1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Atatürk’ün Öğretmenlere Verdiği Değer

Konusu 'Hayatından Kesitler' forumundadır ve wien06 tarafından 15 Ocak 2009 başlatılmıştır.

  1. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    ATATÜRK’ÜN ÖĞRETMENLERE VERDİĞİ DEĞER VE ÖĞRETMENLERDEN BEKLEDİKLERİ;

    CUMHURİYETİ KORUYUP YÜKSELTECEK BİÇİMDE YETİŞTİRİLMEDİR.

    “Çocuklarımız ve gençlerimiz yetiştirilirken onlara bilhassa mevcudiyeti ile, hakkı ile, birliği ile tearuz eden (çatışan) bilumum yabancı anasırla (unsurlarla) mücadele lüzumu ve efkâr-ı milliyeyi (millî fikirleri) kemal-i istiğrak ile (kendinden geçerek) her mukabil (karsı) fikre karsı şiddetle ve fedakârane müdafaa zarureti telkin edilmelidir. Teni neslin bütün kuvayı ruhiyesine bu evsaf (nitelikler) ve kabiliyetin zerki (aşılanması) mühimdir.”
    (15.7.1921’de Ankara’da Maarif Kongresini açarken)


    “Çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri tahsilin hududu ne olursa olsun en evvel ve her şeyden evvel Türkiye’nin istiklâline, kendi benliğine, ananat-ı milliyesine düşman olan bütün anasırla (unsurlarla) mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir. “
    (1.3.1922’de T.B.M.M. üçüncü toplanma yılını açarken)


    “Cumhuriyet fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek seciyeli (karakter ve kişilik sahibi) muhafızlar (koruyucular) ister (...) Muallimler, sizin basarınız, Cumhuriyetin başarısı olacaktır. Teni Türkiye’nin birkaç seneye sığdırdığı askeri, siyasî, idari inkılâbat (devrimler) sizin, muhterem muallimler, sizin içtimaî ve fikri inkılâptaki muvaffakiyetinizle teyit olunacaktır (güçlenecektir). Hiçbir zaman hatırlarınızdan çıkmasın ki, Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister.”
    (25.8.1924’te Muallimler Birliği Kongresi üyelerine seslenişi)




    MİLLİ BİR EĞİTİM OLMALIDIR


    Önceki dönemlerin millî olmayan eğitimini felâketlerimizin temel sebepleri arasında gören Atatürk,, yeni Türk Devletinin eğitiminin millî olmasını istemiştir. O, millî eğitimi, Temmuz 1921 Maarif Kongresinde şöyle açıklar:
    “Bir millî terbiye programından bahsederken, eski devrin hurufatından (boş inançlarından) ve evsaf-ı fıtriyemizle (doğuştan sahip olduğumuz özelliklerle) hiç de münasebeti olmayan yabana fikirlerden, şarktan ve garptan gelebilen bilcümle tesirlerden tamamen uzak, seciye-i milliye ve tarihiyemizle mütenasip bir kültür kastediyorum. Çünkü deha-yı milliyemizin inkişaf-ı tamı ancak böyle bir kültür ile temin olunabilir.”


    Eylül 1924’te, Samsun’da öğretmenlere seslenirken de, halen milyonlarca müslümanın millî olmayan eğitimleri yüzünden esaret ve sefalet içinde bulunduklarını belirttikten sonra şöyle demiştir:
    “Millî terbiyenin ne demek olduğunu bilmekte artık bir gûna teşevvüş (belirsizlik, bulanıklık) kalmamalıdır. Millî terbiye esas olduktan sonra onun lisanını, usulünü, vasıtalarını da millî yapmak zarureti tartışılamaz- Millî terbiye ile inkişaf ve ilâ (yüceltmek) edilmek istenilen genç dimağları bir taraftan da paslandırın, uyuşturucu, hayalî zevaitle (gereksiz şeylerle) doldurmaktan dikkatle kaçınmak lâzımdır.”


    Atatürk’ün Mart 1923’de Konya gençlerine hitaben yaptığı konuşma da bize “millî terbiye”nin ne olduğunu anlamakta ışık tutacaktır:
    “Aydınlarımız, ‘milletimi en mesut millet yapayım’ der. ‘Başka milletler nasıl olmuşsa onu da aynen öyle yapalım’ der. Lâkin düşünmeliyiz ki, böyle bir nazariye hiçbir devirde muvaffak olmuş değildir. Bir millet için saadet olan birşey diğer millet için felâket olabilir. Aynı sebep ve şartlar birini mesut ettiği halde diğerini bedbaht edebilir. Onun için bu millete gideceği yolu gösterirken dünyanın her türlü ilminden, buluşlarından, ilerlemelerinden yararlanalım. Lâkin unutmayalım ki, asıl temeli kendi içimizden çıkarmak zorundayız. “



    EĞİTİM BİLİME DAYANMALIDIR.

    Atatürk, bilimin her alanda olduğu gibi eğitimde de bize tek rehber olması gerektiğini söylemiştir. Bu açıdan da o, eğitim tarihimizde yepyeni bir çığır açmıştır.

    Ekim 1922’de Bursa’da öğretmenlere seslenirken şöyle demiştir:
    “Milletimizin siyasî, içtimaî hayatında, milletimizin fikri terbiyesinde de rehberimiz ilim ve fen olacaktır (...) İlim ve fen nerede ise oradan alacağız ve milletin her ferdinin kafasına koyacağız- ilim ve fen için kayıt ve şart yoktur. “


    Eylül 1924’te Samsun’da öğretmenlere bu konuda seslenişi şöyledir:
    “Dünyada herşey için, maddiyat için, maneviyat için, hayat için, muvaffakiyet için en hakikî yol gösterici ilimdir, fendir. İlim ve fennin dışında kılavuz aramak gaflettir, bilgisizliktir, dalâlettir (yolunu sapıtmadır).”


    Temmuz 1927’de İstanbul’da öğretmenlere seslenişinde aynı konuyu işler:
    “Eski hocalar nasıl dinî esastan hâkim olmuşlarsa, öğretmenler de ilim esasından kazanmaya başladıkları hâkimiyeti sonuca ulaştırmalıdırlar. “


    Son olarak, 29 Ekim 1933’teki Onuncu Yıl Söylevi’ne değinelim:
    “Türk milletinin yürümekte olduğu ilerleme ve medeniyet yolunda elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müsbet ilimdir. “
     
  2. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    ÜRETİCİ VE BAŞARILI İNSANLAR YETİŞTİRMELİDİR

    Osmanlıların duraklama ve gerileme dönemlerinde, Türk gençlerinin en çok rağbet ettikleri meslek din görevliliği ve memuriyet’tir. Tanzimat’ın eğitimde yenileşme hareketleri içinde de memuriyet ve kâtiplik daha da arzulanan bir meslek haline getirilmiştir. Gerileme ve çökmeye yüz tutma karşısında yöneticiler, aydınlar, toplum silkinip ciddî kurtuluş çareleri arayıp uygulayacakları yerde, aksine gerilemenin önemli sebeplerinden olan memuriyete aşırı önem verme anlayışını sürdürmüşlerdir.

    Bir dilekçe sonunda “saygılarımla” diyebilmek için yüz çeşit anlamsız ifade biçimleriyle Türk gençleri meşgul edilmiş, konu zorlaştırıldıkça önemli gibi görülmüştür. Öyle ki, gereksiz ifade ve kalıp formülleri öğreten kitaplar Gülbahçesi adıyla öğrencilerimizin önüne sürülmüştür: “Gülşen-i Muharrerat” yani yazışmaların gül bahçesi...

    Bütün bunlardan sonra Osmanlı Türklerinin neden memuriyete koşuştuklarına, ticaret, sanayi ve iş dünyasının Rum, Ermeni ve yabancıların elinde kaldığına şaşılır mı?

    Eğitimimizin memur yetiştirdiğini, işe yaramaz, yüzeysel bilgilerle öğrencilerin kafasını doldurduğunu ilk gözleyip dile getirenlerden biri Ali Suavî’dir. O, 1867’de şöyle yazmıştır:

    “Eğitim nedir, ne içindir, bunları halkın çoğu bilmiyor. Bunlar anlatılmadık-ça, eğitimin zararından başka sonucu olmaz- Biz eğitimi, yüzeysel olarak, cümle ve kalıplar, çekişme ve tartışma formülleri ezberlemek sanıyoruz… Şimdi İstanbul öyle bir hale gelmiş ki, anasından doğan çocuk Devletin hazinesine ağız açıyor ve hiç kimse çocuğunun hakkında Devlet memuriyetinden başka bir düşünce taşımıyor. “

    İşte Atatürk, gerilememizin önemli sebeplerinden biri olan memur olmaya aşırı düşkünlüğü ortadan kaldırmaya çalışmış ve eğitimimize yeni ve aktif bir insan tipi yetiştirmeyi hedef göstermiştir:

    “Terbiye ve tedriste tatbik edilecek usul (yöntem), malûmatı (bilgiyi) insan için fazla bir süs, bir vasıta-ı tahakküm (baskı aracı), yahut medenî bir zevkten ziyade maddî hayatta muvaffak olmayı temin eden amelî ve kabil-i istimal (işe dönük ve kullanılabilir) bir cihaz haline getirmektir”.


    (1.3.1923’de T.B.M.M. dördüncü toplanma yılını açarken)
    “Muallimler! Erkek ve kız çocuklarımızın, aynı suretle bütün tahsil derecelerindeki talim ve terbiyelerinin amelî olması mühimdir. Memleket evlâdı, her tahsil derecesinde iktisadî hayatta âmil (etkin), müessir ve muvaffak olacak surette teçhiz olmalıdır (donatılmalıdır.)”


    (25.8.1924’te Muallimler Birliği Kongresi üyelerine seslenişi) 1931’de de şöyle der:
    “İlk ve orta öğretim mutlaka insanlığın ve medeniyetin gerektirdiği ilmi ve tekniği versin, fakat o kadar pratik bir tarzda versin ki, çocuk okuldan çıktığı zaman aç kalmaya mahkûm olmadığına emin otun.”



    HÜRRİYET VE GÜVEN DUYGULARI GELİŞTİRLMELİDİR

    Eğitim, çocuğa hürriyet vererek, yeni nesillerde fazilet, fedakârlık, düzen disiplin, kendine ve milletimizin geleceğine güven duygularını geliştirmelidir.

    Türk eğitim tarihi bize, duraklama ve gerileme döneminin eğitim değerleri ve çocuk yetiştirme uygulamaları arasında korku, umutsuzluk ve karamsarlığın çok önemli bir yer tuttuğunu göstermektedir.

    Bu konular ilk kez, ciddî biçimde II. Meşrutiyet döneminde (1908-1918) bazı düşünürlerimizce ele alınmıştır. Bunlar arasında eğitimci Satı Bey ve Mehmet Akif gösterilebilir.

    Mehmet Akif, 1912-1913 Balkan Savaşı yenilgisi ve felâketleri sırasında, bu duruma yol açan “hatalarımızı” araştırmıştır. Ona göre, Devletimizin çökmeye yüz tutmasının nedeni, beşikte kulağa fısıldanan, öğretmenler, müderrisler, hocalar, vaizler, yazar ve şairler, devlet adamları tarafından işlenen ve ne yazık ki kabullenilen bir hayat ve eğitim felsefesidir. Bu, dayakla terbiye vermeyi amaçlayan, korkak, ürkek, hareketsiz, kendine ve milletine güven duymayan, milletin geleceğine karamsar bir gözle bakan nesiller yetiştiren bir dünya felsefesidir. En büyük “hatamız” budur.

    Atatürk de bu anlayışa karşı çıkmış ve yeni nesillerin nasıl yetiştirilmesi gerektiğini açıklamıştır.

    Temmuz 1921’de Maarif Kongresini açarken şöyle demiştir:
    “Yeni neslin donatılacağı manevî vasıflar arasında kuvvetli bir fazilet askı ve kuvvetli bir düzen ve disiplin fikri de yer almalıdır. “

    Atatürk’e göre, bir çocuğun normal öğretim derecelerinden geçerek okulda yetişmiş olması şarttır ve eğitimde düzen ve disiplin başarının esasıdır.

    Atatürk, eski dönemlerin dayağa dayanan düzen ve disiplin anlayışı yerine, sevgiye dayanan bir düzen ve disiplin konulmasını ister. O, çocukların çoğu ailelerde büyüklerin yanında konuşturulmamasının çok yanlış olduğunu belirttikten sonra şöyle der:

    “Tam tersine, çocukları serbestçe konuşmaya, düşündüklerini, duyduklarım olduğu gibi ifade etmeye teşvik etmelidir. Böylece, hem hatalarını düzeltmeye imkân bulunur, hem de ileride yalancı ve riyakâr olmalarının önüne geçilmiş olur. Kısacası çocuklarımızı artık, düşüncelerini hiç çekinmeden açıkça ifade etmeye, içten inandıklarını savunmaya, buna karşılık da başkalarının samimî düşüncelerine saygı beslemeye alıştırmalıyız- Aynı zamanda onların temiz yüreklerinde, yurt, ulus, aile ve yurttaş sevgisiyle beraber doğruya, iyiye ve güzel şeylere karşı sevgi ve ilgi uyandırmaya çalışmalıdır. Bence bunlar, çocuk terbiyesinde, ana kucağından en yüksek eğitim ocaklarına kadar her yerde, her zaman üzerinde durulacak önemli noktalardır. Ancak bu suretledir ki, çocuklarımız memlekete yararlı birer vatandaş ve mükemmel birer insan olurlar.”


    O, çocuklarımıza ideal (ülkü) aşılanmasını ve onların çalışkan olmalarını istemiştir:

    “Hiçbir şeye muhtaç değiliz, yalnız tekbir şeye çok ihtiyacımız vardır: Çalışkan olmak. Toplumsal hastalıklarımızı tetkik edersek temel olarak bundan başka, bundan mühim bir hastalık keşfedemeyiz; hastalık budur. 0 halde ilk işimiz bu hastalığı esaslı surette tedavi etmektir, milleti çalışkan yapmaktır. Servet ve onun tabiî sonucu olan refah ve saadet yalnız ve ancak çalışkanların hakkıdır. “


    (Ocak 1923’te gazetecilere yaptığı konuşma)
    “Gelecek için hazırlanan vatan evlâdına, hiçbir güçlük karşısında baş eğmeyerek tam sabır ve dayanma ile çalışmalarını ve öğrenimdeki çocuklarımızın anne ve babalarına da yavrularının tahsillerinin tamamlanması için her fedakârlığı göze almaktan çekinmemelerini tavsiye ederim”.


    Atatürk öğrencilerimizin kendilerine ve milletlerine güven duygusu ile yetişmelerini, asla aşağılık duygusuna kapılmamalarını da ister. 1936’da şöyle demiştir:
    “Türkiye Cumhuriyetinin özellikle bugünkü gençliğine ve yetişmekte olan çocuklarına hitab ediyorum: Batı senden, Türk’ten çok geriydi. Manada, fikirde, tarihte bu böyleydi. Eğer bugün Batı nihayet teknikte bir yükselme gösteriyorsa, ey Türk çocuğu, o kabahat da senin değil, senden evvelkilerin affolunmaz ihmalinin bir neticesidir. Şunu da söyleyeyim ki, çok zekisin! Malûm, fakat zekâm unut! Daima çalışkan ol.”

    Atatürk, sporu da, gençliğin millî terbiyesinin ana unsurlarından sayar.

    O, gençliğe kazandırılacak bütün vasıfların ve terbiyenin lâik ve karma eğitim çerçevesi içinde gerçekleştirilmesini ister.

    BİLGİ VE AHLAK DÜZEYİNİ YÜKSELTMELİDİR

    Eğitim toplumu cehaletten kurtarmalı, onun bilgi ve ahlâk düzeyini yükseltmeli, kabiliyetlerini ortaya çıkarıp geliştirmelidir.

    Atatürk, toplumumuzun bilgisizliğini, felâketlerimizin en önemli sebepleri arasında gördüğünden, bilgisizliğin süratle ortadan kaldırılması gerektiğini her zaman ifade etmiştir. Başlıca istekleri ve gösterdiği hedefler şöyledir:

    “Milletimizin saf seciyesi istidat (kabiliyet) ile malîdir (doludur). Ancak bu tabiî istidadı inkişaf ettirebilecek usullerle mücehhez (geliştirebilecek yöntemlerle donatılmış) vatandaşlar lâzımdır. Bu vazife de siz muallimlere düşüyor”.


    (15.7.1921’de Ankara’da Maarif Kongresini açarken)
    “Tüm köylülere okumak, yazmak, vatanını, milletini, dinini, dünyasını tanıtacak kadar coğrafî, tarihî dinî ve ahlâkî malûmat vermek ve âmal-ı erbaayı (dört işlemi) öğretmek maarif programımızın ilk hedefidir. Bu hedefe varmak, eğitim tarihimizde kutsal bir merhale teşkil edecektir. “


    (1.3.1922’de T.B.M.M. üçüncü toplanma yılını açarken).
    “Millî ahlâkımız, medenî esaslarla ve hür fikirlerle tenmiye ve takviye olunmalıdır (geliştirilip güçlendirilmelidir).”


    (25.8.1924’te Muallimler Birliği Kongresi üyelerine seslenişi)
    “Muallimler her vesileden istifade ederek halka koşmalı, halk ile beraber olmalı ve halk, muallimin çocuğa yalnız alfabe okutur bir varlıktan ibaret olmayacağını anlamalıdır.”


    (7.7.1927’de İstanbul’da öğretmenlere seslenişi)
    “İlk işimiz milleti çalışkan yapmaktır.”


    (Ocak 1923’te gazetecilere yaptığı konuşma)
    “Aydınları halk seviyesine indirmekten ziyade, bütün halkı eğitimde aydın olarak yetiştirmek gerekir.*

    Atatürk Türk kadını ve annenin eğitiminin de önemle alınmasını istemiştir.



    Prof. Dr. Yahya Akyüz
    ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ, Sayı 10, Cilt IV, Kasım 1987
     

Sayfayı Paylaş