1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Atatürk’ün günlüğünden orotoryo

Konusu 'Oratoryolar' forumundadır ve Mavi Gül tarafından 12 Ekim 2009 başlatılmıştır.

Etiketler:
  1. Mavi Gül
    Avare

    Mavi Gül ѕση_¢ıqℓıк Özel üye

    Katılım:
    3 Mayıs 2009
    Mesajlar:
    4.647
    Beğenileri:
    375
    Ödül Puanları:
    3.730
    Yer:
    Misafir Sevmez
    Banka:
    677 ÇTL
    Sayın konuklar,
    Bugün bizler burada tutkuyla , coşkuyla , sevinçle ve hüzünle onu birkez daha yaşatacağız.Mustafa Kemal'i anlatmak Türk ulusunu anlatmaktır.Mustafa Kemal'i anlatmak Kurtuluş savaşını anlatmaktır. Yokluklardan gelen bir ulusun doğuşunu ani atmaktır. O'nu anlatmaya dilimizin dönmediği , gücümüzün yetmediği yerde O'nu kendi günlüğünden dinleyip anlayalım.
    Yıl 1881 Kiraz mevsimi
    Vakit alaca karanlık
    Ay batacak , güneş doğmak üzere
    Toprak kabardı , gök gerine gerine uyanıyordu
    İki katlı kagir evde çifte şamdan yanıyordu
    Ve ansızın
    O? Sarı, gür bir kadın saçı gibi
    Dalga dalga esti rüzgar
    Kiraz ağaçları meyve yüklü pıtrak pıtrak
    Gün ağardı taze , apak Ve öptü yeni doğanın
    Küçük Mustafa'nın parlak ışıklı yüzünü güneş
    Yüzyıllar öncesinden
    Yüzyıllar sonrasından sesleniyorum size
    Ben Mustafa Kemal'im hey!
    Ben Mustafa Kemal"im
    Selanik
    Baba ocağı
    Kilise canlarının ezanla karışıp gittiği çocukluk yıllarım
    Gür ağaçlı bahçeler
    Ve tadına doymadığım kara dut
    Daracık sokaklarda kaybolup gittiğimiz liman şehri
    Selanik bir büyük liman,
    Selanik bir büyük şehir/Suda balık sürüleri gibi :
    Gelir gider , gider gelir
    Yorgun tembel balıkçıların
    Beni uzaklara salacağı martı sesleri
    Baharda gürlediği vakit Korkutan
    Korktuğu kadar düşündüren gök gürültüleri
    Selanik gecelerinde yıldızlar kocaman olurlardı
    Ya da ben öyle hatırlıyorum
    Ne kadar çok , ne kadar parlaktır , bir okadar uzak.
    Arkadaşlarım,komşu çocukları, gayri müslim arkadaşlarımız çok olmazdı
    Olanlarda bize en yakın yıldız kadar yakın
    Oysa,
    Yaşadığımız acı tatlı ne varsa
    Bu küçücük şehirdeydi.
    Geçti dört mevsim dört yaz
    Uzun ince parmaklarımda
    Mahalle mektebinde diz çöküp
    İlahilerle başladı okula
    Bir sabah beyaz bir entari giydirildi bana
    Sırmalı bir sarık elimde yaldızlı bir dal
    Annem dua etti.
    Ben de babamın ve hoca efendinin elini öpüp okula gönderildim.
    Beyaz kemerli loş bir oda
    Rahlede bir kuran
    Hoca keramım anlatmaya başladı.
    Anlayamadığım bir dilden okuyup , dizlerimin üstünde yazmaya çalışıyordum.
    Kemiklerim sızlardı , ayakta yazmak istemezdim
    Hoca tek sesiyle emrederdi
    Otur
    "Ama böyle yazmak zor oluyor , dizlerim acıyor deyince ,
    Bana karşımı geliyorsun , dedi.
    Ben de evet dedim.
    Sonra babam beni başka okula gönderdi.
    Şemsi Efendinin özel laik okuluna.
    Burası daha iç açıcıydı.Yan yana sıralar daha aydınlık
    Üstelik artık dizlerim acımıyor
    Babamın işleri bozulunca , dayımın köyüne Langazaya gittik.
    Çiftlik hayatı başladı.
    Bir tarlada öğrenmişti vatan bekçiliğini
    Kargaları kovalaya kovalaya Mustafa
    Yel eser gün vurur akşamlara dek Kavrulur yanardı elleri ekinlerin ortasında
    Yüzyıllar öncesinden
    Yüzyıllar sonrasından sesleniyorum size
    Ben Mustafa Kemal'im hey Ben Mustafa Kemal" im
    Orada okul yoktu , sıkılıyordum.Köydeki müslüman hocadan ders alıyordum.
