1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Atatürk'ün Katıldığı Tüm Savaşlar

Konusu 'Hayatı' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 14 Eylül 2012 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    Trablusgarp Savaşı

    Sanayi Devrimi’ni ilk gerçekleştiren ülke olan İngiltere, kendisine hammadde ve Pazar bulmak amacı ile Akdeniz’e geçerek Güney Asya’ya (Hindistan’a) egemen oldu. İngiltere ilk olarak Hindistan’ın yolunu korumak amacıyla Kıbrıs’ı daha sonra da Mısır’ı aldı.

    Fransa; Cezayir ve Tunus’u sömürge amacı ile ele geçirdi. 1870 yılında siyasi birliğini tamamlayan İtalya, sanayisini de geliştirerek kendisine sömürge arayışı içerisine girdi. Bütün bu gelişmelerin sonucunda, İngiltere ve Fransa’nın desteğini alan İtalya Trablusgarp’a girdi. İtalyanların Trablusgarp’a saldırması sömürge arayışı içerisinde olmalarından kaynaklanıyordu.

    İtalya’nın Trablusgarp’ı işgalini kolaylaştıran en büyük sebep İngiltere, Fransa ve Rusya’nın İtalya’ya saldırmayacaklarına dair güvence vermesiydi.

    Bütün bu gelişmeler devam ederken Osmanlı Devleti bölgeye ordu ve donanma gönderemedi. Sadece, Mustafa Kemal ve Enver Paşa gibi vatan sever bazı subaylar sivil kıyafetler içerisinde Trablusgarp’a geçtiler.

    Mustafa Kemal, Enver Paşa ve arkadaşları halkı ve askerleri teşkilatlandırmayı başararak, Derne, Tobruk ve Bingazi’yi kurtardılar. İtalya, Trablusgarp’ı işgalinde başarılı olamayınca Osmanlı Devleti’ni barışa zorlamak için On İki Adayı işgal etti. Bu arada Osmanlı Devleti’nin güçsüz durumunu fırsat bilen Balkan devletlerinin Osmanlıya savaş açması üzerine Osmanlı Devleti İtalya’ya barış önerdi ve Uşi Antlaşması imzalandı.(1912)

    Bu antlaşmaya göre Osmanlı Devleti Kuzey Afrika’daki son vatan toprağını da kaybederek Trablusgarp’ı İtalya’ya verdi. On İki Ada ise Balkan Savaşları bitene kadar İtalya’ya emanet edildi. Ancak İtalya, Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı sonunda Osmanlı Devleti yenildiği için On İki Ada’yı geri vermedi. On İki Ada çok sonra Paris Antlaşması ile Yunanistan’a verildi.(1947)

    Not: Trablusgarp’taki Osmanlı birlikleri başlıca üç komutanlığa ayrılmıştır:

    • Derne Komutanlığı: Kurmay Binbaşı Mustafa Kemal
    • Bingazi Komutanlığı: Kurmay Binbaşı Enver Bey
    • Trablus Komutanlığı: Kurmay Albay Neşet Bey


    İkinci Balkan Savaşı (1913)

    I. Balkan Savaşında Balkan topraklarının büyük bir bölümünün Bulgaristan’ın eline geçmesi nedeniyle aralarında ittifak yapan Yunanistan, Sırbistan, Karadağ ve Romanya Bulgaristan’a saldırdılar. Bu durumu fırsat bilen Osmanlı Devleti Bulgaristan’a savaş açtı.

    Mustafa Kemal’in kurmay başkanı olduğu Bolayır Kolordusu, Bulgaristan’a taarruz ederek 15 Temmuz 1913’te Keşan’ı, 17 Temmuz’da Enez ve İpsala’yı, 18 Temmuz’da Uzunköprü’yü, 21 Temmuz günü de, Karaağaç ve Dimetoka’yı alarak Edirne’ye girdi. Bunun üzerine Bulgaristan barış istedi. 29 Eylül 1913’te İstanbul Antlaşması imzalandı.


