (1180 - 1193)
    6. I. Nureddin Arslan Şah (1193 - 1211)
    7. II. İzzeddin Mesud (1211 - 1218)
    8. II. Nureddin Arslan Şah (1218 - 1219)
    9. Nasreddin Mahmud (1219 - 1222 ya da 1234)

    Halep Atabeyleri

    1. I. İmadeddin Zengi (1127 - 1146)
    2. Nureddin Mahmud Zengi (1146 - 1174) + Şam Atabeyi (1154 - 1174)
    3. Salih İsmail Melik (1174 - 1181) + Şam Atabeyi (1174)
    4. II. İmadeddin Zengi (1181 - 1183)

    Sincar Atabeyleri

    * II. İmadeddin Zengi (1171 - 1197)
    * Kudbeddin Muhammed (1197 - 1219)
    * İmadeddin Şehenşah (1219 - 1220)
    * Celaleddin Mahmud (1219 - 1220)
    * Fetheddin Ömer (1219 - 1220)

    Cizre Atabeyleri

    * Müzzeddin Sancar Şah (1180 - 1208)
    * Müzzeddin Mahmud (1208 - 1241)
    * Mahmud Melik Zahir (1241 - 1250)

     
  4. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL

    [​IMG]
    İldenizliler (Âzerbaycan Atabegleri)

    Âzerbaycan’da, Irak Selçukluları Devletine tâbi olarak kurulan Atabegler sülâlesi (1141-1225). Sülâleye, kurucusunun adıyla İldenizliler denildiği gibi, Âzerbaycan Atabegleri de denilmektedir.
    Kıpçak Türklerinden olan Şemseddin İldeniz, Irak Selçuklu Sultanı Mesud (1134-1152), Karabağ (Arran) valisiyken Gürcülere karşı başarılı savaşlar yaptı. Sultan da onu, kardeşi ve selefi Sultan İkinci Tuğrul'un (1132-1134) dul hanımı Mü’mine Hâtun ile evlendirdi. İldeniz, Sultan Mesud’un ölümüyle çıkan taht kavgalarına karıştı. Üvey oğlu Arslan-Şah’ı tahta oturttu (1161). Kendisi de atabeg unvanıyla hâkimiyeti ele geçirdi.

    İldeniz’in ölümü üzerine, yerine oğlu Nusreddin Cihân Pehlivan, atabeg oldu (1175). Arslan-Şah’ın sultanlığı sembolik olarak devâm etti. Cihân Pehlivan, Arslan-Şah’ın ölümü üzerine, oğlu Üçüncü Tuğrul’u tahta geçirdi. Fars, Huzistan, Musul, Ahlat ve Erzurum’da Sultan Üçüncü Tuğrul adına hutbe okundu. Atabeg Pehlivan, Selâhaddin Eyyûbî karşısında, Musul hâkimiyetini elinden çıkardı. Cihân Pehlivan’ın ölümü üzerine, kardeşi Kızıl Arslan, atabeg oldu. Kızıl Arslan, Sultan Üçüncü Tuğrul’a karşı mücâdele etti. Hattâ, bir ara Üçüncü Tuğrul’u haps ve kendi sultanlığını da ilan etti. Fakat, 1191 yılında öldürüldü. Yerine Cihân Pehlivan’ın oğlu Kutlug İnanç, atabeg oldu. Kardeşi Ebû Bekr ile Sultan Tuğrul’a karşı yaptığı saltanat mücadelesini, Harezmşah Tekiş’in yardımı ile kazandı. Tuğrul’u bertaraf etti. Irak Selçuklu Devletinin yıkılmasından (1194) sonra, Harezmşah Tekiş, Kutluğ İnanç’ı, Cibâl valisi tâyin etti. Fakat, Abbasî halîfesi Nasır’la işbirliği yaparak, Harezmşah yönetimindeki Hemedan’a saldırdı (1195). Ancak, bir sene sonra Harezmşahlılar tarafından öldürüldü. Yerine, kardeşi Ebû Bekr geçti. Kardeşi Özbek’le birlikte Harezmşahlılara ve Gürcülere karşı mücadele etti. Meraga’yı aldıktan sonra öldü (1210). Yerine geçen kardeşi Özbek, Harezmşah Sultanı Muhammed’e tâbi oldu. Moğollar, Tebriz surları önünde görünmeleri üzerine, fidye vererek kurtuldu (1221).

