1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Atatürk'ün Anlatımı ile "Türklük Bilinci"

Konusu 'Ne Mutlu Türküm Diyene' forumundadır ve wien06 tarafından 11 Eylül 2009 başlatılmıştır.

  1. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    14 Eylül 1931 günü Dolmabahçe Sarayı balkonunda bir sohbet sırasında anlatmıştır :

    Bizim kuşağın gençlik yıllarına Osmanlılık telkin ve etkileri hâkimdi. İmparatorluk halkını meydanagetiren Türk’ten başka uluslara bu arada yanlış bir din anlayışıyla Arap’lara sarayın ordu ve devlet ileri gelenleri arasında bulunan ırkdaşlarının etkisiyle özel bir değer veriliyor onlardan söz edilirken “kavm-i necib” deyimi ile sıfatlandırılarak bu duygunun belirtilmesine çalışılıyor memleketin sahibi ve devletin kurucusu olan biz Türk’ler ikinci plânda gelen önemsiz halk yığınları sayılıyordu.

    Şair Mehmet Emin Yurdakul’un ilk defa Manastır Askerî İdadisi’nde öğrenci iken okuduğum “Ben bir Türk’üm dinim cinsim uludur” mısraıyla başlayan şiirinde bana ulusal benliğimin gururunu tattıran ilk anlatımı bulmuştum. Fakat ben asıl bunu orduya katıldığım ilk günlerde bir Anadolu çocuğunun gözyaşlarında gördüm ve kuvvetle duydum. Ondan sonra Türklük benim en derin güven kaynağım en engin övünç dayanağım oldu. Kendimi hiçbir zaman Osmanlılığın telkin ettiği başka ulusları öven ve Türklüğü aşağı gören eksiklik duygusuna kaptırmadım.

    Bakınız nasıl oldu? Kurmaylık stajı için verildiğim süvari alayı Hayfa’da bulunuyordu. Kışla ile deniz arasında geniş bir talim alanı vardı ve piyade acemi eğitim dönemi yeni başlamıştı. Erleri bölgeden toplanmış Arap gençlerinden öğretici kadro da deneyimli ve Anadolulu kıta çavuşları olan Türk delikanlılarından kurulu idi. Katıldığım bölüğün alaydan yetişmiş Makedonya Türklerinden ileri yaşlı bir yüzbaşısı vardı.

    Erlere çavuşlar talim yaptırıyor biz subaylar arada dolaşarak çalışmaları izliyor ve denetliyorduk. Yüzbaşı çavuşlarına karşı sert davranıyor yeni erlere karşı ise fazla sevgi ve ilgi gösterir görünüyordu. Onların herhangi bir şekilde azarlanmasına hırpalanmasına gönlü razı olmadığını ısrarla söylüyordu. Halbuki talimlerde Türkçe bilmedikleri için çavuşların söylediklerini iyi anlayamayan kimi erlerin yanlış hareketlerinin zaman zaman çavuşların sabırlarını tükettiği sertçe davranışlarına yol açtığı da oluyordu. Bir gün yüzbaşı bu yolda hareketten kendini alıkoyamayan bir çavuşunu mimlemiş ve talimden dönüldükten sonra birlikte oturduğumuz bölük komutanlığı odasına çağırtmıştı.

    Takım komutanıyla birlikte gelerek yüzbaşısını saygıyla ve askerce selâmlayan çavuş yirmi beş yaşlarında dinç ve yakışıklı ince bıyıklı elmacık kemikleri fazla kabarık uyanık bir Türk çocuğu idi.

    Yüzbaşı onu ulusal onurunu ağır şekilde hançerleyen “…Türk!”

    sözleriyle azarlamaya başlamıştı.


    “Sen nasıl olur da kavm-i necib-i Arab’a bağlı Peygamberimiz Efendimiz’in mübarek soyundan olan bu çocuklara sert davranır ağır söz söyler onların kalbini kırarsın. Kendini bil sen onların ayağına su bile dökmeye lâyık değilsin…”


    gibi gittikçe anlamsızlaşan fakat yaşlı yüzbaşının samimî inancından kuvvet alan sözlerle hakaret ediyor gittikçe asabileşiyordu.

    Ben dikkatle çavuşun yüz ifadesini izliyordum.

    Başlangıçta üstünde bir babaya duyulan saygının içtenliği okunan çizgiler sertleşmeye içten gelen haklı bir isyanın ateşleri gözlerinde okunmaya başlamıştı. Fakat gerçekten emre uymanın simgesi olan her Türk askeri gibi bu da iç duygularını gemlemesini bildi.

    Sessizce göz pınarlarından dökülmeye başlayan yaş damlaları yanaklarında birbirini kovalayarak bıyıkları üstünde toplanıyor ve kendini böylece yatıştırmaya çalışıyordu.

    Ben bir taraftan üzgün ve sinirli bu sahneyi seyreder ve söylenenleri dinlerken bir yandan da içimde bir isyan duygusu şahlanıyor ve şöyle düşünüyordum:


    “O erin bağlı olduğu ulus bir çok bakımdan soyu temiz olabilirdi. Fakat çavuşun yüzbaşının ve benim bağlı olduğumuz ulusun da tarihleri şerefle dolduran büyük ve soylu bir ulus olduğu da bir an şüphe götürmez bir gerçekti. Türklük hakkındaki o günkü görüş ise doğrudan doğruya Türk aydınlarının kendi kendini bilmemesinden ve başka uluslarda şu veya bu sebeple üstünlük varsayarak kendini onlardan aşağı görüp nefsine olan güveni yitirmesindendir. Artık bu yanlış görüşe son vermek Türklüğümüzü bütün soyluluğu ile tanımak ve tanıtmak gerekmektedir”

    dedim ve o andan beri inandığım bu gerçeğe bütün Türklerin inanmasını bununla övünüp kendine güvenmesini ülkü bildim.


    Mustafa Kemal ATATÜRK



    [​IMG]

    Bu Vatana Borçlu Olduğumuzu Unutmayalım.
    Bu Vatan Uğrunda Ölmeye Hazırız...

    Ey Türk

    Türk Olduguna Dua Et.
    Türklüğünü Koru ve Türklüğüne Laf Ettirme.
    Tanrı Türkü Korusun
     

Sayfayı Paylaş