    Çanakkale Savaşı

    I. Dünya Savaşı’nda İtilaf devletleri (İngiltere-Fransa-Rusya) Çanakkale Boğazı’nı ele geçirerek Osmanlı Devleti’ni tarih sayfasından silebileceklerini düşünüyorlardı. Ancak müttefiklerden Rusya’nın Alman ve Avusturya ordularına karşı peş peşe aldığı yenilgiler İngiltere ve Fransa’yı oldukça rahatsız ediyordu. Avusturya’ya karşı Balkanlar üzerinden bir cephe açılmasını da çok istiyorlardı. Bütün bu nedenlerden dolayı İtilaf devletleri Çanakkale Boğazı’nı dönemin en kuvvetli savaş gemileriyle abluka altına aldılar.

    Düşman kuvvetleri dönemin en gelişmiş savaş gemileri ile Kumkale ve Seddülbahir müstahkem mevkilerini 19 Şubat 1915’te ağır bir bombardımana tuttu. Bombardıman bir ay kadar sürdü. Bu bombardıman sonucunda Türk mevzilerinin tamamen sustuğunu zanneden düşman gemileri Çanakkale Boğazı’ndan artık rahatça geçebileceklerini düşündüler. Ancak bir gece önce Nusret mayın gemisinin döşediği mayınlara çarpan dönemin en modern savaş gemileri, Türk topçusunun da aman vermez karşı koyuşu ile boğazın derin sularına gömüldü. (18 Mart 1915)

    Bunun üzerine Çanakkale Boğazı’nı geçemeyeceğini anlayan düşman kuvvetleri, ilkönce Gelibolu Yarımadasını işgal edip buradan Boğaza hakim olmayı hedefledi. 25 Nisan 1915’te büyük bir çıkarma yapan on binlerce İngiliz ve Anzak askeri karaya çıkmaya başlamışlardı. Fransız ordusu da Kumkale’ye ayak basmıştı.

    Osmanlı ordusu büyük destanlar yazarak kahramanca Çanakkale’yi savunmaya başladı. İngilizlerin giriştiği çevirme hareketi Anafartalar’da Mustafa Kemal’in yerinde müdahalesiyle önlendi. Mustafa Kemal, Arıburnu, Conkbayırı ve Kilitbahir’de de düşman kuvvetlerini büyük yenilgiye uğratmıştır.

    Artık tam bir siper savaşına dönen tarihin bu en kanlı savaşı göğüs göğüse devam ederken Bulgaristan’da Almanya yanında savaşa girdi. Bulgarista’nın savaşa girmesi ile Dimetoka’yı kendi rızamız ile Bulgarlara verdik. Böylelikle tarihimizde ilk kez bir vatan toprağı kendi rızamız ile elimizden çıkmış oldu. Bulgaristan’ın savaşa girmesi ile Almanya ile Osmanlı Devleti arasında bir köprü kurulmuş oldu. Almanya’dan bir çok yardım malzemesi Osmanlı Devleti’ne gelmeye başlayınca zaten savaşı kaybettiğini iyice anlayan İngilizlerde tamamen pes etti. İtilaf Devletleri 9 Ocak 1916’ta son birliklerini de alarak Çanakkale Boğazını terk etti.

    İtilaf devletlerinin Çanakkale Savaşı’nı kaybetmesinin hemen ardından Çarlık Rusya’sında Bolşevik ihtilali oldu.


    Doğu (Kafkas) Cephesi

    Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesi ile doğuda büyük bir Rus cephesi açılmış oldu. Ruslar Berlin Barışı ile ellerine geçirdikleri Doğu Anadolu’daki Kars, Ardahan ve Batum’u ilerideki savaşlar için tam bir üs haline getirmişlerdi.

    Yıllarca Osmanlı Devleti içinde huzur içinde yaşayan Ermenileri, Kafkas Ermenileri ile iş birliği içerisine sokarak kışkırtmışlar ve bilinçli bir şekilde bir “Ermeni Sorunu” oluşmasına neden olmuşlardı. Rusya ile Osmanlı Devleti savaşa başladığı anda Rusya bölümünde kalan ermeni çeteleri silahlandırılmış ve Türklere karşı kullanılabilecek önemli bir güç haline getirilmişlerdi. Rusların hedefinde Doğu Anadolu’daki diğer illeri ele geçirmek ve bağlaşığı olan İngilizlerden önce Basra Körfezi’ne inmek vardı.

    Buna karşılık Enver Paşa’da Kars Ardahan ve Batum’u kurtarmak ardından Güney Kafkasya’ya girmek ve orada yaşayan Türkleri Rus ve Ermenilere karşı ayaklandırmak istiyordu.

