1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Atatürkçülükte Barış ve Sevgi

Konusu 'Devrimleri, İlkeleri' forumundadır ve wien06 tarafından 9 Ocak 2009 başlatılmıştır.

  1. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    Atatürk, Birinci Cihan Savaşı’ndan sonra ülkemizin paylaşılmasına karşı öncülük etti. 19 Mayıs 1919 da Samsun’a çıkarak Millî Mücadeleyi başlattı. Düşmana karşı, dağınık direnişler arasında dayanışma kurdu. Erzurum ve Sivas Kongrelerinde “Milletin bağımsızlığını, yine milletin azim ve kararının kurtaracağını” vurguladı. “Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir” ilkesini benimsedi. Milletçe elele çeşitli sıkıntıları ve güçlükleri göğüsleyerek düşmanı 9 Eylül 1922 de ülkemizden kovdu.

    Yurt savunmasında son derece çetin olan Atatürk, tehlikeyi ortadan kaldırdıktan sonra, daima barışçılığı vurgulamıştır, Onun “yurtta barış dünyada barış” ilkesi bir özdeyiş olarak hafızalarda yaşamaktadır. Atatürk Başkomutanlık Meydan Savaşı’nı (30 Ağustos 1922) kazandıktan sonra savaş alanını gezerken yerde yatan Yunan Bayrağı’nı kastederek “derhal bu Bayrağı yerden kaldırın, bir milletin bağımsızlık simgesi yerde sürünmez” demiştir. Yine Atatürk kendisine tutsak olarak getirilen Yunan Başkomutanına kılıcını iade ederek insancıl duygularla onu teselli etmeye çalışmıştır.

    Bir sıralar Atatürk, Konya’da iken Kız Öğretmen Okulu’nda bir müsamere verilmiş, piyeste olayın kahramanı delikanlı Türk genci savaşta sakat kaldığı için yüzüğünü nişanlısına iade etmek istemiş ve kız da sadâkat göstererek yüzüğü geri almamıştır. Bu olayı seyrederken büyük Kahramanın gözleri yaşarmıştır.

    Aynı biçimde, manevî çocuğu Sabiha Gökçen’in bir başarısı da onun gözlerini nemlendirmişti. Bu olay Sabiha Gökçen’in uçağını ilk olarak tek başına uçurarak yere inişinden sonra Atatürk’ün elini öperken olmuştu.

    Yine Atatürk bir gezisi sırasında tek öküzle çift süren Halil Ağa’ya rastlamış, bunun sebebini sormuştur. Halil Ağa devlete borcu nedeniyle öteki öküzü sattığını söyleyince, ilgililere çiftçinin borçlarının ertelenmesi hususunda emirler vermiştir.

    İsmet İnönü onun için “insanlık idealinin âşık ve seçkin kişisi’ demişti. Atatürk’ün şu vecizeleri çok ibretlidir: “Savaşçı olamam, çünkü savaşın acıklı hallerini herkesten iyi bilirim”, “Savaş zarurî ve hayatî olmalıdır, öldüreceğiz diyenlere karşı, ölmeyeceğiz diye savaşa gidebiliriz. Lâkin millet hayatı tehlikeye maruz kalmadıkça savaş bir cinayettir.”

    Atatürk bütün insanların mutluluğunu dilemiştir; bu konuda şu sözler derin anlamlar içermektedir: “İnsanları mutlu edecek yegâne vasıta, onları birbirlerine yaklaştırarak, onları birbirine sevdirerek, karşılıklı maddî ve manevî ihtiyaçlarını temine yarayan hareket ve enerjidir.” “Vatandaşların bir milletin ferdleri olmak itibariyle, millete, onun devlet ve hükümetine ve mensup olduğu milletin medenî insanlığın bir ailesi olması açısından bütün insanlığa karşı bir takım vazifeleri vardır.” “Biz kimsenin düşmanı değiliz. Yalnız insanlığın düşmanı olanların düşmanıyız.”

    Atatürk’ün barışçılığı ve insan sevgisi dünyada bir çok kimsenin dikkatini çekmiştir. Tanınmış Alman düşünürlerden Herbert Melzig onun için şöyle demiştir: “Kemal Atatürk kendi ulusu ve insanlık için beslediği sevgi ile, bir dâhinin neler yapabileceği hususunda bütün dünyaya görülmedik ve işitilmedik bir sahne seyrettirmektedir.” O, yurduna göz dikenleri yendikten sonra karşı tarafa dostluk elini uzatmıştır.