    Sonra da köyün papazından , ama Rumca'yı sevmiyordum.
    Teyzemin yanına Selanik'e gönderildim.
    Arapça öğretmeni kaymak Hafızdan hayatımın ilk dayağını yedim.Bu bana çok dokundu. Çocuksu sorularıma dahi cevap veremiyecek kadar cahil , aciz koskoca bir adamdan dayak yiyordum.
    Bir gün komşumuzun oğlu Ahmet, bizi ziyarete geldi. Askeri okuldaydı.
    Pırıl pırıl tertemiz üniforması, anlamlı bakışı, kendinden emin konuşması.
    İşte o gün ben de o üniformanın içine girmiştim sanki.
    Annem olmaz dedi.
    Osmanlının askeri demek bitmez tükenmez sürgünler , savaşlar demektir.
    Kıyamam sana.
    Ama nafile gizlice okulu kazanmıştım.
    Anacığımın elini öptüm , hakkını helal etti.
    Yeni okulumu arkadaşlarımı seviyordum.Başarılıydım.
    Matematik öğretmenimiz senin de benim de adımız Mustafa dedi .
    Gel bir de yanına Kemal adını koyalım.Bundan sona senin adın Mustafa Kemal olsun.
    Orta okuldan sonra , yatılı olarak Manastır Askeri Lisesine başladım . Manastır Makedonya'nın can damarıydı , sınır bölgesiydi.
    Bulgar , Arnavut, Yunan çetelerinin cirit attığı bir yer. Etrafımda nelerin olup bittiğini anlamak istiyordum.
    Sonra Ömer'le arkadaş olduk.
    Tatil günleri istasyona gider , askerleri seyrederdik.
    Oradan da Yonya'ya.(Yonya bir liman gazinosuydu)
    Orada birşeyler içer saatlerce tartışırdık.
    Ali Fethi ile tanıştıktan sonra ufkum daha da genişledi.
    O bana siyasetin ne olduğunu anlattı.
    Jan Jak Ruse , Volterî, Mantesküi'yi anlattı.
    | Volter , Rober Piyer ,1789 ihtilali , halk , ulus , özgürlük , gerçekler.
    |Ve yaşamın sınırları . kafam karmakarışıktı.
    Gökte ay üşür
    Dışarıda gece üşür
    Düşmanca kol gezer bıçak sırtı bir ayaz
    Mustafa Kemal üşümez
    Düşünür.
    Bir gün Ömer'le tren istasyonunda dervişlere rastlamıştık.
    Ve garda da. bir sürü yabancı yolcu.
    Dervişler,ellerinde sivri külahları
    Bol cüpbeleri kendilerinden geçmiş , bağırıp çağırıyorlardı.
    Nara atıyorlar , kimileri de düşüp bayılıyorlardı.
    Şöyle bir baktım.Utandım.
    Gözlerimi kapadım.Cennetin anahtarını satan papazla, muska satan yobaz
    Ve nara atıp kendinden geçen , sözüm ona dervişler.
    İşte dedim kendi kendime.
    Dünyayı bu hale sokan sizlersiniz.
    Artık düşünüyordum, öğrenmek istiyordum.
    Düşlerim beni aştıkça , yeniden öğrenmeliyim.
    İçimdeki büyük aşkın ne olduğunu artık iyice anlıyordum.
    Okul bitince...
    İstanbul'a Harbiye'ye gidecektik düşlerimizi gerçekleştirmeye.
    İnsanlığa aşıksın sen Sönmeyen tek ışıksın sen Kurtuluş ve özgürlüğe
    Bir evrensel bekçisin sen
    İstanbul
    Daha ilk bakışta ortaçağı anımsattı bana
    Sanki insanlar hala yüzyıllar öncesi gibi yaşıyordu ,
    Kara çarşaflı, peçeli hayaletler gibi, karanlık basmadan evlerine koşuşan
    kadınlar
    Asma çardakların gölgesinde
    Günde beş vakit ezan sesiyle kımıldayan çehreler.
    Haliç'in ötesinde ölü bir görüntüden ibaret kalan Türk mahalleleri
    Ve şaşkın değişmez sessizliğe uyuyorlardı.
    Oysa Beyoğlu , Pera ve baş döndürücü sokakları sonunda liman...
