1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Atatürk'ün Günlüğünden - 10 Kasım Oratoryosu

Konusu 'Oratoryolar' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 6 Kasım 2012 başlatılmıştır.

Etiketler:
  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    Atatürk'ün Günlüğünden - 10 Kasım Oratoryosu

    Sayın konuklar,

    Bugün bizler burada tutkuyla , coşkuyla , sevinçle ve hüzünle onu birkez daha yaşatacağız.Mustafa Kemal'i anlatmak Türk ulusunu anlatmaktır.Mustafa Kemal'i anlatmak Kurtuluş savaşını anlatmaktır. Yokluklardan gelen bir ulusun doğuşunu ani atmaktır. O'nu anlatmaya dilimizin dönmediği , gücümüzün yetmediği yerde O'nu kendi günlüğünden dinleyip anlayalım.


    Yıl 1881 Kiraz mevsimi

    Vakit alaca karanlık

    Ay batacak , güneş doğmak üzere

    Toprak kabardı , gök gerine gerine uyanıyordu

    İki katlı kagir evde çifte şamdan yanıyordu

    Ve ansızın

    O? Sarı, gür bir kadın saçı gibi

    Dalga dalga esti rüzgar

    Kiraz ağaçları meyve yüklü pıtrak pıtrak

    Gün ağardı taze , apak Ve öptü yeni doğanın

    Küçük Mustafa'nın parlak ışıklı yüzünü güneş

    Yüzyıllar öncesinden

    Yüzyıllar sonrasından sesleniyorum size

    Ben Mustafa Kemal'im hey!

    Ben Mustafa Kemal"im

    Selanik

    Baba ocağı

    Kilise canlarının ezanla karışıp gittiği çocukluk yıllarım

    Gür ağaçlı bahçeler

    Ve tadına doymadığım kara dut

    Daracık sokaklarda kaybolup gittiğimiz liman şehri

    Selanik bir büyük liman,

    Selanik bir büyük şehir/Suda balık sürüleri gibi :

    Gelir gider , gider gelir

    Yorgun tembel balıkçıların

    Beni uzaklara salacağı martı sesleri

    Baharda gürlediği vakit Korkutan

    Korktuğu kadar düşündüren gök gürültüleri

    Selanik gecelerinde yıldızlar kocaman olurlardı

    Ya da ben öyle hatırlıyorum

    Ne kadar çok , ne kadar parlaktır , bir okadar uzak.

    Arkadaşlarım,komşu çocukları, gayri müslim arkadaşlarımız çok olmazdı

    Olanlarda bize en yakın yıldız kadar yakın

    Oysa,

    Yaşadığımız acı tatlı ne varsa

    Bu küçücük şehirdeydi.

    Geçti dört mevsim dört yaz

    Uzun ince parmaklarımda

    Mahalle mektebinde diz çöküp

    İlahilerle başladı okula

    Bir sabah beyaz bir entari giydirildi bana

    Sırmalı bir sarık elimde yaldızlı bir dal

    Annem dua etti.

    Ben de babamın ve hoca efendinin elini öpüp okula gönderildim.

    Beyaz kemerli loş bir oda

    Rahlede bir kuran

    Hoca keramım anlatmaya başladı.

    Anlayamadığım bir dilden okuyup , dizlerimin üstünde yazmaya çalışıyordum.

    Kemiklerim sızlardı , ayakta yazmak istemezdim

    Hoca tek sesiyle emrederdi

    Otur

    "Ama böyle yazmak zor oluyor , dizlerim acıyor deyince ,

    Bana karşımı geliyorsun , dedi.

    Ben de evet dedim.

    Sonra babam beni başka okula gönderdi.

    Şemsi Efendinin özel laik okuluna.

    Burası daha iç açıcıydı.Yan yana sıralar daha aydınlık

    Üstelik artık dizlerim acımıyor

    Babamın işleri bozulunca , dayımın köyüne Langazaya gittik.

    Çiftlik hayatı başladı.

    Bir tarlada öğrenmişti vatan bekçiliğini

    Kargaları kovalaya kovalaya Mustafa

    Yel eser gün vurur akşamlara dek Kavrulur yanardı elleri ekinlerin ortasında

    Yüzyıllar öncesinden

    Yüzyıllar sonrasından sesleniyorum size

    Ben Mustafa Kemal'im hey Ben Mustafa Kemal" im

    Orada okul yoktu , sıkılıyordum.Köydeki müslüman hocadan ders alıyordum.

