1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Atatürk ve Abdülhalim Çelebi Hazretlerinden İbretlik Bir Anı

Konusu 'Hayatından Kesitler' forumundadır ve Çağlayağmur tarafından 26 Nisan 2013 başlatılmıştır.

  1. Çağlayağmur
    Hoşgörülü

    Çağlayağmur ... Süper Moderatör

    Katılım:
    15 Aralık 2010
    Mesajlar:
    15.093
    Beğenileri:
    4.417
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Yer:
    Ankara
    Banka:
    811 ÇTL
    ATATÜRK'ÜN YAVERİ MUZAFFER KILIÇ ANLATIYOR;

    Bir gün Atatürk'le beraber Abidinpaşa'dan gelip Samanpazarı yoluyla Ulus'a
    geçiyorduk.

    O zamanlar Samanpazarı'nda bulunan üç beş dükkandan birisi Ali Efendi isimli
    kitapçıya aitti. Kitapçı dükkanının kepenklerinde, nefis bir halı asılmış
    duruyordu. Harp yıllarının sonu olduğundan hiçbir yerde, hele Ankara'da böyle
    güzel bir şey görmek pek şaşırtıcı olduğu için bu halı Atatürk'ün de
    dikkatini çekti. Hemen arabayı durdurup indik.

    Beraberce dükkana yürüdük. Kitapçı, Ata'yı görünce, buyurun Paşam diyerek
    heyecanla bir emri olup olmadığını sordu. Paşa da bu halıyı çok güzel
    bulduklarını ifade ettiler. Kitapçı;

    - "*Paşam, bu halı bir müşterimin. Paraya ihtiyacı olmuş, satılması için
    bana** **bıraktılar. Benimle bir ilgisi yok*" dedi.

    Atatürk, böyle güzel bir halının çok kıymetli olduğunu, bunu halı sahibinin
    nereden almış olabileceğini öğrenmek istediler. Kitapçı ezile büzüle;

    - "*Paşam, emanet koyan isminin söylenmemesini özellikle rica ettiler,
    müsaade ederseniz ismini söylemeyeyim*" dedi.

    Bu sefer Atatürk daha çok merak edip;

    - "*Çocuk, belki halıyı almak isteyeceğiz. Kimin ve kaça olduğunu öğrenmek
    isteriz*" dediler.

    Kitapçı;

    - "*Paşam 40 lira istemişlerdi " *deyip yine halı sahibinin ismini vermedi.
    Atatürk halı sahibini iyice merak edip ısrar edince de, kitapçı istemeyerek
    ve sıkılarak;

    - "*Abdülhalim Çelebi Hazretlerinin Paşam* " dedi.

    Abdülhalim Efendi, Mevlana sülalesinden gelmiş, Konya milletvekili olarak
    Mecliste görev yapıyordu. Kapısı herkese daima açık, cömert, gayet güzel
    konuşan, Mevlevi kalpağı ile gezen, akıllı, sevimli, hoş sohbet, özü sözü
    doğru bir kişiydi.

    Atatürk, bu cevabı alınca çok duygulandı ve bana dönerek dükkana 40 lira
    bırakmamı emretti.

    Hemen parayı bıraktım. Kitapçı halıyı koşarak indirip paket yapmaya koyuldu.

    Bu arada Atatürk, Abdülhalim Efendi'nin kişiliğinden övgüyle bahsederek;

    - "*Abdülhalim Efendi, evde halısını satacak kadar parasız kalıyor ama,
    kapısını kimseye kapamıyor*" diyerek onu övdü. Sonra da kitapçıya dönerek;

    - "*Bana bak, halıyı biz alıyoruz. Fakat halıyı Abdülhalim Efendi'nin evine
    yollayınız, biz oradan aldırırız. Akşamüzeri de kendilerine bir kahve içmek
    için geleceğimizi söyleyiniz.*" dediler. Kitapçı bu davranışa şaşırmış bize
    bakarken, arabaya binip uzaklaştık.

    Aynı akşam Abdülhalim Efendi'nin evine gittik. Kendisi bizi avlu kapısında
    karşıladı.

    Eve girince baktım halı, kapı arkasında paketli olarak duruyordu. Mütevazı
    evinde minderlere oturuldu, kahveler içildi.

    Abdülhalim Efendi;

    - "*Paşam halıyı almışsınız. Fakat halı evime geri geldi. Müsaade ederseniz,
    arabanıza koyduralım.*" dedi.

    Atatürk de;

    - "*Abdülhalim Efendi halı yine bizim olsun. Biz arada sırada sana kahve
    içmeye geldikçe onun üzerinde kahvemizi içeriz.*" diyerek halıyı açtırdılar
    ve odaya serdirdiler.

    Kahveler içildi ve sohbet edildi. Giderken Abdülhalim Efendi yine bizi
    kapıya kadar uğurlayarak;

    - "*Paşam eğer müsaadeniz olursa halıyı...*" derken Atatürk sözünü keserek
    mütebessim;

    - "*Abdülhalim Efendi, onu sana emaneten bırakıyoruz. Her gelmemizde onu
    burada görmek ve üzerinde oturmak isteriz.*" diyerek veda edip ayrıldılar.

    Böylece Atatürk, Abdülhalim Çelebi Efendi'ye, kitapçıya bile belli etmemeye
    çalışarak ihtiyacı olan yardımı yapmış, fakat halıyı almamışlardı.

    Bu ibret verici anı; O büyük *asker*, *devlet adamı* ve *devrimci liderin*,
    en az bu nitelikleri kadar büyük olan *insanlığını* anlatmasının yanı sıra,
    onun, gerçek dindar ve üstelik bir tarikat mensubu olan Çelebiye saygısını
    göstermesi bakımından da ayrı bir önem taşıyor.

    Abdülhalim Efendi, o halıyı Konya Mevlânâ Müzesi kurulunca oraya armağan
    etmiştir. Görülüyor ki, Abdülhalim Efendi de bu asil davranışı kötüye
    kullanmamış ve halıyı sahiplenmeyip, layık olduğu yere armağan etmiştir.​
     

Sayfayı Paylaş