1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Atatürk'ün Birinci İktisat Kongresi'ni Açılıs Konusmasi

Konusu 'Hayatından Kesitler' forumundadır ve KıRMıZı tarafından 25 Şubat 2009 başlatılmıştır.

  1. KıRMıZı
    Aşık

    KıRMıZı TeK BaşıNa CUMHURİYET V.I.P

    Katılım:
    22 Şubat 2008
    Mesajlar:
    27.175
    Beğenileri:
    4.760
    Ödül Puanları:
    11.580
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Karmaşıkkk
    Yer:
    TÜRKİYE
    Banka:
    340 ÇTL
    Atatürk'ün Birinci Iktisat Kongresi'ni Açilis Konusmasi

    ''Bir milletin dogrudan, dogruya
    hayatiyla alakadar olan,
    o milletin iktisadiyatidir''​

    Efendiler;
    Aziz Türkiye'mizin iktisâdi tealisi eshabini aramak ve bulmak gibi vatani, hayatî ve millî bir gaye-i mukaddese için bugün burada toplanmis olan sizlerin, muhterem halk mümessillerinin huzurunda bulunmakla çok mesut ve bahtiyarim.
    Eferidiler;
    Uzun gafletlerle ve derin lakaydî ile geçen asirlarin bünye-i iktisadimizda açtigi yaralari tedavi etmek ve çarelerini aramak, memleketi mamuriyette, milleti refahiyet ve saadete isal yollarini bulmak için vukubulacak mesainizin muvaffakiyetle neticelenmesini temenni eylerim.
    Arkadaslar;
    Sizler dogrudan dogruya milletimizi temsil eden halk siniflarinin içinden ve onlar tarafindan müntehip olarak geliyorsunuz. Bu itibarla memleketimizin halini, ihtiyacini, milletimizin elemlerini ve emellerini yakindan ve herkesten daha iyi biliyorsunuz. Sizin söyleyeceginiz sözler, alinmasi lüzumunu beyan edeceginiz tedbirler, halkin lisanindan söylenmis telâkki olunur. Ve bunun içiren büyük isabetlere malik olur. Çünkü halkin, sesi, Hakkin sesidir.
    Efediler;
    Tarih, milletimizin itilâ ve inhitati esbabini ararken birçok siyasî, askerî, içtimaî sebepler bulmakta ve saymaktadir. Süphe yok bütün bu sebepler hadisat-i içtimaiyede müeesildirler.
    Bir milletin dogrudan dogruya hayatiyla alakadar olan, o milletin iktisadiyatidir. Tarihin ve tecrübenin teksif ettigi bu hakikat bizim millî hayatimizda ve millî tarihimizde tamamen mütecellidir. Hakikaten Türk tarihî tetkik olunursa itila, inhitat esbabinin iktisadi mesailden baska bir sey olmadigi derhal anlasilir.
    Efendiler;
    Tarihimizi dolduran zaferler, yahut izmihlâllerin kâffesi ahval-i iktisadiyemizle münasebettar ve alakadardir.
    Yeni Türkiye'mizi lâyik oldugu mertebe-i resanete isâl edebilmek için behemahal Iktisadiyatimiza birinci derecede ve en çok ehemmiyet vermek mecburiyetindeyiz. Zamanimiz tamamen bir iktisat devrinden baska bir sey degildir.
    Bir milletin eshab-i hayatiyesini, refahiyet ve saadetini teskil eden iktisadiyatla istigal etmemesi, edememesi nazar-i dikkati calip bir keyfiyettir. Itirafa mecburuz ki, iktisâdiyatimiza lüzumu kadar ehemmiyet verememis bulunuyoruz. Bir milletin esbab-i hayatiyesiyle istigal etmemesi veya ödememesi, o milletin yasadigi edvar ile ve edvari tesbit eden tarih ile çok alâkadardir. Bunun esbabini geçirdigimiz edvarde, bilhassa tarihimizde arayabiliriz. Simdiye kadar hakikî manasiyle millî bir devir yasamadik. Binaenaleyh miIlî bir tarihe malik olamadik.
    Bu noktayi biraz izah edebilmis olmak için hep beraber Osmanli tarihini hatirlayalim: Osmanli tarihinde, bütün gayretler, bütün mesai milletin arzusu amili ve ihtiyacat-i hakikiyesi nokta-i nazarindan degil, sunun bunun âmâlini, ihtirasini tatmin nokta-i nazarindan vukubulmustur.