    Sonra da köyün papazından , ama Rumca'yı sevmiyordum.

    Teyzemin yanına Selanik'e gönderildim.

    Arapça öğretmeni kaymak Hafızdan hayatımın ilk dayağını yedim.Bu bana çok dokundu. Çocuksu sorularıma dahi cevap veremiyecek kadar cahil , aciz koskoca bir adamdan dayak yiyordum.

    Bir gün komşumuzun oğlu Ahmet, bizi ziyarete geldi. Askeri okuldaydı.

    Pırıl pırıl tertemiz üniforması, anlamlı bakışı, kendinden emin konuşması.

    İşte o gün ben de o üniformanın içine girmiştim sanki.

    Annem olmaz dedi.

    Osmanlının askeri demek bitmez tükenmez sürgünler , savaşlar demektir.

    Kıyamam sana.

    Ama nafile gizlice okulu kazanmıştım.

    Anacığımın elini öptüm , hakkını helal etti.

    Yeni okulumu arkadaşlarımı seviyordum.Başarılıydım.

    Matematik öğretmenimiz senin de benim de adımız Mustafa dedi .

    Gel bir de yanına Kemal adını koyalım.Bundan sona senin adın Mustafa Kemal olsun.

    Orta okuldan sonra , yatılı olarak Manastır Askeri Lisesine başladım . Manastır Makedonya'nın can damarıydı , sınır bölgesiydi.

    Bulgar , Arnavut, Yunan çetelerinin cirit attığı bir yer. Etrafımda nelerin olup bittiğini anlamak istiyordum.

    Sonra Ömer'le arkadaş olduk.

    Tatil günleri istasyona gider , askerleri seyrederdik.

    Oradan da Yonya'ya.(Yonya bir liman gazinosuydu)

    Orada birşeyler içer saatlerce tartışırdık.

    Ali Fethi ile tanıştıktan sonra ufkum daha da genişledi.

    O bana siyasetin ne olduğunu anlattı.

    Jan Jak Ruse , Volterî, Mantesküi'yi anlattı.

    | Volter , Rober Piyer ,1789 ihtilali , halk , ulus , özgürlük , gerçekler.

    |Ve yaşamın sınırları . kafam karmakarışıktı.

    Gökte ay üşür

    Dışarıda gece üşür

    Düşmanca kol gezer bıçak sırtı bir ayaz

    Mustafa Kemal üşümez

    Düşünür.

    Bir gün Ömer'le tren istasyonunda dervişlere rastlamıştık.

    Ve garda da. bir sürü yabancı yolcu.

    Dervişler,ellerinde sivri külahları

    Bol cüpbeleri kendilerinden geçmiş , bağırıp çağırıyorlardı.

    Nara atıyorlar , kimileri de düşüp bayılıyorlardı.

    Şöyle bir baktım.Utandım.

    Gözlerimi kapadım.Cennetin anahtarını satan papazla, muska satan yobaz

    Ve nara atıp kendinden geçen , sözüm ona dervişler.

    İşte dedim kendi kendime.

    Dünyayı bu hale sokan sizlersiniz.

    Artık düşünüyordum, öğrenmek istiyordum.

    Düşlerim beni aştıkça , yeniden öğrenmeliyim.

    İçimdeki büyük aşkın ne olduğunu artık iyice anlıyordum.

    Okul bitince...

    İstanbul'a Harbiye'ye gidecektik düşlerimizi gerçekleştirmeye.

    İnsanlığa aşıksın sen Sönmeyen tek ışıksın sen Kurtuluş ve özgürlüğe

    Bir evrensel bekçisin sen

    İstanbul

    Daha ilk bakışta ortaçağı anımsattı bana

    Sanki insanlar hala yüzyıllar öncesi gibi yaşıyordu ,

    Kara çarşaflı, peçeli hayaletler gibi, karanlık basmadan evlerine koşuşan

    kadınlar

    Asma çardakların gölgesinde

    Günde beş vakit ezan sesiyle kımıldayan çehreler.

    Haliç'in ötesinde ölü bir görüntüden ibaret kalan Türk mahalleleri

    Ve şaşkın değişmez sessizliğe uyuyorlardı.

    Oysa Beyoğlu , Pera ve baş döndürücü sokakları sonunda liman...

    Şık faytonlar , mağazalar , tiyatrolar , müzikaller.Bambaşka sosyal bir çevre.

    Vergi vermeyenler sırtını kapitülasyonlara dayamış

    Merkezi hükümete önem vermeksizin bir bambaşka İstanbul.

