1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Atatürk ve Kerkük

Konusu 'Hayatından Kesitler' forumundadır ve wien06 tarafından 8 Ocak 2010 başlatılmıştır.

  1. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    Dr. Nefi Demirci‘nin Orkun Dergisi’nde yayınlanan yazısı:

    Her evde boy boy resimleri, heykelleri bulunurdu, çocuklar bu resim ve heykellerinden tanırdı O’nu. Aileler çocuklarına Türk milletinin atasını bu şekilde tanıtır, millî inançlarına onun sevgisini katarak yetiştirirlerdi.

    Onun içindir ki, her Kerküklü evvelâ ve evvelâ Türk’tür, Türk kalmak için de yalnız varını yoğunu değil, canını bile vermekten kaçınmaz, yeter ki, kimliklerine dokunulmasın.

    Ataya yemin edenlerin, yeminin doğruluğundan şüphe etmek ihanetlerin en büyüğü sayılırdı. Cüzdanında Mustafa Kemal’in resmi ile ay yıldızlı bayrağı bulunduranlarla, çeyiz sandıklarında şanlı bayrak ile Kuran-ı Kerim’i saklayan Türkmen kızları Türk olmanın gururunu ve yüce Atatürk’ün sevgisini tadarak, hissederek büyürlerdi.

    Türk demek, Türk olmak Türk doğup Türk gibi büyümek, anavatanı Türkiye’yi, Mustafa Kemal’in Türkiyesini görüp havasını teneffüs etmek mutluluğuna erişebilmek için büyütürlerdi, büyürlerdi.
    Erişilmez Türklük şuuru ile dolu yüce insan, oradaki Türklerin Turan fikriyatını bilmekte idi ki, siyasî sınırlarımız dışında kendilerine sorulmadan bırakılmalarından çok önceleri, 1926 Ankara Antlaşması’ndan önce: 1 Mayıs 1920 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki nutkunda1 hep kabul ettiğimiz esaslardan birisi ve belki birincisi olan, hudut meselesi tayin ve tespit edilirken, hudud-u millîmiz İskenderun’un cenubundan geçer, şarka doğru uzanarak Musul’u, Süleymaniye’yi, Kerkük’ü ihtava eder. İşte HUDUD-U MİLLÎMİZ BUDUR demiştir.Atatürk 1920 ve de 1927′deki büyük nutkunda millî sınırlarımızın nerelerden geçtiğini, bizim olmasının gerektiğine işaret etmesine rağmen, tarihçi sayın Cemal Kutay Bey’in dedikleri gibi Atatürk’ün dönemi onun vefatı ile bitmiştir. Yalnız dönemi değil sayın hocam, düşüncesi de, önerileri de, Türk millî politikası da bitmiştir. Bitmiştir ki, 1990 yılında Körfez Savaşı sonunda millî menfaatlerimize hizmet etmeyen, zedeleyen oyunların tezgâhlanması sonucu, o dönemin siyasî iktidarı zamanında ABD ile yapılan müzakereler sonucunda, reddedilen Sevr Antlaşması’nda belirlenen sınır benimsenmiş, hayâl edilen Irak Kürdistan’ının sınırı çizilmiş, Irak’taki Türk varlığı ikiye bölünmüş, az bir kısmı güvenli, yani plânlanan ve korunan, bugün alt yapısı tamamlanmış oluşumun içinde bırakılmış, öz olan çoğunluktaki Türkler Allah’a emanet, Irak’la bütün ilişkiler kesildiği bir zamanda kuzuyu kurda teslim eder misâli, güvensiz bölgede güvencesiz bırakılarak erimelerine, tehcir edilmelerine, bugünkü durumun ortaya çıkmasına neden olunmuştur.

    Türk milletinin millî sınırlarını belirleyen Atatürk’ün “Ahval ve Şerait” uygunluğu, plân ve fikirleri bir kenara itilmiş, ilkeleri, düşünceleri unutulmuş, unutturulmuştur. Hâlâ biz Atatürkçüyüz demekte olanlar, ata yurtlarında toprakları için kanları akan şehitlere ne cevap verecekler? “Ahval ve Şerait” uygun oldu ama biz beceremedik, 3 milyon Türkün erimesine vesile olduk, oluşum oluştu ve vatanımızın belli kesimini büyük tehlikelere maruz bıraktık. Seni dinlemedik, bizi affet mi diyecekler? Eminim 40 yıldan beri siyaset yapanlar bir şey olmamış gibi öğütlerine devam edecekler, bir toplum eridi, hem de öz be öz Türk, şairin dediği, “Ki ben Türk oğlu Türküm, Türk için terki hayat ettim”. Türklüğü için hayatı terk etmekten sakınmayan yüce milletimizin bir parçası olan Kerküklüler erimektedir, ulu önderim başına yemin edenlerin hâlini kalk da bir gör, öfkelenmek yerine mutlaka benim gibi ağlarsın.


    1 Ağustos 1925 yılında Seyyid Muhammed Cebarîye yazdığı mektupta Musul2 ahalisinin kurtuluş günlerinin yakın olduğunu, aşağıda okuyacağımız yazıda bildirmiştir:

    “Mücahid-i muhterem Sadatdan Seyyid Muhammed ve akrabalarına:3

    Memleketin bir cüz’î hayenfekki olan Musul’un ahalisinin kariben halas bulacağına itikad ve itimad olunarak öteden beri devam eden mücahedatınızda berkarar olmanızı selâmet ve saadet-i atiniz namına hamiyyeti malûmumuza terk eylerim.