    Meselâ Fatih Istabul'u zaptettikten sonra, yani Selçuki Saltanati ile Sarki Roma Imparatorlugu'na tevarüs eyledikten sonra Gârbi Roma Imparatorlugu'na da konmak istedi. Bunun için de bütün milleti bu hedefe dogru sevketti.
    Meselâ, Yavuz Selim, Fatih'in açtigi garp cephesini tesbit ile berabet Asya Imparatorlugu'nu birlestirerek bütün bir Islâm Ittihadi meydana getirmek istedi.
    Kanun Süleyman, her iki cepheyi tevsi etmek, bütün Bahr-i Sefid'i bir Osmanli havzasi haline getirmek, Hindistan üzerinde nüfuz tesisi gibi sahane bir siyaset takip etmek istedi ve tabii bunun için de unsur-u asliyi, milleti kullandi.
     
  2. KıRMıZı
    Aşık

    KıRMıZı TeK BaşıNa CUMHURİYET V.I.P

    Katılım:
    22 Şubat 2008
    Mesajlar:
    27.175
    Beğenileri:
    4.760
    Ödül Puanları:
    11.580
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Karmaşıkkk
    Yer:
    TÜRKİYE
    Banka:
    340 ÇTL
    Arkadaslar;
    Bütün bu ef'al ve hareket tetkik olunursa görülür ki; bu kudretli ve ezametli padisahlar, siyaset-i hariciyelerini, emellerini arzulari ve ihtiraslarina istinat ettirmisler ve teskilât ve siyaset-i dahiliyelerini, bu mevlud ihtirasat olan siyaset-i hericiyelerine göre, tanzim mecburiyetinde kalmislardir. Aksi takdirde felaket ve hüsran muhakkaktir.
    Filhakika Osmanli hakanlari aslolan bu noktayi unuttular. Bütün ef'al ve harekâtlarini hayaller ve emeller üzerine bina ettiler. Teskilât-i dahiliyeyi siyaset-i hariciyeye uydurmak mecburiyeti hâsil olunca, zeptettikleri mahallelerdeki anasiri, oldugu gibi muhafaza mecburiyetinde kaldiktan baska, onlara istisnalar, imtiyazlar bahsettiler.
    Diger taraftan unsur-u asliyi uzun seferler de, fütühat meydanlarinda dolastirttilar ve bu suretle unsur-u asli kendi evinde, kendi yurdunda esbab-i hayatiyesini istihsal için çalismâktan mahrum bir halde bulunuyordu. Bu tacidârlar, milleti böyle diyar diyar dolastirmakla iktifa etmiyorlar, belki fütuhat dairesi dahiline giren halki memnun etmek, ecnebileri memnun etmek için, unsur-u aslinin hukukundan, menaib-i iktlsadiyesinden birçok seyleri atiyye olarak onlara bahsediyorlardi.
    Mesela Fatih zamaninda Cenevizlilere verilen imtiyazlar bu kabiledendir. Nitekim bu imtiyazlarla açilan yol bilahare kendisinden sonra tevessü etmis bulunuyordu. Ve bu imtiyazat , devletin en kuvvetli zamaninda vukubuluyordu ve bunlar, mahzâ ihsan-i sâhane olmak üzere vukubuluyordu.
    Kanuni zamaninda Venediklilerle bir ticaret muâhedesi yapilmak istenmisti. Padisah bunu serefine mugayir buldu. Zira ona, göre muahede, müsavi devletler arasinda yapilabilirdi. Halbuki o zaman Venedikliler bir bende makaminda idiler. Öyle olmakla beraber ona müsadatta bulunurdu. Iste bu musaade kelimesi bilâhare (Kapitülasyon) kelimesi ile tercüme edilmisti. Bu, arz-i teslimiyete mecbur olanlar ve bir kal'a içinde mahsur olanlar arasinda kutlanilan bir kelimedir.
    Millet, evi ile ve esbab-i hayatiyesiyle istigalden memnun olarak diyar diyar dolastiriyorken, bu diyarlar halki birçok imtiyazlara malik olacak çalisiyor, yani Fatihler unsur-u asliyi pesine takarak kilinçla fütuhat yapanlar, zaptolunan mematik ahalisi kazandiklari imtiyazlarla, muhtariyetlerle sabanlarina yapisiyorlar ve toprak üzerinde çalisiyorlardi. Fakat efendiler, kilinçla fütuhat yapanlar, sabanla fütuhat yapanlara binnetice terk-i mevki etmeye mahkumdur.