    Osmanlıların üstündeki yabancı baskısı o derece şiddetliydi ki

    Sanki Türkler kendi vatanlarında esir

    Yabancılar efendiydiler.

    Düşman devletler Osmanlı Devletine Maddeten ve manen tecavüz halinde

    Karar vermişler onu yok etmeye , bölüşmeye

    Padişah ve halife olan kişi de

    Düşünmüyor hayatını ve rahatını

    Kurtarmaktan başka çare.

    Artık Fransızca gazeteleri okuyabiliyordum.

    Bazı kitaplar yasaktı.Bunları geceleri okurdum.

    Namık Kemal'i , Volter , Robes Piyer'i şimdi daha iyi anlıyordum.

    Önce Napolyon’a hayrandım.

    Felsefi görüşlerim iyice şekillenince , ondan pek hoşlanmadım.

    Demek ki devrimler karşı devrimleri getirebilirdi.

    1789'un saflığı ve temizliği ve Napolyon'un emperyalizmi.

    O gün arkadaşlarla bir komite kurduk.

    El yazısıyla gazete çıkarmaya karar verdik.

    Gazete sarayın kulağına gidince yakalandık.

    Ama okul müdürü devrimci bir adamdı.Kurtulduk.

    Belki de bir iç güdü.

    Kurmay okulunun ilk sınıfında hepimizden bir araştırma , yazısı istemişti.

    Araştırma yazısını okuyan öğretmenim gözlerime baktı.

    Zaten dedi, senden de bu beklenir.

    Araştırmanın adı:Başkente karşı Anadolu isyan hareketlerinin Gerilla taktikleri.

    Sonra yine yakalandık.

    Bildiri dağıtıyorduk üstelik okul bitmiş daha yeni yüzbaşı olmuştum.

    Tutuklu kaldığım süre içinde yazıyordum.

    Şiir yazıyordum.

    Devrim taslakları yazıyordum. Sonra kıta hizmeti adına İstanbul dışına sürüldüm , Şam'a

    Yıl 1905

    Mustafa Kemal şimdi yüzbaşı

    Yıldızlar İçinde yıldız;yücelmiş daha başı

    Dışarıda bıçak sırtı bir ayaz

    Gökte yıldız ve ay üşür

    Mustafa Kemal üşümez

    Vatanını ve ulusunu düşünür

    Peki dedim , öyle olsun. Bizde gider çölde bile yeni bir devlet kurarız.

    Zamanla binlerce gerçeğin değil, tek bir gerçeğin olduğunu anladık.

    Ne işimiz vardı Arabistan çöllerinde.

    Hepimizi baskı altında toplamaya çalışan softaların , yobazların içinde , ne işimiz vardı.

    [Linkleri görebilmek için ÜYE olmalısınız!..]

    iyice anlamıştım ki ,

    Müslüman olmayanların cennetin bütün nimetlerinden yararlandıkları ,

    Müslümanların ise cehennem azabı çektikleri bir yerdi.

    Osmanlı İmparatorluğu.

    Sende-de dünyalar devirenlerin

    Ayakta tutmayan darbesi vardı;

    Zamanı yakından çevirenlerin

    Zincire vurulmaz hür sesi vardı

    İhtilalin nasıl, neresinden başlamalıydı.

    Vatandan uzak Arap illerinde...

    Arkadaşlardan kopuk.

    Makedonya'ya gitmeliydim.

    Bu işin can damarı arada atıyordu.

    Bir müddet sakin kalıp , Selanik'teki Genel Kurmaya atanmalıydım.

    Ve atandım.

    İhtilalin çekirdeği bazen de kendince oluşuyordu.

    Kendini devrimci ihtilalci sayanlar vardı

    Bir elinde kılıç , bir elinde din kitapları, devrim üzerine yemin ederler.

    Değişmesi gereken bir düzen için ,değişmeyecek kurallar üstüne yemin edebilir miydi?

    Ama ihtilal kadrosu yavaş yavaş tamamlanıyordu.

    Biz reformcu değildik,

    Biz siyasal yapıyı değiştirmek istiyorduk

    Egemenlik kavramını değiştirmek istiyorduk.

    Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir

    Dinsel kuvvetler ise bunun tam tersiydi.

    Kökten dinciler gücünü tartışmadan değil

    Baskıdan , düşünce özgürlüğünden değil

    Kayıtsız şartsız itaattan alıyorlardı.