    1978 yılında Unesco, doğumunun yüzüncü yılında Atatürk’ün bütün dünyada anılmasını istemiştir. Genel konferansta İsveç delegesinin “dünyada bir çok büyük adam var, hepsini böyle anacak mıyız?” sözüne karşı Sovyet delegesi “Atatürk herhangi bir büyük adam değildir, o, bu çağa damgasını vurmuş olan bir adamdır” demiştir.

    Pakistan’ın kurucusu Muhammed Ali Cinnah da 1954 yılında Atatürk hakkında şöyle söylemiştir: “O, Türkiye’yi kurtarmakla bütün dünya uluslarına müslümanların seslerini duyuracak kudrette olduğunu isbat etti.” Onun hakkında Tunus devlet başkanı Habib Burgiba’nın 1963 yılındaki sözleri şöyledir: “Atatürk, ölümü köleliğe üstün tutan bir milletin neler yapabileceğini şaşkınlık içindeki bir dünyaya göstermiştir.. Onun ölmez eseri.. Işıklı bir örnek ve ilham kaynağı olarak kalacaktır.”

    Atatürk her vesile ile dünya barışının önemine değinmiştir. 1 Kasım 1925 te Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yaptığı konuşmasında şöyle söylemiştir: “Karşılıklı güven ve esenlik bütün dünya uluslarının üzerinde titremesi gereken bir mutluluk ilkesidir.” Atatürk 1934 te Balkan Antantı ve 1937 de Sadabad Paktı (Türkiye, İran, Afganistan ve Irak arasında) ile dünya barışına hizmet etmek istemiştir.

    “Bütün insanlar bir toplumsal vücudun organları ve bu sebeple birbirlerine bağlıdır” diyen Atatürk uluslararası işbirliğine önem vermiştir.

    Bilindiği gibi Çanakkale Savaşı’nda bir çok yabancı asker de ölmüştür. Atatürk’ün Çanakkale’de Mehmetçik Âbidesi önünde söylenmek üzere devrin İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’ya not ettirdiği şu cümleler yabancıları bile duygulandırmıştır: “Bu memleketin toprakları üstünde kanlarını döken kahramanlar! Burada bir dost vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükûn içerisinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçiklerle yanyana, koyunkoyunasınız. Uzak diyarlardan çocuklarını savaşa gönderen analar! Göz yaşlarınızı dindiriniz. Çocuklarınız bizim bağrımızdadır, huzur içerisindedirler. Ve huzur içinde rahat uyuyacaklardır. Onlar bu topraklarda canlarını verdikten sonra artık bizim çocuklarımız olmuşlardır.”

    Atatürk, gençlere ve çocuklara da şefkatli idi. Manevî çocuğu Ülkü’nün çağrılarını olumlu karşılar, onu üzmek istemezdi. Sabiha Gökçen’in yetişmesi için elinden geleni yaptı. Türkiye Cumhuriyeti’ni Türk gençliğine emanet etti.

    Hatay sorunu heyecanlı bir aşamada iken Atatürk halka açık bir müzikli salonda Fransız Fevkalâde Komiserine çıkışmış ve “bini üzüyorsunuz,” demişti. Bunu duyan gençlerden birisi “Üzülme Atatürk, arkanda biz varız” diye sesini yükseltmişti. Bu söze memnun kalan Atatürk “Biliyorum evlâdım, onun için böyle güvenli konuşuyorum” cevabını vermişti.

    Ölümünden önce her şeyini Türkiye Cumhuriyetine bağışlayan Atatürk millet sevgisiyle doluydu.

    Ülkemizde barış ve sevgi ancak millî birlik ve dirlik duygularını geliştirmekle güçlenir. Atatürk düşmanlara karşı bağımsızlık savaşına girişirken ilkin içeride millî birlik ve dirliği sağlamağa, milletin gücünü birleştirmeğe önem vermiştir. İçeride isyanları ve dışarıdan gelen baskıları önlemenin çaresi, ilkin milletimizin dayanışmasını sağlamak olmuştur. Atatürk millî tarih, millî irade, millî dil, millî ahlâk ve millî ülküye çok önem vererek milletimizin kültür değerlerinin önemine dikkati çekmiştir. Millî kültürümüz, bizim birliğimizin temel unsurudur.