    Moğolların ikinci gelişinde Özbek, şehri terk etti. Halk, fidye vererek Moğollarla anlaştı (1222). Özbek, Harezmşahlılara yenildi (1223). Moğollara, 1224’te ağır bir haraç daha verdi. Harezmşahlı esirleri de Moğollara teslim etti. Celâleddin Harezmşah’a karşı Gürcülerle işbirliği yaptı. Harezmşah da gelip Tebriz’i aldı (1225). Özbek, Nahcivan civarındaki Alıncak Kalesinde öldü. Yerine sağır ve dilsiz olan oğlu Kızıl Arslan Hâmuş geçti. Hâmuş, Celâleddin Harezmşah’a giderek itaatini bildirdi (1228). Alamut Seferine katıldı. Bu seferden bir ay kadar sonra Kızıl Arslan’ın ölümüyle, hânedân sona erdi.

    İldenizlilerin saray çevresinde, Nizâmî, Şirvânlı Hâkânî, Şirvanlı Felekî ve Kıvâmî gibi şâirler yetişti. Atabeg İldeniz, Hemedan’da türbe ve medrese yaptırdı. Ebû Bekr, âlimleri severdi. Câmi ve medrese inşâ ettirdi. Atabeg Özbek, Tebriz’de bir köşk yaptırmıştı. Mü’mine Hâtun adına Nahcivan’da inşa edilen türbe, bu hânedâna ait mimarî eserlerin en güzel örneklerinden biridir.
     
  5. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL

    [​IMG]
    Salgurlular (1147-1284)

    Salgurlular Başkenti Şiraz olmak üzere kurulmuş halkın çoğunluğunun Fars fakat yöneticilerinin Türk atabeylerinden teşkil olan bir atabeyliktir. Kurucu atabeyi Atabey Salgur'dur.

    Selçuklularda illere yönetici olarak tayin edilen şehzadelerin yanına atabey olarak adlandırılan tecrübeli devlet adamları verilirdi. Atabeyler, devletin zayıfladığı dönemlerde bulunduğu bölgedeki yönetimi ele geçirip devletleşmişlerdir.

    Güney İran'daki Fars bölgesinde kurulduğundan Fars Atabeyliği olarakta bilinir. Zaman zaman hakimiyetleri Kirman (1204-1213), Umman, Hürmüz ve Bahreyn'e (8 Ağustos 1236'dan sonra) da genişledi. Salgurlular 1157'ye dek Büyük Selçuklu Devleti'ne, 1194'e dek Irak Selçuklu Devleti'ne tâbi oldular, 1194-1218 arasında bağımsız yaşadıktan sonra, 1218-1231 arasında Harzemşahlar'a bağlandılar. 1231'de İlhanlılar'ın egemenliğini kabul ettiler. 1286 yılında İlhanlılar Salgurluları tamamen hakimiyeti altına aldılar.

    Hükümdarları şu şekildedir:

    * Boz Aba Salgur (1137-1147)
    * Sungur (1147-1161)
    * Zengi (1161-1178)
    * Tekle (1178-1198)
    * Tehemten (1198-1226)
    * Ebu Bekir Kutluğ (1226-1260)
    * Sâd (1260)
    * Adudi'd-Devle (1260-1262)
    * Muhammed (1262-1263)
    * Selçuk (1263-1264)
    * Abış Hatun (1264-1286)

    Hanedan Abış Hatun'un 1286'da Tebriz'de İlhanlılar tarafından öldürülmesiyle sona erdi.

     

Sayfayı Paylaş