    Bu bir hakikattir ki, tarihin her devrinde aynen vakidir. Mesela Fransizlar Kanada'da , kilinç sallarken, oraya Ingiliz çiftçisi girmisti. Bir müddet kilinçla saban yekdigeriyle mücadele etti ve nihayet saban galebe çalarak ingilizler Kanada'ya sahip oldular.
    Efendiler;
    Kilinç kullanan kol yorulur; fakat saban kullanan kol her gün daha çok kuvvetlenir ve hergün daha çok sahip olur.
    Efendiler;
    Osmanli fatihleri, hakanlari, müstevlileri unsur-u asli ile beraber sabaninin önünde malup olup ric'ate bastadiktan sonra asil felaketlerin büyügü basladi. Atiyye-i sahane olarak ,ecnebilere bahsedilmis olan ve memleket dahilindeki gayrimüslimlere verilen her sey hukuk-u müktesebe telakki olundu. Fakat ecnebiler bununla iktifa etmediler; her gün bunu tevsi için çareler aradilar ve buldular.
    Anasir-i dahiliye, muhafazaya muktedir olduklari imtiyazata istinaden ve hâricin terbiyat ve müzaheretine siginarak siyasi bir mevcudiyet iktisbi için çalismaktan geri durmalidir. Ecnebiler bir taraftan anasiri dahiliyeyi tesvik, diger taraftan müdahale ile devlet, millet aleyhine yeni imtiyazlar aliyorlârdi. Bu tezyikat-i mütemadiye altinda zaten fena düsmüs olan ana yurdu ve unsur-u asli, devlete verebilecek parayi güç tedarik ediyortardi. Fakat tacidarlar, saraylar, Babi Aliler debdebeyi idame için paraya muhtaç idiler. Bunun için, bunu temin çarelerine tevessül etmistiler. O çareler de harici istikrazlar akdi oluyordu.
    Fakat istikraz serlatini o kadar fena yapiyorlardi ki, bazilarini ödemek mümkün olmamaya basladi. Ve nihayet bir gün devletler Osmanli Devleti'nin iflâsina karar verdiler ve Düyün-u Umumiye belâsini basimiza çöktürdüler.
    Efendiler;
    Milletin düçar oldugu bu hazin hâl ve bu sefaletin esbabini arayacak olursak dogrudan dogruya devlet mefhumundan buluruz.
    Biliyorsunuz ki, Osmanli Devleti Saltanat-i sahsiye ve en son bes on sene zarfinda da saltanat-i mesruta esasina müsteniden idare-i hükümet ediyordu. Saltanat-i sahsiyede her hususta yalniz tacidrâlarin arzu, emel ve iradeleri hâkimdir.
    Milletlerin arzu, emel, irade ve ihtiyaçlari mevzu-u xxxxx olmaktan uzaktir. Millet âmel ve iradesinden tecerrüt etmistir. Tacidârlar kendilerini Allah tarafindan gönderilmis bir sahsiyet-i ilâhiye farzederler. Etrafini alan menfaatperestan, padisahin zihniyet ve arzusunu bir lâzime-i semaviye, bir lâzime-i Kur'aniye gibi herkese telkin ederler. Bu telâkkiyat karsisinda bir gün bütün halk bu arzu ve iradelerin bilâ mukame iradat-i semaviye olduguna kani olur. Bundan tecerrüde riza gösteren bir milletin akibeti felâket, müsibettir.
    Arkadaslar;
    Son tavsif ettigim noktada artik Osmanli Devleti hakikatte ve fiilen mahrum-u istiklâl bir hâle getirmisti. Bir devlet ki tebaasinâ koydugu vergiyi ecnebilere koyamaz, bir devlet ki gümrükleri için rüsum muamelesi ve saire tanzimi hakkindan menedilir, bir devlet ki ecnebiler üzerinde hak-i kazasini tatbikten mahrumdur. O devlete müstakil denilemez.
    Devletin ve milletin hayatina yapilan müdahâlat bundan fazladir. Milletin ihtiyacat-i iktisadiyesinden olan meselâ simendüfer insasi, mesela fabrika yapmak için devlet serbest degildi. Böyle bir seye tesebbüs olunursa behemehâl müdahale olurdu.
    Hayatini teminden âciz olan bir, devlet müstakil olabilir mi?