    Şık faytonlar , mağazalar , tiyatrolar , müzikaller.Bambaşka sosyal bir çevre.
    Vergi vermeyenler sırtını kapitülasyonlara dayamış
    Merkezi hükümete önem vermeksizin bir bambaşka İstanbul.
    Osmanlıların üstündeki yabancı baskısı o derece şiddetliydi ki
    Sanki Türkler kendi vatanlarında esir
    Yabancılar efendiydiler.
    Düşman devletler Osmanlı Devletine Maddeten ve manen tecavüz halinde
    Karar vermişler onu yok etmeye , bölüşmeye
    Padişah ve halife olan kişi de
    Düşünmüyor hayatını ve rahatını
    Kurtarmaktan başka çare.
    Artık Fransızca gazeteleri okuyabiliyordum.
    Bazı kitaplar yasaktı.Bunları geceleri okurdum.
    Namık Kemal'i , Volter , Robes Piyer'i şimdi daha iyi anlıyordum.
    Önce Napolyon’a hayrandım.
    Felsefi görüşlerim iyice şekillenince , ondan pek hoşlanmadım.
    Demek ki devrimler karşı devrimleri getirebilirdi.
    1789'un saflığı ve temizliği ve Napolyon'un emperyalizmi.
    O gün arkadaşlarla bir komite kurduk.
    El yazısıyla gazete çıkarmaya karar verdik.
    Gazete sarayın kulağına gidince yakalandık.
    Ama okul müdürü devrimci bir adamdı.Kurtulduk.
    Belki de bir iç güdü.
    Kurmay okulunun ilk sınıfında hepimizden bir araştırma , yazısı istemişti.
    Araştırma yazısını okuyan öğretmenim gözlerime baktı.
    Zaten dedi, senden de bu beklenir.
    Araştırmanın adı:Başkente karşı Anadolu isyan hareketlerinin Gerilla taktikleri.
    Sonra yine yakalandık.
    Bildiri dağıtıyorduk üstelik okul bitmiş daha yeni yüzbaşı olmuştum.
    Tutuklu kaldığım süre içinde yazıyordum.
    Şiir yazıyordum.
    Devrim taslakları yazıyordum. Sonra kıta hizmeti adına İstanbul dışına sürüldüm , Şam'a
    Yıl 1905
    Mustafa Kemal şimdi yüzbaşı
    Yıldızlar İçinde yıldız;yücelmiş daha başı
    Dışarıda bıçak sırtı bir ayaz
    Gökte yıldız ve ay üşür
    Mustafa Kemal üşümez
    Vatanını ve ulusunu düşünür
    Peki dedim , öyle olsun. Bizde gider çölde bile yeni bir devlet kurarız.
    Zamanla binlerce gerçeğin değil, tek bir gerçeğin olduğunu anladık.
    Ne işimiz vardı Arabistan çöllerinde.
    Hepimizi baskı altında toplamaya çalışan softaların , yobazların içinde , ne işimiz vardı.
    ( YEMEN TÜRKÜSÜ)
    iyice anlamıştım ki ,
    Müslüman olmayanların cennetin bütün nimetlerinden yararlandıkları ,
    Müslümanların ise cehennem azabı çektikleri bir yerdi.
    Osmanlı İmparatorluğu.
    Sende-de dünyalar devirenlerin
    Ayakta tutmayan darbesi vardı;
    Zamanı yakından çevirenlerin
    Zincire vurulmaz hür sesi vardı
    İhtilalin nasıl, neresinden başlamalıydı.
    Vatandan uzak Arap illerinde...
    Arkadaşlardan kopuk.
    Makedonya'ya gitmeliydim.
    Bu işin can damarı arada atıyordu.
    Bir müddet sakin kalıp , Selanik'teki Genel Kurmaya atanmalıydım.
    Ve atandım.
    İhtilalin çekirdeği bazen de kendince oluşuyordu.
    Kendini devrimci ihtilalci sayanlar vardı
    Bir elinde kılıç , bir elinde din kitapları, devrim üzerine yemin ederler.
    Değişmesi gereken bir düzen için ,değişmeyecek kurallar üstüne yemin edebilir miydi?
    Ama ihtilal kadrosu yavaş yavaş tamamlanıyordu.
    Biz reformcu değildik,
    Biz siyasal yapıyı değiştirmek istiyorduk
    Egemenlik kavramını değiştirmek istiyorduk.
    Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir
    Dinsel kuvvetler ise bunun tam tersiydi.