    Türkiye Hükûmetinin şefkatini ve Musul’un hükûmetimize karşı yüksek bir cidal ile münevver bir istikbal temin olunması din kardeşlerimizin huzur ve saadeti için kıymetdardır. Halas günleri karibdir. Şems-i istihlasın tulüuna4 kabürane müterakkib bulunulmasını hatırlatır, Cenab-ı Vacib-ül-vücud’dan cümleye muvaffakiyetler temenni eylerim.”

    1 Ağustos 1925.

    Mustafa Kemal


    “Layenfek” ayrılmaz bir bütün olarak yüce Atatürk ve Meclis-i Mebusan tarafından kabul edilen bu toprakların kurtuluşu ele geçen fırsatlar değerlendirilmediği için gerçekleşemedi, 3 milyon Türk sabırla Atatürk’ün vaad ettiği “Güneşin” doğmasını beklemektedir.

    Fakat gerçek olan bir şey varsa, bu insanlar, ister anavatanda isterse yaşadıkları topraklarında, pek güç durumdadırlar. Atatürkçü bir politikanın özlemini yıllardan beri çeken, bekleyen Kerküklüler yaşam kavgalarında, mücadelelerinde yalnızlığın bedelini çok pahalı ödemektedirler, kimliklerinin yok edilmesi için her yola başvuranların karşısında, ölüm kalım arasında direniyorlar, ne mutlu Türküm nidalarının Babagurgurun alevleriyle ufuklarında birleşmesini, ebedîleşmesini, tarihin bu haksız sayfasının kapanmasını, albayrak üstünde güneşlerinin bir an önce doğmasını istemektedirler. Bugünlerin yakınlığına inanmak istiyorlar, Tanrı Dağı’nda bir elinde ay yıldızlı bayrak, diğer eliyle Bozkurdun başını tutan Atatürk’ün önünde dizilen Kerkük’ün kahraman şehitleri, kanları ile sulanan ata topraklarına kavuşacakları günü ümitle beklemektedirler.


    KAYNAK: TÜRK GÜNDEM

    DIPNOTLAR:

    1. Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri. Atatürk Araştırma Merkezi yayınları, 1989. s. 75.

    2. Musul vilâyeti imparatorluk zamanında. Musul, Erbil, Kerkük ve Süleymaniye’yi kapsamakta idi. Kerkük, Erbil ve Musul vilâyetinin bir bölümü Türktü.

    3. Tarih Dergisi. Sayı 10. Kasım 1972. Dr. Fethi Tevetoğlu.

    4. Kurtuluş güneşinin doğmasını, Kerküklüler bugüne kadar hep beklediler, beklemeye sabırla ve inançla devam ettirmektedirler.


    **********************************************************
    Nefi Demirci

    Dr. Demirci 1934′te Kerkük’ün Musalla semtinde dünyaya geldi. Dedesi Hıdır Lütfi bir Osmanlı subayı. İstiklal Harbi’nde de yaralanan Hıdır Lütfi, Mevlana’nın so-yundan, 1045′de Konya’dan Kerkük’e gelen Şeyh Kemal’in ailesinden geliyor. Şair Hıdır Lütfi, Türkiye’de subay olan oğluna yazdığı bir mektup nedeniyle, 1938′de “gizli teşkilat kurmak” ve “Turancılık” suçla-masıyla hapsediliyor. Önce idam cezasına mahkum ediliyor, sonra müebbet hapse çevriliyor, 4 yıl yattıktan sonra serbest bırakılıyor. Arap Milliyetçiliği teme-linde yarı sosyalist ve totaliter bir ideoloji içeren Baas Partisi, Kerkük’lü aydınları ‘Turancılık’ ve ‘Türkiyecilik’ ile yaftalamış hep. İlk, orta ve lise eğitimini Kerkük’te tamamlayan Nefi Demirci, 1953′de İstanbula gelerek Tıp okudu. Bir süre Kerkük’te çalıştıktan sonra 1967′de Türkiye’ye yerleşti. 1996′ya kadar İstanbul Araştırma ve Eğitim Hastanesi’nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. Dr. Demirci 1967-2003 yılları arasında zorunlu bir sürgünlük yaşamış. Baas rejimi Dr. Demirci’nin Kerkük’e girmesini yasaklamış. Amcasının oğlu Dr. Rıza Demirci de, Necdet Kocak, Adil Şerif, Abdul-lah Abdurrahman ile birlikte 1980′de Saddam rejimi tarafından katledilmiş. Kerkük’te Baas rejiminin zulmünü anlatan Dr. Nefi Demirci, “Amca oğlum Rıza Demirci, 1980′de Saddam’ın gizli polisi tarafından gözaltına alındı. Orman Bakanlığı’nda müsteşardı, Orman Fakültesi’nde de hocaydı. Cesedine bile ulaşa-madık. Ailemiz darmadağın edildi. Ailece çok baskılar yaşadık, acı günler gördük” diyor.
     

Sayfayı Paylaş