    Üstelik kör itaat

    İnsan zekası ve uygar olabilmek

    Evrenin sınırlarını çözmeye çalışmak,

    Bilim teknik ve hür düşünce yerine kör itaat

    Bizi bu hale sokan karanlık , cehalet değil miydi?

    Yola çıkarken kavşak noktalarında düşüncelerimiz saydamlaşıyordu

    Arkadaşların çoğu müslümanlıktan din olarak değil

    Siyasal bir güç olarak bahsediyorlardı

    Yobazlar , gericiler, tutucular

    Müslümanlığın yüz karasıydı.

    Ve bu cehalet sürdükçe mahvolup gidecektik

    Bazı arkadaşlar din yerine ırk kavramını uygun görüyorlardı.

    Ama sis dağıldıkça çoğunlukta devrim çekirdeğinde anlaşıyorduk

    Başlık kendi kendine çıkıyordu

    TÜRK DEVRİMİ!

    Hangi devrim tek başına yapılabilirdi.

    Devrim kimin için yapılabilirdi

    Üstelik başlayınca durmak dinlenmek yoktu artık

    Esirler, mazlumlar için sende

    En içli şairin bir kalbi vardı

    Harise , zalime karşı çehrende

    Bir korkunç devrimci gazabı vardı

    Yanı başımızda bir ihtilal daha vardı.

    Sovyet ihtilali.

    Bu devrim hareketi daha başında bir panislavizm hareketine dönüşüyordu.

    Oysa,

    Uygarlık ister istemez evrensel boyutlara gidiyordu.

    Artık uygarlık değil , dünya uygarlıklarının temelleri bize yakışırdı.

    Siyasi görüşlerim asker kişiliğimle bağdaşamaz hale gelmişti.

    Yavaş yavaş kızağa alınıyordum.

    Önce Trablusgarb'a göderdiler.

    Kaybedilmiş bir cephenin yeniden kurtarılması için

    Ama karşımda ümmetinden bile bıkmış

    Şeyhler, aşiretler , kabileler , tarikatlar

    Savaşmak için hiçbir nedeni olmayan

    Kaybedilecek hiçbir şeyi kalmamış topluluklar

    Trablus macerası ve Balkan Savaşı sonrası

    Ömrümün çoğunun geçtiği Selanik bile elden çıkmıştı

    İstanbul Hükümeti hayalperest insanların elindeydi

    Acı ama gerçek bu

    Uyarıyordum. Ama iktidar olma hırsı

    Onlar için her şeyden öndeydi.

    Bitsin bu gaflet uykusu

    Padişahtan hayır yok artık bize

    Geldi düşmanın önünde dize

    Büyük savaşa az kalmıştı

    Yalan söylüyor size

    Alalım herşeyi göze , dönelim öze

    Çıkaralım vatanımızı karanlık geceden

    Işıl ışıl bir gündüze

    Terfi edilmiştim.

    Yeni bir görev gerekiyordu

    Ve usulca sürgüne yollandım

    Sofya'da Ateşe Milliterliğine

    Sofya'da hayat güzel geçiyordu

    Fransızcamı ilerletmiştim

    Ne de olsa davetli sürgün hayatı.

    Diplomatik misyonların davetleri.

    Ziyafetler , açılışlar akşam yemekleri...

    Memleketim için ne gerekiyorsa burada yapmaya çalışıyordum

    Arkadaşımla yazışmayı hiç aksatmadım

    Zaman bizim zamanımızı bekliyordu.

    Bir gün Sofya'nın müzikli bir çay bahçesinde,

    Birden yanı başıma bir Bulgar köylüsü geldi.

    Garson onunla ilgilenmekten hoşlanmadı.

    Köylü Bulgaristan benim çalışmamla yaşatılıyor,

    Bulgaristan benim tüfeğimle korunuyor.

    Verin çayımı, pastamı ; parasını vereyim"

    Bende köylüden yana çıktım.

    "Benimde köylüm böyle olmalı"dedim.

    İşte böyle olmalı.

    Milletin efendisi köylüdür.

    Dimitrina , General Ratsov'un kızıydı,

    Onunla sık sık beraber olmak durumundaydık.

    Babası Bulgar müdafa vekiliydi.

    Davet eder , her seferinde giderdim.

    Konuşurduk.

    Konu dönüp dolaşıp siyasete gelince "Kadın erkek eşitliği"derdim.

    Dimitrina da seçme hakkı seçilme hakkı.

