1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Atatürk'ün Askeri Kişiliğinin Başarılarına Etkisi

Konusu 'Devrimleri, İlkeleri' forumundadır ve wien06 tarafından 12 Ekim 2008 başlatılmıştır.

  1. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    Tüm Türk tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ayrı bir yeri ve apayrı bir önemi vardır.


    Atatürk, Türk devriminin öncüsüdür.

    Atatürk, Türk Milleti’nin kaderini değiştiren, ona yeni bir yön veren öncü kişidir.

    Atatürk, fikir ve idealleriyle milli mücadelenin şefi ve lideridir.



    Atatürk’le beraber milli mücadeleye atılan, ancak daha sonra çeşitli sebeplerle yolları ayrılan Rauf Orbay’ın bu konudaki tespit ve değerlendirmeleri çok önemlidir:

    “Mustafa Kemal olmasaydı da milli mücadele olurdu. Nitekim yer yer mukavemet hareketleri daha önce başlamıştı. Ancak Mustafa Kemal’siz milli mücadelenin sonucu, Anadolu’da geçmişte kalan hükümdarlık devrinin ihyası, parçalanmış bazı küçük beyliklerin kurulması olurdu.”

    “Mustafa Kemal Paşa mücadeleye atılmasaydı, bu memleket kurtulamazdı. Anadolu’nun tehlikeye düşen yerlerinde, batıda, doğuda ve güneyde başlayan ve bir yurtsever düşüncenin mahsulü olan zayıf milli mukavemet hareketleri Mustafa Kemal Paşa tarafından birleştirilmeseydi her biri ayrı ayrı kolayca bastırılabilirdi.”


    Atatürk’ün birleştirici ve yapıcı gücü, kişisel özelliğinden ve karakterinden geliyordu.

    Dostlarına ve arkadaşlarına karşı saygılı davranışı, vefa gibi yüksek insani meziyetlere sahip oluşu, çevresindeki insanların kendi etrafında toplanmasının sebebini oluşturuyordu.

    Atatürk, korkusuz davranışı ve yiğitliğiyle dikkati çeken, saygı duyulan bir savaşçı, önder, doğal bir lider, üstün kabiliyetli bir komutandı.

    Meslekten yetişmiş asker kişiliğiyle, üstün askeri liderlik yeteneğini kanıtlamıştı.
    Kendisi, Osmanlı Devleti’nin değişik bölgelerinde, çeşitli kıta ve karargâh görevlerinde bulunmakla birlikte; yüksek düzeydeki askeri liderlik gücünü, önce Osmanlı- İtalyan Savaşı sırasında Trablusgarp’ta, Birinci Dünya Savaşı sırasında Çanakkale ve daha sonra Güney cephesinde ve son olarak Kurtuluş Savaşı’nda göstermişti.

    Atatürk, “görevinin ehli olmak; kendini tanımak ve geliştirmek; emrindekileri yakından tanımak, onlarla ilgilenmek ve hepsini bir bütün olarak yetiştirmek; doğru ve zamanında kararlar vermek; örnek olmak…” gibi her çağda geçerli “Askeri Liderlik Prensipleri”ne tam anlamı ile hakimdi.

    Bunun gibi, “bütünlük, zekâ, doğru görüş, taktik, inisiyatif, uzak görüşlülük, kesinlik, esneklik, dayanıklılık, fizik ve moral cesareti, uyanıklık, görev heyecanı, dürüstlük, çare bulma yeteneği gibi” askeri liderlik niteliklerine bütün derinliğiyle sahipti.

    Askeri liderliğin en üst düzeye ulaşmış şekli, askeri dehâ olarak tanımlanır.

    Hiç kuşkusuz, Atatürk de, en geniş anlamıyla askeri dehâ sahibi bir komutandı.

    “Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale Harekâtı” isimli resmi İngiliz tarihinde, şu dikkate değer satırlar yer alır:

    “…Tek bir komutanın bir seferin kaderini ve bir ulusun alınyazısını Mustafa Kemal kadar etkilemesine tarihte pek az rastlanır.”

    Atatürk, gerçekten büyük bir asker, doğuştan bir komutandı.

    Genel olarak “deha”, özellikle “askeri deha”, kişinin özünde vardır.

    Atatürk de, bu dehayı özünde taşıyan müstesna kişilerden biriydi.

    İkinci Dünya Savaşı’nın sonucuna ve dolayısıyla dünyanın kaderine damgasını vurmuş başlıca devlet adamlarından biri olan Winston Chruchill, Atatürk’ü, “Birinci Dünya Savaşı ve sonrasının yetiştirdiği en büyük dört beş simasından biri” olarak tanımlar ve “Türk milletinin lideri büyük bir asker, muharip prens” sözleri ile takdirle anar.