    Bugünkü vatanımızın sınırları, milletimizin ortak mücadelesi sonucu şehit kanlarıyla sulanarak çizilmiştir. Vatan ortak heyecanların, hatıraların ve kültürün kaynağıdır. Vatan geçmişin mirasını ve zenginliklerini içinde saklar. Milletimiz bu vatan üzerinde bilinçli olarak kültür birliğini oluşturmuş ve barış içinde yaşamağa hak kazanmıştır. Kültürümüz milletimizin ürettiği maddî ve manevî bütün değerleri içermektedir.

    Sanat, alanında yaratılan eserler, kültürümüzün ve ortak estetik duygularımızın geçmişte nasıl geliştiğinin ifadeleridir. Mimarî, edebiyat, müzik ve felsefe alanında milletimizin yaratıları, hepimizi birleştiren ve onurlandıran eserlerdir. Sanat eserleri ruhun derinliklerini, içtenliklerini ve heyecanlarını dile getirerek toplumda iletişim sağlama açısından birleştiricidir. Bir çok sanat eseri, ortak duyguların paylaşılmasını sağlayarak ruhsal barışı ve dirginliği telkin eder.

    Bizim Mevlânâ, Yunus Emre ve Hacı Bektaş-ı Velî gibi düşünürlerimiz hep insan sevgisi ve barış üzerinde durmuşlardır. Bizim atasözlerimiz, tekerlemelerimiz, kıssalarımız ve fıkralarımız da ortak duygu ve düşüncelerinizden kaynaklanır. Bütün bu kültür unsurlarının milletimizin, bugünkü önemli düzeye gelmesinde etkisi vardır. Atatürk “kültür, okumak, anlamak, görebilmek, görebildiğinden anlam çıkarabilmek, ders almak, düşünmek ve zekâyı eğitmektir.” demiştir.

    Millî ahlâk da ülkemizde barış ve sevginin yerleşmesini geliştirmiştir. Atatürk “millî ahlâkımız uygar esaslar ve özgür düşüncelerle artırılmalı ve desteklenmelidir” demiştir.

    Bizim ahlâkımızın temelinde adalet, doğruluk, yiğitlik, sağduyuya önem verme, millet için fedakârlık, ailede dayanışma ve sevgi vardır.

    Aile hayatındaki uyuşum, sosyal barışın temelidir. Karşılıklı saygı ve sevgi mutluluğu zenginleştirir.

    Ülkemizde barışın sağlanmasında törelerin de payı vardır. Misafirperverlik, dostluk duygularını güçlendirir.

    Bizim millî birlik ve dirliğimizde, geleneksel ve millî günlerimizin de payı büyüktür. Bayramlar, kandiller, düğünler ve nişan merasimleri, eş dost arasında paylaşılır.

    Bütün bu değerlerin sahibi Türk milletidir. Atatürk “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türk halkına Türk milleti denir” diyerek zaferin şerefini topluma maletmiştir. Ayrıca “Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, İstanbullu, Trakyalı, Makedonyalı, hep aynı milletin evlâtları ve aynı cevherin damarlarıdır,” diyerek birliğimizi vurgulamıştır. Atatürk şu vecizesiyle de birlik ve huzura dikkati çekmiştir: “Memleketin huzuru, milletin kurtuluş amacı noktasında birlik ve dayanışma, sağlanmadıkça ne dış düşman istilâlarının köklerini kurutmaya çalışmak mümkündür ve ne de bundan esaslı bir fayda ve sonuç beklenmelidir.”

    Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti için millî birlik ve dirliği güçlendirici ilkeler kabul etmiştir. Her şeyden önce halkçılık ilkesiyle egemenliği milletle bütünleştirmede görmüştür. “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” özdeyişi bunun açık bir ifadesidir. Ayrıca halkçılık ilkesine göre kanun önünde yurttaşlar eşittir. Kimsenin ayrıcalığı yoktur. Bu ilke, herkesi eşit tuttuğu için dayanışma ve güveni güçlendirici olmuştur.