    Kadınların her türlü özgürlüğü olmalı

    Dimitrina da"Bu Avrupa'da bile yok Mustafa , Türkiye'de ne zaman olur"

    Çok yakında derdim çok yakında

    Kadınlar yeniden doğuracaklar kendilerini

    Ey Türk kadını.

    Daha Avrupa'da yokken

    Sen kazandın

    Seçme Seçilme hakkını.

    Türk kadını,Atatürkçülükten ödün vermez

    Büyük savaşa az kalmıştı

    Doğru gibi görünen askeri taktikler

    Aslında siyasi senaryoların tam tesiri gösteriyordu.

    Almanya savaşa girerse ve kazanırsa,

    Türkiye onun uydusu olacak.

    Kaybederse bizde paramparça olacağız

    Saltanat, yutan demek.

    Saltanat bu ülkeyi

    Düşmana satan demek

    Ölmez Türk Milletin

    Her an aldatan demek

    Sofya'da kalmak ,

    Her şeyden uzak kalmak istemiyordum

    Beni artık tanıyorlardı

    Onlar için tehlikeliydim

    Uzak cephelerde beni oyalamak istiyorlardı

    Hatta yanıma üç alay alıp,

    Hindistan'ı Müslümanlık adına zaptetmem istenmişti

    Üç alay asker , ben ve Hindistan

    Hep hayal, hep hayal ....

    Yeni bir görev istedim. .

    İstanbul'da olmak istiyordum.

    Beni uzakta tutmak için 19.Kolorduya,

    Gelibolu'ya gönderdiler

    Aslında bu paha biçilmez bir fırsattı

    Bende gittim

    [Linkleri görebilmek için ÜYE olmalısınız!..]

    Üstümüze bütün gücüyle dayanmış

    Koskoca bir emperyalist ordu.

    Gemiyle tam karşımızda . Çanakkale'de!

    Üstelik iyi hazırlanmış kusursuz bir savaş planı

    Öğün ey Çanakkale , cihan durdukça öğün

    Ömründe göstermedin, bin düşmana bir düğün

    Sen bir büyük milletin savaşa girdiği gün

    Başına,yüz milletin birden üşüştüğü yersin

    Komuta bizde değildi.

    Bir Alman Paşası vatanımızı koruyacak

    Kimin adına diyordum , kimin adına

    Emperyalistler, emperyalistlerle savaşacaktı

    Yine bizim topraklarımızda

    Yine bizim canımızla oynanan

    Bir ölüm kalım savaşı

    İşin başında yanlışlığı görmüştüm

    Uyardım ama dinletemedim

    Çözülüyorduk.

    Sonunda bütün cephenin komutanlığını bana verdiler ister istemez

    Anlayamadıkları bir güç karşısında ölüyorduk,

    Öldürüyorduk.

    Ama kazanıyorduk . Kazanıyorduk

    İşte yıllar önce şahlanmış yamaca

    Alaca karanlıkta çıkan çarpmış başım

    Şarapneller ölümden bir kucak aça aça

    Bu diyarın taramış ,toprağını, taşını

    Dörtgün dörtgece

    Uykusuz dörtgün dörtgece

    Tarihin en kanlı savaşı

    Bu savaş biterken

    O tertemiz Anadolu çocukları

    Neden ve niçin öldüklerini artık anlamışlardı

    Ben size taaruz emretmiyorum ; ölmeyi emrediyorum

    Başka da çaresi yoktu

    O günden sonra

    İçimdeki son kuşkularda yok olup gitti

    Artık yepyeni bir dünya

    Yepyeni bir vatan

    Yepyeni bir millet doğacaktı.

    Düşmanın direnci azalmış

    Ve bir müddet sonrada çekip gitmişti

    Ama yorgunduk

    Sıtma nöbetleri içindeydim

    Üstelik burada da fazla işim kalmamıştı

    Tevfik doktor olarak Gelibolu'daydı

    Çok hastasın dedi:

    Gidelim Tevfiık gidelim , İstanbul'a gidelim.

    Libya , Mısır , Filistin , Suriye , tüm Arap illeri

    Müslümanlık adına alınmış topraklar

    Ulus olamamış ümmetlerin . toplulukların hepsi

    Şimdi Fransızdan , İngilizden , İtalyandan memnun gibiler

    Bulgar , Yunan , Sırp ulus olmak istiyor

    Turan illeri şimdiden sosyalizm adına zaptedilmiş

    Yabancı bir devletin koruculuğunu , kolaycılığını istemek insanlık

    niteliklerinden yoksunluğu ,güçsüzlüğü ve beceriksizliği açığa vurmaktan başka

    bir şey değildi.