    Kökten dinciler gücünü tartışmadan değil
    Baskıdan , düşünce özgürlüğünden değil
    Kayıtsız şartsız itaattan alıyorlardı.
    Üstelik kör itaat
    İnsan zekası ve uygar olabilmek
    Evrenin sınırlarını çözmeye çalışmak,
    Bilim teknik ve hür düşünce yerine kör itaat
    Bizi bu hale sokan karanlık , cehalet değil miydi?
    Yola çıkarken kavşak noktalarında düşüncelerimiz saydamlaşıyordu
    Arkadaşların çoğu müslümanlıktan din olarak değil
    Siyasal bir güç olarak bahsediyorlardı
    Yobazlar , gericiler, tutucular
    Müslümanlığın yüz karasıydı.
    Ve bu cehalet sürdükçe mahvolup gidecektik
    Bazı arkadaşlar din yerine ırk kavramını uygun görüyorlardı.
    Ama sis dağıldıkça çoğunlukta devrim çekirdeğinde anlaşıyorduk
    Başlık kendi kendine çıkıyordu
    TÜRK DEVRİMİ!
    Hangi devrim tek başına yapılabilirdi.
    Devrim kimin için yapılabilirdi
    Üstelik başlayınca durmak dinlenmek yoktu artık
    Esirler, mazlumlar için sende
    En içli şairin bir kalbi vardı
    Harise , zalime karşı çehrende
    Bir korkunç devrimci gazabı vardı
    Yanı başımızda bir ihtilal daha vardı.
    Sovyet ihtilali.
    Bu devrim hareketi daha başında bir panislavizm hareketine dönüşüyordu.
    Oysa,
    Uygarlık ister istemez evrensel boyutlara gidiyordu.
    Artık uygarlık değil , dünya uygarlıklarının temelleri bize yakışırdı.
    Siyasi görüşlerim asker kişiliğimle bağdaşamaz hale gelmişti.
    Yavaş yavaş kızağa alınıyordum.
    Önce Trablusgarb'a göderdiler.
    Kaybedilmiş bir cephenin yeniden kurtarılması için
    Ama karşımda ümmetinden bile bıkmış
    Şeyhler, aşiretler , kabileler , tarikatlar
    Savaşmak için hiçbir nedeni olmayan
    Kaybedilecek hiçbir şeyi kalmamış topluluklar
    Trablus macerası ve Balkan Savaşı sonrası
    Ömrümün çoğunun geçtiği Selanik bile elden çıkmıştı
    İstanbul Hükümeti hayalperest insanların elindeydi
    Acı ama gerçek bu
    Uyarıyordum. Ama iktidar olma hırsı
    Onlar için her şeyden öndeydi.
    Bitsin bu gaflet uykusu
    Padişahtan hayır yok artık bize
    Geldi düşmanın önünde dize
    Büyük savaşa az kalmıştı

    ___________




    Yalan söylüyor size
    Alalım herşeyi göze , dönelim öze
    Çıkaralım vatanımızı karanlık geceden
    Işıl ışıl bir gündüze
    Terfi edilmiştim.
    Yeni bir görev gerekiyordu
    Ve usulca sürgüne yollandım
    Sofya'da Ateşe Milliterliğine
    Sofya'da hayat güzel geçiyordu
    Fransızcamı ilerletmiştim
    Ne de olsa davetli sürgün hayatı.
    Diplomatik misyonların davetleri.
    Ziyafetler , açılışlar akşam yemekleri...
    Memleketim için ne gerekiyorsa burada yapmaya çalışıyordum
    Arkadaşımla yazışmayı hiç aksatmadım
    Zaman bizim zamanımızı bekliyordu.
    Bir gün Sofya'nın müzikli bir çay bahçesinde,
    Birden yanı başıma bir Bulgar köylüsü geldi.
    Garson onunla ilgilenmekten hoşlanmadı.
    Köylü Bulgaristan benim çalışmamla yaşatılıyor,
    Bulgaristan benim tüfeğimle korunuyor.
    Verin çayımı, pastamı ; parasını vereyim"
    Bende köylüden yana çıktım.
    "Benimde köylüm böyle olmalı"dedim.
    İşte böyle olmalı.
    Milletin efendisi köylüdür.
    Dimitrina , General Ratsov'un kızıydı,
    Onunla sık sık beraber olmak durumundaydık.
    Babası Bulgar müdafa vekiliydi.
    Davet eder , her seferinde giderdim.
    Konuşurduk.