    Osmanli ülkesi, ecnebilerin müstamlekesinden baska bir sey degildi. Osmanli halki, Türk milleti esir vaziyetine getirilmisti. Bu netice, arzettigim gibi milletin kendi irade ve hakimiyetine malik bulunamamasindan, sunun bunun elinde istimal edilmesinden nes'et etmisti.
    O halde diyebiliriz ki, milli bir devir yasamiyorduk. Millî tarihe malik bulunmuyorduk. Osmanli tarihi padisahlarin, hakanlarin, zümrelerin dasitâni mahiyetinde idi. Mazinin tarih diye uzattigi kitabin mahiyeti bundan ibarettir.
    Arkadaslar;
    Milletin hâkimiyetine sahip olamamasi yüzünden dahil oldugumuz Harb-i Umumiyeden ve bu Harb-i Umumiyede kiymetli evlatlarimizdan mürekkep kahraman ordularimizin Galiçya, Roman, Makedonya, Kafkas sahikalari Türk-i Sina çöllerinde düçar oldugu zahmetleri hatirlatacak kadar çok zaman geçmedi ve en nihayet bu Harb-i Umuminin seametli neticesi de malumdur. Bilhassa Mondros Mütarekesiyle açilan devrin manzarasini bir an düsünmek isteyecek olursaniz bastan asagi kadar bir manzara-i inhilalden baska bir sey olmadigini anlarsiniz.
    Devletler, her türlü hukuk-u insaniyeden tecerrüd ederek memleketimizin en kiymetli ve en feyzibâr yerlerini çignediler.
    Izmir, Bursa, Eskisehir, Sakarya, Anadolu, Adana, Trakya, Istanbul ve saire gibi en âziz yerlerimizi çignediler. Fakat düsmanlarin bu tarz-i hareketten daha elîm bir nokta varsa o da bir memleketin asirlarca baginda bulunan insanlarin dahi düsman saflarina geçmis bulunmasidir.
    Arkadaslar;
    Biliyorsunuz ki, bu dahili düsmanlar, harici düsmanlarin yapmaya muktedir olamayacagi yeni ve feci ef'al ve harekâti irtikâpta tereddüt göstermemislerdir.
    Harici düsman kuvvetleri saydigimiz aziz vatan topraklarinda bulunurken, padisah iradelerive nesrettirdigi fetvalari ile Hilafet ordulari ile bu masum millet surada, burada izlâl ve igfal olunuyordu. Ve kendi mevcudiyetine karsi, farkina varamayarak; silah istimal ediyordu ve nihayet hep bildigimiz veçhile Osmanli Devleti tamamen münkariz olmustur.
    Fakat düsmanlarimiz ayrii zamanda Osmanli Devletiyle berabar Türk Milleti'nin de mahvoldugunu zannetti. Iste bunda çok aldaniyordu. Osmanli Devleti gibi çok devletler kurmus olan Türk milleti mahvolamazdi. Ve mahvolmamisti. Bilakis hayatina vurulan darbelerden harici ve dahili düsmanlarin aci darbelerinden birden bire bütün teyakkuzlarini, bütün intibahlarini takindi; hayatini, serefini kurtarmak için kemal-i serefle basini kaldirdi. Ve müttehiden ve müsteniden ortaya atildi.
    Iste milletimiz o dakikadan itibaren milli bir devre girdi; bir halk devresinin mebde'ini kurdu. Millet bu mebde'den ise basladigi gün, kendisine hedef olan yollarin ne kadar kesif zulmetler içinde bulundugunu hatirlariz. Bu hal milleti ye'se düsürmedi. Kemâl-i azim ile hedefine hatvelerini atti.
    Efendiler;
    Milletimiz hâlas-i kat'i ve hakikiye mazhar olabilmek için ilk umdeye istinâdin sart oldugunu anladi. Onlardan birincisi: Misak-i Millinin ifade ettigi ruh ve mânâ.
    Ikincisi: Teskilât-i Esasiye Kanunumuzun tesbit ettigi gayri kabil-i tebeddül hakayik.
    Misak-i Milli; miltetin istiklâl-i tâmmini temin eden ve bunun için iktisadiyatinda inkisafina mani olan bütün sebepleri bir daha avdet etmemek üzere lagveden bir düsturdur. Teskilat-i Esasiye Kanunu, Osmanli Imparatorlugu'nun, devletin tarihe münkalip oldugunun idrak eden, onun yerine yeni Türkiye Devleti'nin kaim oldugunu ilan eden bir kanundur.
    Bu devletin hayatinda bilâkayd-ü sart hâkimiyetin milletin uhdesinde kalacagini ifade eden kanundur. Bu kanun, hâkimiyetin milletin uhdesinde kalabilmesi için halkin bizzat kendini idaresini sart kilan bir kanundur.
    Artik Türkiye halki için yegâne mümessil Türkiye Büyük Millet Meclisi ve hükümetidir, diyen bir kanundur. Babi Ali yerine Türkiye Büyük Millet Meclisi ve hükümetini koyan bir kanundur.
    Efendiler;
    Türkiye Büyük Millet Meclisi ve hükümetinin milletten aldigi veçhile Istiklal-i tam, hakimiyet-i milliye umdelerine istinaden milleti zengin, memleketi mamur etmekten ibarettir.
    Efendiler;
    Bu umde icabi bütün cihan bilmelidir ki, artik Türkiye halki; hakimiyetini hiçbir sahis ve makama veremez. Hakimiyet demek seref demek, riamus demek, haysiyet demektir. Bir milletin bu evsaf-I medeniye ve insaniyesinin terkini talep etmek onu insanliktan çikarmak demektir.
    Efendiler;
    Milletimizin bu iki esasa istinad eder. Çalismaya basladigi günden bugüne kadar geçen zaman çok degil, üçbuçuk dört seneden ibarettir, fakat milletimizin kazandigi muvaffakiyet ve muzafferiyat bu senelere sigamayacak kadar çoktur, taskindir, yüksektir ve kuvvetlidir.
    Hakikaten irade-i seniyeler; Hilafet ordulari ve tesrifat ile olan isyanlarin kaffesi bastirilmistir. Ve tüfeksiz, topsuz, parasiz bulundugu bir zamanda yeniden dünyanin en lkudretli, en azametli ordusunu teskile kudretyap olmustur. Orada daha hâl-i tesekkülde iken Birinci, ikinci Inönü, Sakarya zeferlerini ihraz etmis ve cihani hayretlerde birakan en son muzafferiyeti de kemâl-i siddet ve sür'atle ihraz ederek düsman ordularini bire kadar mahvetmistir.
    Istiklâl-i tâm için su düstur var: Hakimiyet-i milliye, hâkimiyet-i iktisadiye ile tarsin edilmelidir. Bu kadar büyük gayeler, bu kadar mukaddes, azametli hedefler kâgit üzerindeki düsturlarla, arzu ve hirslarla husül bulamaz. Bunlarin tahakkuk-u tâmmini temin için yegane kuvvet, en kuvvetli temel iktisadiyattir, siyaset ve askerî muzafferiyetler ne kadar büyük olursa olsun, iktisadi zaferle tetviç edilemezse semere-i netice payidar olamaz. En kuvvetli ve parlak zaferimizi de tetviç eden semere-i nafiayi temin için hâkimiyet-i iktisadiyemizin temin ve tarsini lâzimdir.
    Bu kadar feyzli, bu kadar kudretli olan yeni hükümetimizin düsmânsiz kalacagini farzetmek dogru degildir. Bunun için çok kundaklar koyarak münhedim etmeye çalisacak ve süikasde tesebbüs edecekler bulunacaktir. Bütün bunlara karsi silahimiz, Iktisadiyatimizdaki kuvvet, resânet ve muvaffekiyetimiz olacaktir.
    Efendiler;
    Dahil oldugumuz halk devrinin, milli devrin milli tarihini de yazabilmek için kalemler, sapanlar olacaktir. Bence halk devri, iktisat devri mefhumu ile ifade olunur. Öyle bir iktisat devri ki memleketimiz mamur milletimiz, müreffeh ve zengin olsun. Bu noktada bir felsefeyi hatirlayiniz; o da: ''El-kanâatü kenzün la-yüfna''dir.
    Bu felsefeyi yanlis tefsir yüzünden bu millete büyük fenalik edilmistir. Allah yarattigi nimet ve güzellikleri insanlarin istifadesi için yaratmistir. Allah zekâ ve akli insanlara bunun için verdi.
    Diger vatan kupkuru dag ve taslardan, viran köy, kasaba ve sehirlerden ibaret olsaydi, onun zindandan farki olamazdi. Felsefenin sahipleri memleketi zindan ve cehennemden baska bir sey yapmamisti. Bu vatan evlât ve ahfadimiz için cennet yapilmaya lâyiktir. Bu, faaliyet-i iktisadiye ile kabildir.