    Atatürk, gerçekten bu övgülere lâyıktır. O, çağdaş topyekûn savaş doktrinini bütün kapsam ve derinliğiyle kavramış bir komutan ve liderdi.

    Bu kavrayış onun şu sözlerinde kendini bulur:

    “…Savaş ve muharebe demek, iki milletin, yalnız iki ordunun değil, iki milletin bütün varlıklarıyla ve bütün olanakları ile, bütün maddî ve manevî güçleriyle karşı karşıya gelmesi ve birbiriyle vuruşması demektir. Bu nedenle bütün Türk milletini, cephede bulunan ordu kadar, düşünce, duygu ve hareket olarak, savaşla ilgilendirmeliydim. Millet fertleri, yalnız düşman karşısında bulunanlar değil, köyde, evinde, tarlasında bulunan herkes, silâhla vuruşan savaşçı gibi, kendini görevli sayarak bütün varlığını sadece mücadeleye verecekti. Bütün maddî ve manevî varlığını yalnız vatan savunmasına vermekte ağır davranan ve müsamaha gösteren milletler, savaş ve muharebeyi gerçekten göze almış ve başarabileceklerine inanmış sayılmazlar.”

    Atatürk, bir askeri dahiyi simgeleyen bir çok üstün niteliğe sahipti.

    Atatürk’ün yakın silâh arkadaşlarından İsmet İnönü, onu şöyle tanımlar:
    “…Büyük vasıfları vardır. Karar sahibidir. Kararları açıktır ve bir defa karar verdikten sonra, onu uygulatmak için kişiliği çok etkileyicidir. Meselâ komutanlıkta bu niteliği özellikle dikkat çeker. Muharebe meydanında yürütmek istediği muharebe şeklini, tertipleri, en uzak yerde bulunan askere kadar duyurur; onun üzerinde kendi iradesini ve azmini mutlaka sirayet ettirirdi. Bu, bir komutan için en büyük niteliklerden biridir.”

    Yabancı bir yazar olan Richard D. Robinson, onun askeri dehasını şöyle tanımlar:
    “Atatürk'ün askeri dehası, en iyi olarak beş nitelikle tanımlanabilir:
    1. Kişisel cesaret,
    2. Başkalarının hareketini seziş yeteneği,
    3. Sabır, kendi hareketinin en etkili olabileceği zamanı kavrayış,
    4. Kendi amacını açığa vurmadan, başka yönlerde inandırıcı biçimde aldatma hareketleri yapabilme yeteneği,
    5. Hasım kuvvetlerin nispi gücünü objektif bir görüşle ve doğru olarak değerlendirebilme kabiliyeti.”


    General Towshend, 1922 yılında, “ben şimdiye kadar 15 hükümdar ve cumhurbaşkanı ile özel ve resmi konuşmalar yaptım. Bu gece kadar ezildiğimi hatırlamıyorum. Mustafa Kemal’de büyük bir ruh kudretinin esrarı var” diyerek onun eşsiz kişiliğini belirtmiştir.

    Atatürk üstün savaşçılık nitelik ve yeteneğine rağmen, savaşı sevmemiş ve mecbur kalmadıkça savaşı istememiştir. Bu gerçek onun şu sözlerine de yansımıştır:

    “…Savaş, zaruri ve hayati olmalıdır…Milleti savaşa götürünce vicdanımda acı duymamalıyım. Öldüreceğiz diyenlere karşı, ölmeyeceğiz diye savaşa girebiliriz. Lâkin millet hayatı tehlikeye uğramadıkça savaş bir cinayettir.”

    Komutan, “yaratan” demektir. Üstün bir stratejist, usta bir taktikçi, büyük bir savaş teşkilâtçısı olan ve tüm savaş prensiplerini, örneğin hedef, siklet merkezi, manevra ve baskın ilkelerini büyük bir beceriyle uygun zamanda gerçekleştiren Atatürk’ün barışçı yönünü ortaya çıkaran da, “yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesidir.

    Lord Kinross’un sözleriyle,

    “…Atatürk, bir yandan savaş adamıdır; öte yandan da, barış adamıdır. İçindeki büyük askeri deha, ulusunu çöküntüden kurtarmış; içindeki devlet adamı niteliği ise, hayatına ışık saçtığı milletinin yeniden doğuşunu sağlamıştır.”

    Her yönü ile büyük olan Atatürk, insanlığa kazandırdığı değer hükümleri ile çağımızın en büyük insanı, çağını aşan, gelecek çağlara ulaşan ve ışık tutan insandır.

    Türk Milleti, onu hiçbir zaman unutmayacak, onun izinde eserlerine yenilerini katarak, kalplerde yanan sevgisini, engin minnet ve şükran duygularıyla sonsuza kadar yaşatacaktır.


    Ahmet AKYOL
    22 Eylül 2008
     

Sayfayı Paylaş