    Tarih mi yanlış yazıyor,

    Yoksa biz mi şaşırdık

    O gece Şişli’deki evde İsmet'le buluştuk.

    Merhabalasırken gözleri parlıyordu bütün ihtilalciler gibi

    Anadolu haritasını çıkardım

    Hemen cebinden bir pergel çıkardı. "İsmet" dedim.

    Anadolu'ya gidiş için en iyi yol sence hangisi?

    Demek karar verdin dedi.

    Haritaya baktı baktı;

    Bir sürü yol var , bir sürüde yer

    Sonra sordu "Peki ne zaman?"

    Zamanı geldi İsmet

    Hazır ol, artık gidiyoruz.

    Atatürk'üm eğilmiş vatan haritasına

    Görmedim tunç yüzünde böyle geceler

    Tutsak yaşamak , baş kaldırmamak en büyük ardır.

    Gelin el ele verelim , düşmana haddini bildirelim

    Başka yolumuz kalmamıştı. Anlatıyorduk , Anlamıyorlardı.

    Yaylılar gelip geçiyordu güneyden

    Örtük kara perdeler sallanıyordu

    Utanıyordu

    Anadolu'dan gelip geçen

    Milletin yüreği kan ağlıyordu.

    Darbe yapmak fazla bir değişiklik getirmeyecekti.

    İstanbul'un içinde çürüyüp gidecekti

    Geleceğimin Mustafa'sı Kemal"le anlaşmıştı

    Tek yolumuz bağımsızlık

    Bütün mazlum insanlar , uluslar er geç bağımsızlığına kavuşacaklar ;

    Güneşin doğudan doğduğu gibi bundan eminim.

    15 gün sonra ,

    Bandırma vapurunun güvertesinde o fırtınalı ünde....

    Göz göze geldik.

    Hepsinin içinde aynı heyecan , aynı sabırsızlık

    Bir gemi yanaştı Samsun'a sabaha karşı

    Selam durdu kayığı , çapan , takası

    Selam durdu tayfası

    Samsun limanına bu gemiden atılan

    Demir değil

    Sarılan anayurda

    Kemal Paşa'nın kollarıydı.

    Sonra Erzurum

    Bir selam gibi gitti Erzurum'a

    Bin selam gibi geldi Sivas'a Erzurum'dan

    Dağlar alçaldı yol vermeye

    Temizlendi iklimden karından

    Aksilikler bizi bırakmadı.

    Arabamız bozulunca bizde baharın tüm güzellikleri içinde yürüdük

    Her molada bir mısra

    Her yürüyüşte bir mısra daha

    Bu benim ilk güftemdi

    [Linkleri görebilmek için ÜYE olmalısınız!..]

    Yola çıkarken apotlerimi koparmıştım

    Artık rütbesiz bir er bile değildim

    Emir komuta zincirinin ne olduğunu Askerler iyi bilir

    Artık halktan biriydim

    Tek gücüm ihtilalci olmamdı.

    Boynumuzda idam fermanı bulunan bir ihtilalci

    Boz kalpağım hele bir çıkarsın Mustafa Kemal

    Altın saçları pırıl pırıl dalgalansın rüzgarda

    O Mustafa Kemal ki

    Rütbesiz , nişansız dimdik ayakta.

    Bütün evraklar yazışmalar resmi olarak yaverimdeydi

    Ama o da istifa ettiğine göre

    "Ben" dedi bu evrakları şimdi size veremem ne olacak?

    Bunu hiç düşünmemiştim.

    Ertesi gün odaya Kara Bekir Paşa geldi.

    İki adım uzakta topuklarından gelen bir selam verdi.

    Ve böylece devam etti

    "Komutanda bulunan herkesin size saygılarını arz ediyoruz.

    İhtilalin doğal komutanı sizsiniz.

    Emrinizdeyiz."

    Kucaklaştık. Öyle ulu kişi ki , öyle kahraman ki

    Vardığınızı sanırsınız

    O uzak.

    Kısa zamanda parlak başarılar elde edebilirdik Sınırlan genişletmek istemiyordum

    Ulusal sınırlar içinde

    Sağlıklı bir devlet kurarak

    Benden sonrada sağlam kalacak .

    Siyasi bir sistem bırakmalıydım

    Misakı Milli

    Vatan

    Sen büyüksün...