    Konu dönüp dolaşıp siyasete gelince "Kadın erkek eşitliği"derdim.
    Dimitrina da seçme hakkı seçilme hakkı.
    Kadınların her türlü özgürlüğü olmalı
    Dimitrina da"Bu Avrupa'da bile yok Mustafa , Türkiye'de ne zaman olur"
    Çok yakında derdim çok yakında
    Kadınlar yeniden doğuracaklar kendilerini
    Ey Türk kadını.
    Daha Avrupa'da yokken
    Sen kazandın
    Seçme Seçilme hakkını.
    Türk kadını,Atatürkçülükten ödün vermez
    Büyük savaşa az kalmıştı
    Doğru gibi görünen askeri taktikler
    Aslında siyasi senaryoların tam tesiri gösteriyordu.
    Almanya savaşa girerse ve kazanırsa,
    Türkiye onun uydusu olacak.
    Kaybederse bizde paramparça olacağız
    Saltanat, yutan demek.
    Saltanat bu ülkeyi
    Düşmana satan demek
    Ölmez Türk Milletin
    Her an aldatan demek
    Sofya'da kalmak ,
    Her şeyden uzak kalmak istemiyordum
    Beni artık tanıyorlardı
    Onlar için tehlikeliydim
    Uzak cephelerde beni oyalamak istiyorlardı
    Hatta yanıma üç alay alıp,
    Hindistan'ı Müslümanlık adına zaptetmem istenmişti
    Üç alay asker , ben ve Hindistan
    Hep hayal, hep hayal ....
    Yeni bir görev istedim. .
    İstanbul'da olmak istiyordum.
    Beni uzakta tutmak için 19.Kolorduya,
    Gelibolu'ya gönderdiler
    Aslında bu paha biçilmez bir fırsattı
    Bende gittim (ÇANAKKALE MARŞI)
    Üstümüze bütün gücüyle dayanmış
    Koskoca bir emperyalist ordu.
    Gemiyle tam karşımızda . Çanakkale'de!
    Üstelik iyi hazırlanmış kusursuz bir savaş planı
    Öğün ey Çanakkale , cihan durdukça öğün
    Ömründe göstermedin,bin düşmana bir düğün
    Sen bir büyük milletin savaşa girdiği gün
    Başına,yüz milletin birden üşüştüğü yersin
    Komuta bizde değildi.
    Bir Alman Paşası vatanımızı koruyacak
    Kimin adına diyordum , kimin adına
    Emperyalistler, emperyalistlerle savaşacaktı
    Yine bizim topraklarımızda
    Yine bizim canımızla oynanan
    Bir ölüm kalım savaşı
    İşin başında yanlışlığı görmüştüm
    Uyardım ama dinletemedim
    Çözülüyorduk.
    Sonunda bütün cephenin komutanlığını bana verdiler ister istemez
    Anlayamadıkları bir güç karşısında ölüyorduk,
    Öldürüyorduk.
    Ama kazanıyorduk . Kazanıyorduk
    İşte yıllar önce şahlanmış yamaca
    Alaca karanlıkta çıkan çarpmış başım
    Şarapneller ölümden bir kucak aça aça
    Bu diyarın taramış ,toprağını, taşını
    Dörtgün dörtgece
    Uykusuz dörtgün dörtgece
    Tarihin en kanlı savaşı
    Bu savaş biterken
    O tertemiz Anadolu çocukları
    Neden ve niçin öldüklerini artık anlamışlardı
    Ben size taaruz emretmiyorum ; ölmeyi emrediyorum
    Başka da çaresi yoktu
    O günden sonra
    İçimdeki son kuşkularda yok olup gitti
    Artık yepyeni bir dünya
    Yepyeni bir vatan
    Yepyeni bir millet doğacaktı.
    Düşmanın direnci azalmış
    Ve bir müddet sonrada çekip gitmişti
    Ama yorgunduk
    Sıtma nöbetleri içindeydim
    Üstelik burada da fazla işim kalmamıştı
    Tevfik doktor olarak Gelibolu'daydı
    Çok hastasın dedi:
    Gidelim Tevfiık gidelim , İstanbul'a gidelim.
    Libya , Mısır , Filistin , Suriye , tüm Arap illeri
    Müslümanlık adına alınmış topraklar
    Ulus olamamış ümmetlerin . toplulukların hepsi
    Şimdi Fransızdan , İngilizden , İtalyandan memnun gibiler
    Bulgar , Yunan , Sırp ulus olmak istiyor
    Turan illeri şimdiden sosyalizm adına zaptedilmiş
    Yabancı bir devletin koruculuğunu , kolaycılığını istemek insanlık
    niteliklerinden yoksunluğu ,güçsüzlüğü ve beceriksizliği açığa vurmaktan başka
    bir şey değildi.
