1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Atatürk’ün cesareti

Konusu 'Hayatından Kesitler' forumundadır ve HayLaZ MeLeK tarafından 10 Eylül 2011 başlatılmıştır.

  1. HayLaZ MeLeK

    HayLaZ MeLeK Aktif

    Katılım:
    11 Temmuz 2011
    Mesajlar:
    381
    Beğenileri:
    8
    Ödül Puanları:
    630
    Meslek:
    zorunlu aylaklık. ama idealist aylak :D
    Banka:
    2 ÇTL
    Makbule Atadan anlatıyor…

    Mânen kuvvetliydi…

    Cesaret ve ümidini kaybetmezdi…

    Biz Beşiktaş’ta Akaretler’de otururken, o Çanakkale Harbine gitmişti bir aralık… Bulgaristan’dan getirdiği güzel bir köpeği vardı… Alp ismindeki bu köpeğini de beraberinde cepheye götürmüştü…

    O zaman çok sıkıntıdaydı… Bir insanın mâneviyatını bozacak her şey mevcuttu… Asker az…Top yok… Tüfek yok… Cephane yok… Ordu yok… Sâdece bir fırka…

    Bir gün kendisi anlatmıştı bize… Bu kadar yokluk içinde mâneviyatları bozulan askerler arasında dolaşıyormuş… Onların cesaretini kuvvetlendirmek için köpeği ile beraber ateş hattına kadar uzanıvermiş… Yalnız başına ilerlediği en tehlikeli noktada kırbacını sallayarak askerlere işaret vermiş… Karşı tarafın zayıf ve tehlikesiz olduğunu zanneden askerlerimiz onun bu işareti üzerine ileri atılarak derhal hücuma geçmişler… Düşman bir hayli kayıp vermiş…

    Dönerken Kireçtepe mevkiinde geriye doğru giden iki askere rastlamış…

    - Niçin kaçıyorsunuz düşmandan? Demiş.

    - Cephâne yok Paşam! demişler.

    - Süngünüz de mi yok?

    - Var Paşam!..

    - Ben de varım… Haydi dönün bakalım geriye! Marş! Marş!..



    Ümit ve cesareti yalnız kendisi için değil, fakat başkaları içinde nikbinlik (iyimserlik) yaratan bir serum tesiri yaratıyordu… En ümitsiz zamanlarda bile mânevi kuvvetini kaybetmiyordu.

    Kaynak: Şemsi BELLİ (Makbule Atadan anlatıyor; Ağabeyim Mustafa Kemal)
     

Sayfayı Paylaş