    Cumhuriyetçilik ilkesi ümmetçiliğe ve hilafetçiliğe karşıdır. Padişahlık babadan oğula geçerdi. Cumhuriyetçilikte ise herkes alın teriyle yükselir. Yönetim halkın oyuna dayanır. Böylece gönüller milletin kararına rıza gösterir ve toplumda huzur artar.

    Lâiklik ilkesine göre kimse vicdanî kanaatlarından dolayı kınanamaz. Herkes ibadetinde hürdür. Herhangi bir topluluk Devletin sosyal, siyasal, hukukî ve ekonomik ilkelerini kendi dinî inancına uyduramaz. Kimse bir mezhep veya dinî görüşü seçmeğe zorlanamaz. Din, kul ile Allah arasında bir bağlılıktır. Herkes vicdanının sesine uymakta serbesttir.

    Bu görüş insana değer vermekten kaynaklanmaktadır. İnsanın vicdanî kanaati kutsaldır. Lâiklik ilkesiyle mezhep ve tarikat kavgalarının tarihe karışması öngörülmüştür. Din, inanç olarak gönüllere huzur ve barış getirmekten yanadır. Lâiklik bu güzel duyguların kötüye kullanılmasını önlemeyi amaçlamıştır. Böylece de huzuru sağlamada önemli bir yardımcıdır.

    Atatürk yaptığı öteki inkılâplarla da barış ve sevgiyi zenginleştirmek istemiştir.

    Her şeyden önce cehaletin olduğu yerde sağlıklı hayat ve ortam olmaz. Atatürk Türk çocuklarının millî terbiyeye göre yetiştirilmesini öngörmüştür. Amaç olarak da çağdaş uygarlığın üzerine çıkmayı göstermiştir. Eğitimde birliği getirerek iki ayrı zihniyette yurttaş yetişmesini önlemek istemiştir. Bu da huzur ve barışı sağlama bakımından önemlidir.

    Kadın haklarına önem vererek, kız çocuklarının okumasını isteyerek ve onların ekonomik hayata katkısını teşvik ederek ülke kalkınmasına yeni destekler katmıştır. Ayrıca bilgili kadının sağlıklı evlat yetiştireceğini vurgulamıştır. Ailede huzur ve barışa dikkati çekmiştir.

    Atatürk tekke ve zaviyeleri kapatarak gençlerimizin miskinlik ağına düşmemesini öngörmüştür. Çalışkan, becerikli ve topluma yararlı olmalarını dilemiştir. “Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister” özdeyişi bunun açık ifadesidir. Hem tarikat, dinî topluluklar arasında kini besleyicidir. Atatürk bu yoldaki inkılâbiyle kinin yerini sevginin almasını istemiştir. Gerçekten “Tekkelerin amacı halkı meczûb ve aptal yapmaktır. Halbuki halk meczup ve aptal olmamaya karar vermiştir,” “Hayatta en hakikî mürşit ilimdir”.

    Atatürk Türk gençliğinin güvenli ve umutla dolu olarak yetişmesini isteyerek gönül huzuruna önem vermiştir. Ve şöyle seslenmiştir: “Ey yükselen yeni nesil! İstikbal sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk; onu yükseltecek ve yaşatacak olan sizsiniz”. “Ey Türk milleti! Sen yalnız yiğitlik ve savaşçılıkta değil, fikirde ve uygarlıkta da insanlığın şerefisin.”

    Atatürk, bazan bütün dünyaya barış çağrısında bulunmuştur: “Barış, milletleri refah ve mutluluğa eriştiren en iyi yoldur”. Dünya vatandaşları kıskançlık, açgözlülük ve kinden uzaklaşacak şekilde eğitilmelidir”.

    Kuşkusuz dünya barışı ülkemizde de millî birlik ve dirliğin güçlenmesiyle zenginleşir. Bu nedenle Atatürk’ü benimsemek ve onun düşüncelerini yaymak ve onun yaptıklarından ibret almak, hem ülkemizde, hem de dünyada barışa hizmet etmek demektir. Ailede, okulda ve iş yerinde barış, gönüllerde sevginin yeşermesi ve mutluluğun zenginleşmesi demektir.


    KAYNAK: ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ, Sayı 9, Cilt III, Temmuz 1987
     

Sayfayı Paylaş