    Tarih mi yanlış yazıyor,
    Yoksa biz mi şaşırdık
    O gece Şişli’deki evde İsmet'le buluştuk.
    Merhabalasırken gözleri parlıyordu bütün ihtilalciler gibi
    Anadolu haritasını çıkardım
    Hemen cebinden bir pergel çıkardı. "İsmet" dedim.
    Anadolu'ya gidiş için en iyi yol sence hangisi?
    Demek karar verdin dedi.
    Haritaya baktı baktı;
    Bir sürü yol var , bir sürüde yer
    Sonra sordu "Peki ne zaman?"
    Zamanı geldi İsmet
    Hazır ol, artık gidiyoruz.
    Atatürk'üm eğilmiş vatan haritasına
    Görmedim tunç yüzünde böyle geceler
    Tutsak yaşamak , baş kaldırmamak en büyük ardır.
    Gelin el ele verelim , düşmana haddini bildirelim
    Başka yolumuz kalmamıştı. Anlatıyorduk , Anlamıyorlardı.
    Yaylılar gelip geçiyordu güneyden
    Örtük kara perdeler sallanıyordu
    Utanıyordu
    Anadolu'dan gelip geçen
    Milletin yüreği kan ağlıyordu.
    Darbe yapmak fazla bir değişiklik getirmeyecekti.
    İstanbul'un içinde çürüyüp gidecekti
    Geleceğimin Mustafa'sı Kemal"le anlaşmıştı
    Tek yolumuz bağımsızlık
    Bütün mazlum insanlar , uluslar er geç bağımsızlığına kavuşacaklar ;
    Güneşin doğudan doğduğu gibi bundan eminim.
    15 gün sonra ,
    Bandırma vapurunun güvertesinde o fırtınalı ünde....
    .Göz göze geldik.
    Hepsinin içinde aynı heyecan , aynı sabırsızlık
    Bir gemi yanaştı Samsun'a sabaha karşı
    Selam durdu kayığı , çapan , takası
    Selam durdu tayfası
    Samsun limanına bu gemiden atılan
    Demir değil
    Sarılan anayurda
    Kemal Paşa'nın kollarıydı.
    Sonra Erzurum
    Bir selam gibi gitti Erzurum'a
    Bin selam gibi geldi Sivas'a Erzurum'dan
    Dağlar alçaldı yol vermeye
    Temizlendi iklimden karından
    Aksilikler bizi bırakmadı.
    Arabamız bozulunca bizde baharın tüm güzellikleri içinde yürüdük
    Her molada bir mısra
    Her yürüyüşte bir mısra daha
    Bu benim ilk güftemdi (GENÇLİK MARŞI)
    Yola çıkarken apotlerimi koparmıştım
    Artık rütbesiz bir er bile değildim
    Emir komuta zincirinin ne olduğunu Askerler iyi bilir
    Artık halktan biriydim
    Tek gücüm ihtilalci olmamdı.
    Boynumuzda idam fermanı bulunan bir ihtilalci
    Boz kalpağım hele bir çıkarsın Mustafa Kemal
    Altın saçları pırıl pırıl dalgalansın rüzgarda
    O Mustafa Kemal ki
    Rütbesiz , nişansız dimdik ayakta.
    Bütün evraklar yazışmalar resmi olarak yaverimdeydi
    Ama o da istifa ettiğine göre
    "Ben" dedi bu evrakları şimdi size veremem ne olacak?
    Bunu hiç düşünmemiştim.
    Ertesi gün odaya Kara Bekir Paşa geldi.
    İki adım uzakta topuklarından gelen bir selam verdi.
    Ve böylece devam etti
    "Komutanda bulunan herkesin size saygılarını arz ediyoruz.
    İhtilalin doğal komutanı sizsiniz.
    Emrinizdeyiz."
    Kucaklaştık. Öyle ulu kişi ki , öyle kahraman ki
    Vardığınızı sanırsınız
    O uzak.
    Kısa zamanda parlak başarılar elde edebilirdik Sınırlan genişletmek istemiyordum
    Ulusal sınırlar içinde
    Sağlıklı bir devlet kurarak
    Benden sonrada sağlam kalacak .
    Siyasi bir sistem bırakmalıydım
    Misakı Milli
    Vatan
    Sen büyüksün...