    Öyle bir iktisat devri ki artik milletimiz insanca yasamasini bilsin ve o esbabi bilerek ona göre lâzim olan tedabire tevessül etsin.
    Arzumuz sudur: Bir memleketin efradi ellerinde numüneleriyle, ziraat, ticaret, san'at, sây ve sabanin mümessili olsun. Artik bu memleket fakir, millet hakir degil, belki de memleketimiz zenginler memleketidir. Bu yeni Türkiye'nin adina ''çaliskanlar diyari'' denir. Iste millet böyle bir devir içinde bulunuyor; bu millet böyle bir devri ifâ edecek ve tarihini de , yazacaktir. Bu tarihte en büyük makam çaliskanlara ait olacaktir.
    Eferidiler;
    Türkiye Iktisat Kongresi tarihte ilk defa Ihraz-i mevki-i bülend edecek bir kongredir. Ve sizler bu memleketin ihtiyacini ve milletin kaabiliyetini ve bunun karsisindâ dünyada mevcut olan çok kuvvetli iktisat teskilâtini nazara alarak, alinmasi lâzimgelen tedbirleri kemâl-i vuzuh ile teati ve tesbit etmelisiniz. O tedbirler tatbik olundukça memleketiniz nurlara, feyizlere müstagrak olsun.
    Arkadaslar;
    Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Hükümetiniz tabiî miletin amâli dairesinde terakki ve tecaddüde tamemen taraftardir. Bunun için mülk ve millete nafi ittihaz edeceginiz tadabiri memnuniyetle nazari dikkate alacaktir.
    Efendiler;
    Iktisadiyat sahasinda düsünür ve konusurken zannolunmasin ki ecnebi sermayesine hasimiz; hayir bizim memleketimiz vasidir. Çok say ve sermayeye ihtiyacimiz var.
    Kanunlarimiza riayet sartiyla ecnebi sermayelerine lazim gelen teminati vermeye her zaman haziriz. Ecnebi sermayesi bizleri sâyemize inzimam etsin ve bizim ile onlar için faydali neticeler versin.
    Mazide, Tanzimat devrinden sonra ecnebi sermayesi müstesna bir mevkie malikti. Devlet ve hükümet ecnebi sermayesinin jandarmaligindan baska bir sey yapmamistir. Her yeni millet gibi Türkiye buna muvaffakat edemez. Burasini esir ülkesi yaptirmayiz.
    Arkadaslar;
    Son söz olarak demistim ki: Memleketimizi artik esir ülkesi yaptiramayiz. Nazâr-i dikkatimizi celbetmis olan konferansin son müzakerâti bu nokta ile alâkadardir. Lozan Konferansi'nin tâlike ugramasi ayni mesele ve noktadan münbasittir. Ordularimiz en büyük bir zaferi ihraz etmisler ve mesyi mania muzafferanesini tevfik edecek hiçbir mania mevcut degildi. Böyle bir zamanda Itilaf Devletleri hukuk-u tabiiye ve mesruamizi müzakeret haltedeceklerini söylediler ve bizi konferansa davet ettiler.
    Millet Meclisi ve Hükümetimiz samimî olarak sulh taraftari bulundugu için muzaffer ordularimizi durdurarâk, heyet-i murahhasimizi Lozan'a gönderdik, Aylardan beri müzakeret, münakasât devam etti. Muhataplarimiz hukukumuzu tasdik etmis olmadi.
    Konferanstaki muhataplarimiz bizimle üç dört senelik degil. üçyüz ve dörtyüz senelik hesabati rü'yet ediyorlar ve hala muhataplarimiz Osmanli Devleti'nin tarihe karistigini ve bugün yeni Tûrkiye'nin mevcudiyetini, bunun kuran milletin çok azimkar, imanli ve celâdetli oldugunu, Istiklâl-i tam ve hâkimiyet-i milliyesinden zerre kadar fedakarlik yapamayacagim hâle anlayamamislardir. Bu yüzden itilâf Devletleri duçar-i tereddüt oldu. Istedikleri kadar tereddüt edebilirler. Bu millet artik kararini vermistir. Bu millet için artik teceddüt devirleri çoktan geçmistir.
    Devletlerin heyet-i murahhasimiza verdikleri son proje bittabi sayan-i kabul görülmedi. Ve diger mürahhaslar gibi bizimkiler de vaz'iyeti Hükümet ve icabederse Meclis'e, izah etmek üzere memlekete avdet ediyorlar. Tabii istizahat olacaktir.
    Nihayet bugün cihan bilsin ki, bu millet, istiklal-i tâmminin temin edildigini görmedikçe yürümeye basladigi yoldan biran tevakkuf etmeyecektir.
    Biz, kimseden fazla bir sey istemiyoruz. Her medeni milletin mâlik oldugu seylerden mahrum edilmemeliyiz. Haklarimiz tabii mesrudur, bize lazimdir. Ne kadar hakli isek bunu müdafaa için de memleket ve milletimizin kabiliyet ve kudreti de o kadardir.
     
  3. KıRMıZı
    Aşık

    KıRMıZı TeK BaşıNa CUMHURİYET V.I.P

    Katılım:
    22 Şubat 2008
    Mesajlar:
    27.175
    Beğenileri:
    4.760
    Ödül Puanları:
    11.580
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Karmaşıkkk
    Yer:
    TÜRKİYE
    Banka:
    340 ÇTL
    Efendiler;
    Görülüyor ki, bu kadar kat'i ve yüksek bir zafer-i askeriden sonra dahi bizi sulha kavusmaktan meneden asbap dogrudan dogruya eshab-i iktisadiyedir, mûlâhazat-i iktisadiyedir. Çünkü bu devlet, hâkimiyet-i iktisadiyesini temin ederse o kadar kuvvetli temel üzerinde yerlesmis ve teâli etmeye baslamis olacaktir ve artik bunu yerinden kimildatmak mümkün olamayacaktir. Iste düsmanlarimizin, hâkikî düsmanlarimizin muvaffakata, bir türlü riza gösteremedikleri budur.
    Efendiler;
    Bu fiilen vaki olmustur. Sulh denilen seyin temini için ecnebilerin bu hakikati itiraf etmemekteki tereddütlerine mantiki manâ vermek mümkün degildir. Çok sayân-i arzudur ki, pek yakin bir zamanda onlar da bu hakikati itirâfi ederler ve bütün cihan medeniyetin pek büyük havahis ve tahassüfile intizar ettigi sulhun in'ikadina mâni olarak mesüliyetinden içtinap aderler. Simdiden esbab-i hayatiyemizi temine baslamis bulunuyoruz. Ve bittabi hâl-i sulhun in'lkadinda daha büyük inkisaf oluyor. Fakat muvaffak olmak için çok çalismak lazim oldugunu bilmeliyiz. Iktisadiyat iktisadiyat, diyoruz. Fakat arkadaslar, Iktisadiyat demek her sey demektir. Yesim için, mes'ul olmak için; mevcudiyet-I insaniye için ne lâzimsa ,bunlari kaffiesi demektir, ziraat demektir, ticaret demektir, sây demektir, her sey demektir. Bütün bu hususatta el'an memleket ve milletimizin ne halde oldugunu sizler çok güzel bilirsiniz. Tavsif etmek istemeyecegim. Ancak memleketimizin vüs'ati ve nüfusumuzun bu vüs'ati ne kadar gayri mütenasip, oldugunu da hatirlayiniz. Bu vâsi ve feyizli topraklari isleyebilmek, isletebilmek için noksan olan el emegini behamehal fennî alât ile telâfi etmek mecburiyetindeyiz. Memleketimizi bundan baska simendiferler ile, üzerinde otomobiller çalisir, soseler ile sebeke haline getirmek mecburiyetindeyiz.
    Çünkü garkin ve cihanin vesaiti bunlar oldukça, simendüferler oldukça; bunlara karsi merkepler ve kagni ile ve tabli yollar üzerinde müsabakaya çikismanin imkâni yoktur. Memleketimiz ziraat memleketidir. Bu itibarla halkimizin ekseriyeti çiftçidir, çobandir. Binaenaleyh en büyük kuvveti, kudreti ve sahada gösterebiliriz. Ve bu sahada mühim müsaüaka meydanlarina atilabiliriz. Fakat ayni zamanda san'atimizi tezyid ve tevsi etmek mecburiyetindeyiz. Eger san'at hususunda yine müsamahkar olursak o halde asâr-i sanayide yine haricin haraçgüzâri oluruz, mahsulât ve mamulâtin mübadelâti ve servete inkilâbi için ticarete ihtiyacimiz vardir. Ticaretimizin servetinden lüzumu kadar istifade edememeyi bais olur. Fakat, bütün bunlar söylendigi kadar basit ve kolay olmayan söylerdir. Bunda muvaffak olabilmek için hakikaten memleketin ihtiyacina mutabik esasli programii üzerinde bütün milletin müttehit ve hemâhenk olarak çalismâsi tâzimdir. Hayet-i Aliyeniz bu esasatin en kiymetlilerini insallah bulup ortaya koyacaksiniz.
    Arkadaslar;
    Bence yeni devletimizin, yeni hükümetimizin bütün esaslari, bütün programlari, iktisat programindan çikmalidir. Çünkü demin dedigim gibi, her sey bunun içinde mündemictir. Binaenaleyh, evlâtlarimizi o suretle talim ve terbiye etmeliyiz, onlara bu suretle ilim ve irfan vermeliyiz ki, alem-i ticaret, ziraat ve san'atta ve bütün bunlarin sahalarinda müsmir olsunlar,müessifi olsunlar, faal olsunlar, ameli bir uzuv olsunlar. Binaenaleyh maarif programimiz gerek ibtidaî tahsilde, gerek orta tahsilde verilecek bütün seyler bu nokta-i nazâra göre olmalidir. Maarif programlârimiz gibi suabat-i devlet için tasavvur olunacak programlar dahi iktisat programina istinat etmekten kendini kurtaramazlar. Esasli bir program tesbit etmek, program üzerine bütün milleti hemahenk olarak çalistirmak lâzimdir.
    Biizim halkimiza menfeâtleri yekdigerinden ayrilir. Sinif halinde degil, bil'akis mevcudiyetleri ve muhassala-i mesaisi yekdigerine lâzim olan siniflardan ibarettir. Bu dakikada sâmilerim çiftçilerdir, san'atkârlardir, tüccarlardir. Ve ameledir. Bunlarin hangisi yekdigerinin muarizi olabilir? Çiftçinin san'atkâra - san'atkârin çiftçiye, çiftçinin tüccara ve bunlarin hepsine, yekdigerine ve ameleye muhtaç oldugunu kim inkar edebilir?
    Bugün mevcut olan fabrikalarimizda ve daha çok olmasini temenni ettigimiz fabrikalarimizda kendi amelemiz çalismalidir. Müreffeh ve memnun olarak çâlismalidir ve bütün bu saydigimiz siniflar ayni zamanda zengin olmalidir ve hayatin lezzet-i hakikisini tadabilmelidir ki, çalismak için kudret ve kuvvt bulabilsin. Binaenaleyh programdan bahsolundugu zaman âdeta denilebilir ki, bütün halk için bir sây Misak-i Millisi mahiyetinde olan program etrafinda toplanmaktan hâsil olacak olân sekl-i. siyesi ise alelâde bir firka mahiyetinde tasavvur edilmemek lâzim getir ve bades sulh vukua gelebilecek böyle bir sekli siyasinin simdiye kadar oldugu gibi milletin azim ve imaniyla ve vahdet ve tesanüdün birbirine müzahir olmasiyla muvaffak olacagi hakkindaki kanaa'tim kavidir ve tamdir.
    Efendiler;
    Heyet-i Aliyenizin bugün akdetmis oldugu , Türkiye Iktisat Kongresi çok mühimdir. Çok tarihidir. Nasil ki Erzurum Kongresi felâket noktasina gelmis olan bu milleti kurtarmak husunda Misak-i Millinin ve Teskilât-i Esasiye Kanunu'nun ilk temel taslarini tedarik hususunda amil olmus, mütesebbis olmus ve bundan dolayi tarihimizde, tarih-i millimizde en kiymetli ve yüksek hatirayi ihraz etmis ise, kongremiz dahi milletin ve memleketin hayta ve halas-I hakikisini temine medar olacak düsturun temel taslarini ve esaslarini ihraz edip ortaya koymak suretiyle tarihte en büyük nami ve çok kiymetli bir hatirayi ihraz edecektir. Bu kadar kiymetli ve tarihi kongremizi küsad etmek serefini bahsettiginizden dolayi hassaten arz-i tesekkürat ederim. Ve böyle bir kongreyi akteden sizlersiniz. Bundan dolayi sizi sayan-i tebrik görür ve tebrik ederim.
     

Sayfayı Paylaş