    2 Kasım 1914’te Rus kuvvetlerinin Kars’a doğru taarruz hareketine geçmesi ile savaş başladı. Bu sırada Enver Paşa’nın başında bulunduğu Osmanlı Ordusu da karşı saldırıya geçmişti. İlk önceleri Rus birlikleri biraz geri çekilse de, 22 Aralık 1914’te Başkomutan Vekili Enver Paşa’nın çetin kış şartlarına rağmen Sarıkamış civarında Ruslara karşı yaptığı harekatta 3. Ordu’ya mensup 60.000 asker Allahuekber dağlarında donarak şehit oldu.

    1915 yılı baharında Ermenilerle birleşen Rus birlikleri Van ve Malazgirt’i aldılar. 22 Temmuzda başlayan karşı taarruzla Van ve Malazgirt 25-26 Temmuz 1915’te kurtarıldı.

    1916 yılında Ruslar Kafkasya’daki kuvvetlerini artırarak taarruza geçtiler. Şubat 1916’da Erzurum ve Muş, 3 Mart’ta Bitlis, 19 Nisan’da Trabzon ve 25 Temmuz’da da Erzincan Ruslar tarafından işgal edildi. Hükümet, Çanakkale bölgesinde bulunan 2.Ordu’yu Kazım Karabekir komutanlığında Doğu Cephesi’ne kaydırdı. 10 Mart 1916’da atama emrini alan Mustafa Kemal, Edirne’den Diyarbakır’a kaydırılan 16. Kolordu’nun komutanı olarak, 15 Mart 1916’da Doğu Cephesinde göreve başladı. 7-8 ağustos 1916’da Muş ve Bitlis Ruslardan kurtarıldı. Yıl sonuna kadar Ruslarla savaşa devam edildi.

    1917 yılında Rusya’da iç karışıklıklar başladı ve Bolşevikler devrimle yönetime el koydu. Yıl boyunca Rus birlikleri işgal ettikleri topraklardan çekildiler. 18 Aralık 1917’de Ruslarla “Erzincan Mütarekesi” yapıldı. Mütarekeden sonra Rus kuvvetleri Doğu Anadolu’yu tamamen terk etti. 1917 kışı, hem Türkler hem de Ruslar için güç şartlarda geçti. Soğuk ve hastalıklar sebebiyle iki tarafta ağır kayıplar verdi.

    3 Mart 1918’de Rusya ile Almanya, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Osmanlı Devleti ve Bulgaristan arasında “Brest Litovsk Antlaşması” yapılarak Kars, Ardahan ve Batum’un Osmanlı İmparatorluğu’na bırakılması sağlandı.

    Brest Litovsk Barış Antlaşması’nın Osmanlı açısından önemi:

    -1878 Berlin Barışı ile Ruslara verdiğimiz Kars Ardahan ve Batum’u geri aldık

    -Rusların Kafkasları boşaltması ile Osmanlıya Kafkasya yolu açılmış oldu.


    Suriye-Filistin Cephesi

    Türklerin Süveyş Kanalı’na yaptıkları iki taarruz gerek Türk Ordusunun zayıf olması gerekse Almanların söz verdiği yardımları yapmaması üzerine başarısızlıkla sonuçlandı. Bunun üzerine İngilizler Filistin’i işgal amacıyla karşı taarruza geçti ve Suriye Filistin Cephesi Osmanlı’ya karşı açılmış oldu.

    1918 yılına kadar direnen Türkler, 400 bin kişilik büyük bir İngiliz ordusu karşısında 40 bin kişilik bir ordu ile karşı koymaya çalışmışlarsa da uzun süre direnemediler.

    İngilizlerin Suriye içlerine ilerlemesi devam ederken Yıldırım Ordular Komutanı Liman von Sanders Halep’te savunma düzeni kurma görevini Mustafa Kemal Paşa’ya bırakıp, Adana’ya gitti.

    Mustafa Kemal, bir yandan İngilizlerle mücadele ederken, diğer yandan Arap silahlı çeteleriyle mücadele etmek zorunda kaldı. Mustafa Kemal Paşa komutasındaki birliklerimiz İngilizleri bugünkü Suriye sınırında bir süre tutmayı başardı. 31 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi imzalandı. Mustafa Kemal Paşa’da Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığı’na atandı.


    Sakarya Savaşı (23 Ağustos - 12 Eylül 1921)

    İnönü’de ikinci kez mağlup olan Yunan kuvvetleri hazırlıklarını tamamlayarak, 10 Temmuz 1921’de iki ayrı cepheden taarruza geçerek Türk Ordusunu yok etmek istediler. Desteklenmiş kuvvetleriyle güçlü bir şekilde ilerlemeyi başardılar. Türk Ordusu, bu zor durumdan kendisini kurtarmak amacıyla Eskişehir’e kadar çekildi. Mustafa Kemal Paşa, 18 Temmuz 1921’de Batı Cephesi karargahına geldi ve durumu yakından görüp inceledi. Taktiksel bir anlayış sergileyerek ordunun düzenlenip kuvvetlendirilmesi için, Sakarya’nın doğusuna kadar çekilmesini gerekli gördü. Bunun üzerine, Türk Ordusu, 25 Temmuz 1921’de taktik savunma yapmak amacıyla Sakarya’nın doğusuna çekildi.

    Türk Ordusu Sakarya’nın doğusuna çekilmekle askeri bakımdan büyük bir avantaj elde etti. Bu durum Türk kuvvetleri için zor olsa da, Yunanlılar için daha da zor olan bir durum oluşturmuş oluyordu. Bu sayede, Türk kuvvetleri düşmanın gelişen taarruzlarının tehdidinden kurtarılmış, Sakarya’nın doğusunda yeniden düzenlenerek savunma gücü artırılmıştı. Yunan ordusu ulaştırma şartları ağır bir ortamda ikmal yapma mecburiyeti içerisine giriyordu.

    Türk Ordusunun Sakarya gerilerine çekilmesi halk arasında olduğu gibi TBMM içinde de bazı muhalif seslerin artmasına sebep olmuştu. Büyük Millet Meclisi’nde ve dışarıda son çare ve son tedbir olarak Mustafa Kemal Paşa’nın ordunun başına geçmesinde fayda umulduğu yolunda bir kanaat oluştu. Bunun üzerine Mustafa Kemal Paşa, 4 Ağustos 1921’de Büyük Millet Meclisi’ne verdiği bir önerge ile Başkumandanlığı kabul ettiğini bildirdi ve Meclis’in elindeki yetkileri de fiilen kullanmayı talep etti. Bu önerge üzerine Mustafa Kemal Paşa’nın muhalifleri, kendisine Başkomutan ünvanını ve Meclis’in yetkilerini kullanmak hakkını önce vermek istemediler. Ancak ünvan ve yetki, 5 Ağustos 1921 tarihli kanunla tanındı.

    Sakarya Savaşı’na Hazırlık

    TBMM, 5 Ağustos 1921’de çıkardığı yasa ile Mustafa Kemal Paşa’ya kendi yetkilerinin bir bölümünü üç ay süreliğine devretti. Bu yasa ile Mustafa Kemal Paşa, Başkomutan (Başkumandan) atandı. Mustafa Kemal Paşa’nın bu üç aylık süre içinde verdiği kararlar “kanun” sayılacaktı. Başkomutan artık orduyu Yunan saldırısına karşı bütün olanakları en iyi şekilde kullanarak hazırlamaya başlamıştı.

    Başkomutan ilk olarak, Türk ulusunu özveriye çağırdı. 7-8 Ağustos’ta yayınladığı Tekalif-i Milliye Emirleri (Ulusal Yükümlülükler Buyrukları) ile ulustan özetle şunları istiyordu. “Halkın ve tacirlerin elinde bulunan yiyecek ve giyecek maddelerinin yüzde kırkı, bedelleri sonradan ödenmek üzere orduya verilecekti. Öküz ve at arabalarının, binek ve taşıt hayvanlarının yüzde yirmisi teslim edilecekti. Halkın elinde ne kadar silah ve cephane var ise üç gün içinde orduya teslim edilecekti. Eli silah tutan herkes orduya katılacaktır. Teknik elemanların hepsi ordu emrine alınmıştı. Bütün teknik araç ve gereçlerin yüzde kırkına el konulmuştu. Her aile bir takım çamaşır ile bir çift çorap ve çarık hazırlayıp orduya verecekti. İlçelerde Milli Vergi Komisyonu kurulacak, rahat çalışabilmeleri için bölgede İstiklal Mahkemeleri kurulacaktır. Sahipsiz mallar, komisyonun denetiminde olacaktı. Bu emirlerin yerine getirilmesinin denetimini İstiklal Mahkemeleri yapacaktı.”

    Artık ulus tam anlamı ile bilinçli bir hale gelmişti. Bu sonuçla Başkomutan’ın bütün emirleri fazlasıyla yerine getirilmiş ve ordunun ihtiyaçları elden geldiği ölçüde giderilmiştir.

    Sakarya Savaşı

    Mustafa Kemal Paşa, 12 Ağustos 1921’de Polatlı’daki Cephe Karargahına giderek ordunun başına geçti. Cephede teftiş yaparken, attan düşerek birkaç kaburga kemiği kırıldı. Savaşı cephede yaralı ve kaburga kemiği sarılı bir şekilde idare etmek zorunda kaldı.

    14 Ağustos sabahı yunanlılar güçlendirdikleri birlikleriyle ilerlemeye başladılar. Kendilerini oyalamaya çalışan Türk kuvvetlerini önlerine alarak geldikleri Sakarya ırmağının kıyısında 23 Ağustos’ta Türk ordusu ile karşı karşıya geldiler. Asıl savaş o gün başladı. Çünkü Yunanlılar Sakarya ırmağını aşmaya başlamışlardı.Yunanlılar Ankara’ya ulaşmak için var gücüyle saldırıyordu. Özellikle Sakarya’nın doğusunda şiddetli çarpışmalar oluyordu.

    Yunanlılar bir ara Ankara’ya 50 km. kadar yaklaştı. Ancak her seferinde önlerine yeni birlikler yetiştirilerek durdurulmaları başarıldı. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa her seferinde değişik taktikler uygulayarak yeni savunma çizgileri oluşturdu. Bu taktiksel anlayışını Türk ordusuna ve milletine şu sözleriyle ifade ediyordu, “Hattı müdafa yoktur, sathı müdafa vardır, o satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz”

    Yirmi iki gün, yirmi iki gece süren ağır çatışmaların ardından Yunanlılar yenilerek geri çekilmeye başladılar. 13 Eylül’de Sakarya Irmağı’nın doğusunda tek bir yunan askeri bile kalmamıştı. Sakarya zaferi, geri çekilmenin durduğu, ileri gidişin başladığı noktayı oluşturmuştur.

    Sakarya Savaşı’nın Türk Ulusu açısından tarihsel önemi

    Eğer bu savaş yitirilseydi Anadolu’da Türk varlığı tamamen sona erecekti. Yunanlıların Ankara’ya ulaşması demek, İngilizlerin yardımı ile Türk varlığının Anadolu topraklarından silinmesi işleminin hız kazanması demekti.

    Sakarya Savaşı’nın Sonuçları

    - 22 gün süren savaş sonucunda Yunanlılar yenilmiş ve savunma durumuna geçmişlerdir.

    - TBMM hakkındaki kuşkular tamamen ortadan kalkmıştır.

    - TBMM Mustafa Kemal’e “Gazilik” ve “Mareşallik” ünvanlarını vermiştir. (19 Eylül 1921)

    - Mustafa Kemal’e 5 Ağustos 1921 tarihli kanunla verilen Başkomutanlık yetkisi süresiz uzatılmıştır.

    - İtilaf devletleri üç ay süreyle ateşkes önerisinde bulundular.

    - Savaş, Kurtuluş Savaşı’nın son savunma savaşı olmuştur.

    - İtalyanlar Anadolu’yu tamamen boşalttılar.

    - Rusya aracılığı ile Kafkas Cumhuriyeti’yle Kars Antlaşması imzalanmıştır.

    - İngiltere ile esir Mübadelesi Antlaşması imzalanmış ve Malta’daki Türk esirler serbest bırakılmıştır.

    - Fransa ile Ankara Antlaşması imzalanmıştır.

    - Ukrayna ile Dostluk Antlaşması imzalanmıştır.​


    Büyük Taarruz (Başkomutanlık Meydan Muharebesi)

    Türk ordusunun Sakarya Savaşı’nda elde ettiği başarı kamuoyunda büyük ses getirmiş, TBMM’nde taarruza kalkılması gerektiği yönünde fikirlerin beyan edilmesine neden olmuştur. Elbetteki Türk ordusu Sakarya Savaşı’nı kazanarak büyük bir moral içerisine girmiş ve bir an evvel düşmanı yurttan atmanın hesaplarını yapar hale getirmiştir. Ancak Büyük Taarruz öncesi bazı şartların oluşması gerektiğini çok iyi bilen Mustafa Kemal Paşa, acele edilmemesi gerektiğini 4 Mart 1922’de Büyük Millet Meclisi’nin gizli bir toplantısında yaptığı şu konuşma ile açıkça ifade ediyordu, “Ordumuzun kararı, taarruzdur. Fakat bu taarruzu tehir ediyoruz. Sebebi, hazırlığımızı tamamen bitirmeye biraz daha zaman lazımdır. Yarım hazırlıkla, yarım tedbirlerle yapılacak taarruz, hiç taarruz etmemekten çok daha kötüdür”.

    Sakarya Savaşı’nda Yunan ordusunun saldırma ve ilerleme gücünün iyice zayıflamış olması henüz yurdun kurtarılmış olması anlamına gelmiyordu. Anadolu’dan tamamen sökülüp atılması gerekiyordu.1922 yılının Haziran ayı ortalarına gelindiğinde Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa,artık taarruza geçilmesi gerektiği kararını almıştı. Büyük bir gizlilik içerisinde yürütülen çalışmalarda düşmanın kuvvetlerinin dikkati başka yönlere çekiliyordu. Diğer taraftan Türk ordusu büyük bir zaferi sağlayacak olan bir taarruz hareketi için var gücüyle çalışıyordu. Mustafa Kemal Paşa ordu birlikleri arasında düzenlenecek futbol müsabakaları bahanesiyle tüm ordu komutanlarını Akşehir’e davet etti. 28 Temmuz gecesi ordu komutanları ile yapılacak taarruz hakkında bir toplantı yapan Mustafa Kemal Paşa, gereken talimatlarını burada ordu komutanlarına iletti. Basına 21 Ağustos günü Çankaya Köşkü’nde bir çay daveti verileceği haberi bildirilmişti.

    Böylelikle gizli bir şekilde yürütülen Büyük Taarruz hareketinde son aşamalara hızla geliniyordu. Mustafa Kemal Paşa 20 Ağustos 1922’de Ankara’dan Akşehir’e giderek, 26 Ağustos 1922 Cumartesi sabahı düşmana taarruz emrini verdi. 26 Ağustos sabahı ordumuz Afyonkarahisar Kocatepe’de taarruza tam bir baskın şekline başlamış, düşman tam bir şaşkınlık içerisine girmişti. Sabah saat 04:30’da topçu birliklerinin taciz ateşi ile başlattığı harekat, saat 05:00’de önemli noktalara yoğun topçu ateşi ile devam etti. Piyadelerimiz, Sabah 06:00’da Tınaztepe’ye hücum mesafesine yaklaşarak, tel örgüleri aşıp, işgalci Yunan askerini süngü hücumu ile temizledikten sonra, Tınaztepe’yi ele geçirdiler. Daha sonra, saat 09:00’da Belentepe, ardından Kalecik-Sivrisi düşmandan temizlendi. Taarruzun birinci günü, 1. Ordu Birlikleri, Büyük Kaleciktepe’den Çiğiltepe’ye kadar on beş kilometrelik bir bölgede düşmanın birinci hat mevzilerini ele geçirdi. 5.Süvari Kolordusu, düşman gerilerindeki ulaştırma kollarına başarılı taarruzlarda bulundu. Aynı zamanda 2.Ordu’da cephede tespit görevini aksatmadan sürdürdü.

    26 Ağustos günü Türk Ordusunun Büyük Taarruz’u, Genelkurmay Başkanlığı’nca TBMM’ne bildirilmiş büyük bir sevinç ve gurur duyulmasına sebep olmuştur.

    Genellikle süngü hücumları ile gerçekleştirilen taarruz harekatı, 27 Ağustos Pazar sabahı gün ağarırken Türk Ordusunun bütün cephelerde yeniden taarruza geçmesi ile devam etmiştir. 27 Ağustos saat 18:00’de, Afyon 8.Tümen tarafından kurtarıldı. Başkomutanlık karargahı ile Batı Cephesi Komutanlığı karargahı Afyon’a taşındı. 28 Ağustos Pazartesi ve 29 Ağustos Salı günleri, başarılı geçen taarruz harekatı ile düşmanın 5.Tümeni tamamen çevrildi. 29 Ağustos gecesi yapılan toplantıda hızla harekete geçilerek artık muharebenin sonlandırılması gerektiği sonucuna varıldı. Düşmanın çekilme yollarının kesilmesi ve düşmanı çarpışmaya zorlayarak, tamamen teslim olmalarını sağlama yolunda karar aldılar. Karar süratli ve düzenli bir şekilde gerçekleştirildi. 30 Ağustos 1922 Çarşamba günü taarruz harekatı Türk Ordusunun kesin zaferi ile sonuçlandı. Büyük Taarruz’un son safhası askeri tarihimize Başkomutanlık Meydan Muharebesi olarak geçmiştir.

    30 Ağustos 1922 Başkomutanlık Meydan Muharebesi sonunda, düşman ordusunun büyük kısmı dört taraftan sarılarak, Dumlupınar’da Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın ateş hatları arasında bizzat idare ettiği savaşta yok edilmiş bir kısmı da esir alınmıştı. Böylelikle Büyük Taarruz hedeflendiği gibi 5 gün gibi kısa bir sürede gerçekleştirilerek kesin sonuç elde edilmiştir.

    Mustafa Kemal Paşa, kaçan düşman askerlerinin takip edilmesini uygun görerek o ünlü sözünü söylemiştir, “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir İleri”

    Yunan ordusu kesin yenilgi ile kaçarken acımasızca geçtikleri yerdeki halkı öldürüyor ve her yeri yakıp yıkıyorlardı. İzmir’e doğru kaçan Yunan askerlerinin bir kısmı ve Yunan Ordusu Başkomutanı Trikopis esir olarak ele geçirilmişti. Ordumuz bu muharebede, on beş günde 400 kilometre katederek, 9 Eylül 1922 sabahı İzmir’e girdi. Sabuncu Bel’den geçen 2.Süvari Tümeni, Mersinli yolu ile İzmir’e doğru akarken, bunun solunda 1.Tümen de Kadife Kale’ye doğru yürüyordu. Bu Tümenin 2.Alayı Tuzluoğlu Fabrikası’ndan geçerek Kordonboyu’na ulaştı. Yüzbaşı Şeref Bey Hükümet Konağına, 5.Süvari Tümenimizin öncüsü Yüzbaşı Zeki Bey Kumandanlık dairesine, 4.Alay Komutanı Reşat Bey’de Kadife Kale’ye bayrağımızı çektiler.

    Askerlerimiz İzmir’de coşku ve sevinç gösterileri arasında çiçeklerle karşılandı. Süvarilerimizin Kordon boyundan geçişi çok görkemli idi. Kurtuluş zaferinin Başkomutanı Gazi Mustafa Kemal Paşa, İzmir’in kurtuluşunu Belkahve’den seyretti. Türk Ordusunun, 400 kilometrelik bir mesafeyi savaşarak kat edip İzmir’e ulaşması yurt içinde ve yurt dışında hayret ve takdir uyandırdı.

    Büyük Türk zaferi karşısında endişeye düşen ve o anda İstanbul ve Çanakkale Boğazlarını işgal altında bulunduran İtilaf Devletleri, savaşı durdurmayı ve Türk’lerin haklı isteklerini yerine getirmeyi kendi çıkarlarına uygun buldular. 11 Ekim 1922’de imzalanan Mudanya Ateşkes Antlaşması’yla, silahlı çatışma durdurulmuş, Edirne dahil Trakya’nın da Türkiye’ye bırakılacağı ve bir ay içerisinde Yunanlılar tarafından boşaltılacağı kabul edilmişti. Bu gelişmeler üzerine, Anadolu’da Yunan politikasını yürüten İngiltere Başbakanı Lloyd George, istifa etti.
     
  2. Kayıtsız Üye

    Kayıtsız Üye Ziyaretçi

    teşekkürler
     
  3. gizliasker

    gizliasker Ziyaretçi

    çok teşekkürler baktıklarımdan en iyisi burda çıktı ödevime yardım ettininz
     
  4. Kayıtsız Üye

    Kayıtsız Üye Ziyaretçi

    ben de atamı çokkkk seviyorum ve onunla grur duyuyorum...
     

Sayfayı Paylaş