    Sen güzel
    Bu can feda olsun senin' yolunda
    Varlık içinde yok sana bir bedel
    Hilal sağ yanında, ,
    Yıldız solunda.
    Arkadaşlarla bazen tartışırdık
    Bazıları eski sınırlara kovuşmak isterlerdi
    Hatta daha ötesine
    Oysa ben sömürgeciliğin , yayılmacılığın hüsranla sona ereceğini biliyordum. Amaçlarıma adım adım gitmeliydim.
    Halkıma ters gelecek düşünceleri defalarca düşünmeliydim
    Danışmalıydım.
    Ama karar verince de asla geri dönmemeliydim.
    Yürüdük biraz güç , biraz huzur
    Yolumuzda diken yerine süngüler
    Bir meclis kuruldu Sivas şehrinde,
    Alın yazımız yazıldı.
    Yine başımızda Mustafa Kemal .
    Erzurum'a varınca ilk hedefim kongreyi toplamaktı,
    Bu Anadolu ihtilalin ilk meclisi olacaktı.
    Ateş orada yakılacaktı.
    Düşman ilerliyordu üstümüze her yandan
    Her gün yeni bir parça sökülüyordu vatandan
    Onlar ilerledikçe , derdi Gazi Kumandan
    Düşmanı boğacağım yurdumun kucağında
    Sabahlara kadar çalışırdık.
    Herşeyi adım adım planlamak gerekiyordu.
    Günlükleri yazmaktan yorulunca Mazhar'a yazdırdım Sigaramın acı nefesi , tatlı hayalleri gerçekleştirecekti
    Bu sırları şimdilik sakla ve yaz...
    Padişah ve hanedan yok olacak.
    Ve Cumhurivet kurulacak
    Yaz
    Fes kalkacak, uygar milletler gibi şapka olacak,
    Bazen bunlar fazla hayal değil mi? Dedi
    Yaz derdim devam et
    Latin harfleri olacak



    ______




    Yaz
    Kadınlara özgürlük , seçme ve seçilme hakkı
    Seneler sonra ikimizde yazdıklarımızı unutmamıştık
    Şapka devrimini gerçekleştirdiğimizde
    Benim de , Mazhar'ında , Diyanet İşleri başkanında birer şapka vardı.
    Göz göze gelmiştik.
    Mazhar demiştim.
    Kaçıncı sayfada kaldık.
    Hesap vakti gelmişti.
    Tarih alışkanlığından vaz geçecek Kimsiz , kimliksiz kalanlar
    Şimdi kendi yazgılarını yazacaklar
    Ne ezen olmalıydı ne ezilen
    Her ulus kendi bağımsızlığını kendi yaratacak
    Siz bu işleri başkaları adına yapmaya kalkarsanız.
    İşte biz buna emperyalizm deriz
    Oysa biz emperyalizmi kahretmeye geliyoruz
    Hakimiyet milletindir dediğimde acaba ne anlıyorlardı
    Ama anlayacaklardı ,
    Savaştıkça anlayacaklardı Kazandıkça anlayacaklardı
    Bir gün ressamlar
    Kahramanlık yüzünü kaybederlerse
    Gitsinler , Yıldırım'ın resmini yapsınlar
    Aksak Timur şimdi yaşasaydı
    Belki de aynı şeyi yapacaktı
    Su gencecik çocuklara bak!
    Yeni Zellandalı . Avusturalyalı Anzak ve Yunan için anlamsız bir savaşın garip mezar taşlan değiller mi?
    İşte şimdi bizden öğrenecekler
    Özgürlüğün ne olduğunu ,
    Bağımsızlığın ne olduğunu
    İçleri rahat
    Yanı başımızdaki mezarlarda...
    Daha ilk meclis açılırken
    Oradakilerin çoğunun ulus kavramı yoktu.
    Padişah , Hilafet, Ümmet
    Bundan başka
    Kişiliği olmayanlarda bir özgürlük savası nasıl kazanılacaktı.
    Diyelim ki kazandık.
    Bu savaş kimin adına kazanılacak
    Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir."
    Ben Mustafa Kemal'in annesi
    Ezan sesi gibi özlem içimde Mustafa'm Afrika çöllerinde Mustafa'm Anafartalarda Mustafa'm Anadolu'da
    Ana kalbi işte
    Düşündüklerimi ve arkadaşlarımı tanıdıkça
    Başıma bir şeyler gelecek korkusuyla Anacığım
    Pamuk elleriyle okşamıştı beni.
