1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

ATA'dan 85 yıllık ders

Konusu 'Devrimleri, İlkeleri' forumundadır ve wien06 tarafından 19 Ağustos 2008 başlatılmıştır.

  1. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    Atatürk’ün 1923 tarihinde yaptığı konuşmadan: “Giyim tarzımız, kıyafetimiz bizim olmaktan çıkmıştır. Kadınlarımız ya ifrat (Çok kapalı) ya tefrit (Çok açık) görülüyor. İkisi de dinimizin emri değildir”

    TÜRBAN tartışmalarıyla gerilen Türkiye, her geçen gün biraz daha kutuplaşmanın eşiğine sürükleniyor. Türban karşıtları da, türban savunucuları da kendince haklı gerekçeler ortaya koyuyor. Her kırılma noktasında Türk insanının yol göstericisi olan Ulu Önder Atatürk’ün, türban tartışmaların odağındaki Türk insanına ders mahiyetindeki sözleri ise arşivlerdeki yerini koruyor. “Kadınlarımız dinin emri gereğince örtünselerdi, ne o kadar kapanacaklar ne o kadar açılacaklardı” diyen Atatürk, 31 Ocak 1923 tarihinde İzmir eski Gümrük Binasındaki konuşmasında, kadın meseleleriyle ilgili bugüne ışık tutacak şu sözleri sarf ediyor: “Kasaba ve şehirlerde yabancıların dikkati en çok örtünme şekli üzerinde toplanıyor. Buna bakanlar kadınlarımızın hiçbir şey görmediklerini sanıyor. Bununla beraber din gereği olan örtünme, kısaca belirtmek gerekirse, denebilir ki; kadınların sıkıntı çekmesine yol açmayacak ve adaba aykırı olmayacak şekilde basit olmalıdır. Örtünme şekli kadını hayatından, varlığından tecrit edecek bir şekilde olmamalıdır.”

    Ne açık ne kapalı!

    Atatürk, 21 Mart 1923 tarihinde Konya Hilaliahmer Kadınlar Şubesi’nin tertip ettiği çay ziyafetinde ise kadınların giyim tarzıyla ilgili şu açıklamaları yapıyor: “Memleketimizin bazı yerlerinde, en ziyade büyük şehirlerinde giyim tarzımız, kıyafetimiz bizim olmaktan çıkmıştır. Şehirlerdeki kadınlarımızın giyim tarzı ve örtünmesinde iki şekil tecelli ediyor; ya ifrat ya tefrit görülüyor. Yani ya ne olduğu bilinemeyen, çok kapalı, çok karanlık bir diş görünüm gösteren bir kıyafet veyahut Avrupa’nın en serbest balolarında bile dış kıyafet olarak arz edilemeyecek kadar açık bir giyim. Bunun her ikisi de şeriatın tavsiyesi, dinin emri haricindedir. Bizim dinimiz kadını o tefritten de, bu ifrattan da tenzih eder. O şekiller dinimizin muktezası değil, muhalifidir. Dinimizin tavsiye ettiği tesettür, hem hayata, hem fazilete uygundur. Kadınlarımız şeriatın tavsiyesi, dinin emri mucibince örtünselerdi, ne o kadar kapanacaklar, ne o kadar açılacaklardı. Dini örtünme, kadınlar için zorluk çıkarmayacak, kadınların toplum hayatında, ekonomik hayatta, çalışma hayatında ve ilim hayatında erkeklerle ortak çalışmalar yapmasına mani bulunmayacak bir normal şekildedir. Bu normal şekil, toplumumuzun ahlak ve terbiyesine aykırı değildir.”

    “Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri” adlı kitapta da yer alan Ulu Önder Atatürk’ün kadın kıyafetleriyle ilgili diğer görüşleriyse şöyle: “Giyim tarzımızı ifrata vardıranlar, kıyafetlerinde aynen Avrupa kadınını taklit edenler düşünmelidir ki, her milletin kendine mahsus ananesi, kendine mahsus adetleri, kendine göre millî hususiyetleri vardır. Hiçbir millet aynen diğer bir milletin mukallidi olmamalıdır. Çünkü böyle bir millet ne taklit ettiği milletin aynı olabilir, ne kendi milliyeti dâhilinde kalabilir. Bunun neticesi şüphesiz ki hüsrandır.” “Bizim örtünme meselesinde nazari itibara alacağımız şey, bir yandan milletin ruhunu, diğer yandan hayatın icabetini düşünmektir. Örtünmedeki ifrat ve tefritten kurtulmakla bu iki ihtiyacı da temin etmiş olacağız.”

    “Erkeklerin bencilliğinin eseri”

    Şehirlerde kadınların yüzlerini ve gözlerini örttüklerini gören Atatürk, bu giyim tarzıyla ilgili olarak ise şunları söylüyor: “Sıcak mevsimlerde bu durumun kendileri için mutlaka işkence ve ıstırap nedeni olduğunu tahmin ediyorum. Erkek arkadaşlar bu biraz bizim bencilliğimizin eseridir. Çok namuslu ve dikkatli olduğumuzun gereğidir. Fakat saygıdeğer arkadaşlar, kadınlarımız da, bizim gibi anlayışlı ve düşünceli insanlardır. Onlara ahlakla ilgili kutsal kavramları aşılamak, millî ahlakımızı anlatmak ve onların beynini ışıkla, temizlikle donatmak esası üzerinde bulunduktan sonra fazla bencilliğe gerek kalmaz. Onlar yüzlerini dünyaya göstersinler ve gözleriyle dünyayı dikkatle görebilsinler. Bunda korkulacak bir şey yoktur.”

    Kıyafet ikinci planda

    “Bazı yerlerde kadınlar görüyorum ki başına bir bez veya bir peştamal veya buna benzer bir şeyler atarak yüzünü gözünü gizler ve yanından geçen erkeklere karşı ya arkasını çevirir veya yere oturarak yumulur” diyen Atatürk, bu durumu derhal düzeltilmesi gereken gülünç bir görüntü olarak yorumluyor. Kadınlık meselesinde dış görünüşün ve kıyafetin ikinci derecede olduğunu vurgulayan Atatürk, şunları söylüyor: “Asıl mücadele alanı, kadınlarımız için görünüş ve kıyafette başarıdan daha çok, asıl başarılı olunması gereken alan ışıkla, kültürle, gerçek faziletle süslenmek ve donanmaktır. Ben saygıdeğer hanımlarımızın Avrupa kadınlarından daha aşağıda kalmayacak, tersine pek çok yönlerde onların üstüne çıkacak ışık ve kültürle donanacaklarına kesinlikle kuşku duymayan ve buna kesinlikle emin olanlardanım.”


    [ALINTI]
     

Sayfayı Paylaş