    Sen güzel

    Bu can feda olsun senin' yolunda

    Varlık içinde yok sana bir bedel

    Hilal sağ yanında, ,

    Yıldız solunda.

    Arkadaşlarla bazen tartışırdık

    Bazıları eski sınırlara kovuşmak isterlerdi

    Hatta daha ötesine

    Oysa ben sömürgeciliğin , yayılmacılığın hüsranla sona ereceğini biliyordum. Amaçlarıma adım adım gitmeliydim.

    Halkıma ters gelecek düşünceleri defalarca düşünmeliydim

    Danışmalıydım.

    Ama karar verince de asla geri dönmemeliydim.

    Yürüdük biraz güç , biraz huzur

    Yolumuzda diken yerine süngüler

    Bir meclis kuruldu Sivas şehrinde,

    Alın yazımız yazıldı.

    Yine başımızda Mustafa Kemal .

    Erzurum'a varınca ilk hedefim kongreyi toplamaktı,

    Bu Anadolu ihtilalin ilk meclisi olacaktı.

    Ateş orada yakılacaktı.

    Düşman ilerliyordu üstümüze her yandan

    Her gün yeni bir parça sökülüyordu vatandan

    Onlar ilerledikçe , derdi Gazi Kumandan

    Düşmanı boğacağım yurdumun kucağında

    Sabahlara kadar çalışırdık.

    Herşeyi adım adım planlamak gerekiyordu.

    Günlükleri yazmaktan yorulunca Mazhar'a yazdırdım Sigaramın acı nefesi , tatlı hayalleri gerçekleştirecekti

    Bu sırları şimdilik sakla ve yaz...

    Padişah ve hanedan yok olacak.

    Ve Cumhurivet kurulacak

    Yaz

    Fes kalkacak, uygar milletler gibi şapka olacak,

    Bazen bunlar fazla hayal değil mi? Dedi

    Yaz derdim devam et

    Latin harfleri olacak

    Yaz

    Kadınlara özgürlük , seçme ve seçilme hakkı

    Seneler sonra ikimizde yazdıklarımızı unutmamıştık

    Şapka devrimini gerçekleştirdiğimizde

    Benim de , Mazhar'ında , Diyanet İşleri başkanında birer şapka vardı.

    Göz göze gelmiştik.

    Mazhar demiştim.

    Kaçıncı sayfada kaldık.

    Hesap vakti gelmişti.

    Tarih alışkanlığından vaz geçecek Kimsiz , kimliksiz kalanlar

    Şimdi kendi yazgılarını yazacaklar

    Ne ezen olmalıydı ne ezilen

    Her ulus kendi bağımsızlığını kendi yaratacak

    Siz bu işleri başkaları adına yapmaya kalkarsanız.

    İşte biz buna emperyalizm deriz

    Oysa biz emperyalizmi kahretmeye geliyoruz

    Hakimiyet milletindir dediğimde acaba ne anlıyorlardı

    Ama anlayacaklardı ,

    Savaştıkça anlayacaklardı Kazandıkça anlayacaklardı

    Bir gün ressamlar

    Kahramanlık yüzünü kaybederlerse

    Gitsinler , Yıldırım'ın resmini yapsınlar

    Aksak Timur şimdi yaşasaydı

    Belki de aynı şeyi yapacaktı

    Su gencecik çocuklara bak!

    Yeni Zellandalı . Avusturalyalı Anzak ve Yunan için anlamsız bir savaşın garip mezar taşlan değiller mi?

    İşte şimdi bizden öğrenecekler

    Özgürlüğün ne olduğunu ,

    Bağımsızlığın ne olduğunu

    İçleri rahat

    Yanı başımızdaki mezarlarda...

    Daha ilk meclis açılırken

    Oradakilerin çoğunun ulus kavramı yoktu.

    Padişah , Hilafet, Ümmet

    Bundan başka

    Kişiliği olmayanlarda bir özgürlük savası nasıl kazanılacaktı.

    Diyelim ki kazandık.

    Bu savaş kimin adına kazanılacak

    Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir."

    Ben Mustafa Kemal'in annesi

    Ezan sesi gibi özlem içimde Mustafa'm Afrika çöllerinde Mustafa'm Anafartalarda Mustafa'm Anadolu'da

    Ana kalbi işte

    Düşündüklerimi ve arkadaşlarımı tanıdıkça

    Başıma bir şeyler gelecek korkusuyla Anacığım

    Pamuk elleriyle okşamıştı beni.