    "Mustafa'm" dedi.
    Korkuyorum.
    Padişaha karşı mı geleceksin?
    Gün nasıl doğacaksa,
    Sen beni nasıl doğurdunsa anacığım
    Güneşe bak
    Doğudan doğacak güneşe bak
    Gün nasıl ağarıp gelecekse,
    Nasıl ki rüzgar bulut olacaksa Buluta yağmur el değecekse Yağmura toprak can verecekse Güneşe bak doğacak güneşe bak.
    Ne din , ne ırk,
    Sen ben yok,
    Ne dün ne bugün
    Yarın yok
    Sonra ateş , sonra kan , sonra ihaneti gördük İhaneti ateşle yakıp , aydınlatıp
    Korku korkudan kaçıp
    Ressamlar bizim resmimizi yaptılar
    Gencecik; Yeni Zellandalı, Anzak, Avusturalyalı Koyun koyuna bağımsızlığı bizden öğrendiler
    Güneşe bak
    Doğudan doğacak güneşe bak
    Gün nasıl ağarıp gelecekse
    Nasıl ki rüzgar bulut olacaksa Buluta yağmur el değecekse/ Yağmura toprak can verecekse Güneye bak
    Doğudan doğacak güneşe bak Ne din, ne ırk
    Sen yok ben yok
    Ne dün ne bugün
    Yarın yok
    " Doğudan doğdu güneş
    İlk defa karanlık korktu
    İhaneti ateşle yakıp aydınlattık
    İnsanlar bilinçlendikçe kişiliklerini ister
    Milletler de öyleydi
    Kabiliyetlerini keşfetmek ,zengin olmak isterler
    Bu zenginlik başkalarının açlığı pahasına olursa
    İşte o zaman iş değişir.
    Eninde sonunda hesabı sorulur
    Gerçek bir devrimcinin amacı
    Egemenlik kayıtsız ve şartsız uluta olmasını sağlamaktır
    Tam bağımsızlık , dünya milletleriyle kardeş olmak demektir.
    Irk esasına dayanan düşünce unsurları
    İnsanlık ailesine üvey evlat yetiştirmek demektir ; Bilinçlenen bir toplum demokrasiden korkmaz ;
    Halkını cahil bırakan insan eninde sonunda kaybolur.
    Fakirliği paylaşmakla . zenginliği paylaşmak ayrı ayrı şeylerdir.
    Sosyal devlet emeğin ve geniş halk kitlenin sefahı demektir.
    Bunu kaideleri bellidir.
    Ne üç beş kişi parasıyla dünyayı değiştirebilmeli
    Ne de devlet zalim olmalıdır.




    Cumhuriyet özgürlük , insanca varlık yolu Atatürk'ün çizdiği çağdaş uygarlık yolu
    İnsan zekası ve kültürü;
    Soyut ve somut kavramıyla bir bütündür.
    Sanata , bilime söylediğin türküye ekmek kadar acıkıyorsan
    Ne mutlu sana
    Barış zeka ürünüdür
    Savaş olmayanlara aittir
    Eğer uğruna savaşacak bir şeyin varsa
    Olsa olsa özgürlüğündür , bağımsızlığındır.
    Ellerimiz bağlanmış , biz inliyorken yastan
    Tıpkı yanardağ gibi , görünmüştün Sivas'tan Dedin ki: "Türkün alnı layık değil karaya" ; Bir avuç el toplayıp , yerleştin Ankara'ya Herkes duydu halaskar sesini uzak , yakın... Başladı , tarihlerde görülmemiş bir akın Düşmanların eridi eridi karşımda dizi dizi... Bir asırda bir doğan , ey yüce namlı GAZİ
    Zaman akıp gidecekti
    Hiçbir şeyi tabulaştırma
    Tabulara karşı koy
    Büyük devrimlere gereğin kalmayacak kadar
    Devrimci kal yeter
    Eğer bir milletin kurtarıcıya gereksinimi yoksa
    Artık millet olmuştur.
    Sakın kurtarıcı bekleme;
    Yoksa sana karşı vazifemi yapamadım sayarım.
    Anafartalarda Mustafa Kemal'din
    Kurtuluş savaşında Gazi Kemal
    Laik Türkiye Cumhuriyetini kurarken Kemal Atatürk oldun
    Yaşarken önderimizdin
    Yokluğunda ışığımız
    DÜŞMANLARA GEÇİT YOK ATAM



    alıntıdır​
     
    YoRuMSuZ bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş