1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Atatürk Ve Felsefe

Konusu 'Felsefe / Psikoloji' forumundadır ve cırcırböcee tarafından 24 Nisan 2007 başlatılmıştır.

  1. cırcırböcee

    cırcırböcee V.I.P V.I.P

    Katılım:
    13 Haziran 2006
    Mesajlar:
    3.525
    Beğenileri:
    66
    Ödül Puanları:
    2.880
    Banka:
    335 ÇTL
    Mustafa Kemal’in doğuştan önder yaradılışta ve bağımsız bir ruha sahip olduğu bilinmektedir. Bu özelliğini kendisi şöyle anlatıyor.

    “Hürriyet ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben, milletin en büyük ve atalarımın en değerli mirası olan bağımsızlık aşkı ile dolu bir adamım. Çocukluğumdan bugüne kadar ailemle ilgili bulunan özel ve resini hayatımın her evresini yakından tanıyanlarca bu aşkım bilinir. Bence , bir millette şerefin, onurun, namusun ve insanlığın doğup yaşayabilmesi, mutlaka o milletin özgürlük ve bağımsızlığına sahip olmasına bağlıdır. Ben, yaşayabilmek için mutlaka bağımsız bir milletin evladı olmalıyım.”

    Mustafa Kemal’in eserinin, kendi yetişme tarzı ve yaradılışıyla ilgisi pek büyüktür. O’nun karakterindeki özgürlük ve bağımsızlık vasfı, kısmen inceleme ve araştırmacılarının, daha çok yaradılışının ve geçirdiği deneylerin ortaya çıkardığı felsefi inançların kaynağıdır. Şu halde, O’nun kuracağı düzenin toplumsal ve bireysel bağımsızlık ve özgürlük ilkelerini yansıtan bir öğreti ve onun kökeni niteliğindeki bir felsefi inanç olması kadar doğal bir şey yoktur. Mustafa Kemal, insanı laik ve özgürlüklerini kısıtlayan, herhangi bir toplum üzerinde diğerlerini kayıtsız şartsız egemen kılan, demokratik yollar dışında bir millete iktidar olma iddiasında bulunan görüşlere, felsefelere: bireylere ve kuruluşlara düşmandır. O’nun yönetim ve hedefi, giderek, gelişmek ve olgunlaşmak suretiyle ulusal bağımsızlık ve egemenliğe dayanarak milli iradenin ve meşru temsilcilerinin etki ve yönetimiyle milli ülküleri gerçekleştirmektedir. Bu ülküye kaynak olan felsefe, Atatürkçü felsefedir; başka bir deyişle Mustafa Kemal kendi felsefesinin uygulayıcısıdır.

    SOSYO-PİSİKOLOJİK GÜCÜN HAREKETE GEÇİRİLMESİ

    Mustafa Kemal Paşa’nın sosyal gücü oluşturma yolunda neden ince ve ayrıntılı düşüncelerle hareket ettiğini anlamak için, O’nun o dönemde, milletin mevcut padişahlık müessesine ne kadar bağlı olduğu belirtilmeye değer . O, bu durumu şöyle anlatır: “Burada, pek önemli noktayı da belirtmeli ve açıklamalıyım. Millet ve ordu Padişah ve Halife’nin karşı yüzyılların kökleştirdiği din ve gelenek bağlarıyla içten bağlı ve sadık. Halifesiz ve padişahsız kurtuluşun anlamını kavrama yeteneğinden yoksun. Bu inançla bağdaşmaz görüş ve düşüncelerini açığa vuracakların vay haline!Hemen dinsiz, vatansız, hain, istenmez olur.”

    O dönemde bir başka önemli nokta da düşman safında yer alan büyük devletlerle başa çıkılamayacağı ve onları gücendirmeme düşüncesiydi. Bu düşüncenin sahibi laik kitleleri değil, bazı aydın ve seçkin kişilerdi.

    Milletin, durumu ve gidişhatı hakkında karanlıklar içinde bulunuşu, öncelikle onu uyarmayı ve birlikte harekete geçmeyi gerektiriyordu. Mustafa KEMAL’in işgale ve düşmanca hareketlere karşı kamusal tepkinin daha canlı ve somut olarak gösterilmesi için Havza’dan 28 mayıs 1919’da, valilere, mutasarrıflara ve askeri birliklere gönderdiği genelge , milli heyecanı yaymak için ve canlı tutma amacını güdüyordu.

    “İzmir’e ve daha sonra ne yazık ki Manisa’ya ve Aydın’a düşmanın girişi, gelecek tehlikeyi daha açık olarak sezdirmişti. Yurt bütünlüğümüzün korunması için, milli tepkilerin daha canlı olarak gösterilmesi ve sürdürülmesi gerekir. Milli yaşayışı ve bağımsızlığı bozan düşmanın yurda girişi gibi olaylardır. Milletin katlanamayacağı ve dayanamayacağı bu olayların hemen önlenmesi bütün uygar milletlerle büyük devletlerin adaletinden ve etkisinden sabırsızlıkla beklendiği yolunda, önümüzdeki hafta içinde ve çeşitli illere göre, Pazartesi başlayıp Çarşamba gününe dek gerekli işlemlerin arkası alınarak, yapılacak büyük ve coşkun toplantılarla milli gösterilirdi bulunulması ve bunun köylere varıncaya dek her yerde yapılması ve bütün büyük devletlerin temsilcileriyle Bab-ıaliye etkili telgraflar çekilmesi ve yabancıların bulunduğu yerde bunlara da etkili yapmakla birlikte, milli gösterilerde düzenin son derece korunması ve Hristiyan halka karşı bir saldırıya ve düşmanlık gösterisine ve benzer davranışlardan sakınılmalıdır. Sizler bu konuda duyarlı bulunduğunuzdan, işin iyi yönetileceğinden güvenim tamdır. Sonucun bildirilmesini rica eylerim.”

    Mustafa Kemal Paşa’nın yabancı işgallerinin protesto edilmesini bildiren genelgesi ,başlatacağı milli hareket için mevcut idare ve halkla ilişkiler kurmaya yönelik bir girişim olduğu kadar, küçükten büyüğe doğru gelişin halk hareketleri ile, halkın milli heyecanını da geliştirmektir.

    Mustafa Kemal Paşa , milli hareketi oluşturma ve teşkilatlandırma girişimleri nedeniyle, Padişah ve İstanbul Hükümeti’nce görevinden ve askerlikten alındıktan sonra, milletin bir ferdi olarak görevine devam etme azmindeydi. O istifasını orduya ve millete kendisi bildirdi. Kendi deyimiyle”milletin şefkat ve civanmertliğine güvenerek ve onun bitmez feyz ve kudret membaından ilham ve kudret alarak” vicdani vazifesine devam etti. Erzurum kongresinin toplanma arifesinde O’nun derneğin başına geçmesi ve Çalışma Kurulu Başkanlığı’nı kabul etmesini önerenler, O’na gerekli güveni ve yakınlığı ortaya koymuşlardır.

    Sivas’ta , kongre için toplanan delegeler, gerek ağırlama gerekse kongrenin düzenlenmesinde ve tedbirlerin alınmasında O’nu olağanüstü bir şekilde karşılamışlardır.

    Milli mücadelenin başlangıç yıllarında , biri Anadolu’da diğeri İstanbul merkezinde iki güç, iki kutup çarpışıyordu. İstanbul Hükümeti Kuvay-ı Milliye’yi devlete isyan eden ve halkı da isyana sürükleyen ve yasal olmayan bir teşekkül olarak niteliyordu. Hükümetin bu durumuna karşı, İstanbul hakkının büyük çoğunluğu bu harekete yakınlık duyuyor ve düşüncede birleşiyordu. Ancak İstanbul basınında kararsız olanlar olduğu gibi Milli Mücadelenin aleyhinde olanlar da vardı. Damat Ferit Paşa’ nın Sivas Kongresi’nden önce, Milli Mücadeleye karşı çıkan bir tutumla milli derneklerin faaliyetlerini yasaklamak, Mustafa Kemal Paşa’yı vazife ve memureyetten uzaklaştırmak ve hatta tevkif ettirmek gibi girişimleri olmuştu. O,yürüttüğü mücadelede İstanbul Hükümetiyle her türlü bağlantıyı kesme kararının uygulanması sırasında, bazı memurların, bu tür kararlara uymamak için İstanbul’a kaçmaları, İstanbul Hükümeti ile Anadolu haraketi arasında, seçim yapamama durumunun bir sonucuydu. Yönetim ve kamu oyunu milli harekete ısndırıp, yaklaştırma bir dizi karar ve tedbirle mümkün olacaktı.

    Mustafa Kemal Paşa Milli Mücadele’nin başlangıcından Ankara’ya ilk defa gelinceye kadar dokuz aylık sürede Türk Milletini birlik ve kurtuluş yollarını gösteren girişimler sonucundaki durumu şöyle anlatır: “ Dokuz aydan beri başlayan milli uyanış ve çalışma, durumu ve görünüşü değiştirdi; daha da çok değiştirecektir. Millet, gerçekleşen birliği sürdürürse ve bağımsızlığı için fedakarlıktan çekinmezse başarı kesindir. Erzurum ve Sivas kongrelerinde saptanan ilkeler, milletin ulaşacağı amaçlar için temel olacaktır.”

    Mustafa Kemal Paşa, Ankara’ya geldikten sonra, yurdun değişik yörelerinden tek tek ve gruplar halinde gelenlerle görüşmeler yaptı. Onlara temel noktaları ve günlerce anlattı. O, bu görüşmelerinde öncelikle maneviyatın yüksek tutulmasına, birlik ve beraberlik içinde bulunulmasına ve en önemlisi olarak kurtuluş istek ve azminin canlı tutulmasına dikkati çekerek bunun memleketin kurtuluşu için en önemli şartlar olduğunu anlattı.

    Mustafa Kemal Paşa bu konuların önemini vurgulamak suretiyle halkın, belirli bir amaç etrafında toplanarak kenetlenmesine çalıştı. Böylece Türk Milleti’nin varlığını sürdürmesi ve mutlu sonuca ulaşması için milli birlik ve beraberlik içinde hareket ederek gücünü birleştirmesini sağlamak istiyordu.

    İlkin iç, dış durumu güven ve ferah verici nitelikte gelişme gösteren noktalarını ve yönlerini araştırarak açıklamaya ve tanıtmaya çalıştık.

    Bir toplumun yaşamının ve mutluluğunun, ancak dilekte ve bu dileği gerçekleştirme yolunda tam birlik olmasını açıkladık. Yurdun kurtarılması, bağımsızlığın sağlanması amacına yönelik olan milli birliğimizin, köklü ve teşkilatın bulunması ve bu teşkilatı iyi yönetebilecek kafaların ve güçlerin bir tek beyin, bir tek güç olarak birleşmiş ve kaynaşmış duruma gelmesine bağlı olduğunu söyledik.

    Millet ancak milletlerin yıkılma ve çökme kargaşaları içinde bulunduğu zamanlarda tarihinin yazdığı çok önemli ve korkunç günler yaşıyordu. Böyle günlerde mukadderatını kendi elini almak uyanıklığını göstermeyen milletlerin geleceği karanlık ve korkuludur.

    M. Kemal Paşa’ nın, önem verdiği konulardan biri de milleti , Milli Mücadelede bilinçlendirmek ve ülkenin değişik yörelerindeki dağınık şekildeki kuruluşları birlik ve beraberlik yönünden toplamaktı.

    “Sivas’tan Kayseri yoluyla Ankara’ya gitmek yoluyla yola çıkan Temsilciler Kurulu, bütün yol boyunca ve Ankara’da, büyük milletimizin ateşli ve içten yurtseverlik gösterileri içinde bu gün buraya geldi.

    Şimdilik temsilciler kurulunun merkezi Ankara’dadır. Saygılarımızı sunarız efendim” demişti.

    Temsilciler Kurulunun Ankara’ya gelişi ile bu tarihsel şehir , milletçe sürdürülecek mücadelenin hem simgesi hem de bir umut ve ülkü ışığı olmuştu. Ankara Milli Mücadele’nin yönlendirilip yönetilmesinde adı sık sık duyulan bir şehir olarak , Türk Milleti’nin sesini ve ortak kararını duyuran bir merkez olarak ülke içinde ve dışında anılmaya başlandı.

    M. Kemal Paşa, Ankara’dan Türk Halkının manevi hasretlerinin daha çok hareketlendirmek amacıyla milli harekete destek sağlayacağına inandığı din adamlarına da önem verdi. O, 2 ocak 1920’de Cemiyet’ in Merkez Kurullarına Hacı Bektaş’ta Çelebi Cemalettin Efendi’ye, Mutki’de Hacı Musa beye ayrıca bir bildiride bulundu, bu bildirisinde şöyle demişti: “Yolculuğumuz sırasında incelediklerimiz bizlere, gerçek koruyucu ulu Tanrı’nın yardımıyla meydana gelmiştir.

    Dış durum, bu milli azim ve birlik sayesinde Erzurum ve Sivas kongresi ilkelerini göre milletin ve yurdun yararına elverişli bir şekle girmiştir.

    “Kutsal birliğimize, azim ve inancımıza güvenerek haklı isteklerimizin elde edileceği güne kadar hiç yılmadan bu bildirimizin köylere varıncaya kadar bütün millete duyurulması rica olunur.”

    M. Kemal paşa bu girişimlerden ayrı olarak halkla görüşme yapmayı da gerekli görüyordu. Örneğin O, Ankara’ya geldikten sonra Ankaralarla tanışarakDavayı onlara anlatmak için bir konferans düzenlemişti. Bu konferansta Gazi Wilson ilkelerinden, Türkiye ile ilgili olanları, Mondoros antlaşmasının acı uygulamalarından, Türk Milletinin birliğini korudukça milletin elde edeceği amaçlar için başlıca düstur olduğunu anlattı.
     

Sayfayı Paylaş