    "Mustafa'm" dedi.

    Korkuyorum.

    Padişaha karşı mı geleceksin?

    Gün nasıl doğacaksa,

    Sen beni nasıl doğurdunsa anacığım

    Güneşe bak

    Doğudan doğacak güneşe bak

    Gün nasıl ağarıp gelecekse,

    Nasıl ki rüzgar bulut olacaksa Buluta yağmur el değecekse Yağmura toprak can verecekse Güneşe bak doğacak güneşe bak.

    Ne din , ne ırk,

    Sen ben yok,

    Ne dün ne bugün

    Yarın yok

    Sonra ateş , sonra kan , sonra ihaneti gördük İhaneti ateşle yakıp , aydınlatıp

    Korku korkudan kaçıp

    Ressamlar bizim resmimizi yaptılar

    Gencecik; Yeni Zellandalı, Anzak, Avusturalyalı Koyun koyuna bağımsızlığı bizden öğrendiler

    Güneşe bak

    Doğudan doğacak güneşe bak

    Gün nasıl ağarıp gelecekse

    Nasıl ki rüzgar bulut olacaksa Buluta yağmur el değecekse/ Yağmura toprak can verecekse Güneye bak

    Doğudan doğacak güneşe bak Ne din, ne ırk

    Sen yok ben yok

    Ne dün ne bugün

    Yarın yok

    " Doğudan doğdu güneş

    İlk defa karanlık korktu

    İhaneti ateşle yakıp aydınlattık

    İnsanlar bilinçlendikçe kişiliklerini ister

    Milletler de öyleydi

    Kabiliyetlerini keşfetmek ,zengin olmak isterler

    Bu zenginlik başkalarının açlığı pahasına olursa

    İşte o zaman iş değişir.

    Eninde sonunda hesabı sorulur

    Gerçek bir devrimcinin amacı

    Egemenlik kayıtsız ve şartsız uluta olmasını sağlamaktır

    Tam bağımsızlık , dünya milletleriyle kardeş olmak demektir.

    Irk esasına dayanan düşünce unsurları

    İnsanlık ailesine üvey evlat yetiştirmek demektir ; Bilinçlenen bir toplum demokrasiden korkmaz ;

    Halkını cahil bırakan insan eninde sonunda kaybolur.

    Fakirliği paylaşmakla . zenginliği paylaşmak ayrı ayrı şeylerdir.

    Sosyal devlet emeğin ve geniş halk kitlenin sefahı demektir.

    Bunu kaideleri bellidir.

    Ne üç beş kişi parasıyla dünyayı değiştirebilmeli

    Ne de devlet zalim olmalıdır.

    Cumhuriyet özgürlük , insanca varlık yolu Atatürk'ün çizdiği çağdaş uygarlık yolu

    İnsan zekası ve kültürü;

    Soyut ve somut kavramıyla bir bütündür.

    Sanata , bilime söylediğin türküye ekmek kadar acıkıyorsan

    Ne mutlu sana

    Barış zeka ürünüdür

    Savaş olmayanlara aittir

    Eğer uğruna savaşacak bir şeyin varsa

    Olsa olsa özgürlüğündür , bağımsızlığındır.

    Ellerimiz bağlanmış , biz inliyorken yastan

    Tıpkı yanardağ gibi , görünmüştün Sivas'tan Dedin ki: "Türkün alnı layık değil karaya" ; Bir avuç el toplayıp , yerleştin Ankara'ya Herkes duydu halaskar sesini uzak , yakın... Başladı , tarihlerde görülmemiş bir akın Düşmanların eridi eridi karşımda dizi dizi... Bir asırda bir doğan , ey yüce namlı GAZİ

    Zaman akıp gidecekti

    Hiçbir şeyi tabulaştırma

    Tabulara karşı koy

    Büyük devrimlere gereğin kalmayacak kadar

    Devrimci kal yeter

    Eğer bir milletin kurtarıcıya gereksinimi yoksa

    Artık millet olmuştur.

    Sakın kurtarıcı bekleme;

    Yoksa sana karşı vazifemi yapamadım sayarım.

    Anafartalarda Mustafa Kemal'din

    Kurtuluş savaşında Gazi Kemal

    Laik Türkiye Cumhuriyetini kurarken Kemal Atatürk oldun

    Yaşarken önderimizdin

    Yokluğunda ışığımız

    DÜŞMANLARA GEÇİT YOK ATAM
     

Sayfayı Paylaş